Barzanî dema referandûmê destnîşan kir
Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî ragihand, ku dê di nav sala 2017ê de referandûma ji bo serxwebûna Başûrê Kurdistanê bê encamdan.
Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Şîretê Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî
Ey Milletê Kurd! Îttîfaq di qewet, îttîhad di heyat, birayey di se’adet, hukûmat di selamet est o.
BASIN ÖZETİ - 27 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

BASIN ÖZETİ - 27 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

28 Ağustos 2010 Cumartesi 12:34
Bu ülkeyi yönetmek ve temel sorunlarını çözüm rayına oturtmak için siyasal bilinç, kararlılık ve elbette devlet adamlığı gerekiyor…”
CHP yıllar sonra Kürt seçmene açılıyor (Murat Yetkin – Radikal)

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun iki gün süren ve Van, Batman, Elazığ, Bingöl, Tunceli'yi kapsayan doğu illeri programının sonunda Ankara'ya dönerken, uçakta gazetecilerin, mitingi
izlemeye gelenlerin sayısındaki azlığa dikkat çektiklerini belirten Murat Yetkin, CHP liderinin “Önemli olan bizim yıllar sonra da olsa bu bölgeye gelip konuşmuş olmamızdır. Önemli olan kaç kişinin toplandığı değil; bir kişi de olsa gelir konuşurum. Bu yolu açmış olmamız da önemli” dediğini yazdı.

CHP'nin on-onbeş yıldır genel anlamıyla doğu ve güneydoğudan elini eteğini çektiğini, Bülent Ecevit'in damgasını vurduğu 1970'ler boyunca bölgedeki bütün milletvekilliklerini alan partinin, 1990'ların başından bu yana bölgeden neredeyse silinmiş olduğunu ifade eden Yetkin, şöyle devam etti:

“(…) CHP'nin doğu ve güneydoğudaki bazı önemli illerden on, yirmi, otuz yıldır (rekor 33 yıl ile Elazığ'da) Ankara'ya, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne temsilci seçtiremedikleri var.
(…) Bölgedeki siyaseti AK Parti ve PKK ile aynı tabanı taşıyan (kapatıldığı için isimleri sık sık değişen, şimdiki adı BDP olan) partilere bırakmış görünen CHP, şimdi bölgedeki siyasete talip oldukça, oradaki seçmenin kalplerine ve kafalarına hitap edecek politikalarını öne çıkarmak ihtiyacını hissediyor.

Son turdaki mesajlardan örnek verebiliriz:
- Kılıçdaroğlu, daha seçildiği Kurultay'daki 'Yüzde 10 seçim barajı indirilsin' çağrısını her durakta tekrarladı. Bu, bölgede BDP'nin de talebi olan ve elindeki en ciddi kozlardan birisi.
- Van'da, şair Ahmed Arif'in destansı '33 Kurşun' şiirine de konu olan, kaçakçılıkla suçlanan
33 köylüyü 1943 yılında kurşuna dizdiren Mustafa Muğlalı'nın adının oradaki kışladan kaldırılması talebini dile getirdi.

(…) - Elazığ'dayken yerel Kanal-E'ye verdiği mülakatta, PKK'nın silah bırakması için görüşmeler yapılabileceğini, Meclis'te mutabakat sağlanırsa genel affın konuşulabileceğini söyledi.
- Bingöl'de kendisini (ilginç bir şekilde kendilerine BDP'li havası da vermeye çalışan)
AK Partililerin protestosuna 'Protesto eden vatandaşlara da sevgi ve selamlarını' sunarak karşılık verdi. (AK Partili bazı bakanların, çok daha masumane protestolara tahammül eşiğinin ne kadar düştüğünü son günlerde üzülerek görüyoruz.)
- Nihayet Tunceli'de affın da mutabakat ve kardeşlik çerçevesi içinde konuşulabileceğini tekrarladı.
Bütün bunlar, CHP'nin uzun yıllardan sonra doğu ve güneydoğuya yeniden siyasi bir aktör olarak dönmek arzusunda olduğunu gösteriyor. CHP'nin kendini Kürt kökenli seçmene iyi anlatarak yeniden bölge siyasetine girebilmesi, Türkiye'nin bu ağır sorunu çözmesine katkı verebilir.”

Bir çete daha bugün kurtuluyor mu? (Mehmet Altan – Star)

Merkez Medya'nın gene sus pus olduğu Aktütün Baskını'ndaki skandal görüntülerden, Brezilya'yı silip süpüren korkunç yangınlara dek dün izlediği hiçbir haberin, akıbeti bugün belli olacak olan çete haberini gündeme getirme kararlılığına engel olmadığını yazarak başlayan Mehmet Altan, Yargıtay'ın, bugün Jandarma İstihbarat'ta astsubay olarak görevli Hüseyin Oğuz ve PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç'in, Diyarbakır DGM savcısına verdiği ifadeler sayesinde açığa çıkarılan JİTEM'ci subaylar, özel harekât polisleri ve PKK itirafçılarından oluşan “Yüksekova Çetesi” ile ilgili 1996 yılında açılan davanın zamanaşımına uğrayıp uğramayacağıyla ilgili karar vereceğini belirtti.

Yüksekova Çetesi'nin, bölgede PKK adı altında haraç toplama, adam kaçırma, uyuşturucu ticareti yapma gibi suçlardan yargılandığını hatırlatan Altan, şunları yazdı:

“(…) Zamanaşımına uğramak üzere olan Yüksekova Çetesi'nin işlediği iddia edilen 16 faili meçhul cinayet konusunda da bugüne kadar bir sonuç alınamadı...
Bu 'çete davasının' hikâyesi Türk Hukuk Sistemi'nin tomografisi gibi...

(…) Adam öldürme suçlarından görevsizlik, aralarında Albay Hamdi Poyraz'ın da bulunduğu kimi sanıklarla ilgili uyuşturucu ticareti suçlamaları yönünden ise beraat kararı veren mahkemenin, ceza kararıyla birlikte Yurdakul hakkında ayrıca kamu hizmetlerinden yasaklılıkla birlikte gıyabi tutuklama kararı da vermişti.
Yurdakul, geçen sürede yakalanmak yerine, mahkûmiyetle aynı günlerde emekliye ayrılmıştı.

(…) Yargıtay, 28 Kasım 2007 tarihinde aldığı kararla zamanaşımı süresinin dolmasına daha 3 yıl olmasına rağmen davayı düşürdü. Mahkemenin tıpkı Mehmet Ali Ağca'nın serbest bırakılmasında olduğu gibi hesap hatası yaptığını belirten avukatlar, karara itiraz ederek davayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na götürdü. Davayı takip eden avukatlar, Yüksekova Çetesi'nin yargılandığı davanın 'insanlığa karşı işlenen suçlar' ve 'ağırlaştırılmış şekil' kapsamında olduğundan hukuken zamanaşımı uygulanamayacağı görüşündeydi...

Bugün gözüm ve kulağım Yargıtay Ceza Kurulu'ndan çıkacak kararda olacak...
Yakın tarihimizin en kanlı, en dehşet verici çetesi gözlerimiz önünde 'firar' edecek mi, edemeyecek mi?..”

Askerin İmralı tekeli, Öcalan, evetle hayır derken, Erdoğan'ın Diyarbakır konuşması! (Hasan Cemal – Milliyet)

“Güneydoğu'da evet oyları 'PKK boykotu'ndan olumsuz etkilenecek mi?” sorusuna, araştırmalarda bugüne kadar “hayır”a göre biraz daha yüksek seyreden evet oylarının “boykot”un da etkisiyle düşüşe geçtiğini söyleyenler olduğunu belirten Hasan Cemal, bu eğilimin böyle devam edip etmeyeceğini kestirmenin kolay olmadığını yazdı.

PKK'nin referanduma ilişkin boykot kararının evet oyları üzerinde şöyle ya da böyle etkili olacağının anlaşıldığını ve bu nedenle, Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'da yapacağı 3 Eylül konuşmasının önem taşıdığını ifade eden Cemal'in yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Öte yandan, evet-hayırla ilgili olarak bir konu daha var dikkat çeken: Hükümetin PKK pazarlığı...
(…) 'Hükümet Öcalan'la görüşüyor, pazarlık ediyor' iddiası özellikle Türkiye'nin batısında hayır oylarını besleyebilecek bir malzeme. Ve muhalefetin üstüne atladığı bu malzeme, öyle gözüküyor ki, Erdoğan'ı gitgide sıkıştırıyor.
Erdoğan ise bu iddiayı sürekli yalanlamakta.
Ama buna karşılık 'devlet organları'nın, örneğin MİT'in ya da askerin Öcalan'la geçmişte olduğu gibi bugün de görüştükleri reddedilmiyor.

(…) Türkiye'de silahların susması isteniyorsa, hiç kuşkusuz, İmralı da, Kandil de muhatap alınmak zorunda.
Barışı içtenlikle isteyen herkes, sivili de askeri de, iktidarı da muhalefeti de artık bu gerçeğin farkında.

(…) Akla takılan başka sorular da var tabii.
Asker, beş yıl boyunca Öcalan'la yaptığı görüşmelerin ne kadarını sivil otoriteye, hükümete bildirdi?
Asker, bu süreçte Öcalan'ı sadece 'kullanılması' gereken bir oyuncu olarak mı gördü?
Kullandıysa nasıl kullandı?
Hükümetler bundan haberdar mıydı?

(…) Sorular uzayıp gidebilir. Kısacası:
Türkiye zor bir memleket!
Kolayca provoke edilebiliyor.
Bu ülkeyi yönetmek ve temel sorunlarını çözüm rayına oturtmak için siyasal bilinç, kararlılık ve elbette devlet adamlığı gerekiyor…”

Fırat'ın batısını görmek (Hasan Bülent Kahraman – Sabah)

“Neler oluyor Türkiye'de” yazı dizisinin üçüncüsünde, referandum döneminde Kürtler arasında ayrıntıları herhalde daha çok tartışılacak bir bölünmenin ortaya çıktığını yazan Hasan Bülent Kahraman, “son 25 yıllık 'mücadele' döneminde ilk kez bu derecede yoğun ve derin bir farklılaşma” olduğunu belirtti.

Kürt hareketinin bir kimlik meselesi olarak doğduğunun ve etnik köken, dil, şimdi gelişen özerklik taleplerinin temelinin “Kürt kimliği” olduğunu ifade eden Kahraman, yazısına şöyle devam etti:

“(…) Bu hareket daha ziyade 'Fırat'ın Doğusu' ile bütünleşmiştir. 'Fırat'ın Batısı' bütünüyle kopuk, duyarsız kalmıştır denemese bile radikalizme karşı daha mesafeli davranmıştır, daha 'itidalli' olmuştur.
Şimdi ilk defa Fırat'ın Batısı farklı bir tavır takınıyor, biraz da beklenmedik bir tutum içine giriyor. Bilhassa BDP'nin boykot kararına karşı çıkan Kürt aydınlarının Fırat'ın Batısı ile birlikte davrandığı, en azından bu kesimde meydana gelen duyarlılığı yansıttığı öne sürülebilir.

Bana kalırsa nedeni açıktır. Neden 1994'ten beri devam eden ve RP-FP-AK Parti tarafından kontrol altında tutulan yerel yönetim iktidarlarında saklıdır. Bu iktidarlar son 15 yılda yaşanan ve yakın tarihin en önemli, en büyük göç dalgasını karşılamış, kontrol etmiştir.
(…) Sürdürülen yerel ekonomik politikalarla bu kesime yoksulluğu unutturulduğu gibi bu kitlenin bir gelecek umudu yeşertmesi sağlanmıştır.
(…) Kürt kimliği radikal siyasal yapının bir unsuru olmaktan çıkarılıp, kültürel kimlik anlayışının bir unsuruna dönüştürülüyordu.
(…) Fırat'ın Batısında yaşayan büyük nüfus kent sermayesinden ve gelişen ticaret imkânlarından pay alma eşiğindeyken ayağına bağ olabilecek Kürt kimliğini politik olmaktan ziyade kültürel bir düzeyde tutmaya gayret ediyor…”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları