Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Newepel de nuştoxê neweyî
Hûmara 96. ya Newepelî Vejîya. Nuştoxanê na hûmare ra Sedef Kandemir, Newal Nupel, Ferîd Îbrahîm Sevinç û Meral Güntaş reya verên a ke Newepel de dest bi nuştişê kirdkî kenê.
Wêjeya kirmanckî û  Seyda Melle Ehmedê Xasî
Nivîskar-lêkolîner Roşan Lezgîn, Ehmedê Xasî wek destpêka wêjeya kirmanckî bi nav kir û got ew him zanayekî olî him jî zanayekî felsefeyê bû û bi 4-5 zimanan dizanîbû.
BASINÖZETİ – 16 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

BASINÖZETİ – 16 Ağustos 2010 (Köşe Yazıları)

16 Ağustos 2010 Pazartesi 10:02
Öcalan, taleplerimin 12 Eylül referandumuna dek yerine getirileceğinden emin olursa, son gün ‘evet’ deme, en azından o anlama gelecek şekilde ‘boykot’ kararını kaldırma çağrısı yapabilir, yaptırabilir…”
Öcalan'ın referandum-ateşkes pazarlığı (Murat Yetkin – Radikal)

Oral Çalışlar'ın, dün Radikal'deki yazısını PKK'nın eylemsizlik kararıyla çözüm için ortaya çıkan “imkânın”, referandum ve seçim hesaplarına kurban edilmemesi gerektiği cümlesiyle bitirmiş olduğunu hatırlatan Murat Yetkin, Çalışlar'ın bu cümlesinin adresinin AK Parti hükümeti olduğu, ancak cevabın Ankara'dan önce, İmralı'dan, PKK'nın kurucu lideri Abdullah Öcalan'dan geldiğini belirtti.

Öcalan'ın, “eylemsizlik”, ya da ateşkes sürecini, doğrudan referanduma, halkoylamasına bağladığı ve “izleyicileri”nden, hükümetin halkoylamasının son gününe dek PKK taleplerinin yerine getirilip getirilmeyeceğini gözlemesini, halkoylamasında ne yönde oy kullanacağına da buna göre son gün karar vermesini istediğini aktaran Yetkin'in yazısından bazı bölümler şöyle:

“(…) Öcalan'ın sözlerinin yeterince açık olmadığını düşünenler, pazarlıkla ilgisi olmayıp sadece şantaj, tehdit olduğunu düşünenler sözlerin devamını okuyabilir: 'Biz biliyoruz ki, 'evet' diyen taraf İslamcı milliyetçi kesimdir. Ama karşılarındakiler de ulusalcı milliyetçilerdir. Ama biz bu demokratik gelişmelere göre demokratik bir tavır almalıyız'.
Özeti şu: PKK, hükümetin yumuşak karnının halkoylamasında 'evet' oylarının açık ara (örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın üçüncü defa dün Hürriyet'te açıkladığı üzere yüzde 60) önde çıkması olduğunu saptamış ve oradan yakalamaya çalışıyor. Öcalan, taleplerimin 12 Eylül referandumuna dek yerine getirileceğinden emin olursa, son gün 'evet' deme, en azından o anlama gelecek şekilde 'boykot' kararını kaldırma çağrısı yapabilir, yaptırabilir…”

Öcalan ve AKP kazandı (Kadri Gürsel – Milliyet)

Abdullah Öcalan'ın avukatlarının “kosterler bozuk olduğu için” 28 Temmuz'dan beri İmralı'ya gidemediklerini ve Öcalan'la görüşemediklerini, Adalet Bakanlığı'nın 13 Ağustos'ta avukatların İmralı'ya ulaşmaları için tekne kiralamasaydı, PKK'nin aynı gün 20 Eylül'e kadar “süreli ateşkes” ilan edemeyeceğini yazarak başlayan Kadri Gürsel, insanların hayatta kalmasına hizmet edecek her türlü davranışı önce insani ve ahlaki yönlerden desteklemek gerektiğini belirtti.

Bundan önce de avukatların benzer sorunlarla İmralı'ya gidememiş olduklarını hatırlatan ve hükümetin, avukatları Öcalan'la görüşsün diye çözümler geliştirdiğini hatırlamadıklarını ifade eden Gürsel, şöyle devam etti:

“(…) Katı gerçek, Öcalan'ın Kürt sorunu babında öteden beri kilit bir siyasi konumda bulunmasıdır. Adalet Bakanlığı'nın Öcalan'ın avukatlarına onunla görüşsünler diye tekne kiralaması, bu katı gerçeğin hükümet tarafından zımnen teyit edilmesidir. Hükümet, PKK'nın ateşkes ilanında 'kolaylaştırıcı rol' oynadı. Böyle yaptı diye sadece desteklenebilir, eleştirilemez.

(…) '31 Mayıs-13 Ağustos şiddet dönemi'nin tek kazananı vardır; o da Abdullah Öcalan'dır.
Nihayetinde, mealen '31 Mayıs'a kadar ya beni muhatap alırsınız, ya da örgütümü şiddeti tırmandırmakta serbest bırakırım' demiş; bunun sonucunda 31 Mayıs'ta İskenderun eylemiyle başlayan PKK saldırıları kısa sürede yerel Türk-Kürt çatışmalarını kışkırtan son derece olumsuz bir politik psikolojinin baş göstermesine neden olmuştur.
(…) Bu böyle sürüp gitseydi, kaybeden AKP olacaktı. Neticede, Öcalan şiddet sarmalını bitirecek bir ateşkesin “onay mercii” olarak temayüz edip, kilit muhatap konumunu daha da güçlendirmiş, diğer taraftan da AKP'yi kaybetmekten kurtarmıştır.
Dolayısıyla, PKK'nın bu tek yanlı ateşkes girişimi bazı odakların direnişiyle karşılaşmaz ve genelde başarıya ulaşırsa, bundan referandum itibarı ile en çok faydalanacak olan da AKP olacaktır.
İki nedenle: Birincisi, doğudan artık asker cenazeleri gelmezse ülkenin batısı sakinleşecek ve AKP'ye tepki azalacaktır.
İkincisi de Kürtler'in vereceği 'evet' oyları her halükârda dramatik biçimde artacaktır…”

Ramazan ateşkesi (Ferai Tınç – Hürriyet)

Şiddeti siyaset aracı olarak kullanan uluslararası örgütlere bakıldığında “terörün”, esas olarak uyuyan kitleleri uyandırmak ve siyaset sahnesinde kendisine yer açabilmek için bir süre kullanıldığına tanık olunduğunu yazan Ferai Tınç, “tarih boyu, bastırılan ve görmezden gelinen siyasi bir talebe dikkat çekmenin en son aşamasının şiddet olduğunu” belirtti.

Şiddetin siyaset aracı olarak kullanılması sürecinde, kararların örgütünün merkezi tarafından belirlendiğini, seçim kaygısı olan siyasi partilerin aksine, “terör örgütleri kamuoyu tepkisine öncelik vermediklerini” ifade eden Tınç'ın yazısının devamı şöyle:

“(…) Ancak hedef kitlelerinin talepleri ile bu örgütlerin pozisyonları arasındaki makas açıldıkça örgütler de kamuoyunun taleplerini dikkate almak zorunda kalıyorlar. PKK'nın son ateşkes kararında da böyle bir gelişmenin izleri var.
(…) İki ay önce şiddeti tırmandırma kararı alan PKK, Ramazan ayı nedeniyle ateşkese geri dönüyor. Referandum öncesi bölgede AKP ile rekabetin artmasının bu kararda hiç mi etkisi yok sizce?
 
(…) Ramazan ve Referandum süreci, şiddet ve terörü frenliyor.
Ne olursa olsun şiddetin durması iyi bir şey. Barış çabalarına fırsat veriyor.
Öcalan ve PKK bu kısa sürede tüm aydınları barış için çaba harcamaya çağırıyor. Masanın bir tarafından silahlar, mayınlar sallanırken, PKK'nın demokratik özerklik talebi ve ortak geleceğimiz konusunda konuşabilmemiz mümkün mü? Şiddet tehdidi altında düşüncelerin samimi biçimde ortaya konmasından ve tartışarak ortak bir zeminde güç birliği noktasına varmaktan nasıl söz edilebilir? Şiddet sona ermeli. Ve bugün PKK'dan talepte bulunmak için harekete geçebilen kurumlarla birlikte Türkiye'nin yöneticileri, gerçek demokrasinin yolunu açmak ve acı dolu bir döneme nokta koymak yolunda cesaretle sorumluluk almalılar.”

TSK'dan atılan Nazım Hikmet asker dergisinde (Aziz Üstel – Star)

Dünyaca ünlü şair Nazım Hikmet Ran'ın, Bahriye Mektebi'ni bitirdikten sonra, deniz subayı olarak görev yapmaya başladığını, ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) “yasadışı” olarak damgaladığı sosyalizmi benimsediği için ordudan atıldığını yazan Aziz Üstel, yıllar yılı kitapları “sakıncalı” listelerinde yer alan şairin TSK'yla ilişkilerinin 17 Mayıs 1921'de kesildiğini belirtti.

Dosyasında “Mehmet Nazım, öğrencilik yıllarında askeri disiplin içinde özensiz davranışları, şiir yazma merak ve becerisi, onu deniz subayı olmaktan uzaklaştırıp edebiyata yönlendirmiştir” yazılı bulunan Nazım Hikmet'i aslında Bahriye Mektebi'nde edebiyat öğretmeni olan Yahya Kemal'in şiire yönlendirdiğini ifade eden Üstel, şöyle devam etti:

“(…) Aynı 'disiplinsiz' Nazım, 5 Ocak 1918'de, çeşitli zamanlarda Din Felsefesi ve Fen Bilgisi derslerinde gösterdiği üstün başarıdan dolayı da, bütün  tabur önünde, komutanlarınca takdir edilmiş, ödül sofrasında yemek yemiş ve 10 Ocak'ta da Heybeliada'da gezi yapmakla ödüllendirilmişti.

Ve bunca yıl sonra, Deniz Harp Okulu dergisi, Nazım Hikmet'e iki tam sayfa ayırıyor. Dergide Nazım'ın yaşam öyküsü anlatıldığı gibi, niye Bahriyeli olduğundan, en başarılı derslerine değin bütün askerlik hayatı da gözler önüne seriliyor.
Boşuna dememişler, gün olur devran döner diye...”

Yazısının “Komciwan'dan mektup” adlı ikinci bölümünde, “Kürdistan Gençler Birliği (Komciwan)”ın mektubuna yer verdiğini belirten Üstel, mektupta şunların dile getirildiğini yazdı:

“(…) Kürdistan Gençler Birliği 'Yetmez ama Evet' adı altında başlatılan kampanyayla, çoğunluğu Güneydoğu'da olmak üzere, onca sivil toplum örgütle birlikte, darbe sonrası 1982'de kaleme alınan anayasada yapılacak değişiklikleri destekleme kararı aldı!

BDP yeni bir anayasanın zorunluğunu öne sürerek Kürtleri, referandumu boykot etmeye çağırıyor. Ancak Türkiye'de bilinen güçler yerlerinde kaldığı sürece, yeni bir anayasanın kabul edilebileceğini düşünmek bile gerçekçi olmaz.

Bizler KOMCİWAN olarak, 12 Eylül referandumuna 'evet' denmesini savunuyor ancak reformların devam etmesini, daha demokratik, sivil, yeni bir anayasanın oluşturulmasını istiyoruz.

Tüm Kürtleri ve demokratları, bizimle birlikte “YETMEZ” AMA “EVET” demeye çağırıyoruz!..”

(AKnews Kürtçe – Türkçe Bölümü)

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları