Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Azadi İnisiyatifi ve Kürdistan’da Millileşmenin Esas Alınması

Azadi İnisiyatifi ve Kürdistan’da Millileşmenin Esas Alınması

20 Haziran 2012 Çarşamba 22:15
Azadi öncülüğünde istenilen millileşme ya da Kürdistanileşme tek parçalı bir olgu üzerinden değil demokratik-dini-çoğulculuk temelinde bir millileşme gerçekliği taşır.

Basına ve Kamuoyuna deklere ettiği bildiri metni baz alındığında Azadi’nin, Kürdistan’da millileşmeyi hedef aldığını söylememiz mümkün. Bildiride; özellikle “Kürdistan kadim zamanlardan beri Kürt milletinin yaşadığı coğrafyanın adı ve Kürtlerin vatanıdır. Kürdistan, aynı zamanda burada yaşayan Arap, Ermeni ve Süryani halkları ile Hıristiyanlık, Yezidilik ve yaresanlik gibi birçok etnik ve dinî topluluğun da ülkesidir.” ibaresi sözkonusu millileşmenin yalnızca Kürtleri esas almadığını bunun yanı sıra Kürdistan coğrafyasında yaşayan diğer halkları da esas aldığını gösterir.

Bu durumda Azadi öncülüğünde istenilen millileşme ya da Kürdistanileşme tek parçalı bir olgu üzerinden değil demokratik-dini-çoğulculuk temelinde bir millileşme gerçekliği taşır. Nitekim uluslar kendilerini dinsel ve etnik kimlikleriyle tanımlarlar.

Bu konuda Azadi temal esas aldığı sözkonusu metininde, etnik kimlik ile dini kimlik arasında herhangi bir paradoksun olmadığı vurgusunu taşıyan bir beyanatta bulunmaktadır. Bir taraftan Kürdistan’ın asli unsurları olan bu farklılıkların dini, milli ve etnik kimliklerinin de ifade edildiği ibarede, Kürdistan’da ulusal mücadelenin de siyasal, politik ve kültürel kodlarına da açıkça işaret eder. Kısacası Azadi İnisiyatifi Kürdistan kimliğinin milli bir kimlik olduğunu ve Kürdistan zemininde düşündüğü çalışmalarını da bu perspektif ekseninde sürdüreceğine işaret eder.

Diğer taraftan “Kürtlerin vatanıdır” vurgusu, egemen-işgalci ulus-devletlerin baskı, inkâr ve imha politikalarına ve değişen dünya koşullarına rağmen, Kürtlerin ayrıcalıklı bir statü –hukuki, idari- talep etmekte olmalarına yönelik bir gerçekliğe dönüktür. Dolayısıyla bu eksende özerklik, federasyon ve bağımsızlık istemlerini gündeme getirmektedir. Zira Azadi Kürdistan’ı, Kürtlerin ve metinde adını zikrettiği diğer ulusların vatanı olarak belirtmeyi özellikle yapar ve Kürdistan’ı egemen işgalci güçlerin vatanı olarak görmez. Bir bakıma Azadi, Kürdistan’ı kendi anakarası şeklinde bir iddia ve düşünceye sahip olma tavrıyla hareket eden ulus-devletleri, Kürtlere karşı uyguladıkları; her türlü güvenlik, askeri, dini, sosyal, hukuki ve psikolojik önlemleri; ideolojik ve baskı aygıtları olarak tanımlar. Öte yandan Kürt meselesinin mevcut ulus-devletlerin demokratikleşme, iç hukuk, iç sorun ve kültürel bir mesele olmadığını belirtmiş olmaktadır.

Bir başka açıdan Azadi’nin “hangi etnik, dini veya felsefi açıklamayla veya aidiyetle kendini ifade ederse etsin, Kürtler ve Kürdistanlılar; tüm farklılıklarıyla birlikte bir bütün olarak Kürdistan halklarını teşkil eder ve Kürdistan, bütün bu çeşitli unsurlarıyla birlikte bir ülkedir.” ulus-ülke bütünselliği üzerine yaptığı bu Kavramsallaştırma, farklılıkların (dinsel, mezhebi ve etnik) yine bu bütünsellik içinde korunmasına yönelik olumlu ve takdir edilesi bir adımdır. Nitekim Azadi, bu beyanatıyla, tarihsel mücadelenin günümüze taşınması adına önemli bir misyon yüklendiği bilincinde olduğunu açık bir üslup ile ifade ettiğini özellikle belirtir.

Azadi İnisiyatifi’nin basına ve kamuoyuna dekler ettiği metin üzerinden yaptığımız analizleri sürdürmeye devam etmekte fayda var. Çünkü metinde belirtilen bir madde yukarıda bahsettiğimiz gerçekliği teyit eder şekildedir. Metin şöyledir: "İran-Osmanlı yayılmacılığı -1639 Kasrı Şirin antlaşması- ile başlayan, İngiliz, Fransız ve Rus’ların emperyalist emelleri doğrultusunda gelişen ve I. Dünya Savaşı sürecinde de devam eden Kürdistan’daki coğrafi parçalanma; 1916 Sykes Picot ve 1923 Lozan Antlaşmaları sonucu modern Türkiye, İran, Irak ve Suriye ulus devletlerinin oluşturulması, Kürdistan da siyasal parçalanmayı da beraberinde getirmiştir. Kürt milletinin aleyhinde devam eden bu süreç, Kürtleri ve Kürdistan’ı statüsüz bir millet ve ülke olarak bugünlere kadar getirdi. Bu ise asla Kürt milletinin iradesiyle gerçekleşmiş bir durum değildir."

Kuşkusuz Azadi, benim de zaman zaman çalışmalarımda belirttiğim gibi gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse de İran Safevi devletinin Kürdistan’da varlığını işgal ve sömürgecilik üzerinden tanımlar ve imparatorluklar arasındaki “dini!” savaşları “yayılmacı” paradigma olarak belirtir. Bu nedenle bunların devamı olan ulus devletlerin de Kürt/Kürdistan’a karşı yayılmacı bir politika izlediklerine doğrudan atıfta bulunur ve Kürdistan milli düşüncesine karşı dinin-teolojinin her iki imparatorluk tarafından ustaca kullanıldığına işaret eder. Bu açıdan Azadi dinin gerçekliğine dönerek onu Kürdistanileşme de önemli bir etken olarak önemser. Öte taraftan Kürdistan’ın parçalanmışlığını ana metninde belirttiği gibi sözkonusu imparatorluklarca imzalanmış 1963 Kasrı Şirin antlaşmasıyla ayrıca ilişkilendirir. Kürdistan’ın parçalanmasına damgasını vuran ilk olay olarak tarihe geçen Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla Kürdistan coğrafya olarak ikiye bölünmüş ve çizilen sınırlar günümüze kadar kendisini korumuştur. Bu anlaşmadan sonra Osmanlı Kürt beyliklerini etkisizleştirme politikası güderek onları ortadan kaldırmayı hedefler. Diğer taraftan Kasr-Şirin anlaşması ile ikiye bölünen Kürdistan 1916 Sykes Picot ve 1923 Lozan Antlaşması ile de dört parçaya bölünerek bugünkü egemen ulus devletlerin baskıcı ve diktatör rejimlerine terk edilir. Dolayısıyla Azadi, siyasal ve coğrafi parçalanmışlığı Kürt milletinin iradesiyle gerçekleşmediğini belirterek önemli bir hakikata da açıkça işaret eder.

“Kürt Milletinin Ulusal Çıkarlarını Gözetmek Dini Bir Vecibedir”

Azadi yayınladığı bildiride Kürt milleti ve Kürdistan’a karşı sorumluluğunu dini bir vecibe olarak belirtir ve bu sorumluluğu şöyle ifadelendirir: “İnancımız, bireysel ve toplumsal sorunlara karşı bizleri sorumlu kıldığı gibi; ezilen bir durumda olan Kürt milleti ve Kürdistan’a karşı da sorumlu kılmaktadır.” Kürt milletinin dini, siyasi ve sosyal yaşam biçimi her ne olursa olsun Azadi, varoluş felsefesini tüm Kürt milletine ve ülkesi olan Kürdistan’a karşı bir sorumluluk olarak ele alır ve milletin dini, dünyevi tüm vecibelerini yerine getirmek için genişçe bir düşünce özgürlüğü modeli ortaya koyar. Bu vesileyle sözkonusu inancın sorumluluk alanı yalnızca Kürt milleti ile sınırlı tutulmamış, aynı zamanda Kürdistan’ın siyasal statüsüyle de yalın bir şekilde kayıt altına alınmıştır. Dolayısıyla Kürt milletinin adil, eşit ve özgür yaşaması bir nevi Kürdistan’ın varlığıyla da eşitlenmiştir. Hiç kuşkusuz Azadi, Kürdistan halklarının kendi gelecekleri konusunda belirleyici olmaları ve kendi siyasal iktidarını inşa etmeleri noktasındaki sorumluluğu dini bir görev olarak addeder ve gerek dini metinlerin gerekse de uluslararası hukukun buna olumlu baktığını belirtir. Bu vesileyle egemen ulus-devletlerin Kürt/Kürdistan’a yönelik asimilasyon, inkâr politikalarının dini ve milli kimlik olmak üzere iki alan üzerinden sürdürüldüğünün altını çizer ve mutabakat metninde milli-dini kimlik arasında yaşanan tutarsızlığın izale edilmesinin gerekliliğine zımnen atıfta bulunur.

Kürdistan Halklarının Kendi Geleceğini Belirleme Hakkı

Azadi; Kürdistan halklarının Kürdistan’da kendini idare etme hakkının olduğunu açık bir dille savunur ve bunun ikame edilmesini mücadelesinin ana ilkesi olarak belirler. Ama bununla birlikte “gönüllü birliktelik esasına dayalı olmak şartıyla” birlikte yaşamayı mümkün kılacak anayasal ortaklık tartışmalarını önemsediğini ifade etmeyi de gözönünde tutar. Diyebiliriz ki Azadi, sözkonusu birlikteliği gönüllülük şartıyla anayasal çerçevede ele alarak öznenin çeşitliliği bağlamında Kürtlerin kurucu unsur olmaları kaydını öne sürer ve yapılası muhtemel anayasanın etnik temelde şekillenmesini onaylar.

Dolayısıyla Azadi, Kürdistan meselesine ilişkin tartışmaların ve bu bağlamda çözümün iki noktada yoğunlaşması gerektiğinin altını çizer. Birincisi öznenin çeşitliliği –kurucu unusuriyet- ekseninde mevcut devletin yeniden yapılandırılması temelinde çok sistemli bir siyasal, idari yapının teşekkülü, yani etnik farklılığı esas alan ortak bir devlet fikrinin kabul edilmesi, ikincisi ise Kürtlerin Kürdistan’da kendi siyasal iktidarını inşa edebilecekleri bağımsız ya da federal bir Kürdistan. Azadi, bu iki durumu nihai bir çözüm olarak öne çıkarır ve sözkonusu bu iki yöntemin dışında üçüncü bir çözüm arayışına yani; Kürtlerin egemen siyasal sisteme pasif eklemlenmesine kapalı olduğunu belirtir. Bu durumda Azadi, siyasal zeminde varolan mevcut Kürt siyasetinin bu iki çözümün dışında ileri sürüdükleri entegrist siyasal çabayı benimsemez. Diğer bir deyişle Azadi İnisiyatifi Kürdistan’da sosyal bir hareket olarak, Kürdistan meselesini kültürel çeşitlilik üzerinden tanımlamayarak anayasal vatandaşlık gibi ulusal kimlikten arındırılmış bir durumu kabul etmediğini açıkça deklere eder.

Kürdistan’da Demokratik Çoğulculuk Vurgusu

Azadi; inisiyatif olarak Kürdistan genelinde demokratik-çoğulculuğu önemsediğini belirterek milli mücadelenin tekçi ve monolitik bir düşünce perspektifinde sürdürülmesini uygun görmemekte ve Kürdistani zeminde milli mücadeleye katkı sunan dini cemaat, örgüt, hareket ve siyasal oluşumları milli bir perspektif çerçevesinde, demokratik çoğulculuk ekseninde ifadelendirir ve buna ilişkin olarak kendini bir başka cemaatin, örgütün ve ya siyasi partinin hasmı ve tarafı şeklinde tanımlamamaktan imtina eder. Ama Adalet ve dayanışma prensiplerine bağlı olarak işbirliği ve ittifakları savunduğunu belirterek demokratik esaslı bir mücadele yöntemini benimser.

Sonuç olarak: Azadi İnisiyatifi Kürt coğrafyasında toplumsal, siyasal, politik, ideolojik ve dini değişimleri Kürdistan gerçekliği üzerinden okur ve Kürdistan’ı tüm bu değişim ve dönüşüm pratiğinin varlık bulmak zorunda olduğu merkezi konum olarak görür. Düşünce dünyası neye karşılık gelirse gelsin ya da beslendiği, dayandığı kaynaklar ne olursa olsun şüphesiz tüm hareketler, cemaatlerin bu merkezin bağımsızlığını, siyasi, politik ve dini geleceğini hesaba katmak zorunda olduğuna vurgu yapar ve inşa edici, yapıcı ve kurucu özne olan Kürdistan kavramsalı çerçevesine kümelenmiş her olgu, hareket, düşüncenin varlığını bu ulusal hakikat üzerinden sürdürmek durumunda olması gerektiğini belirterek; Kürdistan jeopolitiğinden, siyasal ve sosyal konjonktöründen beslenmeyen ve varlığını bu noktada temellendirmeyen düşünce sistemlerini eleştirme hakkına sahip olma hakkını savunur.

İrfan Burulday / Beroj

Diğer Haberler