Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
”AKP’nin Kürt ulusu için yapacak bir şeyi yoktur!”

"AKP'nin Kürt ulusu için yapacak bir şeyi yoktur!"

20 Haziran 2012 Çarşamba 13:09
Demirbaş: "Söylemde demokrat pratikte diktatör AKP'nin Kürt ulusu için yapacak hiç bir şeyi yoktur!"

Çok Dilli Belediyecilik başta olmak üzere bir çok hizmetinden dolayı Kürt ulusunun ve Kürdistanlıların her katmanı tarafından sevilen Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ile BEROJ okuyucuları için gerçekleştirdiğimiz söyleyişiyi sunuyoruz...

***

- Bekir Kaya’nın da aralarında bulunduğu son tutuklama ve görevden uzaklaştırmayla birlikte KCK tutuklamaları hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Söylemde demokrat; pratikte ise diktatör bir hükümet…

Öncelikle şunu ifade edeyim, mevcut iktidar kendisine muhalif olan hiçbir güce şans tanımıyor. Dolayısıyla temel yaklaşımı şu: “Benden olmayana yaşam hakkı yok”. KCK operasyonlarını, Kürtlere yapılan demokratik siyaset alanını yok etmeye yönelik bir çalışma olarak değerlendiriyoruz. Çünkü Kürtlerin demokratik siyasi yollarla hak kazanmasını istemiyor bu hükümet. Bu nedenle KCK operasyonun bir bütünü böyle olduğu gibi son yapılan operasyonun da, hele hele bir takım umut verici söylemler ve süreçlere denk gelmesi ayrıca düşündürücüdür.

Van’da tutuksuz belediye başkanı kalmadı

Şimdi bir yanda siz CHP ile Kürt sorununun çözümü konusunda bir görüşme yapıyorsunuz, ertesi gün ise hemen altı tane belediye başkanına ve seçilmiş siyasetçilere operasyon başlatıyorsunuz. Şuan Van’da tutuksuz olan belediye başkanı kalmadı. Böyle bir yanlış olamaz. Bu temelde biz hükümettin aslında “söylemde demokrat pratikte ise diktatör” olduğunu bir kez daha gördük. Yani bunun adı Müslümanlıkta münafıklıktır, bunun adı oportünizmdir. Veya ne derseniz deyin; ama temel anlamıyla artık bu halkı kandırmaya yönelik politikalar boşa çıkmıştır. Tabi şunu özellikle ifade etmek gerekiyor; bu aslında onların acizliğinin de ifadesidir. Yani Kürt siyaseti karşısında, Kürtlerin demokratik siyasetle ilgili geliştirdikleri projeler karşısında hükümetin aslında çaresizliğini, acizliğini ve saldırganlığını görüyoruz. Çünkü demokratik Kürt siyasetinin çözüm geliştirmesinden korkuyor. Ve daha çok şiddete yönelmesini istiyor bu hükümet. Oysa yapılması gereken demokratik siyaset zemininin sağlanmasıdır. Kürdistan coğrafyasında bütün renklerin kendi içerisindeki demokrasiyi geliştirerek, demokratik bir muhalefeti geliştirmesi gerekiyor. Bence bunun zamanı gelmiştir. Ve Kürtler artık kendi iradelerine sahip çıkacaklardır.

- Bekir Kaya’nın tutuklanmasında, Van depreminde göstermiş olduğu başarılı hizmetlerin etkisinin de olduğu yönündeki  yorumlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kürt ulusu iradesine sahip çıkacaktır

Şimdi şunu açıkça söyleyelim, özellikle bu son operasyonların, Erdoğan’ın ben Diyarbakır’ı, Mardin’i ve Van’ı istiyorum demesinden sonra yapılması ayrıca düşündürücüdür. Şimdi Van halkı neyin iyi çalışıp çalışmadığını görüyor. Şimdi çalışmaları, hizmetleri engelleme ile başaramayınca bu sefer tutuklamaya başladılar. Van depremi meydana geldi, dünyanın hiç birinde olmayan ayrımcı bir politika izlendi. Karadeniz’de meydana gelen sel felaketinde hemen afet bölgesi ilan edildi. Ama Van depreminde binlerce insan öldü, afet bölgesi ilan edilmedi. Gelen yardımlar engellendi. Buna rağmen bütün Kürdistan’daki belediyeler yardımlaşma örneği gösterdiler ve halkın yaralarını sardılar. Bu da hükümetin ne kadar ayrımcı politikalar izlediğini gösterdi. Bütün engellemelerine rağmen Van halkı, bölge halkı, Van belediye başkanı Bekir Kaya çalışmalarını yürüttü. Halkın yaralarını sardı, hizmet etti. Şimdi bununla baş edemeyen hükümet belediye başkanlarımızı tutuklayarak, görevden alarak, halkımızı cezalandırarak belediyeyi almak istiyor. Ama ben size açık söyleyeyim; bu politika tutmayacak. Kürt halkı iradesine sahip çıkacaktır.

İslam dini bir insanlık dinidir

Bence AKP’ye oy veren Kürtler, bundan sonra şunu görmelidir: Herkese düşmandır bu AKP. Bir gün gelecek herkes bunu anlayacak, ama çok geç olmadan AKP’den vazgeçmelidirler. Çünkü AKP’nin Kürtler için yapacak hiçbir şeyi yoktur. Yapacağı hiçbir şeyi olmadığı için Kürtlere saldırıyor. Roboski’de katliam yapıyor, Van da tutukluyor, Hakkari’de baskın yapıyor, Lice’de Ceylan Önkol’u öldürüyor ve dağlarımıza bombalar yağdırıyor. Demek ki bu hükümetin de diğer hükümetlerden hiçbir farkı yoktur. Unutmayalım, geçmişte Kemalistler ve İttihat Terakkiciler aynı yöntemi aynı anlayışı uyguluyordu, şimdi ise yeşil Kemalistler böyle yapıyor. En kötüsü bunu İslam adına yapıyorlar. Bu İslam’a hakarettir. İslam böyle emretmiyor, İslam dini bir insanlık dinidir.

Otuz dört canın bir Rauf Denktaş kadar değeri olmalıydı

Uludere katliamı sonrası İstanbul’da birçok yerde törenler ertelenmedi. Ama Rauf Denktaş gibi Ergenekon’un adamı olan birisi için üç günlük yas ilan edildi. Otuz dört tane canın bir Rauf Denktaş kadar değeri yok muydu, bunu sormak lazım, bu Müslümanlığın neresinde yatıyor? Şimdi Kürt olunca insan olmuyor mu? Böyle bir bakış açısı olamaz. Yani 34 insanın bir Rauf Denktaş kadar değeri olmalıdır. Bu ne Müslümanlığa sığar ne insanlığa sığar ne vicdana sığar ne de ahlaka sığar. Hiç bir şeye sığmaz. Bu çerçevede Van’da ki operasyon bir anlamda da bütün belediyemizi ele geçirme operasyonudur. Ama bu boşa çıkacaktır ve bu halk buna izin vermeyecektir.

- Türk Hükümeti'nin “Kürtçe seçmeli ders olmalıdır” açıklamaları hakkında neler düşünüyorsunuz?

İnsanın ana dili insanın onurudur

Şimdi bir halka kendi dilini seçmeli ders olarak vermek, para vererek kursa git öğren demek, o halka hakarettir. Bir kere insanın dili insanın onurudur. Yani bu bir halka onursuzluğu dayatmaktır. Bu asimilasyondur. Bir Kürd’ün kendi anadilini seçmeli olarak öğrenmesi abesliktir. Bir Türk, bir Alman, bir İngiliz, bir Fransız Kürtçe’yi seçmeli ders olarak öğrenebilir. Ama bir Türk bir Fransız bir İngiliz kendi anadilini seçmeli öğrenebilir mi? Erdoğan’a bir şey soruyoruz: Müslümanlık şunu söylüyor, kendin için ne istiyorsan başkası içinde aynısını iste. Dinimiz böyle emreder. Madem Müslümansa, madem İslam dininin kurallarına uyuyorsa o zaman bunu soracağız. “Bir Türk olarak sana Türkiye’de Türkçe’yi seçmeli ders olarak öğreneceksin derlerse kabul edecek misin”? Kendisine hakaret olarak görmeyecek mi? Peki kendisi bunu bir hakaret olarak görecekse aynı şeyi bir halka bunu nasıl uygun görüyor?

Kürtçe’yi Allah bize bahşetmiştir

İkincisi ise bu dili ve bu dilin öğrenilmesini, eğitimini sayın Erdoğan bize bahşetmemiştir. Bu Allahın bize verdiği bir lütuftur. Bugün bu dili seçmek benim elimle olmamıştır. Allah böyle taktir etmiştir. Allah beni yaratmıştır, tıpkı Erdoğan’ı yarattığı gibi. Allah Erdoğan’ı yaratmış ve kendi anadilinde eğitim hakkı vermişse, beni de yaratmıştır ve ana dilde eğitim hakkımı vermiştir. Ne diyor Hazreti Peygamber Veda Hutbesi’nde: “Arap’ın Acem’den üstünlüğü yoktur, üstünlük takva iledir”. Ama şuan Erdoğan diyor ki “Ben Türk’üm, sizden üstünüm, ben anadilde eğitim görme hakkına sahibim; ama siz seçmeli ile yetinin” diyor. Böyle olamaz, bu Hazreti Peygamberin Veda Hutbesi’ne de aykırıdır. Hücurat Süresi’ne de aykırıdır, insan hakları evrensel beyannamesine de aykırıdır. Bu nedenle biz bir an önce bu yanlıştan dönülsün istiyoruz. Diyebilir ki: Geçmişte Kürt dilini tanımıyorlardı, bakın şimdi biz tanıyoruz. Böyle olmaz, bunun adı ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Şimdi geçmişte Kemalistler ve İttihat Terrakiciler bizi öldürüyordu, bunlar ise hem öldürüyor hem de tutukluyor. Diyorlar ki öldürmektense tutuklanmak iyidir. Böyle bir yaklaşım olamaz. Eğer sen gerçekten demokrat, gerçekten insan haklarına saygılı, özgürlükçü ve Müslüman olduğunu iddia ediyorsan o zaman hak ne ise onu vereceksin. Öyle iki kuruş, iki lokma vererek lütuf edemezsin. Lütuf etmek kibirdir ve Allah kibri sevmez.

- Türkiye’nin bir çok şehirinin göbeğinde “ne mutlu Türk’üm diyene” levhaları yok. Ama Diyarbakır’ın göbeğinde bunu görebiliyorsunuz, bunun anlamı nedir sizce?

Ne mutlu Türk’üm diyene yerine, ne mutlu insanım…

İşte asıl mesele burada başlıyor. Yani “ ne mutlu Türk’üm diyene” politikası İttihat ve Terraki’nin tek dil, tel millet, tek devlet anlayışıdır. Bu tekçi yaklaşım anlayışıdır. İşte bu hükümet tekçi olmadığını söylemesine rağmen halen bu “ne mutlu Türk’üm diyene” yazılarını, ırkçı andımızı ve diğer ayrımcı levhaları kaldırmamıştır. Bir kere her sabah Kürt çocuklarına böyle bir yeminin içirilmesi onursuzluktur, hakarettir ve biz bu tür faşizan şeylerin kaldırılmasını istiyoruz. İkincisi bu tabelalar asimilasyon politikasının ürünüdür. Bize şunu söyletmek istiyorlar: “Sen Türk’sün, Türk’sün, Türk’sün” kardeşim, ben Türk değilim! Ben Kürd’üm ve bunu ben tercih etmemişimdir. Dolayısıyla bu kaldırılmalıdır. Bugün bizim söylediğimiz şu: Bugün Kürtler Türkler’le eşit yaşamak istiyor. Şimdi Türkiye’nin herhangi bir yerine “ ne mutlu Kürd’üm diyene” yazılsa doğru olur mu? Bu doğru değildir. Ben “ne mutlu Kürd’üm diyene’’ denilmesini de doğru görmüyorum. Biz şunu söylüyoruz, eğer çok ‘ne mutlu’ denilmek isteniyorsa o zaman “ ne mutlu insanım” demek lazım. Biz böylesine ırkçı, asimilasyoncu, inkarcı, imhacı siyasetleri doğru görmüyoruz. Bu kardeşliğe hizmet etmiyor; ayrıştırmaya hizmet ediyor.

- Roboski için Türk Başbakan’ın, “biz tazminatlarını ödedik”; içişleri bakanının, “özür dilenecek bir durum yok’’ açıklamaları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Erdoğan Roboski katliamı için empati kursun

                                                                                        “Roboski katliamının emrini kimin verdiği ortadadır” demektir bu yaklaşım. Böyle bir aklaşım olabilir mi? Daha tazminatlarını verdik ne istiyor demek “biz sizi öldürdük, aha paranızı da verdik daha ne istiyorsunuz” demektir. 34 candır bu. Empati kursun Sayın Erdoğan, evladının tırnağı acıdığında acaba rahatsız olmuyor mu? Şimdi bir babadır, bir annedir onun evladının tırnağı acısa acaba Erdoğan kendisi rahat eder mi? O otuz dört canın da anneleri var babaları var, onun evladı kendisine şirin ise başkasının evladı şirin değil midir. İnsaflıca düşünmek lazım, vicdanlıca düşünmek lazım. Şimdi kendisinin yaptığı bir şeyi başkası ona yapsa kabul eder mi Sayın Erdoğan? Önce öldür; sonra “al sana para” böyle bir hukuk devleti olamaz. Devletin görevi yurttaşını korumaktır. Bu tür söylemler çaresizliğin adımlarıdır. Zaten İdris Naim Şahin’in tavırlarını biz biliyoruz. Tamamen ırkçı ve faşizan söylemler mevcuttur kendisinde. Bu tür söylemler bu hükümetin de diğer hükümetlerden farklı olmadığını gösteriyor. Halka yaklaşımların farklı olmadığını gösteriyor bize. Allah akıl fikir ihsan etsin onlara.

- Hayrettin Karaman’ın “kundakçı” fetvası hakkında neler düşüyorsunuz?

Karaman'ın kundakçı fetvası Şer'an doğru değildir

Doğrudur, o fetvacıdır ve Erdoğan’ın akıl babasıdır... Kimin nereye bağlanacağına biz değil, Kerküklüler karar verir. Eğer Kerküklüler Kürdistan’a bağlanma kararı verecekse buna herkesin saygı duyması lazım. Bu tür fetvalar oradaki insanların iradesine ipotek koymaktır. Bir kere bu “şer’an” doğru değildir. Çünkü oradaki insanın cüz’i iradesi vardır. Oradaki insanlar kiminle yaşamak istiyorsa onun hakkıdır. Kerkük’ün Kürdistan’da olması veya Kürdistani olması zaten ortadadır. Hatta Kerkük’ün Kürdistan bölgesin de olduğu bütün tarih sayfaların da zaten vardır. O zaman şöyle düşünüyorlar bunlar, Kerkük’ün Kürdistan’a bağlanması ve Kürdistan’ın güçlenmesinden korkuyorlar. Bir de kendi ulusalcı bakış açılarıyla bakmaktır bu. Din böyle bakmaz. Yani bir halkın güçlenmesi senin niye zoruna gitsin ki. Yani Kürtlerin ittifakları, birlikteliklerini geliştirmesi niye senin zoruna gitsin. Demek ki sen İslami ve ümmetçi düşünmüyorsun. Sen aslında ulusalcı düşünüyorsun. Onların güçlenmesi Türklerin zayıflığını anlayacak korkusunu yaşıyor. Sanki ümmet dedin mi Türkiye dışından başka ümmet yoktur. İşte bu Bediüzaman Saidi Kürdi’nin menfi milliyetçilik dediği yaklaşımdır. Bu müsbet bir yaklaşım değildir. Kürtlerin kendi haklarını korumak istemesi müsbet bir yaklaşımdır ve bu fitridir.

- Sayın Başkan, son olarak da, 9-10 Haziran 2012’de Diyarbakır’da, 'Kürdistan’ın Kuzeyinde İslami ve Kürdistani bir oluşum' olarak kendini deklare eden Azadi İnisiyatifi hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Biz “Azadî İnisiyatifi’ni” BDP’ye rakip görmüyoruz

Şunu söyleyeyim: Kürtlerin artık birbirlerine rakip olma zamanı geçmiştir. Bunu özellikle altını çizerek söylüyorum; artık Kürtler kendi iç demokrasilerini ve iç birlikteliklerini önemsemeli ve böyle bir çaba içerisinde olmalılar. Dolayısıyla Kürtler arasındaki demokrasi ve birlik bu anlamda çok önemlidir. Biz Kürtlerin ortak birlikteliklerinin artıracağına inanıyoruz. Çünkü ortak paydamız bu coğrafyada yaşamak ve bu coğrafyanın gerektiği çalışmaları yapmaktır. Bu temelde ben gerek “Azadî İnisiyatifi” olsun, gerekse diğer çalışmalar olsun ittifak çalışmalarını güçlendirmelerini ve haklarımızı almak için ortak platformda mücadele etmeyi de önemsiyorum. Bunun için ortak bir zemin DTK’dır. Demokratik Toplum Kongresi’nde Kürtlerin bütün birleşenlerinin bir araya gelmeleri, çalışmalar yapmalarını önemsiyorum. Ben “Azadî İnisiyatifi’ni’’ de DTK’da görmek isterim. Biz, Azadî İnisiyatifi’ni BDP’ye rakip veya alternatif olarak görmüyoruz.

Cesim İlhan / Beroj

Diğer Haberler