Barzanî dema referandûmê destnîşan kir
Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî ragihand, ku dê di nav sala 2017ê de referandûma ji bo serxwebûna Başûrê Kurdistanê bê encamdan.
Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Şîretê Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî
Ey Milletê Kurd! Îttîfaq di qewet, îttîhad di heyat, birayey di se’adet, hukûmat di selamet est o.
Alan Kurdî

​​AZADÎ Hareketi ve Kürdistanî İslami Camia

26 Haziran 2016 Pazar 04:35

Azadi Hareketi'nin, çözüm sürecinin bir meyvesi olduğu tezini kabul ediyorum; tıpkı TEVKURD, DTK ve diğer fiili oluşumlar gibi. 

​Lakin, İslami camiaya mensup bazı kardeşlerimizin, Türkiye özelinde de olsa; 'Kürd Meselesi yok veya kalmadı, Kürdistan Meselesi yok, ortada sadece PKK meselesi var' tezine de katılmıyorum. 

Doğrudur, Türk(iye) devletinin, PKK ile bir sorunu hem de ciddi bir sorunu vardır. Ve bu sorun Kürdistan halkını da ciddi olarak ilgilendirmektedir. Çünkü PKK'nin dayandığı veya Kürdlere bakan yönüyle dayandığını iddia ettiği mesele Kürdistan'dır ve haliyle bu açıdan PKK'nin her davranışı Kürdleri de ilgilendirmektedir. 

Böyledir, diye; Türk(iye) devletinin bakış açısıyla PKK'ye bakmak doğru değildir. AKP ve Erdoğan'ın İslami kimliği ve söylemi de bunu haklı kılamaz. Çünkü İslami söylem artık devletin de söylemidir ve Kürdlere karşı İslam, araç olarak kullanılmaktadır. 

PKK'nin de buna mukabil İslam'ı araçsallaştırma faaliyeti gizli-saklı değildir. Tüm bunlara rağmen; İslami değerleri kullandırmamak, ama iki tarafa da kullandırmamak İslami camianın görevidir. Hatta İslam'ı yaşamak ama kullanmama yükümlülüğü de İslami Camia'nın yükümlülüğüdür. 

İŞİD örneğinde gördüğümüz, Suriye örneğinde gördüğümüz İslam'ı kullanma ve özellikle de Kürdistan'a karşı kullanma meselesi ciddi olarak hepimizi ilgilendirir. AKP'nin de İslam'ı kullanma biçimi ve içeriği bir sorundur. 

Türk(iye) devletinin kendi bakış açısı ve maslahatına göre İslam ile barışık olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Her türlü ideolojik örgütlenme de Türkiye'de sorun değil ve tehlike olarak görülmez. Lakin Kürdî kazanımların önü alınmıştır. 

Çözüm ikidir; ya Türkiye devleti Kürdlerin de devleti haline gelecek, ki bunun yolu yeni bir anayasadan geçer. Ve bu sağlanana kadar da herkese karşı ihtiyatlı olmak durumundayız; buna AKP ve Erdoğan da dahildir. 

Ya da Irak ve Suriye örneğinde görüldüğü üzere; Kürdler gününü bekler, Ankara zayıfladığı anda egemenlik için mevzi kazanmaya bakarız. Bunun bir suç veya günah olmadığını herkes bilir.  

Yüzyıllardır yapıldığı gibi; bugün de Lice ve diğer yerlerde ormanlar yakılmaktadır. Tabiatın tahribi, meskun mahallerin yıkımı iyi incelenmelidir.

PKK bahanesi üzerinden bunun yapıldığı ve PKK'nin fazlasıyla bu bahaneyi verdiği doğrudur. Buna rağmen, bu netice orantılı değildir ve kabul edilemez. 

Kuzey Kürdistan ve Türkiye'deki Kürdlerin ve onlarla müttefik olan Kürdistanlıların, şiddet dışı seçeneği tercih etmeleri maslahatın gereğidir. PKK'nin maslahat, hukuk diye bir derdinin olmadığını biliyoruz. Baskılarla belli bir noktaya geriletilebilir ve Kürdistan halkı şu anda bunu deniyor. 

Bu noktada İslami Camia ve AZADÎ'ye mensup bazı fertlerin, kesimlerin PKK karşıtlığını anlamak mümkün ama yeterli değildir.

Mesela; ileri gelen bir Azadî mensubunun, 'devlet Kürdleri PKK belasından kurtarmalıdır' söylemi sorunludur. Devletin kurtarma tarzı Sur'da, Cizre'de, Lice'de görülüyor. 

Siyasi açıdan da bu söylem sorunludur. Devlet zaten yapacağını yapıyor, birilerinin gerilediği alanda mevzi kazanmak da maharet ister.

Madem PKK'nin şiddetini tasvip etmiyorsun, devlet de PKK'yi kamu güvenliği üzerinden vuruyor, halk da iki tarafa kızgın, sana düşen bu durumu avantaja dönüştürmek ve örgütlenmektir. 

AKP'ye meddahlık yapmak, Kürdlük ve Kürdistanilik dönemi bitti, "hak-batıl savaşı" gibi söylemler inandırıcı değildir ve ancak çocukları kandırmaya yeter. Yetişkin ve siyasi olgunluğa sahip birilerine yakışmaz. 

Azadî Hareketi'nin HDP'ye destek vermesinin PKK şiddetini destekleme anlamına gelmediğini herkes bilir. Tıpkı Hüda-Par'ı desteklemenin Hizbullah'ı destekleme anlamına gelmemesi gibi.  Ama birileri ısrarla bu iki olguda da saptırma yapabilirler, yapıyorlar. 

Netice olarak; Azadî Hareketi Kürdistan'ın yarınında var olmalıdır ama yeni bir söylem ve fiiliyatla. Kendinde mücadele azmi bulamayan, yanlışlarıyla yüzleşme cesareti gösteremeyenlerin, AKP ve devletin baskılarına, bu yörüngedeki İslami Camianın tazyiklerine karşı; günah çıkarırcasına savrulmak ibret verici bir durumdur. 

Bu bizim hikayemiz ve fiiliyatımız; varsa bir yanlışımız, onu düzeltmek de bize düşer ve siyasi bedelini ödemek de. Anlaşılan; birileri meşru olmayan emellerini Azadî üzerinden gerçekleştirmek istemiş, bu gerçekleşmeyince de infial içerisinde sağa-sola saldırmaktadırlar. 

AZADÎ kendini yeniden inşa etmek, ayağa kalkmak ve yeni söylemi, eylemi ve kadrosuyla arenaya çıkmak durumundadır.

Çünkü AZADÎ çıkışıyla debgeleri alt-üst etmiş, 7 Haziran'daki tutumuyla hem PKK'nin hem de AKP'nin gerçek yüzünü teşhir etmiştir. İki tarafın da barışçıl çözüm istemediklerini veya kendi iktidarlarının kabulü şartına, garantisine bağladıkları görülmüştür. 

Bu neticeyi denemeden anlamak, halka anlatmak mümkün değildi. Kürdistan halkının genel eğilimine uygun olan bir yaklaşım ile siyasi ve barışçıl çözüm için AKP ve PKK'nin şiddet dışı yol ve yordamda buluşmasını talep eden AZADÎ'nin tutumu ne ihanettir ne de PKK'nin aleti olmaktır. 

Çünkü AZADÎ, 8 Haziran'dan itibaren  savaş ve çözümsüzlük seçeneğine karşı olduğunu ilan etmiş ve buna uygun bir fiiliyat sergilemiştir.

Azadî'ye mensup bir arkadaşımızın HDP'de olması ve bunun devam ediyor olması bu gerçeği değiştirmez.

Onlarca Kürd ve İslami şahsiyet de AKP'de siyaset yapmakta, AKP'nin Suriye'de ve özellikle Kürdistan davasına düşmanlığına-ihanetine karşı bile bu şahsiyetlerin ihanetinden bahsedilmemekte ise HDP'deki İslami şahsiyetleri suçlamak doğru olmaz. 

Bu bizim zaafımız ve gerçeğimizdir. Bunun telafisi için çalışmalıdır. Lakin Kürdi İttifak olmadan bu sorun çözülmez. AKP'nin kendisi artık devlete sığınmış bulunmaktadır. Bana sana faydası olamaz. HDP de başka yönden devletin denetimindedir ve Kürdlerin ittifakını engellemek için kendisinden istifade edilmektedir. 

Siz zannetmeyiniz ki AKP Barzani'ye dost, PKK'ye düşmandır. İŞİD'in Kürdistan'a saldırısı AKP'nin onayıyla, siparişiyle olmuştur.

ABD'den olmasaydı, bugün Erbil İŞİD'in denetiminde olurdu, tıpkı Musul gibi. Üstelik bazı ahmak Kürdler de İŞİD'in saflarında bu işe öncülük edeceklerdi. 

Zımnen bahsettiğim ve ismini zikretmeyi uygun görmediğim AZADÎ mensubu kardeşimizin İŞİD'e karşı sağlıklı duruşu ile İŞİD destekçisi, Suriye ve İslam aleminde kardeş kavgasının destekçisi AKP'yi aynı duyarlılıkla eleştirmemesi, teşhis edememesi beni üzüyor. 

PKK karşıtlığı gözlerimizi kör etmemelidir. PKK Kürdistan'ın katili ise AKP de hem Kürdistan'ın hem de İslam aleminin katilidir. 

YAZAR ARŞİVİ