Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Altan Tan’ın Ateşkes Analizi

Altan Tan'ın Ateşkes Analizi

30 Ağustos 2010 Pazartesi 01:01
Şimdi herkesin sorduğu soru şu: Bu ateşkes kararı 20 Eylül`den sonrasına uzatılabilir mi? Silahların ebediyen susması ve Kürt sorununda kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için neler yapmak lazım?

PKK Ateşkesi-1

Geçen haftaki yazımda Demokratik Toplum Kongresi'nin Diyarbakır'da yaptığı toplantıda PKK'ye ateşkes çağrısında bulunduğunu ve önümüzdeki dönemde yeni gelişmeler olacağını belirtmiştim.

Beklenenden de kısa bir zamanda PKK 20 Eylül tarihine kadar ateşkes ilan etti.

Öyle anlaşılıyor ki eğer süreç iyi yönetilebilir ve hükümet de cesaretli adımlar atabilirse durdu denilen Kürt açılımı tekrar işlevsel hale gelebilir.

PKK`nin ilan ettiği bu ateşkesin şüphesizki referandum sürecindeki Türkiye siyasetine önemli etkileri olacaktır.

1. AKP Hükümeti ile Hükümeti var güçleriyle destekleyen İslami çevrelerin önemli bir kesimi referandum sürecinde en fazla PKK-Ergenekon ilişkileri üzerinde duruyordu.

Başbakan PKK'yi defalarca birilerinin taşeronu olarak suçladı, ancak ne hikmetse bir türlü elindeki bu konuyla ilgili bilgi ve belgeleri kamuoyu ile paylaşmadı.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay Diyarbakır`da gerçekleştirdiği kapalı kapılar arkasındaki toplantıda `Bu işlerin perde arkası zannettiğinizden de karanlık ve derin` yönünde konuşmalar yapmasına rağmen Dörtyol, İskenderun, Samsun ve Reşadiye eylemlerindeki kontrgerilla izlerini aydınlatacak bir beyanda bulunmadı.

Hükümet yanlısı medyaya göre bu süreçte PKK, Ergenekon'la bağlantılı olarak referanduma kadar Türkiye`yi bir kan gölüne çevirecek, gerekirse eylemlerle halk tahrik edilerek iç savaşa gidebilecek bir süreç başlatılacak, öldürülen her asker cenazesi MHP`nin oylarının artmasını sağlayacak ve sonuç olarak AK Parti iktidardan düşene kadar bu provokasyonlar devam edecekti.

PKK`nin, bazılarının beklemediği bir şekilde aniden ateşkes ilan etmesiyle bu süreç tersine döndü, en azından ülkedeki yüksek gerilim bir müddetliğine de olsa sakinleşme sürecine girdi.

PKK adına eylemler gerçekleştiren bazı güçler de bu durumda ofsayta düştü.

Gerilim ve çatışmadan yarar uman çevrelerin elleri zayıfladı.

İç savaş senaryosu durdu.

2. Kürt açılımının durmasının en önemli nedeni olarak Mayıs sonu itibariyle yeniden başlayan çatışmalar ile asker ve polis ölümleri gösteriliyordu.

Süret-i Haktan gözüken devlet aydınlarının önemli bir kısmı televizyon televizyon gezerek “Silahlar susmadıkça açılım devam edemez, Hükümet gerçekten iyi niyetle bu sorunu çözmek istiyor ama ortamı terörize eden güçler bırakmıyor, aslında PKK de çözüm istemiyor” tezini işliyordu.

Ateşkes kararı ile bu gerekçe de ortadan kalktı.

Artık top Hükümetin ayağında ve Hükümet acilen kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini açıklamak zorunda.

Hiç bir şey yapmadan oyalama taktiğine devam etmesinin bundan sonra hiç bir haklı gerekçesi olamaz.

3. PKK`nin ateşkes ilan etmesinin bir diğer önemli sebebi olarak da ABD`nin muharip güçlerini Irak`tan çekmesini sayabiliriz.

ABD Ortadoğu`daki yeni siyaseti doğrultusunda Kürt sorununun Türkiye içinde de Türkiye dışında da bir çözüme kavuşmasını ve Türkiye`nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi`nin hamisi olmasını istiyor.

ABD ve İngiltere Hükümetleri, PKK`yi de çözüme zorluyor.

4. Abdullah Öcalan bir anlamda insiyatifi eline aldı ve istediği zaman çatışmaları başlatabileceğini, istediği zaman da durdurabileceğini gösterdi.

Hükümetin insiyatif alma ve süreci yönetebilmedeki başarısızlığı Öcalan`ı daha etkili bir siyasi aktör haline getirdi.

5. PKK`yi yok sayarak bir çözüme ulaşmanın mümkün olmadığı anlaşıldı. PKK`yi imha etmek yerine, silahtan arındırarak sivilleşmesini sağlamak, bir başka ifade ile dağda silahla gezmesi yerine ovada siyaset yapmasının yollarının açılmasının daha doğru bir yöntem olduğu ortaya çıktı.

Gelinen bu noktada ciddi bir yol kazasına uğramış bulunan “açılım treni”ni tekrar rayına koymak gerekiyor.

Demokrat Kürt ve Türk aydınlarının yapmaları gereken, PKK`nin 20 Eylül`e kadar ilan ettiği ateşkesi sadece 20 Eylül`e kadar değil, silahların ebediyyen susacağı bir sürece taşımak olmalı.

Bu konuda “akil kişilerin” Devlete de, Hükümete de, PKK`ye de söyleyecek sözleri ve çözüm önerileri olmalı.

Demokratik Toplum Kongresi anlaşıldığı kadarıyla önümüzdeki süreçte aktif bir rol üstlenecek.

Türkiye`deki İslami çevreler ve kanaat önderlerinin de söyleyecek sözleri olmalı, onlar da bu kardeş kanının akmasını engellemek için mutlaka ellerini taşın altına koymalı, sadece Ak Parti`ye endeksli bir duruş sergilememeliler.

Başbakan hiç vakit kaybetmeden inisiyatif almalı ve referandumdan önce, önümüzdeki ilk bir-iki haftada anayasa değişikliği de istemeyen somut bir kaç adım atmalı.

1. Siyasi Partiler Kanunu`nu değiştirerek seçim barajını % 5`e indirmeli.

2. KCK operasyonlarında tutuklanan sayıları 1500`ün üzerindeki kişiler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalı.

3. Değiştirilen köy, kasaba, şehir adları bir kanunla iade edilmeli.

4. Abdullah Öcalan sivil bir cezaevine nakledilmeli.

Sayın Başbakan;

Bunların hiç birini yapamayız derseniz,

Peki, ne yapabilirsiniz veya ne düşünüyorsunuz, onu açıklayınız.

Deniz bitmeden karar veriniz, bir şeyler söyleyiniz!

20.08.2010

PKK Ateşkesi-2

Bildiğiniz gibi PKK 20 Eylül 2010 tarihine kadar eylemsizlik kararı aldığını açıkladı.

Şimdi herkesin sorduğu soru şu: Bu ateşkes kararı 20 Eylül`den sonrasına uzatılabilir mi?

Silahların ebediyen susması ve Kürt sorununda kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için neler yapmak lazım?

Bu sorulara cevap vermeden önce açık ve net olarak ifade etmek gerekir ki devletin içinde de, PKK`nin içinde de silahların susmasını istemeyen ciddi bir kesim var. Üstelik barış ve çözüm istemeyen bu çevreler oldukça güçlü ve etkili bir konumdalar.

Kürt sorununun adil ve kalıcı bir şekilde çözümünü kendi iktidarlarının sonu olarak görüyorlar ve bunun için de var güçleriyle barışı engelliyor, çatışmalı sürecin devamı için çoğu kez işbirliği içine giriyorlar.

Savaş isteyen güçler ne kadar gözü kara ve işbirliği içindelerse barış isteyen çevreler bir o kadar dağınık ve çoğu kez birbirlerine karşıt durumdalar.

Onun içindir ki istenen mesafe kat edilemiyor ve bir türlü sonuca ulaşılamıyor.

PKK`nin son ateşkes kararını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.
Başbakan her ne kadar şiddetle reddetse de anlaşılan o ki devlet adına bazı kişiler İmralı'da Öcalan ile görüştü ve Ortadoğu'da etkili bazı devletler de Kandil üzerinde baskı uygulayarak Ergenekon'la bağlantılı savaş lobilerinin referanduma kadar Türkiye'yi kan gölüne çevirmelerini engelledi.

Nitekim Başbakan`ın danışmanlarından biri, Hükümet'in Öcalan`la görüşmesinin sözkonusu olmadığını, ancak devlet görevlilerinin siyasi bir mahkûmla görüşmelerinin normal olduğunu yazdı.

Öcalan'ın son avukat görüşmeleri dikkatlice okunduğunda Hükümet'in duran Kürt açılımını tekrar başlatacağı anlamına gelecek bir kaç adımı karşılığında referandumu boykot kararını gevşeteceği anlaşılıyordu.

Bunun için de birçok şey söylenmesine rağmen aslında istenen seçim barajının % 5`e indirilmesi ve KCK tutuklularının serbest bırakılmasıydı.

Her iki talep de anayasa değişikliği gerektirmeyen ve yerine getirilebilir taleplerdi.

Hedeflenen, Hükümet'i duran açılım konusunda tekrar harekete geçirmek ve referandumda Kürtlerin neredeyse tamamının evet oyu vermesini sağlamaktı.

Ancak bu durumdan büyük rahatsızlık duyan ve akan kanın durmasını istemeyen her iki taraftan çevreler bu gelişmeleri sabote ettiler.

CHP ve MHP`nin “AKP terör örgütüyle görüşüyor” tahrikleri karşısında panikleyen Başbakan geri adım atmak zorunda kaldı.

PKK içinde ateşkese karşı çıkan güçlerin “Devlet Öcalan'la görüşüyor” açıklamaları da MHP ile CHP'nin ekmeğine yağ sürdü.

Aynen Habur sürecinde olduğu gibi iyi planlanmamış ve günü kurtarmaya yönelik işportacı mantığı bir kez daha iflas etti.

Şunun artık kesinlikle anlaşılması lazım: Barış cesaret ister. Cezayir sorununu çözen De Gaulle, İngiltere'yi 2. Dünya Savaşı'ndan galip olarak çıkaran Churchill ve Gandi gibi büyük dava adamları ancak ülkelerinin kangren haline gelmiş sorunlarını çözebilirler.

Gandi bu uğurda hayatını kaybetti, diğer ikisi girdikleri ilk seçimleri kaybederek siyasetten çekildiler, ancak dünya tarihine altın harflerle yazıldılar.

Özal'ın başına gelenleri de hepiniz biliyorsunuz.

Başbakan “referanduma kadar bir şey yapamam” diyor, referandumdan sonra genel seçimler var ve genel seçimlerden bir yıl sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak.

Batı kamuoyu, MHP ve CHP'nin tahrikleri, Ak Parti içinde Cemil Çiçek'in başını çektiği çevrelerin dirençleri hesaba katıldığında ortaya çok karamsar bir tablo çıkıyor.

Çok ciddi rahatsızlığımız var ve kan kaybından “ölmek” üzereyiz.

Bize çok ciddi ve ehil bir cerrah lazım.

Seçimleri değil, bizi düşünen bir cerrah!

27.08.2010

ozgundurus.com

Diğer Haberler