Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ – 15 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

BASIN ÖZETİ – 15 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

15 Ağustos 2010 Pazar 15:13
Normalleşmenin ‘Kürt sorunu’na yansımasına ilk kez tanık olacağız. Türk, Kürt tüm Türkiyeliler olarak bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz…”
PKK'yı hafife almanın faturası (Murat Yetkin – Radikal)

26 yıl önce bugün PKK'nin Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla, modern dünya tarihinin en uzun süren “gerilla savaşını” başlatmış olduğunu yazan Murat Yetkin, “gerilla savaşı” demiş olduğu için kendisini eleştirecekleri, peşinen, dünya harp tarihinin bu kadar uzun süren bir “gayri nizami” ya da “düşük yoğunluklu savaş”ı yazmadığı konusunda uyardı.

Gelinen aşamada olayların akışının PKK'nın eline geçmiş ve 26 yıl sonra bugün Ankara'nın, İmralı'da müebbet yatan PKK kurucusu Abdullah Öcalan'ın, silahlı ve silahsız takipçilerine ne mesaj vereceğini dikkatle bekler duruma nasıl düştüğünü anlamaya çalışan Yetkin, yazısında şu ifadelere yer verdi:

“(…) Yanıtını bulmak için yirmi altı yıl öncesine, 1984'e dönüp, dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın ilk PKK saldırılarına verdiği '3-5 eşkıya' tepkisine bakmak yetmez.
Özal'ın da aktif görev aldığı 12 Eylül askeri hükümeti döneminde yapılanlara, Diyarbakır cezaevindeki akıl almaz işkencelere, 1924 Anayasası'nda 'Türk denir' sözcükleriyle bir sıfat olarak yer alan vatandaşlık tanımının 1982 Anayasası'nda 'Türktür' diye isim olarak yer alışıyla zirveye çıkan köken inkârına da bakmak gerekir.

(…) Bu işin adını tam olmasa da '29'uncu isyandır' diye ilk koyan Süleyman Demirel oldu. Merhum Bülent Ecevit, aslında o da isyan olduğunu çok iyi bilmesine karşın, belki işi kaşımamak adına 'sorun ekonomiktir, işsizliktendir' dedi.

(…) Abdullah Gül, bu işin adını Demirel'den çok daha net koydu. Arkasında dava arkadaşı Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığında AK Parti'nin tek parti hükümetinin gücü var, en azından 2006'dan bu yana bu işin artık askeri yöntemle çözülemeyeceğini, siyasi, hukuki, psikolojik, ekonomik yöntemlerin gerekli olduğunu söyleyen bir askeri heyet bulunuyor.

Öte yandan inanılmaz hatalarla (haydi ilk denemesi diyelim) başarısız kalan bir Kürt açılımı, ABD'nin istihbarat desteği, İran'ın sınır ötesi desteği, Irak'a sınır ötesi operasyonlara rağmen 1 Haziran İskenderun baskınıyla çatışma düzeyini yükselten ve 12 Eylül halkoylaması sürecinde hükümetin yumuşak karnına indirdiği darbelerle süreci kontrolüne almış görünen bir PKK var ortada.
Ankara yıllardır hafife aldığı, gerçek niteliğini görmezden geldiği bir sorunun faturasıyla karşı karşıya. Üstelik hâlâ çözümün yalnızca Kürtçü taleplere değil, yüzde 10 barajı, siyasi partiler yasası gibi halkın tamamının demokratik taleplerine cevap vermekten geçtiğini göremiyor. Zaman geçtikçe faturanın büyüdüğünü de göremiyor tabii...”

Kürt sorununda 'sivil' dönem başlıyor (Mahmut Övür – Sabah)

Bir süredir Kürt sorununda “silahı devre dışı bırakacak” yeni bir eğilimden söz edildiğini ve bunun ilk adımını, 31 Mayıs'tan sonra artan şiddete karşı birleşen sivil toplum örgütlerinin attığını belirten Mahmut Övür, bunun ister istemez belli siyasi çevrelerde yeni bir “ateşkes” beklentisi yarattığını yazdı.

PKK'nin de önceki gün, 20 Eylül'e kadar ateşkes ilan edeceğini açıklayarak bu beklentiye cevap verdiğini ve BDP'nin referandumda boykot kararı aldığı bir dönemde bunun önemli bir gelişme olduğunu ifade eden Övür'ün yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Peki, bu ateşkes çağrısı kalıcı bir silahları susturma kararına dönüşebilir mi?
Dönüşebilir çünkü belki de ilk defa PKK ve çevresi 'sivil irade'nin ağırlığını ve önemini hissediyor. Bunda son YAŞ sürecinin de etkisi oldu. Yani Türkiye'deki asker sivil ilişkilerinin normalleşmesi PKK'yı da derinden etkiledi.

(…) Bunun fark edilmesi Kürt sorununda yeni bir döneme girdiğimizin işareti.
Zaten bugün geldiğimiz noktada Kürt sorununun şiddetle çözülmeyeceği gerçeğinin herkes farkında. Geriye tek şey kalıyor; daha fazla kan dökülmesini önleyecek adil bir çözümde uzlaşmak. Belki de şimdi tam zamanı, daha önce tartışılan 'akil insanlar' artık daha güçlü bir biçimde devreye girmeli. Çünkü ilk kez 'sivil irade'nin etkin olduğu bir dönem başlıyor. İki tarafta da 'sivil' seslerin çıkması barış umudunu artırıyor. Normalleşmenin 'Kürt sorunu'na yansımasına ilk kez tanık olacağız. Türk, Kürt tüm Türkiyeliler olarak bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz…”

İnisiyatif Öcalan'da... (Can Dündar – Milliyet)

Son haftalarda yaşananlara dikkatle bakınca, Kürt sorununda inisiyatifin Abdullah Öcalan'a geçtiğini söylemenin mümkün olduğunu belirten Can Dündar, Öcalan'ın, 2 Temmuz'da avukatlarına “Eğer Kürt sorununun demokratik çözümü için diyalog süreci gelişmezse, özel savaş lobileri devreye girer. Komplolar dönemi başlar. Karşılıklı çatışma tırmanır. İç savaş çıkar. Derinleşirse iki milyon insan ölür” mesajı verdiğini ve o ay İnegöl ve Dörtyol'da Türkler ve Kürtler'in birbirine girdiğini yazdı.

Yine 28 Temmuz görüşmesinde, “Sen sorunu müzakereyle, siyasi yolla çözmezsen, Dörtyol, İnegöl gibi çatışmalar kentlere sıçrar. Bunun çok daha ağır sonuçları olur. Örneğin Yüksekova gibi bir yerde kent çatışması olursa, yüz bin kişi bir anda sokağa dökülür” mesajının ardından, başta Yüksekova ve Diyarbakır olmak üzere Şırnak'ta, Siirt'te, Van'da, Şemdinli'de binlerce kişinin İnegöl ve Dörtyol olaylarını protesto için sokağa döküldüğünü, halk arasına gerillanın da katıldığını ve polis müdahalesiyle ilçenin savaş alanına döndüğünü kaydeden Dündar, şöyle devam etti:

“(…) Bunun üzerine avukatların 4 ve 11 Ağustos görüşmeleri “Ada'ya giden iki gemi de arızalı” gerekçesiyle yaptırılmadı.
Ama avukatlar 'Öcalan 15 Ağustos'tan itibaren ateşkes çağrısı yapacaktı. Bu tavır, kararı etkiler. Herhalde ateşkesi istemeyenler görüşmeyi engelliyor' dedi.
O gece Yüksekova'da bir askeri konvoy şehir çıkışında saldırıya uğradı; 5 asker yaralandı.
'Ramazan ateşkesi' tehlikeye girince Adalet Bakanlığı apar topar bir tekne kiraladı. Avukatlar, rötarla İmralı'ya gidebildiler. Hemen ardından PKK'nın açıklaması geldi:
'Halkımızın talepleri ve önderliğimizin çağrısı üzerine, mübarek ramazanın huzurlu geçmesi amacıyla, 13-20 Eylül arasında pasif savunma konumuna geçiyoruz'.

Referandum öncesi ateşkes, hem ülkeyi, hem Hükümet'i rahatlattı. Ancak dün Murat Yetkin'in de dikkat çektiği gibi, “Ramazan ateşkesi”nin ramazandan 2 hafta fazla sürecek olması anlamlı... Muhtemelen PKK, referandum öncesi yaptığı bu jestin karşılığını bekleyecek.
Öcalan bu karşılığı şöyle formüle ediyor:
'Bana burada dört kez, 'Seçim var bekle' dediler. Sonuç ortada... Bizi oyalıyorlar. 12 yıldır sabrettim. Ancak benim de bir sınırım var. Referandumdan sonra, 'Yine seçim var' oyalamasına izin vermeyeceğim. Bir kerede her şeyi bozabilirim. 'Kim ne yaparsa yapsın' diyebilirim. Bu takdirde Kürtler başlarının çaresine bakacaklar'.

Böyle bakınca açılımın durmasının ardından süreci tamamen Öcalan'ın yönettiği açıkça görünüyor…”

PKK'nın umudu (Fikret Bila – Milliyet)

PKK cephesinin başta anayasa değişikliğinden umutlu olduğunu, “Açılım” sürecinin başlangıcındaki havanın PKK'yi umutlandırdığını ve “Habur girişi”nden sonra hava değişmekle birlikte, anayasa değişikliğine bel bağlamayı sürdürdüğünü ifade eden Fikret Bila,
“örgütün Kürt kimliğinin Anayasa'ya girmesi, güvenceye bağlanması, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, Kürtçe'nin eğitim dili olması gibi beklentileri” bulunduğunu, “ancak anayasa değişikliğinin bu konuların yanından geçmediğini yazdı.

“PKK cephesinin ilk tepkisinin terörü tırmandırmak olduğunu ve BDP'nin de, referandumu boykot edeceğini ve sandığa gitmeyeceğini açıkladığını” belirten Bila'nın yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Ancak referandum yaklaştıkça, PKK cephesinin pozisyonundaki netlik kaybolmaya başladı. Önce İmralı kaynaklı haberler yayıldı. Öcalan'ın bazı görüşmelerden sonra, BDP'ye 'tabanı serbest bırakın' mesajı verdiği kulislere yansıdı. Bu, 'Evet vereceklere engel olmayın' biçiminde algılandı.
Ardından, Kandil'in, 'Ramazan boyunca ateşkes ilan edeceği' duyuruldu. (…) 'PKK ateşkes ilan etti, edecek' diye manşetler birbirini kovalarken, 'İmralı'nın onayı ne oldu' sorusu gündeme geldi. (…) Öcalan'ın ne dediği henüz yansıtılmadan, PKK 'ateşkes'i ilan etti. 20 Eylül'e kadar 'eylemsizlik' kararı aldı.
Bu halde anlaşılıyor ki, PKK, 12 Eylül'de yapılacak referandum sonrasına bakacak. 'Tamam mı, devam mı?' kararı verecek.
İmralı, Kandil ve BDP'nin tutumu şunu gösteriyor ki, PKK cephesi, halkı boykota fazla zorlamayacak, 'evet' diyeceklere engel olmayacak, bir bakıma 'havet' tutumu alacak. Bu durum, 'evet'e katkı olarak sunulacak ve karşılığı beklenecek.

Gelişmeler gösteriyor ki, PKK cephesi, referandumda, kısmi de olsa 'evet' desteğiyle masaya oturacağını umut ediyor. Bu yolla pazarlık yolunu açabileceğini düşünüyor. Hükümet'in, 'evet'e olan ihtiyacını 'müzakere'ye dönüştürmeye çalışıyor.

(…) PKK böyle bir umuda kapılmış olabilir. Gelişmeleri böyle yorumlamak istemiş olabilir. Bu yönde işaretler aldığı düşüncesine kapılmış olabilir.
Bazıları PKK açısından 'masaya oturma' koşullarının oluştuğunu düşünüyor olabilirler. Koşulların 'olgunlaştığı' telkin ve yorumları bunu gösteriyor. Bu yaklaşım gerçekçi değil.
Türkiye referandumdan sonra genel seçime gidecek. Seçime giderken iktidardan böyle bir adım beklemek gerçekçi değil. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın söyleminden de anlaşılıyor ki bu boş bir umut.”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler