Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ – 10 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

BASIN ÖZETİ – 10 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

10 Ağustos 2010 Salı 09:58
"Askeri hegemonya aşılıyor, Kürt sorunu çözüm bekliyor."
Askeri hegemonya aşılıyor, Kürt sorunu çözüm bekliyor (Oral Çalışlar – Radikal)

Hükümet ve Cumhurbaşkanlığı'nın şimdiye kadar askerlere fazla karışamadıklarını, “idari, mali ve hatta siyasi özerkliğe sahip” askerin “yargı bağımsızlığı”ndan bile daha köklü bir bağımsızlığa sahip olduğunu belirten Oral Çalışlar, Yüksek Askeri Şûra'da (YAŞ) siyasi iradenin dediğinin kabul edilmesinin, gündeme oturmasının normal olduğunu yazdı.

Askeri hegemonyanın sürdürülebilirliği için kullanılan en temel “gerekçe”lerden birisinin, “Kürt sorunu” olmasına rağmen, askerin “Kürt sorunu” kavramını hiçbir zaman benimsemediğini ve “Terörle mücadele” şeklinde bir “tarif” biçiminde ve “tartışma”yı bu kavramla sınırlı tutma noktasında ısrar ettiğini kaydeden Çalışlar, şöyle devam etti:

“(…) Asker, Kürt sorununun müzakere yoluyla, diyalog yoluyla, siyaset yoluyla çözülmesinin önündeki en büyük engel olmanın yanı sıra, sorunun en büyük yaratıcılarından biri olma özelliğine de sahip. Askeri hegemonyanın gücünü kaybetmesi, Kürt sorununun çözümünün zorunlu koşulu.
12 Eylül askeri darbesi döneminde Kürtlere yönelik ağır ve insanlık dışı baskılar, Kürtlerin etkin bir kesiminin şiddeti bir çözüm yolu olarak benimsemelerinde önemli bir rol oynadı. Asker kendi yarattığı Kürt şiddetini, yeni şiddetler üretmek amacıyla kullandı. Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya şiddet bu şekilde egemen oldu.

(…) Pazar günü Diyarbakır'da, Batı'da pek ilgi çekmeyen çok önemli bir toplantı yapıldı. Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK), (…) yasal Kürt hareketinin en kapsamlı temsilini ifade ediyor. İçinde siyasilerden, din insanlarına, sivil toplum örgütü yöneticilerinden milletvekillerine ve gazetecilere kadar değişik kesimlerden insanlar yer alıyor.

(…) Kongrenin sonunda Ahmet Türk aldıkları kararları açıkladı. (…) Ahmet Türk, sorunun çözümü için Kürt tarafının hiçbir zaman 'gerçek muhatap' alınmadığını sözlerine ekledi. Anayasa değişikliğini sorunun çözümü için yeterli bulmadıklarını belirten Türk, Anayasa'nın Kürtlerin taleplerini de içeren bir şekilde hazırlanması gerektiğini ifade etti ve 'Kürt sorunu özü itibarıyla bir anayasa sorunudur, çözümü de anayasal olmak zorundadır' şeklinde konuştu.

(…) Daha önce Osman Baydemir'in dile getirdiği 'demokratik özerklik' konusu DTK Kongresince de vurgulandı.
(…) Türkiye'nin büyük dönemeçlerden geçtiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Bu dönemeçlerin belki de en zorlu olanının Kürt sorununun çözümü olduğunu defalarca belirttim. Kürt sorununda da yeni bir aşama için imkânların geçmişe göre daha fazla olduğunu söylemek gerçekten de mümkün.
Askeri hegemonyayı aşma çabasındaki kararlılığın; Kürt sorununun diyalog yoluyla çözülmesi noktasında da gösterilmesi durumunda, askeri hegemonya etkisini iyice yitirecektir.”

'Demokratik özerklik' (Taha Akyol – Milliyet)

“Demokratik Özerlik”in Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ya da “Demokratik Toplum Kongresi”nin değil, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın fikri olduğunu ifade eden Taha Akyol, aynı Öcalan'ın mahkemede “Federasyon, otonomi (özerklik) gibi seçenekler... Geri toplumsal yapıya bağımlı olacağından demokratik değerlerin gelişmesine fazla fırsat vermez. Daha çok feodal aşiretsel yapıları güçlendirir” dediğini belirtti.

O sıralarda “demokratik cumhuriyet” sloganının geçerli olduğunu ve çoktandır unutulduğunu ve “demokratik özerkliği” bölgeye sermaye gelmesine zarar vereceğini ifade eden Akyol, şunları yazdı:

“(…) Özerklik, federasyon, hatta ayrılma fikirlerini savunmak, bunlara karşı çıkmak kadar demokratik ifade özgürlüğü konusudur. Benim üzerinde durduğum sorun, Öcalalan'dan ne talimat gelirse otomat tavrıyla boyun eğilmesidir.
Bu özerlik nasıl 'demokratik' olur? PKK militanlarının 'güvenlik kuvveti' olarak kol gezdiği bir 'demokratik' özerlik!

(…) Kürt davasına ömrünü adamış fakat demokrasiye inanan insanlar Öcalan'ın emriyle katledildiğinde, mesela bir Hikmet Fidan öldürüldüğünde, değil kınama, bir tek teessüf sözcüğü çıkmamış, çıkamamıştı ağızlarından.
Diyarbakır eski Baro Başkanı Sayın Sezgin Tanrıkulu'nun 'Lanet Olsun' haykırışını muhakkak okuyun (Radikal, 5 Haziran).
Eyüp Can da yazdı; Tankıkulu, PKK'nın 'askerler ölsün' diye döşediği mayınlarda Batmanlı demokrat dostları Salih, Sadi ve Sedat Özdemir'lerin hayatlarını kaybetmesini kınıyor, 'alçakça tuzaklara lanet olsun' diyordu...

(…) Bu 'Stalinist' totalitarizm şimdi 'demokratik özerklik'ten bahsediyor.
Öldüren de, yolu tıkayan da bu totalitarizmdir. Yoksa, Tanrıkulu gibi gerçek demokrat Kürtlerle oturulur, konuşulur, bir sorunun bir yolu bulunur…”

Köstebek (Erdal Şafak – Sabah)

Lübnan ordusunun emekli generallerinden Fayez Karam'ın, yakın zamana kadar “İsrail'le barışa asla! Çünkü İsrail'le barış yapmak, vatanını, toprağını, ulusunu, onurunu korumak için İsrail'le savaşan ve bu uğurda hayatını veren kahraman Lübnanlılar'ın anısına saygısızlık olur...” diye konuştuğunu aktaran Erdal Şafak, Karam'ın geçen hafta “İsrail hesabına casusluk yapmak” suçundan tutuklandığını yazdı.

Tam yurtdışına kaçmaya hazırlanırken yakalanan Karam'ın, müebbet hapis talebiyle yargı önüne çıkarılacağını ekleyen Şafak'ın yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Karam, Lübnan'da son dönemde deşifre edilen tek İsrail köstebeği değil. Kamu GSM operatörü Ogero'nun üç üst düzey yetkilisi de 'Teknik bilgileri düşmana vermek' suçundan tutuklandı.
Hepsi o kadar da değil. Devlet görevlilerinden siyasilere kadar toplam 100'ü aşkın kişi İsrail hesabına casusluktan içerde.

(…) Ve ister Sünni olsun, ister Şii, ister Maruni tüm halk dehşet içinde gelişmeleri izliyorlar. 'Dehşet içinde', çünkü İsrail'in Lübnan devletine ve karar mekanizmalarına bu boyutlarda sızmış olması herkesi panikletiyor.
Daha önemlisi şu: Yeni bir İsrail-Hizbullah ya da İsrail-Lübnan savaşı olasılığı her geçen gün daha da artıyor. Savaş patlak verirse İsrail'in bir numaralı hedefi Nasrallah olacak. 2006 savaşında Nasrallah'ı çok aramış ama bulamamıştı. Hizbullah liderinin çevresinin ağızlarının çok sıkı olması sayesinde. Bu kez durum farklı; Nasrallah'ın adresi Karam'da var. Sığınabileceği alternatif yerlerin de. Ya o bilgileri de İsrail'e aktardıysa? Ya olası bir savaşta İsrail bu kez Nasrallah'a ulaşmayı başarırsa?
Maazallah, Ortadoğu kan gölüne döner: Suriye girer işin içine, İran girer, Hamas girer...
Herkes nefesini tuttu, Karam'ın itiraflarının kamuoyuna açıklanmasını bekliyor. Ve Michel Aoun sağ kolunun İsrail casusu çıkmasının şoku içinde sızlanıyor: 'Hazreti İsa'nın havarileri arasında da çürükler vardı. Pierre geri çekilmişti, Thomas şüpheye düşmüştü, Yehuda ihanet etmişti'...”

Demokratik 'teamül' dönemine alışın beyler (Ergun Babahan – Star)

Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ), bugüne kadar göstermelik bir toplantı olduğunu ve Recep Tayyip Erdoğan'ın seçilmesine kadar, başbakanların ilk gün toplantılarına nezaketen katılıp, öğlen “kendi işlerine” bakmaya gittiklerini yazan Ergun Babahan, bunun da “teamül” gereği olduğunun söylendiğini belirtti.

Medyadan bazı kesimlerin, seçilmiş otoritenin, atanmışların terfi ve atamaların müdahalesine “acaip bozulduklarını”, çünkü “teamül”ün bozulduğunu esprili bir dille ifade eden Babahan, yazısına şöyle devam etti:

“(…) Bu 'teamül'ün kötü tarafı da bu galiba, bir bozuldu mu, geri dönüşü yok. (…) 'Teamül' dedikleri seçilmiş iktidarın askerlerin kendi aralarında kurdukları tezgaha ses çıkarmadan 'evet' demesi.
Silahlı Kuvvetleri kendi içinde partiye dönüştüren bu anlayışın liyakattan çok, dayanışmayı öne çıkardığı ortada.
Yoksa Silahlı Kuvvetler içinde birbiri ardına patlayan skandallara tanıklık eder miydik?
Aylardır gündemde olan ve ihmalden ihanete kadar birçok kuşkuyu gündeme getiren iddialar var ve de komuta kademesi sessiz.

(…) Son YAŞ toplantısı da bu açıdan bir dönüm noktası olmuştur.
Artık iktidar kim olursa olsun, komuta kademesinin belirlenmesinde son söz seçilmiş siyasetçilere ait olacaktır.

(…) Artık yapılması gereken askerin toplum içinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olmasına imkan veren tüm yasaların gözden geçirilip gerçek demokratik bir sistemin temellerinin atılmasıdır.

(…) Bu arada, hükümet de şehitlerin hangi koşullarda öldüğünü, Heron işinin aslını bir an önce öğrenmeli ve bunu kamuoyuyla paylaşmalıdır.
'Kimsesizin kimi' olmak budur, çünkü ölenlerin tamamı kimsesizlerdir.
O gençlerin anısına en azından bunu borçlusunuz.

(…) İktidar artık bu konudaki gerçekleri talep etme ve kamuoyuyla paylaşma gücüne sahiptir ve bunu kullanmak zorundadır.
'Teamül' öyle diyor.”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler