Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
4 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

4 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

04 Ağustos 2010 Çarşamba 17:50
... “Pazartesi söyleşisi”nin , PKK ve Abdullah Öcalan olgusuna çok önemli ışık tuttuğunu yazdı ...
PKK'deki 'derin devlet'... (Cengiz Çandar – Radikal)

Taraf yazarı Neşe Düzel'in, haftalardır yaptığı röportajlarla tarihe kayıt düştüğünü ifade eden Cengiz Çandar, Düzel'in, Stockholm'de yaşayan Kürdistan Sosyalist Partisi'nin kurucu lideri Kemal Burkay ile yaptığı en son “Pazartesi söyleşisi”nin , PKK ve Abdullah Öcalan olgusuna çok önemli ışık tuttuğunu yazdı.

Taraf'ta iki gün üst üste yayımlanan Kemal Burkay söyleşisinin bazı bölümlerine yer veren Çandar'ın köşesinden bir bölüm şöyle:

“(…) N.D.: Son dönemde PKK saldırılarının yoğunlaşmasının, Öcalan'ın muhatap alınma isteğinin bir sonucu olduğu da söyleniyor. Şiddetin tırmandırılmasında bu tür hesaplar yok mu sizce?
K.B.: Olabilir ama onlar yan hesaplardır. Belirleyici hesaplar değildir. Şunu tespit edelim. PKK'nın sürdürdüğü savaş PKK'nın de çıkarına değil. O insanları öldürmekte bir çıkarları yok. Çünkü istemleri ne? En fazla demokratik özerklik istiyorlar. Bunun için dağda olmaları, savaşmaları gerekmiyor. Bu istemlerini, bir legal parti yoluyla da dile getirebilirler. Bu olanak var. Bunu yapsalar, çok daha büyük güç toplarlar ve bölgede AK Parti'yi geride bırakırlar. Ama dağdaki kadroların bir kısmı derin devlet tarafından kontrol ediliyor. Yalnız şu yanlış anlaşılmasın... Ben PKK'nın bütün komutanları ve savaşan bütün insanlar ajandır demiyorum.
N.D.: Ne diyorsunuz?
K.B.: “PKK'nın o kadarlık bölümü de yetiyor” diyorum. Nitekim zaman zaman saldırıları tırmandırıyorlar. Şimdiki amaç, referandumda hayır oyu çıkarmak ve seçimlerde AK Parti hükümetini düşürmek... Bakın... Barış ve demokrasi karşıtları çok acımasızdırlar. Bunlar, Türk-Kürt çatışmasına yol açabilecek eylemleri de tezgâhlarlar. Çünkü eskiden beri böyle yaptılar.

(…) N.D.: Silahlı mücadele nasıl ve ne zaman biter bu durumda?
K.B.: Bu sorun PKK'yle çözülmez. Bu sorun, derin devletin ve militarist politikanın yenilgiye uğratılmasıyla biter. (…) BDP ve PKK'yle görüşmekten korkmamak lazım. PKK'yle görüşmeler çok açık yapılmayabilir. PKK içinde bu tür görüşmeleri, barış sürecini sabote etmek isteyenler olsa bile, PKK dolaylı görüşmelere kapalı değil. Murat Karayılan bunu istiyordu. Burada şu nokta çok önemli. Dağdaki adam indiği zaman cezaevine girmeyeceğini bilmeli. Çözümün anahtarı, silahların susturulması ve dağdakilerin indirilmesidir. Bunun için de BDP ve PKK'yle diyalog şarttır…”

Faili meçhuller devlet kararı mı? (Mehmet Tezkan – Milliyet)

Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın tartışmaya açtığı 1993'ten sonra yoğunlaşan, 1998'lere kadar süren faili meçhul cinayetler konusunun çok önemli olduğunu belirten Mehmet Tezkan, “devlet işin içinde olmasa cinayetin faili meçhulünün olmayacağını” yazdı.

1990'ların başından itibaren bölgeye gidip geldiğini ifade eden Tezkan, “faili meçhul” denilen cinayetlerin 3'e ayrıldığını, bunlardan ilkinin, 1990'lı yılların başlarında kentlere, ilçelere, beldelere, köylere mezralara hâkim durumda olan PKK'nin etkinliğini kırmak gayesiyle devlet tarafından işlenen cinayetler olduğunu yazdı.

Bunların, “emekli Koramiral Kıyat'ın dediği gibi, bir üsteğmenin, bir polis müdürünün şu iki kişiyi ortadan kaldırayım da terörü bitirelim diye sıktığı kurşun” olamayacağını ifade eden Tezkan, şöyle devam etti:

“(…) Faili meçhul denilince akla hep devlet geliyor, ama PKK'nın da çok sayıda cinayet işlediğini biliyoruz..
Devlete yakın duran.. Devlet görevlileriyle ahbaplık eden..
(…) PKK'lı komutana tam anlamıyla itaat etmeyen, anında hain ilan ediliyordu.. Cezası da kafasına sıkılan kurşundu..

(…) Bir de fırsatçılar vardı..
O kargaşa ortamında hasmını temizleyenler, gıcık kaptığını faili meçhul sınıfına sokanlar, uyuşturucu kavgaları falan..
Ortalık o kadar toz dumandı ki kimse önünü göremiyordu..
Cinayetler birbirinden ayrılamıyordu..

Faili meçhul dosyası kabarıktır, paldır küldür açmakta yarar var mıdır bilemem…”

MHP'li itfaiye Dörtyol'da BDP yangınına su sıkmadı! (Aziz Üstel – Star)

Hatay Dörtyol'da çıkan olaylarla ilgili istihbarat raporlarının insanın kanını dondurduğunu ve ikinci bir “Madımak” faciasının ucundan dönülmüş olduğunun anlaşıldığını yazan Aziz Üstel,
BDP ilçe binasına saldıranların, içerideki eşyaları ateşe vermeleri sonucu çıkan yangında, müdahale için gelen MHP'li belediyenin itfaiyesinin “yangını söndürmedikleri gibi zafer işaretleri yaparak, arkalarına bakmadan çekip gittiklerini” belirtti.

Güvenlik görevlilerinin, itfaiyenin tutumuyla ilgili Cumhuriyet Savcısı'na bilgi verdiklerini, Savcı'nın, istihbarat raporuna göre? “Slogan atan BDP'lilere herhangi birşey yapmıyorsunuz; bunlara da yapmaya gerek yok!” yanıtını verdiğini ifade eden Üstel, şunları yazdı:

“(…) Bu yanıt, eğer doğruysa, beni Nuremberg Duruşmaları'na ve Nazi döneminin hem başsavcı iskemlesine hem de yargıç koltuğunda oturan Emil Janning'in anlattıklarına taşıdı. Nuremberg'de insanlık suçuyla yargılanan Janning, 'Ben, Ari ırktan olmayanları düşman ve bu ülkeye zarar veren insanlar olarak gördüm buna inandırıldım. Onun için hadım edilmelerine, üzerlerinde tıbbi deneyler yapılmasına, toplu olarak öldürülmelerine onay verdim... Ama şimdi anlıyorum, ne kadar hatalı olduğumu!'

(…) Olayların birinci ve ikinci gününde MHP İl Başkanı Şefik Çirkin ve Ülkü Ocakları İl Başkanı Lütfü Kaşıkcı ön saflarda boy gösteriyor. Dahası Çirkin, olaylar sürerken televizyonlara 'halkın galeyana gelmesi doğaldır' gibisinden çirkin çirkin laflar ediyor. Kristal Gece sonrasında da dünya basınına konuşan, Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, 'bir yurttaşımız katledilmiş Paris'te. Halkın galeyana gelmesi doğal değil mi?' diye sorar!

Görüyor musunuz kafatasçılar, ırkçılar, birlikte yaşamayı bilemeyenler hangi ülkenin yurttaşı olurlarsa olsunlar, hiç değişmiyorlar!”

'Evet'in haysiyeti (Bejan Matur – Zaman)

Hayatında hiç oy kullanmadığını ancak “ilk defa bu referandumda sandığa gitmeyi canı gönülden istediğini” belirten Bejan Matur, bunu “biraz haysiyet meselesi gibi” algıladığını ve “yaşanan tarihin, çekilen acıların hesabının görüleceği bir zeminmiş” gibi düşündüğünü ifade etti.

Referandumda oylanacak olanın, topluma yaşatılan acı tarih olduğunun, o tarihin değişmesinde küçük de olsa bir adımın değerli olduğunu yazan Matur'un yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Bu süreçte pek çok kişiyle konuşuyorum. Naçizane gözlemim şu; Evet diyenlerin 'evet'i gerekçelendirmesi hiç zor değil. 'Evet'in sebepleri herkesin hayatında var çünkü. Yaşanan tarih bize 'evet'i dedirtmek için bir hafıza biriktirmiş. 12 Eylül darbesinde acı çeken hemen herkes referandumu bir haysiyet meselesi gibi görüyor. Evet diyerek o tarihe sahip çıkıyorlar.

(…) Hayır diyenlerin işi ise çok zor! Hayırcıların kurduğu mantık, akıl yürütme biçimleri daha baştan hakkaniyetli görünmüyor. Hayatın karşısında duruyorlar sanki. 'Hayır'larını gerekçelendirmek için kurdukları cümlelerde hep bir zorlama mantık, sığ bir mızıkçılık. İtirazların vardığı tek yer AKP karşıtlığı. Motivasyonlarını belirleyen AKP karşıtlığı olunca da, haklı argümanlarını temellendirirken bile zorlanıyorlar.

(…) Hâlbuki 82 Anayasası'na itiraz etmek için, AKP'den çok daha ciddi nedenlerimiz var. Her şeyden önce bu anayasa bir darbe anayasası. Var olduğu 30 yıl boyunca hayatımızdan çok şey götürdü.

(…) Referandumda boykot kararı alan BDP için de durum farklı değil. Çünkü kabul ettikleri siyasetin kalbinde yer alan Kürtlüğü, zor ile terbiye eden darbe anayasasını koruyucu pozisyona düştüler. Sanıyorum referandumda BDP'nin aldığı boykot kararını belirleyen dinamik, demokratik bir anayasa istemek ya da istememek tartışması değil, daha çok bu süreçte, 'bana bir iktidar düşüyor mu' tartışması. İktidar/güç istemek bir siyasi partinin hakkıdır ama bunun meşru olmasını beklemek de demokrasinin gereğidir.

Çok muhtemel ki, 12 Eylül darbesiyle, anadilleri özel alanda bile yasaklanmış olan Kürtler'in yarıdan fazlası referandum sandığına gidecek ve gidenlerin hemen tamamı evet diyecek. Her seçimde liste, adres vb. sorunlar nedeniyle oy kullanamayan Kürtleri de düşünürsek, BDP'nin boykot kararının o çok istediği gücü kendisine vermeyeceğini öngörebiliriz…”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler