Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
4.Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi’ne Yoğun İlgi

4.Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi'ne Yoğun İlgi

22 Mart 2012 Perşembe 10:11
4. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi” ikinci gün 1500’den fazla kişinin yoğun ilgi gösterdiği 3. oturumla sona erdi.

4. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMLER KONGRESİ

 2. GÜNÜNDE DE YOĞUN İLGİ GÖRDÜ

Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Dicle Üniversitesi Girişimci Genç Hukukçular Kulübü’nün işbirliğiyle başlayan “4. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi” ikinci gün 1500’den fazla kişinin yoğun ilgi gösterdiği 3. oturumla sona erdi.

Dicle Üniversitesi kongre merkezinde gerçekleştirilen kongrede, Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabri Eyigün’ün  moderatörlüğünde İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Altan “Türkiye ve Yeni Ortadoğu”, Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi  Prof. Dr. Yasin Aktay “Ortadoğu’daki Değişimin Siyasal ve Sosyolojik Temelleri” ve  Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmalar Merkezi Müdürü  Prof. Dr. Mustafa Öztürk “Bölgesel İşbirliği Teklifi:  “Güneybatı Asya Birliği”  konularında konuşma yaptı.

Değişimin, dünyanın en yapısal kuralı olduğunu söyleyerek söze başlayan Prof. Dr. Yasin Aktay, bazı toplumların daha hızlı, bazılarının ise daha az değişime ayak uydurduğunu belirtti. Aktay: “İslam dünyası bu değişimden nasibini daha az almış ülkeler. Batı, demokrasisi ve teknolojisi bu sürece rehberlik ile rehberlik etmiştir” dedi.

Ecdadımızla, tarihimizle övünüp durduğumuzu, tarih edebiyatına takılıp kaldığımıza dikkat çeken Aktay, bundan öteye gidilemediğini, gelişme adına kayda değer bir yol alınamadığını anlattı.

Arap Baharı adı altında Arap ülkelerinde bir değişimin yaşandığını, ve bunun devrim olup olmadığını sorgulayan Aktay, devrim denen kavramın batıya özgü bir şey olduğunu belirtti. Aktay sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun arka planında Amerika var, görünürde ise kimse yok. Şu başlattı diyemiyoruz.Burada olup bitenlerden en az memnun olan da Amerika aslında. Suriye rejimini ayakta tutan ise İsrail Karşıtlığı  politikasıdır. Bu rejimler, halklarını muhaberat (işkence) rejimiyle ayakta tutmuşlardır. Ortadoğu’da değişimin asıl aktörleri halkın kendisidir.”

Konuya tarih bilimi açısından yaklaşan  Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise projesini dayandırdığı bir kaç noktaya değindi. Avrupa’da sanayinin gelişmesi ve silah ihtiyacının artması nedenleriyle bir birlik ortaya çıktığını açıklayan Öztürk, daha sonra bu birliklere ideolojik bir renk katılarak panlar oluştuğunu ve daha sonra bugünkü Avrupa Birliğinin ortaya çıktığını kaydetti.

Osmanlının dağılmasından sonra bölgede ciddi bir boşluk oluştuğunun altını çizen Öztürk, “bu boşluğu ABD, Rusya, İngiltere, Fransa doldurmaya çalıştı ve aralarında ciddi bir rekabet ortaya çıktı. Bu da bölgeye ciddi zarar verdi. Bugün bölgede tam bir birlik olmadığından devamlı tehdit altında oldu. Türkiye de bu tehdidin içinde oldu. Sonuçta tehdit varsa, boşluk varsa bugün bu bölgede birliğe ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı da Güneybatı Asya birliği ile giderebiliriz. Sınırları çok geniş olan bu birlik zoraki bir birlik olmayacaktır. Çünkü bölgede tarihi, coğrafi, kültürel ve ekonomik açıdan bir birlik var. Diller arasında ciddi bir yakınlık var herkes birbirini anlayabilir. Dolayısıyla bu birliğe hazırız. Ancak iç ve dış olmak üzere birkaç engel var: İç engeller zihinsel engellerimizdir. Yani bu birliği kuramayacağımıza dair bir engel. Özgüvenimiz yok. Dış engeller ise bölgede emelleri olan emperyalist güçler böyle bir birlik arzu etmeyeceklerdir ve engelleyeceklerdir.Bu birliği bozabilecek iki ülke var. İsrail ve Ermenistan” diye devam etti.

Konuşmasının ana olgusunu insan üzerinden değerlendiren Mehmet Altan, son birkaç ayda Türkiye’de meydana gelen siyasi ve güncel olaylar üzerine açıklamalarda bulundu. Sosyal bilim denen şeyin ne olduğuna dikkat çeken Altan, “sosyal bilim dediğimiz vakit kimi konuşuyoruz: Ulusları mı, ırkları mı, mezhepleri mi konuşuyoruz. Yoksa insanı mı konuşuyoruz? Yeryüzünü kendi evin gibi insanı da hemcinsin olarak algılayamadığın vakit, Ortadoğu ve dünyayı analiz etmekte zorluk yaşarsın” diyerek BİZ ve ONLAR kavramına açıklık getirdi.

Türkiye’nin değiştiğini ama abartılmaması gerektiğini dile getiren Altan, hala 12 Eylül rejiminin, bütün yasaların zihniyeti ve yapısıyla üstelik siyaseti de belirleyerek ayakta durduğunu ifade etti. 12 Eylül rejimi değişmeden değişimin yaşanamayacağını vurgulayan Altan, “değişenlerin altını çizip desteklerken, sistemin aynı durduğunu unutmamak lazım” dedi.

Bu tür meselelerin, insan ile insanlığın buluştuğu üniversitelerde konuşulması fikrine hep inandığını ve savunduğunu paylaşan Altan, “üniversitelerde ONLAR-BİZLER kavramının olmadığını insanlığın ve uygarlığın olduğunu ifade etti.

Seyircilerin sorusunu da cevaplayan konuşmacılar, öğrencilerden yoğun ilgi gördü. 1500 kişilik salonda çok sayıda kişinin ayakta takip ettiği programın sonunda konuklara katkılarından dolayı teşekkür ederek, plaket takdim eden Rektör Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, konuşan bir üniversite olmayı hedeflediklerini ve üç buçuk yıldır bunu gerçekleştirmeye çalıştıklarını söyledi.Şu ana kadar çok sayıda bilim adamı ve düşünürü burada ağırladıklarının altını çizen Rektör Saraç, öğrencilerin de soruları ve düşünceleriyle bu özgür ortama katkıda bulunduklarını anlattı.

Program bittikten sonra konuşmacılar, öğrenciler tarafından uzun süre soru yağmuruna tutularak hatıra fotoğrafı çektirdi.

Diğer Haberler