Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ – 13 Ağustos 2010 (Yazarlar)

BASIN ÖZETİ – 13 Ağustos 2010 (Yazarlar)

13 Ağustos 2010 Cuma 11:21
(…) Burada önemli olan, ‘trend’i görebilmek. PKK’nın silahlı çatışmayı ilanihaye tırmandırmayı ‘siyasi açıdan’ kendi yararına görmediğini anlayabilmek.
Kürt sokağı (Cengiz Çandar – Radikal)

Yakın geçmişte Kürt siyasi hareketinin atacağı adımlara ilişkin kendisine ilettikleri her bilgi doğru çıkan “kaynaklarının”, Diyarbakır'da geçen hafta sonu düzenlenen Demokratik Toplum Kongresi'nde (DTK) olacak gelişmeler ve PKK'nin 13-14 Ağustos günlerinden birinde, İmralı'dan gelecek talimat uyarınca “Ramazan ateşkesi” ilan edeceğini aktardıklarını yazan Cengiz Çandar, ikisinin de doğru olduğunu, ancak Abdullah Öcalan'ın avukatlarının İmralı'ya gününde götürülmelerinin, kendilerini Gemlik'ten İmralı'ya taşıyacak kosterin altı delik olduğu gerekçesiyle engellenmesini hesaplayamadıklarını belirtti.

Böyle saçma sapan bir gerekçeyi kimsenin tahmin edemeyeceğini ifade eden Çandar, şöyle devam etti:

“(…) Gerekçe, bu kadar saçma olduğu için 'rasyonel' açıklamalar da birbiri ardın gelmeye başladı; 'savaşın devam etmesinden yana olan güçler' altı delik koster bahanesi ile ateşkes ilanını imkansız hale getirmek istiyorlar!
(…) Burada önemli olan, 'trend'i görebilmek. PKK'nın silahlı çatışmayı ilanihaye tırmandırmayı 'siyasi açıdan' kendi yararına görmediğini anlayabilmek.

(…) Silahlı eylemler, elbette ki, PKK'nın güç kaynaklarından biridir ama PKK, gücünü sadece silahlarından devşirmiyor.
İmralı ve Kandil'de daha önemli olan, bir bakıma, İmralı ve Kandil'e de güç veren Diyarbakır'ın genç kuşakları, Hakkari'nin mahalleleri, Yüksekova'nın, Şemdinli'nin, Doğubeyazıt'ın, Cizre'nin sokakları, Dersim'in, Kızıltepe'nin, Çukurca'nın evleridir.
Türkiye Kürtlerinin hatırı sayılır bölümünün evlerinde ya yitirdikleri bir can ya da canlar, veya kendilerinden haber alamadıkları 'dağdakiler', yurtdışına kendisini atmış, atmadıysa hapishanelerinde yatan aile fertleri vardır.

(…) PKK'nın asıl 'harekât alanı', ne Güneydoğu ve Doğu'nun dağları ve vadileri, ne büyük şehirlerin varoşları. PKK'yı dünyanın tüm büyük ve güçlü devletlerinin -Türkiye dahil- listelerinde 'terörist örgüt' sicili bulunmasına rağmen var olmasına imkân veren esas güç, Türkiye Kürtlerinin önemsenmesi gereken bir bölümünün ruh hali.
PKK'nın ve daha geniş bir çerçevede, 'güç hesaplaması' bir matematik konusu değildir.
Psikoloji matematiğin önündedir.
PKK'nın gücü İmralı ya da Kandil'den de öteye nereden geliyor sorusunun cevabı çok zor olmamalı.
'Kürt sokağı'dır…”

'Özerklik' böler mi? (Mahmut Övür – Sabah)

Yıllardır süren şiddet nedeniyle Kürt sorununa çözüm olabilecek önerilerin ne yazık ki bütün yönleriyle tartışılamadığını belirten Mahmut Övür, dünkü yazısında “yerel yönetimlerin özerkliği meselesi”nin artık tartışılması gerektiğini söylemiş olduğunu hatırlatarak, 42 yıldır Kanada'da yaşayan Türk akademisyen Aygen Toruner'den bir mail aldığını yazdı.

“Yerel yönetimlerin doğruluğu ve avantajlarını her gün yaşayarak gözlemlediğim için bu konuda Türkiye'deki çok kişiden daha deneyimli ve yetkili sanıyorum kendimi” diyen Toruner'in dinlenmesi gerektiğini ifade eden Övür, şunları yazdı:

“(…) Toruner yerel yönetimlerin demokrasinin bir gereği olduğunu belirterek şöyle diyor:
'Eğer seçmen parlamentoda kendisini temsil edecekleri seçebilecek olgunluktaysa, vilayetinde, kasaba ve köylerinde de kendisine yönetim görevi vereceklerini seçebilmelidir. Sen başbakanı seçebilirsin ama vilayet ya da eyalet başkanını seçemezsin demek ne mantığa ne de demokrasiye sığar'.
Bu noktada Toruner, Türkiye'de en çok dile getirilen 'Acaba yerel yönetimler güçlendirilirse bu bölünmeyi körükler mi?' sorusuna da cevap veriyor.
'Yerel yönetimin, Türkiye'de Kürtlere tanınacak bir ayrıcalık olmaktan çıkarılıp bütün Türkiye'de uygulanması şarttır. Federatif sistemin üniter devletle bağdaşmadığı ise sadece bir safsatadır. Almanya'nın üniterliği tartışılmaz. ABD'nin ki de! Kanada Quebecliler, ayrılıp bağımsızlık istemelerine rağmen sapasağlam bir üniter yapıda refah ve huzur içinde ilerlemektedir'…”

Mankurtlar (III): PKK kimin adına savaşır? (Mümtaz'er Türköne – Zaman)
    
Üç gündür dizi halinde sürdürdüğü yazısında, “elinde silah eylem yapan, ölen ve öldüren PKK militanları önce Kürtlerin, sonra hepimizin Mankurtları (Cengiz Aytmatov'un 1980 yılında yazdığı Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserinde Kırgız destanlarından yararlanarak yarattığı Mankurt terimi, bazı işlemler sonucu öz benliğini yitirerek kendisini kimliksizleştiren düşmanının kuklası haline gelmiş zavallı bir insan tipi tarifi iken, buradan türetilen “Mankurtizm” ifadesi, “sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma” temalarını karşılayan bir terim olarak sosyal psikoloji literatürüne girmiştir)” diyen Mümtaz'er Türköne, “PKK'nın eylemleri ile Kürtlerin çıkarları; referandumu boykot kararı ile yine Kürtlerin hak ve özgürlükleri arasında en küçük bir uyuşma var mı?” sorusunu dile getirdi.

“MHP'nin ve BDP'nin referandum konusunda yüksek bir uyum ile aynı tepkiyi vermesini” her iki partiden de açıklayabilecek birilerinin çıkamayacağını iddia eden Türköne'nin yazsından bir bölüm şöyle:

“(…) PKK'nın yaptığı eylemlerin Kürtlere hizmet ettiğine inanabilmeleri için Kürt gençlerinin önce Mankurt olmaları icap eder. Peki Mankurtların bile kavrayabileceği gerçek, yani aslında kime hizmet ettikleri gerçeği ne zaman ortaya çıkar? Asıl hizmet ettikleri odakların başı sıkıştığı zaman. İşler kötüye gidince her araç sonuna kadar zorlanarak seferber edilir. Can havliyle Mankurtlar devreye sokulur.

(…) Gerçeği fark edebilmek için Ergenekon ile PKK arasındaki ilişkiye dair bugüne kadar ortaya dökülen muhkem delillere ihtiyacımız yok. PKK neden eylemlere yeniden başladı? PKK eylemleri, eğer başarılı olsaydı neye hizmet edecekti?

PKK, eylemler başarılı olsaydı, askerî vesayet düzeninin sürdürülmesine katkıda bulunacaktı. (…) Terör eylemleri, askerî gücün devlet içindeki ağırlığını artırmadı. Çünkü asker, onu anlamlı kılan konuda, yani terörle mücadele konusunda zaafları yüzünden sorgulandı.

(…) Referandumu boykot için, PKK'nın gösterdiği olağanüstü çaba, bu tabloyu tamamlıyor. Farz edelim ki, PKK'nın çabalarıyla birlikte 12 Eylül'de sandıkta 'hayır' galip geldi. Ergenekon sanıkları ve pusuda bekleyen darbeciler hayatlarının belki de en mutlu gününü yaşamış olmazlar mı? Neyse ki Kürt kanaat önderlerinin hem terör hem de boykot eylemi karşısında gösterdiği cesur tepki Mankurtları bile sarsıp kendine getirecek güçte idi…”

Karagöz-Hacivat konuşmaları (Ferai Tınç – Hürriyet)

Ramazan denince akla ilk gelenlerden birinin de Karagöz-Hacivat konuşmaları olduğunu belirten Ferai Tınç, bu Ramazan'da “Recep Bey-Kemal Efendi” üslubuyla süren referandum tartışmalarının “eskileri aratmayacak lezzette” olduğunu belirtti.

Bu üslupla süren bir kampanyanın, konu Anayasa gibi hayati bir mesele olmasaydı yine de eğelendirici olabileceğini ifade eden Tınç, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gibi Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da Anayasa değişiklik paketinin içeriğini anlatmak, tartışmak yerine, meydanlarda birbirlerine laf yetiştirdiklerinin ifade ederek, şunları yazdı:

“(…) CHP'nin taktiği ne kadar tutar emin değilim.
Ama bu üslubun kampanyayı yönlendirdiği kesin.
Kemal Efendi konuşuyor, Recep Bey yanıt yetiştiriyor.
İnisiyatif CHP'ye geçmiş görünüyor ama bu oyunun sonunda halkın duyacağı son sözler her zamanki gibi 'Yıktık perdeyi eyledik viran' olacak.
    
Anayasa Paketi'nin 26 maddesi ile ilgili tartışmalar bir türlü öze inmiyor.
Mesela memurların toplu sözleşme hakkı. Ne kadar iyi diyorsunuz ama incelediğinizde yok böyle bir şey. İş güvenliği yasalarının tanıdığı haklar memurları yine kucaklamıyor. (…) Kadınlarla ilgili pozitif ayrımcılıktan söz ediliyor ama kadının adı yok, üstelik garantisi de yok.
12 Eylül ile hesaplaşma da havai bir tavır. Çünkü bu yolun açılması kararlı bir ön çalışma ve uzlaşmaya bağlı. Ve emin olun, 12 Eylül ile ilgili bugüne kadar hiçbir hesabın sorulmamasının nedeni Anayasa engeli değil.
İşkencelerin bile, günümüze kadar kesin ve kararlı biçimde engellenemediği bu ülkede, insan hakları ve demokrasi kültürünün gelişmesinin önündeki tek engel olarak Anayasa'yı koymak, bunun etrafında popülizm yapmak, sanki referanduma 'evet' denirse 12 Eylül'den hesap sorulacakmış izlenimi yaratmak sorunu örtbas etmek olur. Hacivat-Karagöz üslubu içinde bu ayrıntıların ciddi biçimde tartışılmasına yer yok.
Demek ihtiyaç da yok…”
   
(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler