Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ - 6 Ağustos 2010 (Yazarlar)

BASIN ÖZETİ - 6 Ağustos 2010 (Yazarlar)

06 Ağustos 2010 Cuma 10:36
Eğer bazı çevrelerin ısrarla ileri sürdüğü gibi sandıktan “evet” oylarının çıkması kesinse Gülen’in bu araştırmalardan muhakkak haberi olur ve bu nedenle bu tür bir mülakat vermeye gerek duymazdı…”
Irak'tan çekilirken İran'a savaş tehditleri (Ferai Tınç – Hürriyet)

Bölgesel rol oynayabilmenin en temel şartının “içeriden güçlü olabilmek” olduğunu ifade eden Ferai Tınç, Ortadoğu'da kritik gelişmelerin yaşandığı bu günlerde Türkiye'nin içerde ciddi bir kriz ile boğuştuğunu yazdı. Türkiye ordusunun ilk kez bu kadar uzun bir krizle karşı karşıya olduğunu belirten Tınç, ülke bu krizi aşmaya çalışırken Ortadoğu'da kritik gelişmelerin tırmanmayı sürdürdüğünü hatırlattığı yazısına şöyle devam etti:

“(…) Amerikan askerleri bu ay sonunda Irak'tan çekilmeye hazırlanıyor ama geride ne bırakacak? Irak'ta aylardan beri bir hükümet bile kurulamıyor.
Eski Başbakan Maliki koltuğunu, yeni seçilen Allawi'ye bırakmak istemiyor.
Amerikalı yetkililer bir an önce hükümet kurulması için taraflara baskı yaparken, bölgeyi bilen diplomatlar, özellikle de Irak'a komşu ülkelerin müdahalelerinin bu süreci zorlaştırdığına dikkat çekiyorlar. İran, Suudi Arabistan ve Türkiye'den söz ediyorlar.

(…) Irak ciddi risklerle karşı karşıya, Kerkük meselesi, onca zamandan beri çözülemedi. Hâlâ ciddi bir çatışma potansiyeli taşıyor.
Irak'ın istikrara kavuşamamış olması ülkenin bölünme ihtimalini daha ciddi bir biçimde gündeme taşıyacak. Belki de yine bu öneri masaya en iyi çözüm olarak taşınmayı bekliyor.
Bunun Irak ile sınırlı kalması beklenmemeli.
   
(…) İran ile nükleer kriz, hiçbir yumuşama belirtisi göstermiyor. Hatta son zamanlarda savaş sözcükleri de dolaşmaya başladı. Bir grup eski CIA görevlisi, sivil ve askeri istihbarat elemanı Obama'ya bir mektup yazarak, bu ay içinde İsrail'in ansızın İran'a saldırmaya hazırlandığını ileri sürdüler. Washington'un bu sürece seyirci kalamayacağını da belirttiler.
Amerikan Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen'in, “İran'a saldırı planımız hazır” açıklamasına denk gelen bu iddia, yanı başımızdaki gelişmelerin ciddiyetiyle ilgili az da olsa fikir vermiyor mu?
Olaylara geniş açıdan baktığımızda, yaşadığımız çalkantının bu büyük resmin bir parçası olduğunu görmemek mümkün mü?”

Fethullah Gülen neden kendini riske atıyor? (Ruşen Çakır – Vatan)

Fethullah Gülen'in, bir tür resmi web sitesi işlevi gören www.herkul.org'da yayınlanan mülakatında açık ve net bir biçimde 12 Eylül'de yapılacak referandumda “evet” oyu kullanılması çağrısında bulunduğunu belirten Ruşen Çakır, Gülen'in “mezardakilerin bile kalkıp oy kullanması gerektiği” şeklindeki sözlerinin geniş ilgi uyandırdığını yazdı.

“Doğal olarak 'hayır' için mücadele edenler kendisine tepki gösterdi, örneğin önce MHP lideri Bahçeli, ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu 'mezardakileri kaldıracağına ABD'den gelip kendisi oy kullansın' anlamında sözler sarf ettiklerini ifade eden Çakır'ın yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Bir gazeteci olarak 25 yıllardır Gülen'i, onun yazıp söylediklerini izlemeye çalışırım. Son mülakatın beni hayli şaşırttığını itiraf etmeliyim. Her şeyden önce şu noktanın altını çizmek lazım: Gülen'in, Nurcu hareketin ana gövdesinden kopup kendi cemaatini örgütlediği 1970 ortalarından itibaren Türkiye'de defalarca seçimler ve halkoylamaları yapıldı ama hiçbirinden önce bu kadar açık bir şekilde tarafını deklare ettiğine tanık olmamıştık. Çünkü Gülen stratejisini 'siyasetten uzak durmak' ve 'bütün partilere eşit mesafede bulunmak' ilkeleri üzerine oturtuyordu. (…) fakat onu ve cemaatini yakından takip edenler, her seçim öncesi cemaatin belli bir tercih içinde hareket ettiğini, bu tercihin de genellikle 'en güçlü'den yana olduğunu biliyorlardı.

Örneğin Gülen'in 12 Eylül 1980 askeri rejimine muhalif olduğunu asla görmedik, bu bağlamda 1982 Anayasası'na da kesinlikle karşı çıkmadı. Hatta sırf zorunlu din derslerini anayasaya soktu diye Kenan Evren'i nerdeyse 'cennetlik' ilan ettiğini de biliyoruz. Ama hemen sonra Turgut Özal'a yakın durdu. Onun gerilemesiyle Tansu Çiller'le çok iyi ilişkiler kurdu ve nihayet Bülent Ecevit ile tesis ettiği samimiyet sayesinde merkez sola da uzandı. Gülen, yıllar boyunca arasının hiç iyi olmadığı Milli Görüş hareketiyle, ancak AKP'nin kurulup tek başına iktidara gelmesiyle yakınlık kurdu.

Mülakata dönecek olursak, şu soru karşımızdadır: Gülen neden yıllardır epey yararını gördüğü “siyasetlerüstü” görünümünü riske ediyor? Kendisi “demokrasi” diyor ama demokrasinin ayaklar altına alındığı dönemlerde herhangi bir direniş göstermiş olmadığı için bu açıklama tatminkâr değil.

(…) Gülen 'o paketin içinde milletimizin istikbali için çok önemli maddeler var; bu itibarla da değişiklik paketi bu yönüyle desteklenmeli ve 'evet' oyları böyle bir niyetle verilmelidir' derken, herhalde kadınlara pozitif ayrımcılığı veya ombundsmanlığı değil, HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yapılandırılmalarını kastediyor.

Kendisinin bu maddelere ne kadar önem verdiği ölüleri bile oy kullandırtmaya çağırmasından anlaşılıyor. Ama bu çağrısı aynı zamanda onun referandumun sonucundan pek de emin olmadığını düşündürtüyor. Eğer bazı çevrelerin ısrarla ileri sürdüğü gibi sandıktan “evet” oylarının çıkması kesinse Gülen'in bu araştırmalardan muhakkak haberi olur ve bu nedenle bu tür bir mülakat vermeye gerek duymazdı…”

Hürriyet, Dörtyol ve yandaş basın (Eser Karakaş – Star)

Hürriyet gazetesini ciddiye alıp okumaya devam ettiği için “kabahatin hala kendisinde” olduğunu yazarak başlayan Eser Karakaş, bu düşüncesine sebep olan somut en son örneği verdiği yazısını şöyle sürdürdü:

“(…) Dört polisin şehit edilmesinde kullanılan arabası gasbedilen MHP Belediye Meclis üyesi Bestami Kılınç olaydan sonra uzun bir açıklama yapıyor, tüm açıklamaları videoyo çekiliyor ve bu açıklamalar 31 Temmuz günü gazetelerin manşetlerine yansıyor.
Hürriyet gazetesinin 31 Temmuz günkü manşetinde de Bestami Kılınç'ın bir sözü var: 'Keşke ben de ölseydim'.

(…) Bestami Bey, videolara da yansıyan konuşmasında, dağa doğru çıkarken önce Jitem görevlilerini gördüğünü, bir-iki laf ettiklerini, sonra yola devam ederken PKK elemanları tarafından arabasının gasp edildiğini söylüyor.
(…) Ancak, Hürriyet gazetesi nedense bu hikayenin Jitem ayağını görmezden geliyor, 31 Temmuz günkü nüshada bu bölüm hiç yer almıyor.

(…) Bu buluşmayı Hürriyet gazetesi yönetimi önemli görmedi ise ortada çok ciddi bir gazetecilik hatası var demektir ama bendeniz bu ihtimali çok ciddiye almıyorum zira bu hatayı gazetecilik bölümleri birinci sınıf öğrencileri bile yapmaz.
İkinci ihtimal ise bu konuyu, dört polisin şehit edilmesinden hemen önce Bestami Bey-Jitem buluşmasını Hürriyet'in bırakın ön plana çıkarmak, gözlerden saklamak istemesi.

(…) Oysa aynı gün, Taraf gazetesinin başlığı 'Dörtyol'da Jitem parmağı' olarak atılmış.
Star gazetesinin manşeti de 'Baskın öncesi tuhaf bir buluşma' şeklinde.
Star ve Taraf gazetelerinin olanakları, kadroları, tecrübeleri, haber ağları Hürriyet gazetesinin olanakları yanında çok cılız kalır.
Üstelik Hürriyet gazetesi yazarları bu son iki gazete ve daha da başkaları için son zamanlarda yandaş basın nitelemesini hiç çekinmeden kullanabiliyorlar.

(…) Peki Hürriyet gazetesinin 31 Temmuz günkü manşeti nasıl bir yandaşlığa işaret ediyor acaba?
Bu yandaşlık karanlık güçlerle, Jitem'le, insanların birbirini kesmesi için düzenlenen pis komplolarla, Çorum'la, Kahramanmaraş'la, Madımak'la, bir kayalık yüzünden yunan savaşı çıkarmak isteyenlerle mi yandaşlık acaba?..”

KKK ataması (Derya Sazak – Milliyet)

Askeri Şûra'da Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na (KKK) yapılacak atamanın Genelkurmayla Hükümet arasında bir krize dönüştüğünü ve dün de Hasan Iğsız'ın yerine KKK'ya getirilmesi beklenen Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık'ın emekliliğini istediğini yazan Derya Sazak,
bu durumda İlker Başbuğ'un yeni bir isimlendirme yapıp yapmayacağının önem kazandığını belirtti.

Hükümet ve Çankaya'nın, son dönemde adları “Balyoz”, “irtica eylem planı”, “internet andıcı” gibi soruşturmalara karışan kilit askeri personelin aktif görevlerden çekilmesi konusunda kararlı olduğunu ifade eden Sazak, şunları yazdı:

“(…) Şûra'daki kriz, kararnameler ayrılarak çözülmeye çalışılırken, bu kararların orduda bir 'tasfiye' sürecinin başlangıcı olduğu, AKP'nin TSK'yı 'dizayn' etmeye çalıştığı şeklinde eleştiriler de yükseliyor.

(…) Krizi asıl tetikleyecek ve büyütecek olan Işık Koşaner'in Genelkurmay Başkanlığı'nın da bir şekilde önlenmesi olabilir. Koşaner üç yıllığına genelkurmay başkanı oluyor. Daha sonra bu görev için düşünülen Necdet Özel'le birlikte 2010'lu yıllardaki 'piramit' bozulmayacak.
Ancak Özel de, Işık'ın emekliliği nedeniyle zorunlu olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanırsa 'Koşaner sonrası'na ilişkin planlar değişecek.

(…) 12 Eylül 1980 öncesi yine KKK Kararnamesi'nden kaynaklanan benzer bir 'kriz', dönemin hükümetiyle Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk arasında yaşanmıştı. Başbakan Demirel'in Kara Kuvvetleri'ne atamak istediği 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener'e 'öncelik Birinci Ordu Komutanı'nda diyerek Çankaya karşı çıkmıştı. 30 Ağustos'a kadar kriz çözülmeyince, 3 ordu komutanı birden emekliye ayrılmış ve Kenan Evren'e Genelkurmay Başkanlığı yolu açılmıştı.
Darbeyi de Evren yapmıştı!”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler