Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ – 25 Ağustos 2010 (Yazarlar)

BASIN ÖZETİ – 25 Ağustos 2010 (Yazarlar)

25 Ağustos 2010 Çarşamba 13:33
BDP’nin bölgede her istediğini yaptırabilmesinin zamanı geçti ve bunu demokrasinin ve insan haklarının geliştirilmesi çerçevesinde kullanmak, sorunun çözümünde en önemli adım olacak…”
CHP'den Kürtlere: Yeni sayfa açalım (Murat Yetkin – Radikal)

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu Van'da dinleyenlerin sayısının az olduğunu, ancak CHP heyetinde yüzlerin güldüğünü, çünkü bunun, CHP'nin “Fırat'ın öte yakasıyla” bir nevi özür dileme turu olduğunu ve amacına ulaştığını yazan Murat Yetkin, yıllarca “Doğu ve Güneydoğu” illerinden silme milletvekili çıkaran CHP'nin, 1993-94'de yaşanan yol ayrımından sonra adeta bölgeden ayağının kesildiğini belirtti.

Kılıçdaroğlu'nun yoğun güvenlik önlemleri ve yer yer protesto altında konuşabilmesinin bile önemli olduğunu ifade eden Yetkin, şunları yazdı:

“(…) Kılıçdaroğlu, asıl mesajı Batman'da da veriyordu: 'Batman'da oyumuz az. Ama ben Batman'a yine de geldim. Batmanlıların bize az sempati göstermesinin nedeni biziz. Yeteri kadar gelmedik. Onların derdini dinlemedik. Şimdi ayağınıza geldim'.
(…) CHP'nin Kürt seçmenle yeniden barışması için dünkü özeleştiri doğru bir başlangıç yerine geçebilir.

(…) Başbakan Tayyip Erdoğan'ın önceki akşam Show TV'de PKK ile görüşme iddiaları üzerine söyledikleri yeni tartışmalara yol açacak türden.
Son sekiz yıldır işbaşındaki AK Parti iktidarında Başbakan Erdoğan'ın defalarca vurguladığı bir kavram vardı: Devlet ve hükümet ayrı olmaz. Halkın oyuyla seçilmiş hükümet devleti yönetir tezi, zaten demokrasilerde olması gerekeni anlatıyordu. Ancak önceki akşam Erdoğan şunları söyledi: 'Burada bir şeyi birbirine karıştırmayalım. Biz siyasi iradeyiz, siyasi iktidarız. Biz siyasi iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız. Şu veya bu şekilde çeşitli kurumlarıyla bu tür bazı münasebetler gerekirse devlet onu kendisi yapar'.

(…) Devletin istihbarat kurumu Milli İstihbarat Teşkilatı, doğrudan ve yalnızca Başbakan'dan talimat alıp, Başbakan'a rapor veriyor. Yasası böyle.
Başbakan Emniyet İstihbaratı, ya da Jandarma İstihbaratı'nı kastediyorsa, onlar da yine İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı silsilesiyle kendisine bağlı.
Hükümetten talimatsız olarak PKK ile temas kuracak yasalara göre kurulmuş bir istihbarat örgütü yok.
Başbakan'ın PKK ile pazarlık iddialarını reddederken, kendisine bağlı istihbarat üzerinden devlet-hükümet ayrımı yapıyor olması önemle kaydedilmesi gereken bir gelişme.”

Kürtler, 12 Eylül'e sırtını dönebilir mi?.. (Hasan Cemal – Milliyet)


Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) Kürtleri, Kürt siyasal hareketini ve BDP'yi ilgilendirip ilgilendirmediğini soran Hasan Cemal, Kürtler'in “çok iyi bildiği” Şemdinli hakkında Van'da görevli Savcı Ferhat Sarıkaya'nın, askere ve bir yanıyla zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı'na dokunan bir iddianame hazırlamış olduğunu hatırlattı.

HSYK'nın hiç beklemeyerek, iddianamesiyle askere, komutana dokunmaya kalkışan savcıyı meslekten attığını ve bununla da yetinmeyip avukatlık yapmasını da yasakladığına yer veren Cemal, yazısına şöyle devam etti:

“(…) HSYK başka ne yaptı?
Adana'da bir savcı vardı, adı Sacit Kayasu.
Bu savcı bir iddianame hazırladı Kenan Evren hakkında. Kürtlere belki de en büyük zulmü yapan 12 Eylül askeri yönetiminin liderini yargı önüne çıkarmak istedi.
HSYK yine hiç duraksamadı. Bu savcının da defterini dürdü, meslekten attı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bozma kararını da tanımadı.
Başka?..
HSYK şimdilerde başka bazı taşları yerinden oynatmak istiyor.
Örneğin, bir süredir Ergenekon davasının savcı ve yargıçlarını yerinden oynatmanın peşinde.
Örneğin, bir süredir Balyoz davasını yürüten savcı ve yargıçları yerinden oynatmak istiyor.
Örneğin, bir süredir Diyarbakır'daki faili meçhul cinayetler davasının savcısını da yerinden oynatmak istiyor.

(…) Bu gerçeğin bilincinde olan Kürtler, kısa adı HSYK olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nu es geçemezler.
Bu kurulun üye sayısının arttırılmasını, seçim tarzının daha demokratikleştirilmesini, kapalı bir kast olmaktan kurtarılmasını küçümseyemezler. Ya da böyle bir anayasa değişikliğine dudak bükemezler.
(…) Bu nedenle Kürtler 26 maddeden oluşan anayasa değişikliği paketini daha ciddiye almak durumunda.
Evet, bu paket birçok açıdan yetersizdir. Kürtlerin eleştirilerinde haklılık payı büyüktür. Ancak, bu pakette Kürtler yoktur demek gerçeği yansıtmıyor.
HSYK ile ilgili değişiklik Kürtleri, yukarıdaki bazı örneklerin ışığında fazlasıyla ilgilendiriyor.
Anayasa Mahkemesi'yle ilgili değişiklik de öyle. Askeri mahkemelerin yargı alanının daraltılmasıyla ilgili değişiklik de farklı değil…”

CHP'li Kürt gözüyle (2) (Erdal Şafak – Sabah)

CHP Parti Meclisi Üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı Mesut Değer'in, “Kürt Sorunu mu?” adlı kitabının girişinde, “Kürt sorununun, çözümsüzlüğe terk edildiği ve Türkiye'nin iç dinamikleri harekete geçirilerek çözümleme yoluna gidilmediği sürece, ulusal bir sorun olmaktan çıkarak, Türkiye'yi her alanda güç durumda bırakacak uluslararası bir soruna dönüşmekte olduğu” tespiti yaptığını belirten Erdal şafak, iki gündür aktardığı Değer'in çözüm önerilerine devam ettiğini yazdı.

Şafak'ın bugünkü köşesinde ele aldığı Mesut Değer'e ait çözüm önerileri şöyle:

“(…) * Anayasa'da etnisite ile ilgili maddelerin yer alması yönünde bir talep, etnik gruplara azınlık statüsü dayatır ve onları bu ülkenin asli ve kurucu unsuru, eşit yurttaşları olmaktan uzaklaştırır. Bu nedenle Anayasa'da yurttaşların eşitliği ilkesinden asla vazgeçilmeden eşit haklara sahip yurttaşlığı güçlendirici değişiklikler yapılmalı.

* (…) Terör örgütü mensupları dışında bölge halkından birçok kişinin, hatta devlet görevlilerinin suça bulaştığı biliniyor. Bu nedenle suç işlemiş unsurların adil biçimde yargılanması sağlanmalı, ancak suçu oluşturan ortam dikkate alınarak, verilecek tüm cezaların bu tür suçlara bir daha bulaşmamak koşuluyla ertelenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalı.

* (…) İlk olarak PKK'nın silahlarını tasfiye etmesi veya bırakması sağlanmalı, bununla eş zamanlı olarak barışı güçlendirmeye yönelik çatışmasız ortamın sağlanması için bölgedeki olağanüstü önlemlere ve operasyonlara ara verilmeli. (…) Örgütün tüm kadrolarına genel af imkânı tanınması ile silahsızlanma gerçekleştirilebilecek, bu da sorunun çözümünde kalıcı ilerlemeler sağlanmasına imkân verecek.

* Kamuoyunda 'Pişmanlık yasaları' diye bilinen düzenlemeler, yararlanmak isteyenlere bilgi verme zorunluluğu veya İçişleri Bakanlığı izni öngörüldüğü için etkili olamadı. Şimdi 'Yeniden yaşam' adıyla yeni bir yasa hazırlanmalı. Bu yasada bilgi verme zorunluluğu veya bakanlık izni yer almamalı.

(…) İki yazıda aktardığımız 'Demokratikleşme' ile ilgili önerilerinin bizce en dikkat çekicileri, BDP'lilerin taleplerinin aksine Anayasa'da 'Etnik köken'le ilgili ifadelerin veya maddelerin yer almasına şiddetle karşı çıkması. İkincisi de, PKK'nın silahsızlanması karşılığı 'Tüm kadroları kapsayacak' genel af ilan edilmesini ve rehabilitasyon yasaları çıkarılmasını istemesi.

Bugün için erken, hatta son derece riskli ama devletin sürecin daha sonraki aşamalarının birinde, 'Günü geldiğinde', 'Koşulları oluştuğunda' ve 'Hem siyasi kadrolar, hem de kamuoyu hazır duruma geldiğinde' böyle bir adım atılabileceği mesajı vermesi bile çok şeyi değiştirir...”

Kürtleri kim temsil ediyor? (Mehmet Y. Yılmaz – Hürriyet)


Diyarbakır'daki 14 sivil toplum kuruluşunun referandumda “Evet” tarafını desteklediklerini açıklamalarına, BDP'nin sert bir tepki verdiğini yazarak başlayan Mehmet Yılmaz, Genel Başkan Selahattin Demirtaş'ın, sivil toplum kuruluşlarının Diyarbakır'ı temsil etmediğini söylediğini belirtti.

BDP ile Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı arasında yaşanan polemiğe değinen Yılmaz, BDP'nin, kendinden önceki partiler gibi Kürtleri temsil ettiğini iddiasında olduğunu ifade ederek, şunları yazdı:

“(…) Acaba ne kadar doğru? Kürtleri temsil eden tek siyasi çizgi bu hareket mi?
Alınan oylara bakarsak AKP, BDP'den daha çok Kürt'ü temsil ediyor olmalı. Başbakan da önceki gün bunu söyledi zaten.
BDP'nin referandumdaki boykot kararını da uygulamakta zorlanacağı, yeterli önlem alındığı takdirde boykotun işe yaramayacağı da açıkça görülüyor.
Referandum araştırmalarında Kürtlerin 'Evet' demeye daha yatkın oldukları da görülüyor.
BDP'nin şimdi bazı şartlar öne sürerek boykottan vazgeçeceğini söylüyor olması da zaten bu durumun bir sonucu olarak değerlendirilmeli.
BDP, gücünün boykota yetmeyeceğini gördü ve şimdi geri dönmeye çalışıyor ama başaramıyor.

(…) Unutmayalım ki akan kandan ve terörün ekonomi üzerinde yarattığı olumsuz etkiden Türkler kadar Kürtler de şikâyetçi.
BDP'nin bölgede her istediğini yaptırabilmesinin zamanı geçti ve bunu demokrasinin ve insan haklarının geliştirilmesi çerçevesinde kullanmak, sorunun çözümünde en önemli adım olacak…”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler