Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Abdestsiz adalet bu olmalı!

Abdestsiz adalet bu olmalı!

22 Aralık 2012 Cumartesi 09:24
Cumhuriyeti kuran irade “devlet”i merkeze koymuş, o günden bu yana insan’ı ezip durmuştur.

Necat Özdemir

Cumhuriyeti kuran irade, ilahi öğretilerin merkeze koyduğu insan’ı safdışı bırakıp, “devlet”i merkeze koymuş, o günden bu yana insan’ı ezip durmuştur. Sistem; mazlumların tenkilleri, tehcirleri ve tedipleriyle tahkim edilirken oluk oluk akan kanlarla sulanmış, boy verip büyümesi için gereken her şey yapılmıştır.

Ve işte o temeller üzerine kurulup tahkim edilen bir sistemde, 10 yıllık AKP dönemindeyiz. Bu dönem insan’a nefes aldırılan bir dönem olarak lanse edilmektedir. Somut yansımaları da yok değildir elbette. Bundan olsa gerek farklı kesimler ümit beslemiş ve % 49’luk bir oranla bu partiyi bir kez daha tek başına iktidara taşımışlardır.

Abdestsiz namaz olmadığı gibi, hizmetkârlık bilinciyle olmayan yönetimden de adalet çıkmaz demişti Bediüzzaman. Yönetim hâkim değil hizmetkârdır, hâkim ha(l)k’dır. Öyle olmalı… Öyle olmayan bir düzende, iktidarın adı ne olursa olsun, son 10 yıllık süre zarfında yaşanan bir kısım tahakküm/zulüm tablolarını hatırlamada fayda vardır.

AKP’nin iktidarından bir süre sonra ağır işkenceler sona erdirilmiş; ancak haksız gözaltı, hafif işkence, tutuklama ve mahkûmiyetler son bulmamıştır. Karanlık dehlizlerde feryad ettiren memurların yargılanması gündeme gelmediği gibi, AİHM nezdinde iki işkence olayında Türkiye’nin mahkûmiyetine sebebiyet veren, adı onlarca kişiye işkence ve tecavüz iddialarına karışan ve hatta mahkûmiyet almış kimseler İstanbul’da terörden sorumlu Emniyet Müdürü olarak atanmışlardır.

Tamamen hayır faaliyetlerinde bulunan STK mensupları caniler gibi takibe maruz bırakılıp cezalandırılmış, Elazığ İhya-Der örneğinde olduğu gibi 150 yıla varan hapis cezalarına mahkûm edilmişlerdir.

Ergenekon soruşturmaları darbe girişimleriyle sınırlı tutulmuş, bir zamanların muktedirlerinin devlet gücüyle ülkedeki Müslümanlar ve özellikle de Kürd coğrafyasındaki insanlık dışı uygulama, el koyma, infaz ve cinayetleri soruşturma konusu yapılmamış, Dersim ve Zilanlar’dan önce aydınlatılması ve sorumlularının cezalandırılması gereken bir dönem soruşturulmamıştır.

Belli periyotlarla yapılan operasyonlarda yüzlerce insan terörist muamelesine tabi tutulup gözaltı merkezlerinden geçirilmiş, ajanlık muamelesine tabi tutulmuş, hayatları karartılmak istenmiştir.

Kürd coğrafyasından binlerce mahkûm, aileleri cezalandırılmak istenircesine, yüzlerce km uzaklıktaki cezaevlerine sevkedilmiş, Fikret Bayram gibi vücudunun % 92’sini kullanamayan ve Yasin Demir gibi ağır hastalıklarla pençeleşen kimselerin durumu görmezden gelinmiştir.

En ufak bir dersane saldırısına anında karşılık veren sistem, Gever’de derneklerin yakılmasına ve dernek yöneticilerinin şaibeli bir şekilde katledilmesine göz yummuş, Adana ve Mersin gibi şehirlerde açık provokasyonlara zemin hazırlamıştır.

Kadınların sömürülmesine ilişkin zemin aynen korunmuş, resmi olarak 45 kadın sığınma evi bulunurken, diğer tarafta 60 genelevi devlet teşvikleriyle varlığını sürdürmüştür.

“Terörle Mücadele” bahane edilerek yapılan hava bombardımanlarıyla Çukurca’da(Çelê) 6 çocuklu Aziza Çetin öldürülmüş, bir kadın da yaralanmış, Kürdistan’daki ormanlar ve doğa tahrip edilmiştir.

21 Kasım 2004’te, Mardin Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu vücuduna isabet eden 13 mermiyle öldürülmüştür.

28 Eylül 2009 yılında Lice’de atılan havan mermisiyle Ceylan Önkol paramparça edilmiş, 3 yıl geçmesine rağmen sanık sandalyesine oturtulan olmamıştır.

2011 yılının başlarında patlak veren Pozantı Cezaevinde çocuklara tecavüz ettirilmiş, şiddet uygulanmış, ırkçı uygulamalara maruz bırakılmışlardır. Şimdilerde de Şakran Çocuk ve Gençlik Cezaevinde buna benzer uygulamaların yaşandığı iddiası gündeme gelmiştir.

28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de uçakların bombardımanı sonucu çoğunluğunu çocukların oluşturduğu 34 insan mazlumane katledilmiş, üzerinden bir sene geçmesine rağmen olayın aydınlatılmasına ilişkin gözle görülür bir mesafe alınmamıştır. Olayın üzerinden bir sene geçmeden Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Mehmet Erten başarısından ötürü madalya ile ödüllendirilmiştir.

9 Ağustos 2012’de Muş’un Darbiye bölgesinde evinin yakınındaki arazide kardeşiyle birlikte oynayan Sera Yavuz (8), bir cismin patlaması sonucu hayatını kaybetmiştir.

Zorunlu askerliğin olduğu bir ülkede, 10 yılda ölen 1470 askeri personelden 934’ünün ölüm sebebinin intihar olması ve bunlardan büyük çoğunluğunun Doğulu olması da dikkat çekici bulunmuştur.

Birkaç sene öncesinde, meclisteki bir partinin her türlü talebine olumlu yanıt verilirken, aynı yasa ve uygulayıcılarla birkaç sene sonrasında göz açtırılmamış, ırkçılık tırmandırılmış, ülkenin batısında ırkçılıktan beslenen linç kültürüne zemin hazırlanmıştır.

7 Kasım’da Nusaybin'de, 11 Kasım’da Cizre’de, 30 Ekim ve 2 Aralık’ta Diyarbekir`de atılan gaz bombalarıyla masum insanların evleri yanmış, 8 Kasım’da Giresun'da Kürd öğrencilerin kaldığı bir ev ırkçılarca molotoflu saldırıya uğramıştır. 28 Ekim’de Bursa, 2 Kasım’da Edirne’de halk, 6 Kasım’da Marmara Üniversitesinde Gülsüm Teymuroğlu ve Ali Sarı adlı öğrenciler tırmandırılan ırkçılık neticesinde taşlı, sopalı, satırlı ve silahlı saldırılara maruz bırakılmışlardır.

Yüzlerce başörtülü öğrenci mağdur edilmiş, Mustazaf-Der kapatılmış, bir kısım üyelerine cezalar yağdırılmış, ajanlık faaliyetleri arttırılarak sürdürülmüş, 2011 Haziran’ında 1925’lerdeki zulümlere dikkat çekmek için yapılan basın açıklaması nedeniyle şahsımızın da içinde bulunduğu insanlar mahkemelere sevk edilerek sırf düşünce beyanında bulunduklarından yargılanmışlardır.

En basit ifadesiyle durum bu… Kimseye firavun muamelesi yaptığımız yok… Ama Ömer muamelesi yapmamızı da kimse bekleyemez.

Hak ve adalet tam anlamıyla hâkim olmadığı, devlet tüm organlarıyla hizmetkâr fonksiyonuna kavuşmadığı müddetçe adalet sedamız gür bir şekilde duyulmaya devam edecektir.(Doğruhaber)

Diğer Haberler