Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Newepel de nuştoxê neweyî
Hûmara 96. ya Newepelî Vejîya. Nuştoxanê na hûmare ra Sedef Kandemir, Newal Nupel, Ferîd Îbrahîm Sevinç û Meral Güntaş reya verên a ke Newepel de dest bi nuştişê kirdkî kenê.
Wêjeya kirmanckî û  Seyda Melle Ehmedê Xasî
Nivîskar-lêkolîner Roşan Lezgîn, Ehmedê Xasî wek destpêka wêjeya kirmanckî bi nav kir û got ew him zanayekî olî him jî zanayekî felsefeyê bû û bi 4-5 zimanan dizanîbû.
BASIN ÖZETİ – 12 Ağustos 2010 (Yazarlar)

BASIN ÖZETİ – 12 Ağustos 2010 (Yazarlar)

12 Ağustos 2010 Perşembe 11:01
Mahmut Övür, Türkiye toplumunun artık “Nasıl daha iyi bir yönetim?” biçimiyle yönetileceğini tartışarak bulacağını belirtti.
Merkezi yönetim mi, yerel yönetim mi? (Mahnut Övür – Sabah)

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in “özerklik” sorununu gündeme taşımasının, “iyi niyetli” bulunmasa da “tartışılması” kaçınılmaz bir konu olduğunu yazan Mahmut Övür, Türkiye toplumunun artık “Nasıl daha iyi bir yönetim?” biçimiyle yönetileceğini tartışarak bulacağını belirtti.

Ahmet Altan'ın dediği gibi soruyu, “Kürtler özerk bir yönetim kurabilir mi kuramaz mı?” sorusuna dönüştürerek saptırmanın da bir anlamının olmayacağını ifade eden Övür, yazısına şöyle devam etti:

“(…) Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Kürt meselesinin çözümünü kolaylaştırmakla kalmaz, birçok meseleyi, şehirlerimizin daha yaşanabilir kılınmasını da, daha rekabetçi bölgeler yaratılmasını da sağlar. Bu nedenle 12 Eylül referandumundan hemen sonra konu acilen yeniden gündeme gelmeli. Yeniden diyorum çünkü 2003'te bu konuda, bugünkü Çalışma Bakanı Ömer Dinçer önemli bir adım atmış; 'Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı' hazırlamıştı.
Ne oldu dersiniz? O gün için 'çok başarılı' bulunan bu tasarı ne yazık ki dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından anayasaya aykırılık iddiasıyla Meclis'e geri gönderildi. Bir daha da gündeme gelmedi. Bu, vesayetçi sistemin Türkiye'ye neler kaybettirdiğinin sadece bir örneği. Eğer o gün Türkiye kamu yönetiminde köklü değişiklik öneren bu tasarıyı uygulayabilseydi, bugün önemli bir noktaya gelmiş olurduk.

(…) Artık Ankara'nın elinde tuttuğu yetkilerin bir kısmını, 'yerel yönetimlere' devretmesinin zamanı geldi.
Prof. Dr. Eser Karakaş, şöyle diyor:
'Anayasanın 7. maddesinde emlak vergisinin yerel seçilmişlerce kanunlaştırılması noktasında bir değişiklik yapalım. İlaveten de Ömer Dinçer'in tasarısını, hatta biraz genişleterek anayasada gerekli değişiklikleri de yaparak devreye sokalım. Emin olunuz Türkiye çok rahatlayacaktır'.
Bu söylenenler aslında hedeflediğimiz AB demokrasisinin içinde var. Bunları sadece bir partiye "özgü" talepler diye sunmak da, "ülke bölünüyor" diye karşı çıkmak da doğru değil…”

Dörtyol'daki Türkiye (Ekrem Dumanlı – Zaman)

    
Türkiye'de yaşanan hadiseleri bir çırpıda anlamak kolay olmadığını belirten Ekrem Dumanlı, “büyük fotoğrafı” kavrayabilmek için bir kısım hadiselerin bağlantısını kurmak ve derin senaryoları analiz etmek gerektiğini yazdı.

Üzerinden 22 gün geçen ve somut fotoğraf ve görüntüleri yayınlanan Hantepe saldırısının, laboratuvar çalışması yapılıyorcasına titizlikle üzerinde durulması gereken bir vak'a olmasına rağmen, Genelkurmay Başkanlığı'ndan ses seda çıkmadığını ifade eden Dumanlı, şöyle devam etti:

“(…) O görüntülerde PKK militanlarının Hantepe'deki karakola nasıl adım adım yaklaştıkları görülüyor. 'Sızma çalışmaları' ilgili makamlara ulaştırılıyor. Saldırı başlamadan verilen bilgiler işe yaramadığı gibi saldırı sırasındaki acziyet de kare kare kayıt altına alınmış. (…) Bu ürpertici görüntülerin izahı yapılmıyor, halka hesap verilmiyor.

Somut vak'alar. O kadar çok ki! Hesabı verilmemiş onlarca vak'a var. Ve birileri ısrarla susuyor. Dağlıca, Aktütün, Reşadiye, Gediktepe, Hantepe...

Son günlerin en çarpıcı terör planlaması hiç şüphesiz Dörtyol'da yapıldı. Hatay'a bağlı bu küçük ilçede öyle ince hesap yapılmış ki! Maraş olayları, Sivas olayları, Taksim olayları diye dillere destan olmuş komploların en güncel versiyonuydu Dörtyol.

(…) Dörtyol'da yaşananları provokasyona model olması açısından bir kenara kaydetmek şart! Bir araba gasp ediliyor ve o arabadan ateş açılarak dört polis şehit ediliyor. Sonra bir anda kalabalıklar toplanıyor ve o insanlar slogan atmaya başlıyor. Elleriyle kurt işareti yapan ve halkı galeyana getiren kişiler, valiliğin itidal çağrısına kulak vermeyerek eylemin boyutunu genişletiyor. Sonra anlaşılıyor ki arabası gasp edilen kişi (Bestami Kılınç) MHP'li bir Belediye Meclis üyesi.

(…) Ne var ki soruşturma derinleştirilince şöyle ayrıntılara ulaşıldı. MHP'li meclis üyesi önce sivil giyimli üç jandarma ile görüşüyor. Bunların JİTEM üyesi olduğu iddia edildi. Bu görüşmeden sonra 'kaçırılıyor', 'arabası gasp ediliyor' ve menfur eylem gerçekleştiriliyor. Bu arada, ismi geçen kişinin ormandan jandarma aracıyla getirildiği ve ismi Balyoz soruşturmasında geçen Korgeneral Nejat Bek'le görüştürüldüğü öne sürüldü. Ve film, tam bu karede koptu...

Ortaya çıkan bilgiler kamuoyuna yansıyınca, Bestami Kılınç istifa etmek zorunda kaldı. Parti genel merkezinden bu konuda net bir açıklama yapılmadı; tıpkı Heronların PKK'lıları tespit etmesi ve ilgili makamlara bildirilmesine rağmen o çocukların teker teker şehit edilmesi konusunda sadre şifa bir açıklama yapılmadığı gibi...”

'Neden hayır?'a doğru bir cevap (Kadri Gürsel – Milliyet)


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, meydanlarda halktan 12 Eylül'de “hayır” oyu kullanmalarını isterken doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef aldığını belirten Kadri Gürsel, Başbakanı “Recep Bey” adlı kötü bir karakter olarak takdim etmeye çalıştığını ve 12 Eylül'deki anayasa değişikliği referandumunu Başbakan Erdoğan'la ilgili bir güven oylamasına dönüştürmeye odaklanmış bulunduğunu yazdı.

Kılıçdaroğlu'nun, Başbakan Erdoğan'ı öfkelendirerek ona hata yaptırmakta başarılı olduğunu kaydeden Gürsel, Başbakan Erdoğan'a “Memur Kemal” dedirterek sorunlu zihinsel arka planını ele verdirdiğini ifade ettiği yazısında şunlara yer verdi:

“(…) Mevcut ortam hem iktidara anayasa değişikliği paketinin yargıyla ilgili esas hedeflerinin tartışılmasından mümkün mertebe kaçınma yollarını sunuyor; hem de 'güven oylaması' stratejisini kendi icraatının olumlu yanlarıyla karşılama imkânını...   Ancak diğer taraftan, AKP'nin yargıyı anayasa değişikliği yoluyla yeniden şekillendirme teşebbüsünün, aslında en başta demokrasi ve özgürlüklerin geleceğini ilgilendiren bir mesele olduğunu da biliyoruz...  İşte bu nedenle, geçen pazartesi Hürriyet'te Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla yayımlanan, 'Neden hayır diyorum?' başlıklı mektup önem verilmeyi hak ediyor. Özellikle de bu kısıtlanmış kampanya ortamında...

(…) Kılıçdaroğlu mektubunda beklendiği gibi, anayasa değişikliği paketinin özünü oluşturan yargıyla ilgili düzenlemeler nedeniyle referandumda seçmenden 'Hayır' demesi isteniyor. CHP için yeni olan bu talebin bir 'liberal demokrasi' savunusu yapılarak dile getirilmesi...
CHP'deki değişim adına en çok ümit veren, işte bu 'liberal demokrasi' vurgusudur.
Diğer önemli husus da bu metinde askerin siyasete müdahalesine karşı net bir tavır alınmasının ötesinde 'asker üzerinde sivil denetim'in savunulmasıdır.

Kılıçdaroğlu imzalı metinden alıntılarla bitiriyorum. (…) 'Anayasa Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir organ olması üyelerinin atamalarıyla yakından ilişkilidir. Değişiklik paketinde Anayasa Mahkemesi'nin çoğunluğunun iktidarla aynı görüşü paylaşan üyeler olması sağlanmak istenmiştir. (...)

(…) 'Değişiklik paketi yürürlüğe girip yargı denetimi ortadan kalkarsa, Türkiye tek bir partinin egemen olduğu, iktidarın tek bir elde toplandığı ve her türlü anayasal denetimden sıyrıldığı otoriter bir rejime hızla sürüklenecektir'.
'Akıllı yönetim kendisinin denetlenmesini isteyen ve bunun önlemlerini kendisi alan yönetimdir. Aksi takdirde iktidarlar yalnızca kendi güçlerini kollar ve kendi çıkarlarını korur hale gelirler. Günümüzde mevcut hükümetin geldiği durum budur'.”

PKK cephesinde ilginç gelişmeler (Murat Yetkin – Radikal)

9 Ağustos'ta Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan 'MGK üyesi bakanlar' toplantısında, bir süredir istihbarat birimlerince hükümete aktarılan “PKK, 1 Haziran'da başlattığı ve çok can yakan saldırı kampanyasını ramazan münasebetiyle (yani dünden itibaren) durdurarak, bir 'eylemsizlik' dönemine gireceği” bilgisinin de görüşüldüğünü yazan Murat Yetkin, güvenlik birimlerinin, 1 Haziran İskenderun saldırısı ardından, PKK yönetiminde bu konuda iki görüş olduğunu hükümete bildirmiş olduklarını belirtti.

Birinci görüşün, şiddeti yüksek saldırı dalgasını kısa süre (örneğin 2-3 ay) yürüterek yuvalara çekilme, diğer görüş ise şiddet düzeyi düşük saldırıları daha uzun zamana yayma eğilimi olduğunu aktaran Yetkin, Yazısına şöyle devam etti:

“(…) Aradan geçen sürede, PKK Doğu'da ve Batı'da, askeri, sivil ve ekonomik hedeflere ses getiren saldırılar düzenledi. (…) PKK diğer yandan hükümeti kendisiyle pazarlığa zorlamak için 12 Eylül'deki Anayasa değişikliği referandumunu boykot kararı aldı; bu karar paralel olarak BDP tarafından da ilan edildi.

(…) Bu ortamda geçen hafta sonu toplanan Demokratik Toplum Kongresi, yalnızca 'Demokratik Özerklik' kararı almadı, 'iki tarafa da' eylemsizlik çağrısı kararı aldı.
Öcalan'ın avukatları hem bu kararı duyurmak, hem de son görüşlerini almak için Mudanya'ya gittiler, ama 'gemi yoktu'; İmralı'ya gidemediler. Geçen hafta da aynı gerekçeyle görüş yapamamış olan avukatlar dün PKK'nın yarı resmi organı Fırat Haber Ajansı'na (FHA)   şu açıklamayı yaptılar: 'Bu haftaki görüşmeye önem veriyorduk. DTK'nın Diyarbakır'daki Kongresi ile BDP'nin çift taraflı ateşkes ve müzakere çağrıları vardı. AKP mi engelliyor? Devlet mi engelliyor? Bilemiyoruz. Ancak engelleyenlerin olası bir ateşkesten rahatsız olan çevreler olduğunu söyleyebiliriz'.
Türk Silahlı Kuvvetleri mayıs ayından bu yana İmralı'nın dış güvenliğini de İçişleri Bakanlığı'na devrettiğine göre, avukatların hükümete seslendiği söylenebilir.

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları