Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Avukat Ruşen Aslan ile İsmail Beşikçi Hakkında

Avukat Ruşen Aslan ile İsmail Beşikçi Hakkında

10 Nisan 2012 Salı 13:32
Avukat Ruşen Aslan, İsmail Beşikçi Akedemia Cennetinden Kovulan Bir Şeytan’dırRöportaj: Seyîdxan Kurij

Avukat Ruşen Aslan, İsmail Beşikçi Akedemia Cennetinden Kovulan Bir Şeytandır

Röportaj: Seyîdxan Kurij

Seyîdxan Kurij: Siz İsmail Beşikçi ile ne zaman nasıl tanıştınız?

Ruşen Aslan: İsmail Beşikçi ile 12 Mart döneminde, O’nun tutukluluğu sırasında tanıştık.  Elbette Beşikçi’ yi kitaplarından tanıyordum. Ancak yüz yüze karşılaşıp tanışmamız, 1971 yılında Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Cezaevi’nde bulunduğu döneme rastlar.

Seyîdxan Kurij: 12 Mart 1972' de sizin Beşikçi' nin avukatı olduğunuzu biliyoruz. Beşikçi' nin tutuklanması ve yargılanması süreci ile ilgili bilgi verebilir mi siniz?

Ruşen Aslan: Beşikçi bir sosyolog olarak, Kürtleri incelemeyi konu edinmişti. O dönem Kürt vardır demek suçtu ve bu suç basın yoluyla işlenmiş ise, cezası bir buçuk yıldan dört buçuk yıla kadar hapisti. Bu yüzden hiçbir akademisyen Kürt konusunu incelemeye cesaret edemezdi. Kürt sorunu ancak genel müfettişler, bakanlar yahut başbakanlar (İsmet İnönü, Celal Bayar) yahut devletin görevlendirdiği kişiler tarafından incelenebilirdi. Bu raporlarda Kürtlerin varlığı açıkça kabul edilir, onları asimile, tedip ve tenkil etmenin yolları bu raporlarda gösterilirdi. Raporlar gizli olup ancak devlet arşivinde dururdu. Bazı bilim insanları ve araştırmacılar, bunu “gizli kürdoloji” diye adlandırıyorlar. İşte böyle bir ortamda Beşikçi Kürt sorununu incelemeye başladı.

Beşikçi’ nin Erzurum Atatürk Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliği sırasındaki araştırmaları, yazdığı kitaplar ve makaleler, ders notları hatta yazılı imtihanlarda sorduğu sorular ihbar ve soruşturma konusu olmuştu. İlk ihbarı yapan, o zaman doçent olan Prof. Orhan Türkdoğan'dır. İhbarcılar arasında Rektör Prof. Kemal Bıyıkoğlu, Prof. Turhan Tufan Yüce, Dekan Prof. Ahmet Kurt, sonradan profesör olanlar Orhan Okay, Hüseyin Ayan, İbrahim Erol Kozak ile Yrd. Doç. Celal Cihangiroğlu ve Dr. Mehmet Eyüboğlu vardı. Bunların hepsi Beşikçi’yı Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı’na şikâyet etmişlerdi. İsmail Beşikçi bu yüzden tutuklandı ve görevden alındı. Bunun için mahkemede “Muhbir Şahit” sıratıyla dinlendiler.

Sonuçta komünizm propagandası yaptığı kabul edilerek, TCK’nun 142/1. maddesine göre 13 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırıldı. Sonradan yürürlükten kaldırılan bu maddeden verilmiş olan cezadan dolayı 1974 yılında çıkan affa kadar hapiste kaldı. Beşikçi’nin ilk cezası ve hapisliği budur.

Seyîdxan Kurij: Siz bu dönemde aynı zamanda DDKO'nun da avukatı idiniz. Beşikçi ile DDKO ve savunmalar ile ilgili süreç konusunda bize bilgi verebilir mi siniz?

Ruşen Aslan: Diyarbakır ‘daki DDKO yargılaması iki ayrı dava olarak yapılmaya başlanmıştı. Birinci dava, Ankara’da sıkıyönetim öncesi soruşturması başlamış olan esas DDKO davasıydı. Bu dosya, sıkıyönetim ilânı ile birlikte Diyarbakır’a gönderildi ve dava açıldı. Dava daha sonra bazı soruşturmalar, örneğin İstanbul DDKO soruşturması da eklenerek genişletildi.  Bu davada genel olarak Ankara ve İstanbul DDKO kurucuları, yöneticileri ile DDKO’larda konferans verenler yargılanıyordu. Ben bu davada ta sıkıyönetim öncesinden bazı arkadaşların müdafiliğini yüklenmiştim. Sıkıyönetim sonrası da bu göreve devam ettim.

12 Mart 1971’de ilk gözaltına alınanlardan biri de bendim. 49 gün gözaltında kaldıktan sonra serbest bırakılmıştım. O zaman Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, ikinci bir DDKO davasının soruşturmasını daha yürütüyordu. Ergani, Diyarbakır, Batman, Silvan, Siverek ve Kozluk DDKO’lar ile ben, Edip Karahan , Mehdi Zana ve diğer birçok kişi de bu davaya dahil edilmişlerdi.  Sonradan bu 2. DDKO Davası adıyla bu dava açıldı ve bir süre yargılaması ayrı sürdü.  Sanık olarak yargılandığım bu dava, daha sonra avukat olarak görev yaptığım Birinci DDKO davası ile birleştirildi ve böylece DDKO’daki avukatlığım da sona ermiş oldu.

Devlet Kürtlerin savunma yapmasını istemiyordu. Bu konuda gizli pazarlıklar da yapılıyordu. Eğer siyasi savunma yapılmasaydı, DDKO davası en fazla üç yıl ceza verilmek suretiyle kapatılacaktı. Ceza verileceklerin çoğu, zaten verilecek cezanın tümünü yatmış olduklarından salıverileceklerdi.

DDKO’dan yargılananların bir kısmı siyasi savunmada ısrar ettiler. Özellikle Ocak Komünü ve İhsan Aksoy, Faruk Aras, Niyazi Dönmez ve diğer bir kısım DDKO üyeleri savunmada ısrar ettiler. Ocak Komünü’nde olan Beşikçi’de savunmada ısrar edenlerdi. Zaten Beşikçi, kendi yargılandığı davada Kürtler konusundaki bilimsel tespitlerinin savunması ikirciksiz olarak yapıyordu. Tutuklu olup Ocak Komünü’nde kalan arkadaşlar hapishanede, Şerafettin Kaya, Gültekin Bekdemir ile ben de dışarıdaki avukatlar olarak savunmaya katkıda bulunduk. Av. Gülfer Güçlü’nün gerek staj döneminde gerekse avukat olduğu dönemdeki hizmetlerini ve katkısını da vurgulamak gerekir.  Her iki grubun savunması önemliydi. Biz avukatlar olarak savunmaların kamuoyuna ulaşmasında epeyce katkıda bulunduk.

DDKO savunmalarının halk üzerinde, hem bilinçlenme hem de moral açıdan etkisi büyük oldu. Bundan sonra Kürt davasını mahkemelerde savunmak gelenekleşti.

Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim: Tarık Ziya Ekinci’nin “Lice’den Paris’e” adlı anı kitabında DDKO davası savunmaları ile yazdıklarında yanlışlıklar vardır. Biz avukatların ve bu arada Şerafettin Kaya’nın yargılananları siyasi savunma yapmaya zorlaması söz konusu olmadı. Zaten olması da hem avukat hem de yargılananlar açısından mümkün değildir. Yargılanan siyasi savunma yapar ve müdafii ona hukuki içerik kazandırmaya çalışır ve eyleminin suç olmadığını ispata kalkışır. Öte yandan savunma yapanların bilinç düzeyi, akıllarında olmayan siyasi savunmaya avukatlarının etkisiyle kalkışmalarına engeldir. Bu, onlara bir haksızlık olur.

Seyîdxan Kurij: Sayın İbrahim Güçlü ve başkaları Beşikçi’ nin 1990'lardan sonra Kürdistan ile ilgili yaptığı değerlendirmelerde  DDKO, Komal, Rizgari sürecini es geçtiğini iddia ediyorlar. Siz bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

Ruşen Aslan: 90’lı yıllarda Beşikçi’nin “İlk Kurşun” teorisi ile PKK’yi  abartılı bir değerlendirmesi var. Ama DDKO, Komal ve Rızgari sürecini es geçtiği görüşüne katılmıyorum. Nitekim “İbrahim Güçlü’nün Eleştrisi” başlıklı Gelawej Sitesi’nde çıkan yazısında, bu görüşümün doğrulandığını görüyoruz. Bence sorun, Kürt siyasi kadrolarının Beşikçi ve Beşikçi gibileri yandaş ve kendi mülkleri gibi görme arzusu yatıyor. Aynı şey Mehmet Uzun için de söz konusuydu. Öcalan’ın “Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp’ı olmak istiyor” diye eleştirirken yahut İbrahim Güçlü’nün “İsmail  Beşikçi Vakfı kurulurken Komal ve Rızgari sürecinden gelenlere danışılmadı” serzenişinin altında da bu yanlış aidiyet  arzusunun dışavurumu vardır. Bir bilim adamına yahut ünü ulusal sınırları aşmış bir yazara bu gözle bakma, eşyanın doğasına aykırıdır.

Seyîdxan Kurij: İsmail Beşikçi Kürtler için ne ifade ediyor?

Ruşen Aslan: İsmail Beşikçi Kürtler için değil benim için ne ifade ediyor sorusu önemli. Çünkü kendimi Kürtler adına konuşan bir olarak görmedim ve görmem.  Beşikçi benim için her şeyden önce bir bilim insanıdır. Yaptığı araştırmalar bilimle ilgilidir. Beşikçi bir sosyolog, Kürtler de Türkiye’de incelenmesi araştırılması yasak olan sosyal bir olguydu. Beşikçi, yasak olan bu olguyu inceledi ve vardığı bilimsel sonuçları açıkladı ve savundu. Kürtlerin varlığını kabul etmeyen devlet ise, bu bilim adamını cezalandırdı ve yıllarca hapiste yatırdı. Bununla da yetinmeyerek 38 eserinden 32’ sini yasakladı. Yani vardığı bilimsel sonuçları da cezalandırdı. O doğruları söylemekten hiç korkmadı. Yıllarca hapiste kalmasına ve halen cezalandırılmaya devam edilmesine rağmen, Kürtlerle ilgili tezlerinden taviz vermedi. Bu onu büyüttü. Sokrates, Galileo gibi tarihe ve dünyaya mal olmuş bilim adamları ve j. Paul Sartre gibi aydınların yanında anılmayı hak etti. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in  dediği gibi, “Galileo idam edilmemek için geri adım attı, ama Beşikçi geri adım atmadı”. Irkçılığa varan Türk milliyetçiliğin egemen olduğu bir toplumda, kendisi de Türk olan bir bilimin adamının Kürtler nezdinde bu kadar saygı ve sevgi görmesi doğaldır.

Ayrıca Beşikçi’nin Kürtler üzerinde araştırma yapması, Kürt sorununun bilinmesine ve tanınmasına epeyce katkıda bulundu. Rızgari dergisinde yazılan yazılar ve İsmail Beşikçi’ nin Komal Yayınevi’nde çıkan kitapları, Kemalizme karşı cepheden bir savaş açmıştı. 1975 yılında Beşikçi, Komal ve Rızgari’nin gösterdiği Kemalizmi eleştirme cesareti, Türk bilim, siyaset ve basın çevreleri daha yeni göstermeye başladılar. Aradaki zaman farkına ve bu uğurda verilen bedellere dikkatinizi çekmek isterim.

Seyîdxan Kurij: İsmail Beşikçi Türk üniversite çevreleri ve entelektüel hayatına ne gibi katkıları oldu? Veya özelikle üniversite çevreleri ona nasıl baktılar, bakıyorlar?

Ruşen Aslan: Kırkın üzerinde kişinin İsmail Beşikçi için yazdığı makalelerden oluşan İsmail Beşikçi kitabı İletişim Yayınevi’nde çıktı. Prof Dr. Füsun Özbudun’un makalesinin başlığı “Akedemia” Cennetinden Kovulan Bir Şeytan’dır. Bence Türk üniversitelerinin Beşikçi’ye bakışını anlatan çarpıcı bir başlıktır bu. Yakın zamana kadar Beşikçi’ye bu gözle bakıldı. Hele yetmişli ve seksenli yıllarda tamamen tecritliydi. Üniversite çevreleri, bir vebalı gibi ondan kaçarlardı. Ancak zamanla değişen çok şey oldu. Beşikçi’nin gerek araştırmaları gerekse tavrı, artık üniversitelerin sosyoloji kürsülerinde örnek olarak gösteriliyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da Sabancı Üniversitesi tarafından “Üniversitelerde Düşünce ve Araştırma Özgürlüğü” konulu uluslar arası bir sempozyum yapıldı.  Toplantının ilk günü “İsmail Beşikçi Oturumu” idi. Ankara’da da benzeri bir sempozyum yapıldı. Beşikçi bir hoca olarak üniversiteden kovuldu. Ama O, bilimsel araştırmaları, bilim insanına yakışan tavrı, ödün vermezliği ve direnciyle çoktan kovulduğu “akedemiyaya” geri döndü. Yukarıda adlarını saydığım ihbarcı profesörlerin adını, toplumu bir yana bırakalım, üniversite camiasından kaç kişi biliyor?..

Seyîdxan Kurij: Vakıf ile ilgili çalışmalar nasıl başladı? Bu süreç ile ilgili bizi bilgilendirebilir mi siniz?

Ruşen Aslan: Vakıf, İsmail Hoca’nın kitaplarının akıbetinin ne olacağı sorusundan doğdu. Bu, öncelikle Hoca’nın endişesiydi. “Kitaplarım, arşivim ne olacak?” sorusunu devamlı İbrahim Gürbüz’e soruyormuş. İbrahim Gürbüz ile yüz yüze tanıştığım 2004 yılından beri, kafasında Hoca için kütüphane kurma fikri vardı. Zaman zaman üzerinde konuştuk. Sonra bu vakıf kurma fikrine dönüştü. Geçen yıl somut adımlar atarak Vakfı kuruluşuna karar verildi. Vakıf senedi hazırlandı ve mahkemeye tescil için başvuruldu. Tescil işi umduğumuzdan da çabuk gerçekleşti. 7 Ocak 2012’de Vakfın kuruluşunu ilân ettik. Tescil işlemi daha önce gerçekleştiği halde, ilanını Hoca’nın doğum gününe rast getirdik.

Hocaya kalsa bir kütüphane kurulması, kitaplarının araştırmacıların emrine sunulması yeterliydi. O’na “Hocam sen bir kütüphaneye sığmazsın” dedik ve daha geniş amaçları olan Vakfı kurduk. İyi de ettik. Çünkü Kürtlerin kadir bilirliğinden yola çıkarak, Beşikçi’ye olan görevimizin bize düşen kısmını yerine getirmiş olduk.

Seyîdxan Kurij: Vakfın amaçları nedir? Hangi amaç ile kuruldu? Neler yapmayı planlıyorsunuz? Bu ara Vakıf ile ilgili tanıtım toplantıları yapıyorsunuz? Temel ihtiyaçlarınız nelerdir? Kürtlerden ne bekliyorsunuz?

Ruşen Aslan: İsmail Beşikçi Vakfı’nın amacı Vakıf Senedi’nin 3. Maddesinde” İsmail BEŞİKCİ’nin adını, düşüncelerini ve çalışmalarını yaşatmak;  bilimsel, kültürel ve sosyal araştırmalar yapmaktır” şeklinde düzenlenmiştir.

Kısa, orta ve uzun vadeli programlarımız var. Aynur ve İbrahim Gürbüz’ün bağışladığı iki dairede İsmail Beşikçi Araştırma Kütüphanesi kuruldu. 20 bin kitap 3 bin dergi ve gazete cildinden oluşan modern bir kütüphane ortaya çıktı. Kitap ve dergilerin kataloglaması bitmek üzeredir. 5 Mayıs’ta hem kütüphanenin hem de Vakfın açılış kokteyli yapılacak ve Beşikçi’yi seven herkes açılışa davetlidir.

Beşikçi’nin arşivini dijital ortama geçireceğiz. Onunla yetinmeyip Kürdistan ve Kürtlerle ilgili bir arşiv ve dökümantasyon merkezi oluşturmak istiyoruz. Şu anda bilgi, araç, gereç ve yer olarak alt yapısını hazırlıyoruz.

İsmail Hoca’nın tüm eserlerini yeniden yayınlayacağız. Zaten kendisi tüm kitap, gazete, dergi ve gazetelerin yanı sıra iki evi ile yazdığı kitapların tümünün telif hakkını Vakfa bahşetti. Önce Türkçe sonra da Kürtçenin lehçeleri, İngilizce ve Almanca basılacak.

Diyarbakır’da İsmail Beşikçi Kültür Merkezi açmak istiyoruz. Bunun için yer teminine çalışıyoruz. Şimdilik epeyce mesafe alındığını söyleyebilirim. Bu yer ve yerin restorasyonu, Diyarbakırlıların Vakfımıza hediyesi olacak.  Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir ile Sur Belediye Başkanı Sayın Abdullah Demirbaş buna öncülük etmeyi yüklendiler. Bu arada yanlış anlamaya mahal vermemek için belirtmek isterim: Yer belediyelerin değil, halkın bağışı ile alınacak ve restore edilecek. Organizasyona sayın belediye başkanları öncülük edeceklerdir. Her ikisine ve katkıda bulunacak herkese teşekkürü görev sayıyorum.

İki yılda bir belli konularda bilimsel araştırma yapacaklara İsmail Beşikçi Ödülü vereceğiz. Amacımız bilimsel araştırmaları özendirmek ve araştırma yapacakları motive etmektir.

Öğrencilere burs vereceğiz. Aslında öğrenci bursu vermek isteyenlerle burs alacak öğrenciler arasında köprü olmak istiyoruz.

Uzun vadede ise Hoca’nın adına bir üniversite kurmak istiyoruz.

Seyîdxan Kurij: Bilindiği gibi Avrupa' da bir milyondan fazla Kürt yaşıyor. Neden Beşikçi Avrupa' ya gelip konferanslar vermiyor?

Ruşen Aslan: Bu soruyu kendisine sormak daha iyi olur. Ben konferans vermek için her yere gitmesinden yanayım. Ancak Hocanın yaşını ve daha önemlisi durmaksızın araştıran bir bilim insanı olduğunu da unutmayalım.

Seyîdxan Kurij: Basından öğrendiğimize göre Kürdistan Hükümeti Sayın Beşikçi'yi Güneye davet etmişler fakat gitmemiş, neden?

Ruşen Aslan: “Kürdistan bağımsız olur yahut Kürtler arasında ittifak kurulursa Kürdistan’a giderim” diyor. Bu konuda da Beşikçi gibi düşünmüyorum. Umarım kararını gözden geçirir ve gelecek yıl, Hevlêr (Erbil) Üniveristesi’nin öğretim yılının ilk açılış dersini kendisi verir.

Seyîdxan Kurij: Bilindiği Avrupa çok sayıda NGO var ve bunlar hem siz vakfınız gibi kurumları destekliyorlar hem de onlar ile projeler yapıyorlar. Sizin bu konuda çalışmalarınız var mı?

Ruşen Aslan: Hoca  şu ana kadar Avrupa veya Amerika’daki kuruluşların kendisine vermek istedikleri toplam 2 milyon Euroyu bulan ödül ve benzeri şeyleri reddetti. Aynı katı tutumunu Vakıfta da sürdürüyor.  Ancak gerek Avrupa’da gerekse Amerika’da işbirliği yapılabilecek dost kurumlar vardır. Örneğin Köln’deki toplantıyı alman Sendikalar Birliği’ne ait DGB Haus’ta ve Berlin toplantısını ise Roza Luksemburg Vakfı’nda yaptık. Bana göre düşüncelerinde ve yardımlarında dayatmacı olmayan sivil ve demokrat, özellikle muhalif kurumlarla işbirliği yapılmasında sakınca yoktur.  Avrupa ve Amerika’daki kuruluşlardan yardım almak için hiçbir çalışmamız yoktur.

Seyîdxan Kurij: Kürtler genellikle kurumlarını yaşatmakta pek başarılı değiller, siz bu Vakfı yaşatmak için nasıl bir proje yaptınız, ya da yapıyorsunuz?

Ruşen Aslan: Biz önce Vakfın alt yapısını hazırladık ve işe öyle başladık. Amacımız işlerliğinde, kurumlarında, kullandığı tekniklerde ve muhasebesinde modern bir kurumda olması gereken her şeyi uygulamaktır. Nasıl başlanırsa öyle gider. Buna çok dikkat ediyor ve ancak böylece bir kurum haline gelebileceğimize inanıyoruz.

Bildiğiniz gibi tanıtım toplantılarında, yaptıklarımızı sinevizyon olarak göstererek ve yapacaklarımızı da anlatarak Vakfı tanıtmaya çalışıyoruz. Tanıtım toplantılarına gelenler iyi duygularla ayrılıyorlar. Amacımız halkın Vakfa destek vermesidir. Bunun için İsmail Beşikçi Vakfı gönüllüler ağı oluşturmak istiyoruz. Onlardan entelektüel ve maddi destek ile arşiv ve dokümantasyon çalışmalarımız için belge istiyoruz. İleride banka hesap numaralarını gazete ve internet sitelerinde yayınlayacağız. Zaten Vakfın da kendi sitesi olacak. Gönüllü ve düzenli katkılarla Vakfı desteklemek mümkündür. Bunun için bankalarına düzenli ödeme talimatı vermeleri yeter. Unutmayalım ki Beşikçi, yaşamının 17 yılından fazlasını Kürtlerle ilgili araştırma yaptığı için hapiste geçirdi. Bunun yanı sıra maddi varlığının tümünü Vakfa bağışladı. Bu Vakfı yaşatmak da başta Kürtlerin olmak üzere, İsmail Beşikçi Vakfı’nın kuruluşunu sevinçle karşılayan herkesin görevidir.

Seyîdxan Kurij: Artık Kürtlerin de bir devleti var ve ben iyi biliyorum ki sizin Vakfınız gibi kurumları destekliyorlar. Kürdistan Hükümeti nezdinde herhangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?

Ruşen Aslan: Tüm Kürt kurumları ve bu arada Kürdistan Devleti ile de Vakfımızın ilişkileri elbette olacaktır. Ancak önceliğimizde Kürdistan’daki üniversite, kütüphane ve sivil kurumlarla ilişki kurmak vardır

Diğer Haberler