Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ – 26 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

BASIN ÖZETİ – 26 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

26 Ağustos 2010 Perşembe 09:33
Türkiye Yazarlarından Bugün.
Önce parmaklar tetikten çekilecek! (Hasan Cemal – Milliyet)

“Demokratik açılım”ın bir barış açılımı olduğu için alternatifsiz olduğunu belirten ve iktidarda kim olursa olsun, önünde sonunda barış kapısını açmak zorunda kalacağını, “çünkü savaşın çıkmaz yol” olduğunu yazan Hasan Cemal, bunu devlet, Hükümet, PKK ve Kürt siyasal hareketinin de bildiğini belirtti.

Her iki tarafta da demokratik açılımın kötü yönetildiğini, kökleri neredeyse Cumhuriyet öncesine giden, son çeyrek yüzyılda büyük çoğunluğu Kürt olmak üzere elli bin kişinin hayatına mal olmuş bir sorunun bugünden yarına bitmeyeceğini ifade eden Cemal, şöyle devam etti:

“(…) Bu pencereden bakınca, her iki tarafın da kırık notu az değildir.
Ne yapmalı sorusunun öncelikli yanıtını 2009'ın Mayıs ayı başında Kandil'de, PKK'nın dağdaki lideri Murat Karayılan'la yaptığım görüşmeden beri sürekli tekrarlıyorum:
Önce parmaklar tetikten çekilecek!
(…) Kürt sorununun silah ve şiddetle bağının koparıldığı bir süreçte, çözüm için kısa, orta ve uzun vadeli her şey özellikle kapalı kapılar arkasında konuşulmaya başlayacak.
Bu süreçte Öcalan da olacak, PKK da; BDP de olacak, Kürt siyasal hareketi de... Son verilecek olan bir 'savaş'sa, hedef 'barış'sa başka çare yoktur.

(…) Lafı uzatmak yersiz.
'Demokratik açılım'ın alternatifi yoktur, çünkü özünde 'barış açılımı'dır. 'Savaş'ın, silahın çıkmaz sokak olduğunu Türkiye anlamış durumda.
İktidarda kim olursa olsun, iktidara yarın hangi parti gelirse gelsin, değişen bir şey olmayacaktır.
Öncelik 'barış yolu'dur.
Bunun belirtileri tekrar suyun yüzüne vuruyor.
O yüzden ilk öncelik, arabayı atın önüne koymak gibi kötü bir alışkanlıktan vazgeçmek ve parmakları ciddi olarak tetikten çekmektir.”

Gülen Cemaati ve Hanefi Avcı (Mahmut Övür – Sabah)

Hanefi Avcı adını 80'li yıllarda polis muhabirliği yaptığı, “teröre karşı mücadelenin” deyim yerindeyse insan avına dönüşmüş olduğu, resmi görevliler, sipariş verilen çeteler ve itirafçıların “devlet politikası” gereği faili meçhul cinayetler işleyip korku saldığı bir dönemde duyduğunu belirten Mahmut Övür, o günlerde 7 TİP'li gencin katledilmesi gibi birçok olaya karışan, kırmızı bültenle aranan ülkücü Abdullah Çatlı ve çevresiyle de tanışmış olduğunu yazdı.

O çevrede kirli ilişkilere karışanların Hanefi Avcı'dan rahatsız olduklarını ve bunu yüksek sesle dile getirdiklerini, aralarında “Bin Telli Hanefi” diye adlandırdıkları Avcı'ya hem kızıyorlardı hem de çekindiklerini, çünkü herkesi dinleyip izlediğini kaydeden Övür, yazısında şunlara yer verdi:

“(…) Bilgi en büyük silahtı. O da bu özelliğini 3 Kasım 1996'daki Mercedes kazasıyla patlayan Susurluk skandalında çok doğru kullandı. Cesurca ortaya çıkıp çetelerin, JİTEM'in neler yaptığını anlattı.
(…) Korkunun hüküm sürdüğü bir dönemde medyaya da, topluma da cesaret verdi.
Ama bedelini de çektiği sıkıntılarla ödedi. O günler geride kalınca, önce Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) birimini kurdu, sonra da iki önemli kentin emniyet müdürlüğünü yaptı. Halen de yapıyor.

Şimdi karşımıza bir kitapla çıktı; "Haliç'te Yaşayan Simonlar"...
(…) Merak ettiğim soruların cevabını nihayet bulacağım umuduyla kitabı aldım ama doğrusu şaşırdım. 90'lı yıllarla ilgili yine çarpıcı bilgiler vardı ama 2000'lere gelince film kopuyordu. Türkiye'nin son yaşadığı darbe girişimleri, suikastlar, kaos ortamı yaratan olaylarla ilgili bakışı ve yorumu tam bir hayal kırıklığıydı.
Hanefi Avcı bana Deniz Baykal'ı hatırlattı.
O da 90'lı yıllarda devletin çetelerce kuşatıldığını söylüyordu ama 2000'lerde Ergenekon'un avukatlığına soyundu.

(…) Bir siyasi hamle mi, arkadaş dayanışması mı, yoksa sürecin dışında kalmanın verdiği rahatsızlık mı bilmiyorum. Bildiğim şey, Avcı'nın son yıllardaki siyasal ve sosyal değişimi iyi izleyemediği. Türkiye, faili meçhulleri devlet politikası yapan değil, yapanları engelleyen bir noktaya doğru gidiyor.
Susurluk'taki Hanefi Avcı'ya yazık oldu.”

PKK artık siyasallaştı (Mümtaz'er Türköne – Zaman)

    
Türkiye'nin, doğrudan halkın tercihine müracaat edildiği önemli bir anayasa değişikliği paketini tartıştığını ve bunun, herkesin anlayabileceği basitlikte bir mantığı, aklıselimle çizilen bir sınırı olması gerektiğini belirten Mümtaz'er Türköne, partiler meydanlara inip, eteklerindeki bütün taşları döktükleri kampanyalar yürüttüklerini yazdı.

Bu çekişmeli siyasî rekabet içinde en önemli ve belirleyici siyasî aktörlerden birinin PKK olduğunu ve demokratik siyasî rekabetin ana akışını son günlerde PKK'nin belirlediğini ifade edem Türköne, şunları yazdı:

(…) Terör, şiddet araçlarıyla siyasî sonuçlar devşirmeyi amaçlar. PKK silahları susturdu ve ateşkes ilan etti. Şu anda PKK silahsız hareket ettiğine ve gündemi stratejik ve taktik çıkışlarla tayin ettiğine göre, PKK siyasallaşmış olmuyor mu? PKK silah kullanmıyor, sadece siyaset yapıyor. Gündem belirlediğine göre başarılı oluyor. Peki kimin sayesinde? PKK'ya bu alanı kim açıyor? PKK'nın siyasallaşmasının terörden daha büyük bir tehlike olduğunu öne sürenler değil mi?

Terörün bizi sıkıştırdığı daracık bir labirent var. Can aldığı zaman kafanızı sağdaki duvara vurup lanet okuyor, 'kanı durdurun' diye feryat ediyorsunuz. Silahı susturup siyaset konuştuğu zaman, bu sefer soldaki duvara başınızı vurup 'terör siyasallaşıyor' diye itiraz ediyorsunuz.

(…) Terör hiçbir zaman gücünü tetiğini çektiği silahtan almaz. Hiçbir terör örgütü arkasında halk desteği olmadan amacına ulaşamaz. Demokrasinin bütün aktörlerine düşen görev terörün kitle ile bağını koparmaktır. Bunun yolu bu arka bahçedeki kitleleri kazanmaktır. Türkiye'nin terör karşısındaki asıl gücü, Türklerle Kürtlerin uzun bir geleceği birlikte yaşama iradesidir.

'Devlet PKK ile anlaştı mı?' Bütün istihbarat, güvenlik ve diplomasi kurumları ile asıl işi terörle mücadele etmek olan bir devletten bahsediyoruz. Bizim devletimiz hainlerden mi meydana geliyor? Ne yani, kanı durdurmanın neresi kötü? Karşılığında ne taviz verildiğini soranlara, hayvan pazarında celeplerin pazarlığından değil, 200 yıldır etnik sorunlarla boğuşan bir devletin donanımını hatırlatalım.

Beklenmeyen tek sonuç: PKK demokratik siyasetin önemli aktörlerinden biri haline geliyor. Peki kimin sayesinde?”

Boykot kime yarar (Okay Gönensin – Vatan)

Referandum dolayısıyla Kürtler'in de ikiye bölündüğünü ve “BDP tarafının” boykot kararında ısrar ederken, “bu grubun vesayeti”nden bıkmış olanların evet diyeceklerini açıkladıklarını yazan Okay Gönensin, sözü edilen “grup”un PKK ve onun etkisi altındaki örgütler olduğunu ifade etti.

Oylamaya yaklaşık iki hafta kala, bu “grubu” tatmin edecek bir söz vermenin kolay olmadığını ve bu “grup”un kısa vadeli bir siyasi başarı peşinde koşarak, Kürtler arasındaki etkinliğini de sınava sokmuş olduğunu belirten Gönensin, şöyle devam etti:

“(…) Çeşitli kanallardan gelen bilgi ve gözlemler, Kürtler'deki boykot karşıtı eğilimin güçlü olduğunu, açıkçası 'evet' eğiliminin güçlü olduğunu gösteriyor.
'Grup' bunu dikkate almadan boykot kararında ısrarcı olursa 12 Eylül günü 'Kürtleri biz temsil ederiz' iddiasını kanıtlamakta güçlük çekecektir.

(…) Deneyimli siyasetçi Cindoruk dün bu konuda, BDP'nin boykotu sürdürmesi halinde yüzde 60, hatta üstünde bile hayır çıkacağını söyledi. Böyle bir ihtimalde, hayırcı muhafazakârlar sandıkta galip gelmelerini Kürt milliyetçilerine borçlu olduklarını tabii ki söylemeyeceklerdir. Ama evetçiler BDP ve onu yönlendiren grubun demokrasi istemediğini tekrar tekrar söyleyeceklerdir.

(…) Bu anayasa değişikliğinin referanduma gitmesi, herkesi bir kez daha ciddi bir demokrasi sınavına soktu. Ve bu sınavda AKP de tekliyor, CHP, MHP ve BDP de tekliyor. Sınavın sonuçları 12 Eylül akşamı saat 21'de herkesin önüne konulduğunda yine bir suçlama furyası yerine herkes başını ellerinin arasına alıp düşünürse aldığı not ne olursa olsun herkesin sınavı kazanma imkânı olacaktır…)

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler