Barzanî dema referandûmê destnîşan kir
Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî ragihand, ku dê di nav sala 2017ê de referandûma ji bo serxwebûna Başûrê Kurdistanê bê encamdan.
Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Şîretê Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî
Ey Milletê Kurd! Îttîfaq di qewet, îttîhad di heyat, birayey di se’adet, hukûmat di selamet est o.
BASIN ÖZETİ – 5 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

BASIN ÖZETİ – 5 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

05 Ağustos 2010 Perşembe 09:41
"Bugün Kürtler arasında, “Savaşmaya gerek kalmadı... Artık haklarımızı yasal mücadeleyle alabiliriz” diyen birçok siyasetçi, işadamı ve aydın var."
Kuklacılar, Apo'yu hangi şartlarda yok etmeyi düşünür? (Emre Aköz – Sabah)

Bir süre önce Polis Akademisi hocalarından, Taraf gazetesi yazarı Doç. Önder Aytaç'ın, “Alacaksınız Abdullah Öcalan'ı karşınıza. Diyeceksiniz ki: 'Eğer bir ay içerisinde bu terörü bitirmezsen, seni asarım!' Bakın bakalım bu olayların hepsi bitiyor mu, bitmiyor mu? O zaman geleceği kurtarabilirsiniz” şeklindeki sözlerinin bazı kesimlerde ciddi rahatsızlığa yol açtığını yazan Emre Aköz, tehditler sonucu Aytaç'ın, gazetedeki yazılarına “ara verdiğini” belirtti.

Aytaç'ın daha sonra söylediklerine “açıklık” getirerek, “Derin yapının içinde, artık Öcalan'dan kurtulma konusunda çalışmaların yapıldığı bir süreçte, Öcalan'sız bir Kürt hareketinin düşünüldüğünü birkaç kanalda dile getirdim. Bunu, Öcalan'ın yok edilmesiyle oluşacak kaosa engel olmak için yaptım” dediğini ifade eden Aköz, yazısına şöyle devam etti:

“(…) Abdullah Öcalan'ın derin devlet tarafından kullanıldığı yeni bir iddia değil. Sadece “Türkler” değil, birçok “Kürtçü” aydın ve siyasetçi de aynı şeyi söylüyor.
Bu oyunda... Derin devlet, Apo'yu... Apo ise PKK'yı yönetiyor... Sonuçta da, şehit cenazeleri Hükümeti zor durumda bırakıyor... Böylece demokratikleşme duruyor, tekrar askeri tedbirlere dönülüyor... Askerci yaklaşım da derin devletin dediğini yaptırmasına yol açıyor...

(…) Bugün Kürtler arasında, “Savaşmaya gerek kalmadı... Artık haklarımızı yasal mücadeleyle alabiliriz” diyen birçok siyasetçi, işadamı ve aydın var.
Ancak bu “barışçı” kesim ne zaman sesini yükseltmeye kalkışsa, “Haddini bil, sen önderliğin iradesine karşı mı geliyorsun” diye baskılanıyor.

(…) Eğer bu senaryo doğruysa... Derin devlet, sadece "bir" referandumu ya da "bir" seçimi kazanmak için Apo gibi harika bir kozu feda eder mi?
(…) 1) Şu ana kadar ele aldığımız birinci senaryoda Apo'nun buharlaşmasını derin devlet istemez.
Çünkü böyle bir olay meydana geldiğinde kaos çıkacak, Türkiye ciddi biçimde sarsılacaktır.
Ama bir kereliğine... Belli bir dönem için...

(…) 2) Gelelim ikinci senaryoya:
Soru: Peki derin devlet, Apo'yu ne zaman yok etmek ister? Altın yumurtlayan tavuğu hangi şartlarda keser?
Cevap: Apo kozunu elinden kaçırırsa!
Yani: Apo'nun denetimi demokratik güçlerin eline geçerse, yumurta-tavuk sarmalı kırılacağından, “Bana yar olmayan, başkasına da yar olmasın” mekanizması işleyecektir…”

Baydemir'i anlamaya çalışalım (Tarhan Erdem – Radikal)

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in, Tunceli'deki konuşmasını olumsuz karşılayanlar olduğunu belirten Tarhan Erdem, Baydemir'in “Belediye binamızın önünde ay yıldızlı Türk bayrağımızla, sarı kırmızı yeşil bayrağımız dalgalansa ne olur?” şeklindeki sözlerine yanıt veren Başbakan yardımcısı Cemil Çiçek'in söylediklerini eleştirdi.

Onbir yıldan fazla Bakanlık ve Başbakan Yardımcılığı görevini üstlenmiş Çiçek'ten sözlerini, bulacağı bir biçimde düzeltmesini beklediğini ifade eden Tarhan'ın yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Sayın Baydemir'in tanımladığı yerinden yönetim, 1995'de bir grup arkadaşla 'Demokratik Cumhuriyet Programı'nda tanımladığımızdan daha özerk değildir. Okuyucularım öneriye önyargısız bakmalıdırlar.  
Kürtlerin demokratik özerklikte ısrar etmelerini, birlikte yaşamak istediklerinin kanıtı olduğundan, soruna kuşkuyla yaklaşan bütün yurttaşlarımıza güven verebilir. Geçen hazirandan bu yana sık sık dile getirilen bu öneriyi, aşırı Kürt ayrılıkçılarının beğendiklerini de sanmıyorum.

(…) Sayın Baydemir'in söyledikleri yanlış değil eksiktir; ben onları Kürt açılımına destek olarak değerlendiriyorum; onun sözlerini anlamaya çalışmayı yararlı görüyorum! Teröre takılıp kalmayalım, sorunu hızlı çözmek için adım atalım.”

Madımak'tan Dörtyol'a (Ardan Zentürk – Star)

Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın televizyon ekranlarında söylediklerinin, bir dönemin aydınlatılması açısından çok ciddi olduğunu belirten Ardan Zentürk, Kıyat'ın, “1990'la 2000 yılları arasında yapılanlar bir devlet politikası olmasına rağmen bölgede ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep olmuştur” dediğini hatırlatarak, 1993'ü anlamadan, 2010 Türkiye'sini anlamanın mümkün olmayacağını yazdı.

1993'te, “Kürt sorununda” önemli arayışlar içinde olan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın “soru işaretleriyle dolu ölümü”, Süleyman Demirel'in Çankaya, “siyaset stajyeri” Tansu Çiller'in ise Başbakanlık makamına geçişleri ve Madımak katliamının yaşandığını belirten Zentürk, şunları yazdı:

“(…) Sivas'ın orta yerinde, özenle hazırlandığı sonradan çok iyi anlaşılan Madımak katliamı, 'derin devlet' dediğimiz mekanizmanın, 'stajyer bayan başbakana' bir 'hoşgeldin seremonisidir!' Kendini bir anda Türkiye'nin idaresinin başında bulan bir başbakan, karşılaştığı şiddet karşısında, en yakınındaki 'güvenlik bürokrasisine' teslim olmuş, sonu, 'polis devleti' arayışlarına kadar uzanan, hatta, 'özel tim' adı altında 'yarı-askeri güçlerin' oluşturulduğu bir dönem başlamıştır. 'Çiller'in kadrosu' olarak değerlendirilen ekiple, 'Susurluk skandalı' isimlerinin aynı olması bir tesadüf olabilir mi? Veya, emekli Koramiral Kıyat'ın altını çizdiği gibi, 'yüzlerce faili meçhulün' yaşanması, 'kumarhane imparatorları' ile, 'Kürt işadamları'nın veya 'eroin mafyasının önde gelen isimlerinin' belli bir plan dahilinde 'ortadan kaldırıldığı', yerine ise 'tosunların' geçtiği dönem...

Tesadüfe bakın... Hatay'ın Dörtyol ilçesinde yaşanılan gelişmenin perde arkasından ne tür kokular çıkıyor? PKK tarafından kaçırılan ve salıverilen MHP İlçe Başkanı (!) kavramıyla da tanışmış oluyoruz. Yaşanılan kışkırtmaların 'derinliği' belli ki Madımak katliamının ötesinde planlanmış, ama çok şükür, millet deneyimli, bir-kaç işsiz güçsüzün dışında dolduruşa gelen yok...

(…) Ama ben son sözü burada özetlemek durumundayım: Afganistan kaynaklı, eroin ticaretinin rotası, bu rotada yer alanlar ve yaşanılan işbirlikleri tam olarak anlaşılmadan Türkiye'nin bu denklemi çözmesi çok zor görünmektedir. Eroin Afganistan'dan yola çıkıyor, İran üzerinden Türkiye, Türkiye'den de Balkanlar üzerinden Avrupa pazarına gidiyor. Sadece üzerimizden geçen 'eroin yolunun' cirosunun yıllık 12.5 milyar dolar olduğu ifade ediliyor.

Eğer... Türkiye, Susurluk Skandalı sonrasında ortaya çıkan ilişkiler ağını tam olarak çözebilseydi, derin devletini besleyen eroin parasının dağıtım şemasına da ulaşabilecekti... Tabii oradan, bugün herkesi şaşırtan Ergenekon-PKK ilişkilerinin gerçek şifrelerine varacaktı...
O zaman ıskaladık... Şimdi bence, tam zamanıdır...”

Heron'ların sessizliği (Hüseyin Gülerce -  Zaman)
    
Derin devlet ile PKK arasındaki ilişkinin yıllardır ima edildiğini, örneğin 24 Mayıs 1993'te Bingöl'de 33 askerin öldürülmesi olayının hâlâ aydınlanmamış olduğunu yazan Hüseyin Gülerce, bu katliamdan bir gün sonra, 25 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in katılacağı ilk hükümet toplantısında af konusunun ele alınacağını ve olayın, Kürt meselesinin çözümünü bir daha ertelettiğini belirtti.

Bu olaydan sonra, bir de Sünni-Alevi çatışması için yapılan provokasyonlar olduğunu ifade eden Gülerce, yazısına şöyle devam etti:

“(…) Bingöl katliamından 38 gün sonra 2 Temmuz 1993'te Pir Sultan Abdal şenlikleri için Sivas'a giden sanatçı ve aydınların kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi. 35 kişi yanarak can verdi. Çorum ve Maraş tertiplerinden sonra, Sivas'taki katliam Sünni-Alevi çatışması için sahneye konmuştu. (…) 1993, ne kadar önemli bir tarih...

Önceki gün bir televizyon kanalında emekli Koramiral Atilla Kıyat, dehşetengiz şeyler söyledi. 1993-1997 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlerin, devlet politikası olduğunu iddia etti. Bugün Ergenekon davasından yargılananların, o yıllarda üsteğmen ve yüzbaşı olarak verilen emirleri yerine getirdiklerini ileri sürdü. O yıllarda cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, genelkurmay başkanlığı yapanlara seslendi: 'Yataklarınızda nasıl rahat uyuyorsunuz?'

Ama asıl korkunç haber, 2 Ağustos'ta Taraf'ta manşet oldu: 'Generaller askerlerin ölümünü seyretti...' Meğer Hakkari'nin Çukurca ilçesi 3. Taktik Tümen Komutanlığı'na bağlı Hantepe askerî bölgesinde, 20 Temmuz'da 7 askerimizin şehit edilmeleri, bölgeye gönderilen insansız hava aracı (Heron) tarafından naklen yayınlanmış.

(…) En az olay kadar korkunç bir şey daha var. 4 gündür Genelkurmay, Taraf'ın haberiyle ilgili açıklama yapmıyor. Bu görüntüler Hantepe'ye mi aittir? Doğru mudur? Daha önce hava muhalefetinden dolayı yardım edilemediği açıklanmıştı. Hava gayet açık. El bombalarının dumanı bile görülüyor.
(…) Sadece Genelkurmay ile bildik medya suskun değil. Sayın Erdoğan da, Sayın Kılıçdaroğlu da, Sayın Bahçeli de susuyor. Şehit cenazelerinde şov yapanlar, siyaset yapanlar, herkes susuyor.

Geldiğimiz noktada tek bir çıkış yolu var: Olan bitenin üstü örtülecek gibi değil. Görevini yapmayanlar, varsa ihanet edenler mutlaka hesap vermelidir... TSK, şaibelerden kurtarılmalı, tekrar milletin güvenini kazanmalıdır...”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları