Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Aydar, Oslo’nun şifrelerini anlattı

Aydar, Oslo'nun şifrelerini anlattı

04 Ekim 2012 Perşembe 10:05
Kim MİT müsteşarını ve diğerlerini ifadeye çağırdıysa belgeleri de onlar sızdırdı.

PKK ile devlet arasında Oslo’da yapıldığı ileri sürülen görüşmelerin neden ve kim tarafından kesildiği, basına sızdırıldığı bir süredir Türkiye kamuoyunda en çok konuşulan konuların başında geliyor. Tartışmaların bir tarafı olan Başbakan Recep Tayip Erdoğan kanal kanal dolaşarak görüşmeye katılan Kürt tarafını suçlayan açıklamalarda bulundu. Bu açıklamaları yayınlayan gazete ve televizyonların çoğu Kürt tarafının ne dediği, ne düşündüğüyle hiç ilgilenmedi ya da ilgilenmek istemedi. Halbuki, tartışmanın bir tarafı olan PKK’nin ne dediği de Başbakanın açıklamaları kadar önemliydi. Oslo görüşmelerine katılan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, görüşmelerin perde arkasını, kimlerin ses kayıtlarını sızdırdığını, bundan sonra sürecin nasıl işleyebileceğini Evrensel’e anlattı.

Sayın Aydar, son haftalarda Türkiye’de Oslo görüşmeleri üzerine yapılan tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir nevi CHP’nin yeniden başlattığı bu tartışmaların bir tarafı da biziz. Başbakan Erdoğan katıldığı televizyon programlarının çoğunda bizi suçlayan açıklamalarda bulundu. Başbakan CHP’ye belgelerin bizim tarafımızdan verildiğini ileri sürüyor. Bizim ne CHP ile bir ilişkimiz ne de CHP’ye verebilecek bir belgemiz var. Bizdeki arşiv tektir ve merkezde saklanır, bunları biz kendi arkadaşlarımızla bile paylaşmamışız. Yönetim düzeyinde sınırlı sayıda insan biliyor bu belgeleri.

Görüşme sırasında alınan ses kayıtları İnternete düştü. Başbakan bu kayıtların da sizin tarafınızdan sızdırıldığını ileri sürüyor. Görüşme sırasında siz kayıt yaptınız mı?
Bizde ses kayıtları yok. Bizim kayıt yapma gibi bir durumumuz yok. Türkiye tarafı da bize kayıt yaptığına dair açık bir şey göstermedi. Ama MİT’le, istihbaratla görüşenler bu tür görüşmelerin kaydedildiğini tahmin eder. Dediğim gibi, bizde ses kaydı yok ama belgeler örgütün arşivinde. Ancak bunlar hiç bir yere verilmemiştir.
Ortaya çıkan ses kayıtları, yapılan görüşmelerden oluşturulan karma ses kayıtlarıdır ve amacı da hükümeti görüşmelerden vazgeçirmeye yöneliktir.
Gerçek bu olduğu halde belgeleri ve kasetleri 13 Ocak 2011’de Diyarbakır BDP il binasına yapılan baskında ele geçirdiklerini söylediler. Buna kargalar güler. Kayıtların, notların BDP il binasında ne işi var? Müzakereler sırasında örgüt tarafından alınan notlar, hazırlanan belgeler hiçbir şekilde Türkiye sınırları içerisine sokulmamıştır. Bunu çok açık ve net söylüyoruz.
Bize göre belgeleri polis, devlet arşivine girerek aldı. Daha önce nasıl ki Genel Kurmay arşivine girilip Balyoz, Ergenekon ve diğer belgeler alındıysa, aynı şekilde MİT’in arşivine girilerek bu belgeler alındı. Buna rağmen belgelerin aramalar sırasında parti bürolarında bulunduğu ortaya atıldı. Buna kimse inanmıyor. Hükümetin kendisi de inanmıyor. Ama eğer Başbakan dese ki bu belgeler devlet arşivinden alınmıştır, o zaman da takip etmesi, suçluyu araması gerekiyor. Oraya giremediği için en kolayı “örgüt sızdırdı” demek oluyor. Bu, kendisini devlet içindeki tahkikatlardan kurtarmanın bir yoludur.
Kim İstanbul’da bu belgeleri savcıya verdiyse, kim MİT müsteşarını ve diğerlerini ifadeye çağırdıysa belgeleri de onlar sızdırdı. Bana göre devlet içerindeki çatışmadan ötürü cemaat bunu yaptı. Bizdeki kanaat bu yöndedir.

CHP tarafından yayınlanan ve üzerinde anlaşma sağlanan 9 maddelik belgenin doğru olduğunu söyleyebilir miyiz?
Yayınlanan belgelerin hiçbiri hakkında yorum yapmak istemiyorum. Aracılara ve karşı tarafa verdiğimiz sözün gereği biz hareket olarak, ortak bir mutabakat olmadan hiç bir şeyi açıklamayacağız. Bu konuda örgüt sözüne bağlıdır. Hiç kimse bunun aksini söyleyemez. Basında bir çok ismin görüşmelere katıldığı yazılıp çiziliyor, o konuda da yorumda bulunmuyoruz. İçeriğine de girmiyoruz.

Peki ne oldu da görüşmeler bitirildi?
Görüşmelerin bir kısmı dolaylı bir kısmı yüz yüze yapıldı. 2006’da başlayan bir süreç. Görüşmeler özellikle 2009’ta hızlandı. Başkanımızdan yol haritası istendi, Başbakan çıkıp Mecliste, grup toplantısında “Artık analar ağlamasın” diye çağrılar yaptı. Bütün bunlar sadece bizde değil, herkeste “Bu iş bitiyor, mutlu sona gidiliyor” beklentisi yarattı.
Ne var ki bir süre sonra görüşmelerin bizim tarafımızdan kesildiği, Oslo’da masayı bizim devirdiğimiz söylendi. Bunlar kesinlikle doğru değildir.
Bu görüşmeler sırasında bizden ateşkes istenmiştir, örgüt karşı tarafın operasyonlarına rağmen tek taraflı ateşkesler ilan etmiştir. Ateşkesler asıl, görüşmelerdeki tıkanıklardan dolayı bozulmuştur.

GÖRÜŞMELERİ KİM KESTİYSE ÖLÜMLERİN VEBALİ ONDADIR

Her ateşkes öncesinde görüşmeler yapıldı diyebilir miyiz?
Zaten öyle oldu. Her tıkanma çatışmaya yol açtı. Görüşmelerin sonucu olarak da ateşkesler gündeme geldi. Dikkat ederseniz 2011’e kadar çok ciddi bir çatışma olayı yoktur. Bu, görüşmelerin sonucudur. Eğer görüşmeler sürseydi, bir sonuca gidilseydi şu anda bu insanlar ölmezdi. Görüşmeleri kim kestiyse ölümlerin vebali ondadır.
Çünkü bizden, Başkanımızdan istenenleri yerine yetirdik. Dağdan barış gruplarının gelmesi istendi, onu yaptık. Bilindiği gibi 19 Haziran 2009’da dördü çocuk olmak üzere, 8’i Kandil’den diğerleri Mahmur’dan 34 kişi geldi. Bunlar Türkiye’ye eylem yapmak için değil, barış grubu olarak geldi. Gelenlerin ellerinde barış mesajı içeren bir mektup vardı. Bunların yakalanmayacağı, yargılanmayacağı konusunda devlet sözü vardı. Biz de buna güvenerek insanları gönderdik. Ama şimdi gönderdiğimiz insanlar 15 yıl ceza aldı. Bunların vebalini de biz taşıyoruz.

HABUR’LA SİL BAŞTAN YAPTILAR

Hem Başbakan, hem de görüşmeci heyet sizi Habur’daki karşılama konusunda eleştiriyor ve şartlara uymamakla suçluyor...
İlk defa barış söylemiyle gelen bir grup var. Cenaze gelmiyor. Bayram havasında herkes karşılamaya gitti gelenleri. Gidenler barışı karşılamaya gidiyordu. Bu iş oluyor diye bölge ayağa kalktı. Bu, barışı karşılama heyecanıydı. Bunu herkes böyle yorumlamalıydı. Bunun karşı tarafı da Batıda olmalıydı. Ama öyle olmadı, Başbakan çıkıp “Sil baştan yaparız” dedi ve öyle yaptı. Bizim amacımız barışa katkı sunmakken, karşı taraf bunu “Teslim olmaya geliyorlar” diye sundu. İş teslim olma aşamasına gelirse o zaman işler de tabii ki tersine gidiyor.

Görüşmeler sırasında devletin size verdiği ancak yerine getirmediği sözler var mı?
Devlet adına bize “Çözüm projesi sunacağız” demelerine rağmen bunu sunmamışlardır. KCK operasyonları bir-iki savcının işidir, merak etmeyin, kısa sürede bunların hepsi bırakılacak demelerine rağmen devam etmiştir. Ortalıkta neredeyse siyasetçi kalmamıştır. 10 binden fazla insan içeriye tıkılmış ve Başbakan ‘Bunlar devam edecek’ demiştir.

ERDOĞAN YANITI 9 HAZİRANDA VERDİ: SAVAŞA DEVAM

En son tıkanmaya gerekçe olarak Silvan saldırısı gösteriliyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
1 Nisan 2011’de ordu operasyonlara başladı. Hatay Hassa’da 7 arkadaşımızı şehit ettiler. Sonra Dersim’de, Uludere’de ve başka yerlerde... Buna rağmen halen seçim ve görüşmeler nedeniyle gerilla, örgüt tarafından durduruldu. Seçimlere gelene kadar 56 arkadaşımız şehit edildi. Bunların hepsi Silvan öncesinde olanlardır. Silvan olayı da devam eden operasyonlarda güçlerin karşı karşıya gelmesiydi. Bir planlama yoktu.
Bütün bunlara rağmen 10 Mayıs 2011’de Başkanımız el yazısıyla üç protokol sunmuştur. Karşı taraf da bu protokolleri olumlu olarak bulmuş, tartışma metni olarak kabul etmiştir.
İki taraf, haziranın birinci haftasına kadar protokollere ekleri yazılı bildirme konusunda anlaştı. Örgüt bu konuda görüşünü bildirdi. Başkan (Öcalan) bizim açımızdan hem görüşmeci heyetin başıdır, hem de örgütün başkanıdır. Söylediği söz bizi bağlar.
Karşı taraf haziranın ilk haftasına kadar bir görüş bildirmedi. Ama 9 Haziran günü Başbakan İstanbul’da katıldığı bir programda, bu konularla ilgili konuştu. Dedi ki: Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır, Abdullah Öcalan bu ülkenin başına bela olmuştur, yakalandığında eğer idam edilseydi bu ülke şimdi bu sorunları yaşamayacaktı, biz olsaydık idam ederdik.
Aynen bunları söyledi. Arkasından ekledi: Biz burada oldukça o oradan çıkmayacaktır.
O gün için bir çok çevre bu sözleri, seçimlere üç gün kala MHP’nin oylarına oynama şeklinde değerlendirdi. Ama görüşmelerden haberdar olan örgüt yönetimi olarak yanıtımızı almıştık. Bu, protokollere verilen yanıttı. Ondan sonra da eli boş irtibatlar oldu. Çünkü müzakere asıl olarak Erdoğan’ın konuşmasıyla kesilmişti.

AKP SEÇİMLERE HEP ATEŞKESLE GİRDİ

Oslo sürecinin daha çok hükümet tarafından seçimlerde oy toplamak amacıyla yapıldığı söyleniyor. Siz de bu görüşte misiniz?
AKP, şimdiye kadarki bütün seçimlere ateşkesle  girdi. 2002’de güçler sınır dışındayken seçimlere gidildi. 2004 yerel seçimlerinde de ateşkes vardı. 2007 seçimlerine 1 Ekim 2006’da ilan edilen tek taraflı ateşkesle girildi. 2006’daki ateşkes de temasların sonucudur. 12 Eylül 2010 referandumu, 13 Ağustos 2010’da ilan edilen ateşkesten sonra yapıldı. 2009 yerel seçimlerine yine ateşkesle girilmiştir. Akabinde KCK operasyonları yapılmıştır. 2011 seçimlerinde de yine ateşkesle girilmiştir. Bütün bunlar, AKP’nin bir barış projesine sahip olmadığını, kendi politikasını hayata geçirmek için örgütü ateşkes konumunda oyalamak istediğini gösteriyor. Bu konuda da sonuç aldı.
Bütün bunlara rağmen kısa bir süre içerisinde temasların ve görüşmelerin olabileceğini düşünüyor musunuz?
Şu ana kadar bize yansıyan herhangi bir şey yoktur. Hiç bir irtibat, hiç bir mesaj söz konusu değildir. Herkes şu anda kendi projesini uyguluyor. Yeni bir durum olabilmesi için hükümet adım attığı taktirde kuşkusuz örgüt de bunu değerlendirir. Görüşmelerin yeniden nasıl başlayabileceği konusunda hükümette yeterli kadar argüman vardır. Çünkü örgüt defalarca bu konularda belgeler sunmuştur. (Brüksel/EVRENSEL)


ÖNEMLİ AŞAMALAR KATEDİLDİ AMA HÜKÜMET ÇÖZÜM PROGRAMI SUNMADI

Müzakereler sırasında savaşın duracağına, Kürt sorununun çözüleceğine dair gerçekten umutlandığınız zamanlar oldu mu?
Bir müzakere süreci yaşandı. Başkanımızla İmralı’da, örgütle de dışarıda müzakere yapıldı. Bu müzakerelerde örgüt olarak amacımız gerçekten bu soruna siyasi bir çözüm bulmaktı. Bunca yıldır yaşanan çatışmalardan sonra devletin diyalog yoluna girmiş olması, görüşmeye başlamış olması başlı başına çok önemli bir olaydı. Yani görüşüyor olmak, konuşuyor olmak çok önemliydi. Yıllardır İmralı’da tecrit altında tutulan, idam edeceğiz diyen bir hükümet daha sonra gidip “Sayın Öcalan buyurun tartışalım, bu konuda nasıl bir çözüm bulabiliriz?” diyor. Bu önemli bir aşamaydı.
Bu görüşmelerde her şey tartışıldı. Prensipler de belirlendi. Belgelere bakıldığında bu işin yasal, anayasal çerçeveye oturtulması, siyasal ve diyalog yoluyla çözülmesi, bütün bunların barışçıl yoldan yapılması gerektiği konusunda bir uzlaşmaya varıldı. Hatta Başkanımızın hazırladığı protokollerin temel tartışma metinleri olarak kabul edilmesi önemli aşamalardı.
Fakat bütün bunlara rağmen hükümet tarafı hiçbir zaman çözüm programı sunmadı.


YENİ MÜZAKERENİN YOLU İMRALI’DAN GEÇİYOR

Başbakan Erdoğan Oslo sürecinin yeniden başlayabileceğini, İmralı ile görüşülebileceğini söylüyor. Yeniden sizinle irtibata geçilip müzakere başvurusu yapılırsa tavrınız ne olur?

Son görüşmede kendilerine Başkan Apo’nun bu örgütün hem kurucusu hem siyasi lideri olduğunu söyledik. Yani son sözü söyleyecek kişidir. Aynı zamanda da görüşmeci heyetin başıdır. Bizim açımızdan baş müzakereci, Başkan Apo’dur. Başkan Apo’ya gidip barış çağrısı yap diyorlar yapıyor, ateşkes ilan et diyorlar ilan ediyor, barış grupları çağır çağırıyor. Ondan sonra gidip diyorlar ki gerilla sınır dışına çekilsin çekiyor. Başkan Apo en son kendilerine şunu söyledi: Benden rol almamı istiyorsunuz, ben de rol almaya hazırım, ama dört duvar arasında ben bu rolü yerine getiremem. Onun için sağlık, güvenlik ve serbest hareket istiyorum.
Yani Başkan Apo örgütle, gerillayla, kamuoyuyla, parlamentoda bu iş için oluşacak komisyonlarla temas kurmadan nasıl bu konuda bir rol oynayabilir. Bunun pratik bir karşılığı yok. Başbakan bir taraftan Öcalan’la görüşebileceklerini, diğer taraftan ise ev hapsi vebalinin altına giremeyeceklerini söylüyor. Bu ahlaki değil.
Başbakan eğer samimi ise önce tavrını netleştirmelidir. Örgüt, Başkan Apo, bu konuda çok nettir. Bu nedenle Oslo görüşmelerinin yeniden başlamasının yolu İmralı kapısının açılmasından geçiyor. Biz şu anda Başkan Apo’nun dediği sağlık, güvenlik ve özgürlük noktasındayız. Çünkü tıkanıklık burada başlıyor. Eğer karşı taraf barışta samimi ise Başkan Apo’ya istediği olanakları sağlar ve böylece de sürecin önü açılmış olur.

Yücel Özdemir-Evrensel

Diğer Haberler