Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Anadil - Ahmet Meroğlu

Anadil - Ahmet Meroğlu

07 Temmuz 2012 Cumartesi 23:11
Kürtler ne çok hastane kapılarında, resmi kurumlarda kendilerini ifade edememe ezikliğini yaşadılar. Dışlandılar, hor görüldüler. İnsan yerine konulmadılar; inkar edildiler.

Ahmet Meroğlu / Ufkumuz

İnsanoğlunun hangi anne-babadan, nereden ve hangi ırktan dünyaya geleceği, tamamıyla insanoğlunun iradesi dışındadır. Bu durum Allah’ın takdiri ve iradesi olduğu, insanoğlunun böylesi bir güce sahip olunmadığı, dünyaya hangi anne-babadan, hangi ülkede geleceği konusunda tercih yapma hakkı ve iradesi olmadığı malumdur. Dolayısıyla bir insanın ana dilini seçmesi zinhar mümkün değil.

Daha anne rahmindeyken google'a girip tercih yaparak dünyaya Türk olarak geldiğini sanan ırkçı kafalıları saymasak!

Ayrıca diller ve renkler Allah’ın ayetlerindendir. Zira çeşitlilik ve farklılık zenginliktir. Allah’ın lütfüdür insanlara… Düşünün tek bitki, tek renk, tek hayvan ve tek ırk (yüce Türk ırkı) olmuş olsaydı; bu dünya Türklere bayram mı olacaktı! Bu “dört tek”in, bir mantığı ve bir cazibesi var mı? Hele hele Allah’ın tek olduğuna inanların, başka tekleri kutsaması/kutsallaştırması ve haykırması manidar değil mi?

Evet, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” Der. Ludwig Wittgenstein. Zira insan sevincini, neşesini derdini meramını en sağlıklı en anlaşılır ve en rahat ana dilinde anlatabilir, iletişim kurabilir. Bu gerçeği sadece ana dilini konuşamayanlar değil, ana dilini konuşma özgürlüğünü tadanlar da iyi bilir. Ayrıca dil, bir halkın varlığının, en somut delilidir.

Zira ana dil; ekmek-su gibi ihtiyaçtır. Çünkü ana dil kendini ifade edebilmektir. Anlatabildim ve anlaşıldım hazzını yaşamaktır.

“Ben insanlara yalnız anadillerini bilmedikleri zaman dayak atılmasına taraftarım. Der. Churchill. Oysa Kürtler ana dilerini korumak ve konuşmak için ne bedeller ödediler.

Nitekim Kürtler ne çok hastane kapılarında, resmi kurumlarda kendilerini ifade edememe ezikliğini yaşadılar. Dışlandılar, hor görüldüler. İnsan yerine konulmadılar; imha ve inkar edildiler. Zira varlıkları Türk varlığına kurban edilince “doğal” olarak hep yok sayıldılar ve acımasızca öldürüldüler.

Hele özellikle büyüklerimizden dinlediğimiz okul çağında tuvalet ihtiyaçlarının olduğunu ifade edemedikleri için, sınıflarda nasıl da altlarına kaçırdıklarını ve utanca boğulduklarını anlattıklarını düşündükçe, nasıl da kahır oluyor insan. O çocuk akıllarıyla, o ayıbın varolan sistemin, onları yok sayan zihniyetin ayıbı olduğunu nereden bilsinler ki… Ve maalesef bu minvalde hâlâ bu zulüm, Kürt çocukları için devam etmektedir.

Kısacası, bu ülkede insanlık ve dil katili zihniyet, yıllarca Kürtleri ana dillerinden koparmak ve inkâr etmek için her türlü insanlık dışı uygulamaları Kürtlere reva gördü. Hatta bu zihniyet, her fırsatta uluslar arası arenada bile, Kürt diye bir halkın olmadığını bin bir yalanla inandırma utanmazlığını sergilemeyi birincil görev olarak bildi.

Nitekim Hasan Cemal’ın “Barışa Emanet Olun” kitabında(sayfa 97) Celal Talabani’nin 1960’larda Mısır dönem yönetim başkanı Nasır’dan duyduğu ve Hasan Cemal’a anlattığı şu trajikomik duruma bakın:

1960’larda Mısır’ın Nasır yönetimi izin verir, bir Kürtçe radyo yayına başlar. Ankara rahatsız olur. Kahire’ deki Türkiye Büyükelçisi randevu alıp Başkan Nasır’a gider, hükümetinin rahatsızlığını iletir.

Nasır da şöyle der:

“Hem Türkiye’de Kürt yok diyorsunuz, hem de buradaki Kürtçe yayından rahatsız oluyorsunuz, bu nasıl iştir?”

Büyükelçi bunun üzerine Türkiye’de Kürtlerin bulunduğunu söylemek mecburiyetinde hisseder kendini. O zaman da başkan Nasır, çekmecesinden bir kâğıt çıkarır, bizim büyükelçiye uzatır:

“Şu kâğıdın üstüne ‘Türkiye’de Kürtler vardır!’ diye yazıp bana verin, ben de o zaman Kürtçe radyoyu kapatacağım.”

Kahire büyükelçimiz ıkınıp sıkınır ve bunu yapamayacağını söyler.

Ah ah!… Bu ne korkunç bir kandırma, aldatma ve aleni devekuşluluktur... Yeter ki Kürtler yok olsunlar, bilinmesinler, dilleri konuşulmasın diye her türlü rezillik ve ikiyüzlülük sergilenmiş yıllarca. Çok daha alçak ve rezil oyunlar oynanıldığını tahmin etmekse hiç zor değil.

Düşündürücü olan da Allah’ın hak olarak gördüğünün “Müslüman bir ülkede” kabul görülmemesidir. Ve İslami kesimin, Allah’ın takdirinden yana olmak yerine, milliyetçi duygularla devletçi olmalarıdır. Esasında fazlasıyla tartışmaya muhtaç olan da Türkiye’deki Müslümanların bu duruşudur.

İşte bu zihniyet Kürtçe'yi seçmeli ders olarak okutmak durumuna gelmiş bulunmktadır. Bence oldukça büyük bir gelişme; ne dersiniz?

Diğer Haberler