Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BASIN ÖZETİ - 9 Ağustos 2010 (Yazarlar

BASIN ÖZETİ - 9 Ağustos 2010 (Yazarlar

09 Ağustos 2010 Pazartesi 10:23
Kırkıncı’yı tanımayanlar için bu sözlerin özel bir anlamı olmayabilir, ama onun İslami kesimde 12 Eylül askeri rejimiyle işbirliği yapmanın simge ismi olduğunu bilenler için durum farklı.
Askerci(k)ler ağlıyor (Ersin Tokgöz – Radikal)

Bir haftadır ülkenin tek gündem maddesi haline gelen YAŞ toplantılarını, Taraf gazetesinin “Hantepe'de bu kadar çarpışmadılar...” başlığıyla kla haberleştirdiğini belirten Ersin Tokgöz, Hantepe'de meydana gelen ve “Heronlar” tarafından görüntülenen ve Genelkurmay'dan izlenen çarpışmayı hatırlatarak, “meslekleri askerlik, görevleri savaş olanlar Hantepe'de tel tel dökülüp kıllarını kıpırdatmazken statükonun bu güne kadar bahşettiği ayrıcalığı kaybetmemek için günlerdir canlarını dişlerine takarak sivil otoriteye direniyorlar, Hantepe'de gösterilemeyen direncin belki bin katını YAŞ mevziinde sivillere karşı veriyorlar” diye yazdı.

Yine aynı şekilde, “medya ve siyasetteki sivil görünümlü askerler”in de Hantepe'lerle, YAŞ direnişini kendilerine dert ettikleri kadar ilgilenmediklerini yazan Tokgöz, şöyle devam etti:

“(…) Ordunun ve militer kulların durduğu yer epeydir burası. O yüzden onlarca Hantepe bir YAŞ etmedi. Ve o yüzden en nihayetinde bir bürokrat atama toplantısı olan YAŞ'ı tüm ayrıntılarıyla zihnimize kazırken Hantepeleri hemen unuttuk.  
Sadece bu mu? Gediktepe, Dağlıca, Aktütün, Reşadiye, TSK mayınıyla ölen askerler, Heron'ların düşürülmesi pazarlıkları gibi uzayıp giden askeri vahamet listesi ne resmi ne sivil askerlerin ilgi alanına girmedi. Olsa olsa TSK'ya karşı asimetrik psikolojik savaş yürüten kötü niyetli vatan hainlerinin uydurmalarıydı bunlar. Öyle avundular, gündemi çürüttüler, gemilerini ısrarla yürüttüler.

(…) Teamül falan diyorlar ya... İşte o, yasalara baskın çıkan statükodan başka bir şey değil. Onun duvarları çatlıyor, hâkim haki renk dağılıyor, postal ağırlığı hafifliyor. Ömürlerini bu yapının, bedeli ne olursa olsun, devam etmesi için adamış sevdalılar ayrılık gözyaşları dökecek tabii. Her ayrılıkta olur böyle şeyler.
Ama geçer. Geçmek zorunda. 'Biz bize benzeriz' diye ayak direyip kapalı devre iş kotarmanın devri bitti çünkü.
Takmayın...”

Dar kapı (Nuray Mert – Hürriyet)

Bugün aslında Paşabahçe Devlet Hastanesi'nde Temizlik işçisi olarak çalışırken, “sendikalı olduğu için” işten atılan Türkan Albayrak'tan ve tek başına verdiği mücadeleden söz etmek istediğini belirten Nuray Mert, “Türkiye'nin krizleri”nin buna izin vermediğini yazdı.
Üzerine söylenecek fazla şey kalmayan son YAŞ toplantısı ile yaşanan kriz hakkında yorum yapılmadığı taktirde, her türlü yanlış anlamaya aday olunacağını ifade eden Mert, şunları yazdı:

“(…) Ben YAŞ krizinin içinde bulunduğumuz siyasi sürecin doğal sonuçlarından biri olduğunu düşünüyorum. (…) Bu ülkede siyaset, daha makul yollardan sivilleşemedi, demokratikleşemedi. Siyasal partiler, ordu, yargı, tüm kurum ve çevreler, zor ve maliyetli olanı seçti! Daha doğrusu, akılcı olanı beceremediği için, hep birlikte zor olana, maliyetli olana mahkum olduk!
Böylece, herkesin, tüm çevre ve kurumların birbiri ile düzeysiz bir kavga çerçevesinde hesaplaştığı bir sürece girdik. Zor ve maliyetli dediğim bu!
Tüm bu olanların, 'askere karşı bir tertip olduğu'nu sananlar, daldıkları uzun uykudan ne zaman uyanırlar bilemiyorum, ancak uyanmadıkları sürece, ödeyeceğimiz maliyetler artacak. Bunca güvendikleri, büyük güç atfettikleri ve bazılarının sırtını dayamak istediği kurumun dünyanın ve Türkiye'nin dinamiklerini kavramak konusunda gösterdikleri direnç veya düpedüz dar kafalılığın maliyetini sadece kendileri değil, hepimiz ödemek durumunda kalıyoruz.

Benzer bir durum, laik Cumhuriyetçiler için de geçerli. Doksan yıla yakın bir zamanın sonunda, laiklikten anladıkları, neredeyse başörtüsü dedektifliğinden ibaret olan bir Cumhuriyet tasavvurunun gideceği yol çoktan tükenmişti.

(…) Ancak, geçmişi değiştiremeyeceğimize, geldiğimiz noktadan geri dönülemeyeceğine göre, bari kendimizi kandırmaya devam etmesek diyorum. Bu arada, her şeye rağmen geri dönülemez bir noktada olmamıza vahlanmadığımı özellikle belirtmek isterim. Zira, geri dönmek mümkün olsa, mevcut üslup ve kafalarından anlıyoruz ki, taraflar farklı davranma yolunu tutmayacaklardı. Yani, bu kafalarla çekecek çilemiz varmış, 'dar kapı'dan geçecekmişiz. Ne diyeyim, inşallah sonu hayırlı olur.”

30 yıl önce de “evet” demişlerdi (Ruşen Çakır – Vatan)

Bir ülkenin aydınları ve kanaat önderlerinin, o ülkenin tarihini bilmek ve gerektiğinde topluma bunu hatırlatmakla mükellef olduklarını belirten Ruşen Çakır, daha önce de 12 Eylül askeri rejimine ve darbecilerin hazırladığı anayasaya karşı çıkmayan Fethullah Gülen ve cemaatinin, bu konuda bir özeleştiri de yapmadıklarını hatırlatarak, günümüzde referandumda “evet” verilmesi için cansiperane mücadele ediyor olmalarındaki çelişkinin altını çizmiş olduğunu yazdı.

Fethullah Gülen'in, bu yazının ardından bir mülakat verdiğini “evet” tercihini açıkça dile getirdiğini, ancak zamanında 12 Eylül rejimine neden boyun eğmiş ve 1982 Anayasası'na neden destek vermiş olduğunu açıklama ihtiyacı hissetmediğini kaydeden Çakır'ın yazısından bir bölüm şöyle:

“(…) Gülen'in ardından bir başka Nurcu kökenli cemaat lideri, Erzurumlu Mehmet Kırkıncı da, Zaman Gazetesi'nin dünkü haberine göre 'Evet demenin insani, İslami ve vicdani bir borç' olduğunu vurgulamış. Kırkıncı'yı tanımayanlar için bu sözlerin özel bir anlamı olmayabilir, ama onun İslami kesimde 12 Eylül askeri rejimiyle işbirliği yapmanın simge ismi olduğunu bilenler için durum farklı.

(…) Daha önce de yazdım: Gülen, Kırkıncı gibi Nurcu kökenli birçok isim 12 Eylül cuntacılarıyla doğrudan ya da dolaylı iyi ilişkiler geliştirirken, Yeni Asyacılar askeri rejime ve onun anayasasına alenen karşı çıkmış ve epey bedel ödemişlerdi. Gülen ve Kırkıncı'nın 30 yıl sonra, hiçbir şey olmamış gibi pozisyon değiştirmeleri üzerine 'peki Yeni Asyacılar referandumda ne yapacak?' sorusu karşımıza çıkıyor.

Bunun cevabını alabilmek için Yeni Asya Gazetesi sahibi Mehmet Kutlular'ı aradım. Bana 21 Ağustos'ta yapacakları bir toplantıda cemaatin eğilimin belirleyeceklerini söyledi. Yeni Asyacılar arasında farklı görüşler ve yoğun bir tartışma olduğu anlaşılıyor. Kutlular'ınsa paketi samimi bulmadığı ve 'hayır' çizgisine yakın olduğu izlenimi edindim. Yeni Asyacılar 'herkes istediği gibi davransın' şeklinde bir karar alırlarsa şaşırmamak gerek.

Balyoz dersleri (Taha Akyol – Milliyet)

Balyoz Davası'ndan çıkarılacak hukuk ve ideoloji dersleri olduğunu belirten Taha Akyol, öncelikle bu süreçte yargının iyi bir sınav vermediğini belirtti.

Türkiye'de tutuklama kararı vermenin, adeta bir alışkanlık olduğunu ve çağımızın adalet ve hürriyet anlayışının tutuklamayı ancak zorunlu hallerde uygun bulduğunu ifade eden Akyol, yazısına şöyle devam etti:

“(…) Şimdi Balyoz dosyasını açıp bakalım: Yunanistan'la savaş görüntüsü altında, Mart 2003'te hazırladıkları 'plan semineri'ne göre, binden fazla devlet görevlisini içeri tıkıyorlar; yüksek yargıdan, valilerden, DTP ve Merkez Bankası'ndan, diplomatlardan!.. Çoğu 'gerici, eşi türbanlı' falan diye!
'Seminer'de diyorlar ki:
'Toplumsal olaylarda artık acıma, bilmem ne falan yok!.. Yeşil bayraklarla dolaşan insanlara öyle taviz yok.. Tepeleme var...'
Bir başka üst rütbeli de 'Halka acımasız davranacağız' diyor!
Ya ellerine fırsat geçseydi?! Bu gözü dönmüş bağnazlığın çağımızdaki adalet ve özgürlük anlayışıyla ne ilgisi var?! Bu çağda nasıl bir çağdışılık böyle?
Cezaevlerinde işkencelerle PKK'yı semirten de aynı kafa değil miydi?!

(…) Peki niye böyle düşünüyorlar? Dosyada ipuçları var, 'Kurtuluş Savaşı'ndan sonra olduğu gibi gerekli tedbirler alınmalı' diyorlar mesela.
Atatürk'e referansları hep bu açıdan; Atatürk'ün başka yönleri yokmuş gibi.
'Kuzey Irak'ta olsun, Yunanistan'la olsun nerede olursa olsun... Dış tehdit irticanın ayaklanması ile ortaya çıkacak tehlikeden daha büyük olamaz' diyorlar!
Böyle körlük olabilir mi? Bugün bırakın 'Takrir-i Sükun Kanunu'nu, OHAL'e gitmek bile büyük sakıncalar yaratır, geri teper, üldeki çatlağı derinleştirir!

(…) Bu körlüğün, bu gözü dönmüşlüğün sebebi, 'ideoloji'dir: Asker artık, İsmet Paşa'nın deyimiyle 'Atatürk'ün ihtilalci metodlarını' kutsamaktan vazgeçmeli, hele de icra etmeyi aklından bile geçirmemelidir…”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler