Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Aydar: Türkiye muhatap değil, tasfiye arayışında

Aydar: Türkiye muhatap değil, tasfiye arayışında

09 Aralık 2012 Pazar 19:11
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, diyalog ve müzakere konusunda Türk devletinden herhangi bir talep gelmediğini belirtti.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, diyalog ve müzakere konusunda Türk devletinden herhangi bir talep gelmediğini belirtti. İdam ve dokunulmazlık tartışmaları ile Avrupa Parlamentosu’na gönderilen bir mektuba dikkat çeken Aydar, hükümetin tavrı için, “Bu bir muhatap arayışı değil, tasfiye arayışıdır” dedi.

Türkiye’nin baskılarına rağmen 5-6 Aralık tarihleri arasında Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 9.Uluslararası Kürt Konferansı’na katılarak, Kürt tarafının müzakereye hazır olduğu mesajını veren Zübeyir Aydar, ANF’ye konuştu.

TÜRKİYE’DEN MÜZAKERE İÇİN SİNYAL YOK

-Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Uluslararası Kürt Konferansı’nda yaptığınız açıklamada Kürt tarafının diyalog ve müzakereye hazır olduğunu belirttiniz. Türk devletinden bu yönlü bir sinyal mi var?

Hayır. Bu prensiptir. Buradaki muhatabımız Türkiye’dir, Avrupa Birliği’dir, dünya kamuoyudur, barış ve çözüm isteyen her tarafadır. Biz burada Kürt tarafının tavrını ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki, Kürt tarafı ciddi, samimi ve içinde oyalama olmayan bir müzakere sürecine hazırdır. Geçmişte de hazırdı. Geçmiş müzakere süreçlerini tıkatan, kesen Kürt tarafı değil, karşı taraftır. Bu anlamda Kürt tarafının tavrını kamuoyuna sunma gereğini hissettik.

Gerek çözüme, gerek pratik işleyişe ilişkin ortaya koyduğum öneriler ve görüşler Kürt tarafının görüşleridir. Kürt tarafı çözüme bu pencereden bakıyor. Bu talepleri ileri sürüyor. Pratik öneri olarak da bunları sunuyor. Ama bu daha da genişletilebilir, ayrıntılandırılabilir.

Karşı taraftan bir sinyal yok. Karşı taraf zaten, bir buçuk yıldır bu temasları kesilmiştir. Şu anda yürüyen herhangi bir temas ve müzakere süreci yoktur. Kimse buna çok farklı anlamlar yüklemesin. Bazen hükümete yakın çevreler, “bazı şeyler oluyor” türünden şeyler yazıyorlar, şu anda işleyen bir süreç yoktur. Kimse farklı bir beklentiye girmesin.

‘ATEŞKES ÖRGÜTÜN GÜNDEMİNDE DEĞİL’

-Buradan hükümet cephesinden ‘silahların susması” ya da yeni bir ateşkes talebinin olmadığını da çıkarabilir miyiz?

Bugün için bize yansıyan bir talep yok. Benim bilgim dahilinde böyle bir talep yok ama zaten öyle bir pratik de yok. Bu geçen bir buçuk yıllık görüşmelerin kesildiği süreçte, bazı kanallar aracılığı ile ateşkes ilan edilsin biçiminde zaman zaman bazı girişimler olmuştur. Siyasi karşılığı olmayan bir ateşkes konusundaki yaklaşımları da bu hareket dikkate almamıştır. Çözüme hizmet etmeyen bir ateşkes veya bir eylemsizlik durumu örgütün gündeminde değil.

-Peki mevcut koşullarda yeni bir ateşkes mümkün mü?

Şu anda örgütün gündeminde öyle bir tartışma yok. Bunlar müzakere süreçlerinde ele alınması gereken konulardır.

DİYALOG VARSA ÖRGÜTLE PAYLAŞILMALI

-Zaman zaman hükümet kanadından “İmralı ile görüşme olabilir” yönünde açıklamalar da geliyor. Bu açıklamalardan Sayın Öcalan ile devlet arasında yeniden görüşmelerin başladığı sonucu çıkarılıyor. Bu doğru mu?

Bize yansıyan herhangi bir görüşme durumu yok. Başkanımızla tabii ki, onun belirlediği çerçevede diyalogun sürmesi, yapılması yönünde biz taraftarız. Fakat tabi bu görüşmelerin sonuç alıcı olabilmesi için örgütle paylaşılması lazım. Örgütle paylaşılan bir şey olmayınca da zaten sonuç almaz. Yani görüşme olmamış ki, paylaşılacak bir şey yok ki, örgüte yansımamış. Eğer bazı şeyler orada tartışılır ve bazı sonuçlara varılırsa, bundan bir sonuç çıkması için hareketle paylaşılması lazım. Bu tek başına da yeterli bir olay değil. Bu işin ciddiyetine uygun ve eğer sonuç alıcı olması isteniyorsa, Başkan Apo’nun gerekli olanaklara sahip olmazı lazım.

ÖCALAN MUHATAPTIR, YETKİLİDİR

-Avrupa Parlamentosu’ndaki deklarasyonunuzda Sayın Abdullah Öcalan’ın “baş müzakereci” olduğunu söylediniz. Burada vermek istediğiniz mesaj neydi?

Sayın Başkanımız Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olduğu vurgusundaki amaç şudur: Türkiye kamuoyunda, özellikle hükümet ve ona yakın çevrelerde, kafa karışıklığı yaratan çevrelerde, psikolojik savaş kapsamında şöyle bir algı yaratılıyor; örgüt çok başlıdır, kimse kimseyi dinlemiyor, muhatabımız kimdir belli değil. İşte kafa karıştırmaya yönelik farklı gerekçeler öne sürüyorlar. Örgüt de bu konuda net söylüyor: örgütte çift başlılık yoktur. Örgüt ve hareket bir bütündür. Başkanı da Başkan Apo’dur. Başkan Apo muhataptır, yetkilidir, bu hareketin kurucusudur, hukuken de veto hakkına sahip son karar mercidir. Ve Kürt tarafının başmüzakerecisidir de. Bütün bunların hepsine nokta koymak için, oraya konulmuş bir belirlemedir. Bu Kürt tarafının görüşüdür ve manipülasyonlara da cevabıdır.

ÖCALAN’IN DIŞARI İLE İRTİBATI OLMALI

-Sayın Öcalan, başmüzakereci olarak hangi koşullarda çözüm lehine rolünü oynayabilir?

Başmüzakerecinin önce kendi örgütü ile, sonra kamuoyu ile ve ilgili her kesimle rahat görüşebilme olanaklarına sahip olmazı lazım. Zaten Başkan Apo, hem protokoller sırasında hem de son görüşmesine, “ben bu şartlarda daha fazla bir şey yapamam” dedi. Kendisinin bu konuda hem yazılı hem de avukatları aracılığı ile beyanatları vardır: “Eğer benden bir şey isteniyorsa, bu işi yapmam isteniyorsa, sağlık ve güvenliğim sağlanmalı ve serbest hareket etme imkanım olmalı.” Bu şartlarda ancak gereklerini yerine getirebilir. Yoksa dört duvar arasındaki o şartlarda ancak bugüne kadarki gibi ancak görüş belirtebilir. Başkan Apo’nun örgütü ile, gerilla ile, halkla, kamuoyu ile, aydınlarla irtibatı olmadan daha fazla bir şey yapması fiilen mümkün değildir.

Dolayısıyla İmralı statüsünün ortadan kaldırılması lazım, oradan çıkması ve sağlığı ile güvenliği garanti altına alınarak serbest hareke etmesi lazım. Böyle bir yaklaşımı biz hareket olarak ciddiye alırız. Gereken olumlu tavrı da geliştiririz. Başkanın etrafında kenetlenir, çözüme ve diyaloga hizmet ederiz.

Eğer gerçekten başkan Apo’dan çözüme katkı sunması isteniyorsa, ona bu olanakların sağlanması lazım. Türk devleti şunu diyemez, hiç kimse de: “Başkan Apo rol alsın, örgütüne çağrı yapsın, savaş dursun, gerillaya çağrı yapsın sınırdışına çıksın, gerillaya silah bırak desin, fakat sen de cezaevinde kal.” Bu ne gerçekçi, ne insani ne de ahlaki bir talep değildir. Yani çözümde başrol oynayabilecek bir kişiye “bize çözümü sağla, ama sen de ömür boyu cezaevinde kal” demek, samimi bir yaklaşım değildir. O yüzden biz samimiyet ve ciddiyet istiyoruz diyoruz.

TÜRKİYE AP’YE MEKTUP GÖNDEREREK CİDDİYETSİZLEŞTİ

-Kürt Konferansı organizatörleri yaptıkları açıklamada Brüksel’deki Türk büyükelçinin Avrupa Parlamentosu’na bir mektup yazarak, şahsınızı ve PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’i “terörist” olmakla suçladığı ve parlamentoya alınmamasını istediği belirtildi. Türk bir yetkilinin Avrupa Parlamentosu’na böyle bir dayatmada bulunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi, Avrupa Parlamentosu’na başkanlığına gönderilmiş o mektuptan bizim de haberimiz oldu. Mektubu ben görmedim. Ama zaten her sene bu tür konferanslar yapıldığında rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Bu sene de ek olarak beni ve Salih Müslüm’ü teröristlikle suçlayarak, “bunları konuşturamazsınız” biçiminde bir müracaatları var. Konferansta bir savaş çağrısı yapılmadı. Orada çözüm olanakları tartışıldı, barış çağrıları yapıldı. Katılımcıların hepsi barış ve çözümden yana insanlardı. Çıkan deklarasyonda da, kararlar da, sonuç bildirgesi de, tümüyle barışçıl bir çözüme hizmet eden çağrılar içeriyordu. Türk tarafı bunların konuşulmasını istemiyor. Diğer taraftan da Kürt siyasetçileri terörize etmeye çalışıyorlar. Şimdi hadi ben Türkiye vatandaşıyım, bana ilişkin yazılıyor. Bir de Türkiye ile hiçbir ilgisi, ilişkisi olmayan Suriye vatandaşı Salih Müslüm’ü de “terörist” ilan ediyor. PYD başkanı ne bir silahlı mücadele yürütmüştür, ne kimseyi öldürmüş ne de herhangi bir şiddet eylemi yoktur. Türkiye, Suriye’de El Kaide ve selefi unsurları, o kadar barbarca bir çok yerde sivilleri öldüren grupları destekliyor, bunlar terörist değil de, hiçbir şiddet eylemi olmayan bir Kürt lideri de sırf Kürt olduğu için, sırf Türkiye politikasına hizmet etmediği için teröristlikle suçluyor. Bunlar abesle iştigaldir. Aslında skandaldır.

Bana ilişkin ise, tüm yaşamım boyunca hep insan hakları mücadelesi içinde, Kürt siyasal hareketi içinde, hep siyasal alanda, gerek parti, gerek kurumlar, gerek meclis içinde böyle bir mücadele yürütmüş bir kişiyim. Onların bu taleplerini hiç kimse kabul etmez. Parlamento da bu talebi zaten ciddiye almadı. Bir nevi kendileri ciddiyetsiz duruma düştüler. Gerek parlamentonun gerekse de konferans koordinasyonunun bu ciddiyetsiz yaklaşımı reddetmeleri, ciddiye almamaları önemliydi. Kürt tarafını çağırıp “buyurun çözüm önerilerinizi ortaya koyun” demeleri önemliydi.

AP’NİN TAVRI HUKUKİLEŞEREK DEVAM ETMELİ

-Avrupa Parlamentosu’nun bu tavrı Kürtlere yönelik yeni bir yaklaşım olarak ele alınabilir mi?

Temennimiz, anlamsız olan bu “terör” ve “teröristlik”, anlamsız olan bu tür yaklaşımların, “terör” listelerinin, özellikle Kürt hareketine yönelik bu tür haksız ve hukuksuz yaklaşımların tüm dünyada bertaraf edilmesidir. Aslında Türk tarafının taleplerine Avrupa Parlamentosu’nun tavır alması “terör” listesine yönelik de bir tavır almadır. Bu tavrın hukukileşerek devam etmesini diliyoruz.

Parlamento ile devletlerin yürütme organlarını aynı olarak görmemek gerekiyor. Avrupa parlamenterleri halkoyu ile seçildikleri için daha fazla tabandan gelen eğilimleri dikkate alıyorlar. Fakat yönetimler, özellikle hükümetler daha çok çıkar hesapları üzerinden işlemler yapıyorlar. Zaten bu hükümetler Kürt hareketini liseye alırken, Türkiye ile çıkar ilişkilerinden, sırf karşı tarafı memnun etmek için, karşı tarafın düşman gördüğü bir gücü teröristlikle suçluyor. Ve sana sormuyor, seninle hiçbir şekilde irtibat kurmuyor. İşte falan grup, falan kişi, falan örgüt teröristtir diye yargısız infazlarda bulunuyorlar. Tamamıyla haksız çıkarlar temelinde, yani içinde ahlaki, vicdani yanı hiçbir biçimde olmayan devlet çıkarlarına dayalı haksız uygulamalardır. Buna karşı hukuki mücadelemiz de her düzeyde sürüyor.

Parlamentonun onların bu yöndeki yaklaşımlarını kabul etmemiş olması, yerinde bir yaklaşım olarak görüyoruz.

MUHATAP ARAYIŞI YOK, TASFİYE VAR

-Şimdi Tük hükümeti bir yandan “görüşebilirim” dediği Sayın Öcalan’a karşı idamı gündeme getiriyor, bir yandan sizi “terörist” olmakla suçluyor ve AP’ye girişinizi engellemeye çalışıyor, diğer taraftan ise BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmakla tehdit ediyor. Bir çözümden bahsedilecekse, bu hükümet kimi muhatap alacak?

Bu bir muhatap arayışı değil, tasfiye arayışıdır. Zaten son bir buçuk yıldır ortaya konulan perspektif, tümüyle güvenlik tedbirleriyle, saldırılarla bu hareketi tasfiye etme girişimleridir. Sri Lanka, Tamil modelini onlar seslendirdiler. Geçen sene hükümet ve hükümete yakın çevrelerin en fazla seslendirdiği model bu modeldi. İşte Sri Lanka, topyekün saldırarak Tamillerin silahlı gücünü tasfiye ettiler. Şu anda bu model tutmadığı için farklı tartışmalar yapılıyor. Fakat halen tasfiye etme girişimlerinden vazgeçmiş değiller. Biz pratikte bize yansıyana bakarız. “Kim ne tartışıyor”, “Kim ne diyor”un ötesinde bize pratikte yansıyana bakarız. Pratikte nasıl yansıyor: pratikte gerillaya bombalama olarak, pratikte Kürt siyasetçilerine cezaevi ve cezalandırma olarak, siyasal soykırım operasyonları dediğimiz biçimde yansıyor, pratikte Kütler adına ne varsa karşı çıkma ve terörize etme olarak yanıyor, pratikte tehdit etme biçimde yansıyor, tıpkı “kafamı bozmayın başkanınızı asarım”, “ben senin bütün siyasetçilerini alır cezaevine atarım”, “dokunulmazlık” ve başka biçimlerde yansıyor. Bu “ben seni yok etmek istiyorum” işaretidir. Biz böyle algılıyoruz.

Hükümet yetkilileri bazen “gerekirse herkesle görüşürüz” diyor. Peki şimdiye kadar gerekmedi mi? Bu kadar insan ölüyor, halen “gerekirse” mi oluyor? Bunun “gerekirse” si nedir? “Kan duracaksa herkesle görüşeceğiz”. Peki senin görüştüğün zamanlarda, sen de çözüm projesi ortaya koyarsan neden kan dökülsün. Geçmiş dönemlerde görüşmelerin sürdüğü dönemlerde, bu hareket tek bir silah patlattı mı? Sözünü verdiğinde bütün eylemlerini durdurdu. Ama sizler durmadınız. Bu şekilde olmaz.

Şunu diyeceksin karşı taraf için: Evet bu ülkede Kürtler var, Kürt sorunu var ve bu sorun askeri ve güvenlik yöntemleriyle çözülmez. Buna diyalog ve barışçıl çözüm temelinde yaklaşıp, bunu hak eşitliği temelinde çözüme götüreceğiz yönünde bir irade ortaya koyacak ki sonuç alınabilsin.

MÜZAKERE İÇİN GÜVEN ARTTIRICI KOŞULLAR GEREKLİ

-Böyle bir güven bunalımının yaşandığı ortamda, diyalog ve müzakere ortamının gelişmesi için minimum şartlar nedir?

Ortada zaten yılların çatışması var. Yılların çatışmasında neyin güveni olacak. Bu kadar ortada ölüm ve kan varken. Ama şu var. Bu işte barış düşmanla yapılır. “Bu benim düşmanımdır, ben düşmanımla barış yapmam” diyerek olmaz. Zaten dostla barışma gibi bir şey olmaz. Düşmanla barış yapılıyor. Bunun gereği nedir? Önce güven arttırıcı önlemler. Öncelik le dilin düzelmesi lazım. Saldırgan dile ve psikolojik propagandalara son verilmeli. Karşılıklı saldırıların durması lazım. Bir de herkesin kendi kamuoyunu ikna edip zemin hazırlaması lazım. Bunları daha fazla genişletmek mümkün. Bir de karşılıklı jestler yapılabilir. Biri olumlu adım atar, diğer daha fazlasını yapar. O zaman “biz bu işi yapabiliriz” ortamı oluşur ve ana konular konuşulur. Böylece bir barış anlaşması ile sonuçlanabilir.

Her gün bağırıp, her gün saldırıp, hakaret edip, tehdit ederek, güven arttırılmaz. Bunlar güveni zedeleyen, düşmanlığı daha fazla derinleştiren girişimler olur.

Artık Kürtleri kandıramayacaklarını bilmeliler. Biz çocuk değiliz. Kandıramazlar. Şunu da bilmeliler, bu öyle onların dedikleri gibi güvenlik politikaları ve askeri operasyonları ile bitiremeyecekler. Bu mevcut tutumu sürdürmeleri, Türkiye’nin bütün çıkarlarına, bütün programlarına ve bütün geleceğine ipotek koyuyor. Kimse bundan kazançlı çıkmaz. Kazanç, ancak iki halkın Anadolu’da barış içinde birlikte yaşayabilmesi ile olur.

-2013 yılına giriyoruz. Gelecek yıl için neler diyeceksiniz?

Aralık ayındayız. 2012 yılı bizim açımızdan bir mücadele yılı oldu. Gerçekten sert mücadelelerin yaşandığı bir yıl. Karşılıklı kayıpların da olduğu bir yıl. Çok değerli birçok insanımızı, arkadaşımızı bu yıl içinde şehit vermek durumunda kaldık. Kısa bir değerlendirmeyle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: 2012 Özgürlük Hareketi açısından kazanımları ve başarıları fazla olan bir yıldır. 2013 mücadele açısından iki olguya adaydır. Ya onurlu bir barış, ya da daha 2012 yi aşan daha büyük bir mücadele. Temennimiz birinci şıkın gerçekleşmesidir, karşı tarafın da bu anlamsız ve zarar veren inadından vazgeçerek, 2013 yılının ülkemiz, halklarımız ve bölgemiz adına bir barış yılı olması yönündedir. Kürt tarafı bu konuda tavrını açık ve net ortaya koymuştur. Her ihtimale göre kendisini konumlandırıyor. Bu vesileyle 2013 yılının barış ve özgürlük yılı olması dileğiyle yeni yılı kutluyorum.

Maxime Azadi - ANF

Diğer Haberler