Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bazen Susmak Barışa Büyük Katkı Sağlar

Bazen Susmak Barışa Büyük Katkı Sağlar

15 Ocak 2013 Salı 12:02
Bu acının nasıl bir acı olduğunu biliyorum. İster istemez hayatınız, ruh haliniz değişiyor. Allah kimseye bu acıları yaşatmasın

Sırrı Sakık ezberleri bozdu

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, gündeme damga vuracak açıklamalarda bulundu.

Sırrı Sakık, BDP Muş Milletvekili. Daha önce defalarca devletle PKK arasında süren görüşmelerde rol alan bir isim. Daha çok yeni, Eylül’de oğlu Sidar’ı kaybetti. Acısı çok taze. İmralı görüşmelerinin artık bu ülkede evlat acısını bitirecek bir sonla sonuçlanmasını umut ediyor.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK / bugun.com.tr

Türkiye’de sorunun çözülmesi için bir de anayasayı işaret ediyor, “Anayasa bütün kimliklere nötr olmalı, ‘Herkes Türk’tür’ ibaresi yerine anayasa bütün halkları kucaklamalı. Yani, sadece Türkler’i ve Kürtler’i de değil bu ülkede yaşayan bütün kimliklere karşı nötr olacak bir anayasa inşa edilmeliî diyor. Barış sürecinde yapılması gereken yasal düzenlemeleri 'yol temizliği' diye adlandırıyor.
 
* Bugün gelinen noktayı siz nasıl tarif ediyorsunuz?

Mücadeleden müzakereye dönüşen bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Başbakan bugünkü sürecin yeni bir süreç olmadığını söylüyor, bana göre de Oslo’dan sonra askıya alınan sürecin devamı.  

BİNLERCE GENÇ TOPRAĞA DÜŞTÜ

* Öcalan 1999’da silahlı militanların sınır ötesine çekilmesi talimatı verdiğinde, görüşmelerde başka bir şey konuşulmuş muydu?

O dönem askerler daha etkili ve yetkiliydi, askerlerle yapılan görüşme sonucu, bir ateşkes süreci yaşandı, PKK’nın silahlı güçlerinin ülke sınırlarının dışına çıkarılması için bir anlaşma sağlandı. Öcalan’ın çağrısı üzerine 99’da silahlı bir grup Kandil’den, bir grup da Avrupa’dan gelmişti. Müzakereyi sürdürenler, 500 militanı pusuya düşürerek öldürmesine rağmen bu iki grup geldi. Gelen grupları, askeri yetkililer Hakkari’de “hoş geldiniz, bizim konuklarımızsınızî diye karşılayıp, alıp getirdiler.

Sonra her biri ağır cezalar aldı, 1999-2004 arası heba edildi. MHP bugün çıkıp iktidara “Biz size sıfır terör teslim ettikî filan diyor ya, aslında ona sıfır çatışmasızlık ortamını Öcalan armağan etmişti ama onlar o yılları heba etti. Hiçbir şey yapmadılar, değerlendiremediler. Ülkeyi yönetenler silahlar sustuğu için Kürt sorununu yok saydılar. 1999’dan bu yana kaç bin genç toprağa düştü?

O zaman çözülmüş olsaydı hiçbiri ölmeyecekti. Yine, 2011’de sorun çözülmüş olsaydı, Oslo görüşmeleri devam etmiş olsaydı, 2 bin insanımız ölmemiş olacaktı.

ÖZELEŞTİRİM

* Siz, 99 sürecini değerlendirebildiniz mi?

Bu bizim de özeleştirimizdir. Demokratik zeminde siyaset yapan Kürtler de, biz de rehavete kapıldık, ciddi bir çaba içerisinde olmadık.

* Habur, PKK eliyle yapılmış bir sabotaj mıydı?

Aslında, Habur’dan gelişlerle ilgili olarak biz, BDP olarak sürecin içerisinde değildik. Milliyetçi akımlar, gelenlere karşı bir cephe oluşturmaya çalıştı. Hükümet de hazırlıksızdı. Buradan, ırkçı, milliyetçi Türk gözüyle bakılırsa o görüntü bazı duyguları tetikleyebilir ama bir insan hakları savunucusu olarak, bir anne olarak bakılırsa o görüntünün anlamı şuydu:

Uzun yıllar boyunca Habur’dan hep Kürt çocuklarının cesetleri, tabutlar gelir. İlk kez Habur’dan Kürt gençleri sağ salim giriş yapmışlar, barışa doğru bir umut vardı ve o barışa doğru umut yolculuğunda hepimiz vardık.

* Devlete karşı bir şov olarak algılandı ama.

Bunun adı bir şovsa da, bu bir barış şovudur. Çocukları dağda olan anneler, babalar, “acaba benim çocuğum var mı gelen gruptaî umuduyla, çocuklarını aradılar, Kürtler’in ruh hali buydu.
 
HOCAEFENDİ’NİN DESTEĞİ  ÖNEMLİ

* Geleceği birlikte inşa etme iklimi var mı?

Olgunlaşmış bir fikrin önünde hiçbir güç, hiçbir ordu, hiçbir parlamento duramaz. Bugün geldiğimiz noktada olgunlaşmış bir barış fikri var. Hiç kimse bunun karşısında duramaz.

Vicdan sahibi olan her kesim aynı duygu içinde. Çocuklarını kaybeden annelerin gösterdiği sağduyudan dolayı ellerinden öpüyorum.

Annelerin hassasiyeti, CHP’nin destek sunması, sivil toplum örgütlerinin, cemaatlerin, Hocaefendi’nin desteği, hepsi çok önemli. Toplumda oluşan birliktelikten umutluyuz. Ortak paydalarımız, ortak olmayan paydalarımızı yenecektir.

ERDOĞAN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ BİR AKTÖR

* En son hangi görüşmelerin içinde vardınız?

2006- 2007 sürecinde ilk görüşmeleri sağlayan kişiydim, tüm görüşmelerden bilgi sahibiyiz, katkı sunmaya çalışıyoruz. Bu sorun bürokratların sorunu değil, bürokratların bu sürece katkı sunabileceği inancını taşıyorum ama onlar üzerinden yürümemeli. Sürece siyasiler de katılmalı. Bu diyalog sürecine biz nasıl siyasetçiler olarak katılıyorsak, iktidar partisinin temsilcileri de katılmalı.

* Öcalan sizce doğru adres mi?

Adres doğru. Öcalan’ın Kürtler üzerinde de, diaspora ve silahlı güçler üzerinde de ciddi bir etkisi olduğunu hepimiz biliyoruz. 3,5 milyon insan noterde, kimliğini ibraz edip, “Öcalan’ı irade olarak görüyorum demişti. “Silahlar sussun dediğinde Öcalan’ın bunu hayata geçirebilecek gücü var.

Başbakan’ın da toplum üzerinde, Kürtler ve Türkler üzerinde ciddi bir etkisi, karizması var. Söylediği her sözün arkasında milyonlar duruyor. Türkiye için önemli bir aktör. Başbakan Erdoğan ile Öcalan bu süreci kansız, şiddetsiz bir şekilde nihayetlendirebilirler.

HERKES TOPRAKLARINA DÖNSÜN

* Lider kadro, dağda silahlı mücadeleyi bırakıp siyaset yapmayı tercih eder mi?


Tabii ki isterler, gelip siyasete dahil olurlar olmazlar onların bileceği iş ama bizim yapacağımız iş, bu demokratik kanalları açmak. Nereye gidecek bu insanlar? Dersimli Dersim’e, Muşlu Muş’a dönsün. Barış sağlanacaksa herkes topraklarına dönmeli, o insanlar da bu ülkenin çocukları, bu topraklara dönsünler, bu topraklarda yaşasınlar.

KANDİL ÖCALAN’I DİNLER

* Kandil Öcalan’ı dinler mi?

Ben eminim, sorunun çözümü için müzakereler varsa Kandil Öcalan’ı dinler ama PKK’yı çözmek için devlet geçmişte yaptıklarını yeniden yaparsa ne Öcalan ne BDP ne de Kandil bu na gelir.

* Barış süreci ile ilgili PKK içinde görüş ayrılıkları var mı?

Ben böyle bir şeye şu ana kadar tanıklık etmedim de, duymadım da. Silahlı kanadından Avrupa’daki kanadına kadar herkes sürecin arkasında olduğunu açıkladı, Öcalan’a destek verdiklerini söylediler. Toplumda oluşan barış isteğinin nasıl hepimiz üzerinde bir karşılığı varsa PKK’da da bir karşılığı vardır. Onlar da barış sürecinin hayata geçmesini istiyorlardır.

KARANLIK GÜÇLER BALTALAMAYA ÇALIŞIYORLAR

* Paris’te 3 PKK’lının öldürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?


PKK’lı üst düzey kadro, Sakine Cansız PKK’nın kuruluşunda bulunan, bütün hayatını o mücadeleye adayan biri. Alçakça katledildiler. Toplumda gelişen barış isteğine karşı karanlık güçler süreci baltalamaya çalışıyor.

Bu devletin derinliklerinden midir, Türkiye’nin barışına karşı bir çok ülkenin istihbarat birimlerinin bir arada olduğu lobilerden midir bilemiyoruz. Bizim görevimiz bunları araştırıp, kimler olduğunu açığa çıkarmaktır. Fransa Hükümeti’nden beklentimiz budur.

MÜZAKEREYE SALDIRI

* PKK içi bir infaz olabileceği de konuşuluyor.

Bülent Bey’in açıklamaları ahlakidir, vicdanidir ama bu yöndeki bazı açıklamalar tüylerimizi diken diken etti. Her ne kadar görüşmeleri bürokratlar yapıyorsa da, bu saldırı, onlara da, müzakereye de bir saldırıdır.

Olayın aydınlatılması hepimizin ortak görevi. Katili koruyan kollayan, olayın üstünü örtmeye dönük bir dil tetiği çekenler kadar sürece zarar verir.  

Ders çıkarıp geleceği inşa etmeliyiz

Sakine Cansız’ın Öcalan ile yapılan görüşmelerin Avrupa ayağında yer alacak isimlerden olduğuna dair sizde bir bilgi var mı?

Öcalan’ın Avrupa ile de Kandil’le de bu konuda müzakere edeceği görülüyor, nasıl bir yol, yöntem izleneceğini, teknolojik açıdan hangi araçların kullanılacağını bilmiyoruz ama herhalükârda Avrupa ile de Kandil’le de görüşmelerinin olacağını biliyoruz.

* Bu görüşmelerin örgütün silahları bırakması ile sonuçlanacağına inanıyor musunuz?

Hiçbir savaş sonsuza dek sürmez. Silah iki koşulda bırakılır, ya yenersiniz gidip silahı teslim alırsınız yahut muhakkak sıkılan yumrukların açılmasıyla masada. 30 yıllık süreçte ne PKK devleti, orduyu ne de ordu PKK’yı yenebilmiştir. Geriye ikinci şık kalıyor. Müzakare ile sorunu çözmek.

Örgütle devlet arasında da, Kürtler ile devlet arasında da ciddi bir güven bunalımı var. Yaşananlardan ders çıkarıp, geçmişe takılmadan, kin, intikam duygusuyla hareket etmeden, geleceğimizi birlikte yeniden inşa etmeliyiz. Buna mecburuz ve mahkumuz.

Artık yeter, bu savaşı istemiyoruz 

* Kürtler bağımsız bir devlet kurmaktan vaz mı geçti?


Ortadoğu’daki dalgalanmalardan önce Öcalan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a mektup yazdı, “ Kürtler adına ulus devleti bana altın tepside sunsalar, ulus devlet istemiyorum, demokratik bir cumhuriyet istiyorumî demişti.

* PKK hareketi bağımsız bir Kürt devleti ideolojisinden doğmadı mı, bu inandırıcı mı?

“Kimliklere karşı nötr bir anayasa. Bizim bir ulus devlet talebimiz yok, anayasa ve yasalarla kimliğimizi güvence altına almak istiyoruzî diyen bir Öcalan var. Hayat ve tarih Türkiye’ye bir fırsat sunuyor, Türkiye’nin kendi Kürdü ile barışıp, Suriye, İran, Irak Kürtleri ile dost olma fırsatı var.

Ortadoğu’da Türkiye’nin en önemli, stratejik müttefiği Kürtler olmalı. Bu barış sürecinde tarihi fırsatı hep birlikte değerlendirebiliriz.

* PKK silah bırakmadan bu mümkün mü?

Önemli olan silahların toprağa gömülmesi değil, kinin, nefretin bedenlerden arınıp toprağa gömülmesidir. Yıllardır biriken kini, nefreti toprağa gömebiliriz. Roboskili anneler, askerler trafik kazası geçirdiğinde, orada ortak duygularımızın ne kadar çok olduğunu bize gösterdi. Bizim, kan, gen bağının ötesinde böyle bir duygu bağımız var, kader bağımız var.

Artık yeter, bu savaşı artık istemiyoruz. Kim savaş istiyorsa alsın çocuğunu gitsin kendisi savaşsın. Barışı isteyenlere, barış cephesine karşı düşmanlık besleyenler, saldıranlar artık bizim çocuklarımız üzerinden siyaset yapmasın. Savaşı çok seviyorsanız siz ve çocuklarınız gidin savaşın.

Biz, Türkler ve Kürtler artık çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz. Savaşı tetikleyenler, barışa karşı olanlar istiyorlarsa hodri meydan, silahlar da var, dağlar da var, gidip savaşsınlar.

KÜRTLER ÖZGÜR OLDUĞUNDA TÜRKLER DE ÖZGÜR OLACAK

* Bu süreçle birlikte Türkler’in hassasiyetleri de gündemde.


Ayıptır ve günahtır, bir halkın dili, kültürü, kimliği kendisine hayat hakkı bulduğu zaman bir başka halkın hassasiyeti, haysiyeti neden zedelensin? Kürtler özgür olduğu zaman Türkler de özgür olacak, bugün Kürtler özgür değil ama Türkler de özgür değil. Kürt sorunundan dolayı özgür değiller.

KÜRTLER’İN YÜZDE 80’İ BİRLİKTE YAŞAMAK İSTİYOR

* Mesela, siz Türkler’in bölünme kaygısını gidermek için ne yapıyorsunuz?


Kesinlikle bir bölünme kaygısı olmamalı. Yapılan araştırmalarda Kürtler’in yüzde 80’i birlikte yaşamak istiyor. Biz ortak ve demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamak istiyoruz. Kürdün özgürlüğü Türk’ün de özgürlüğüdür. Kürtler’e verilecek demokratik hakları sanki Türkler’in cebinden bir şey alınıp Kürtler’in cebine konuluyormuş gibi sunmak vicdani değil.

KİM BARIŞI SAĞLARSA BU ÜLKENİN AZİZİ OLUR

* Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata’nın İmralı’ya gitmesi BDP içinde bir rahatsızlığa yol açtı mı?


Bireysel anlamda, hiç kimse kurumun üzerinde değil. Giden arkadaşlarımızın şahsiyetine yönelik herhangi bir şerhimiz olamaz. BDP kurum olarak bu sürecin içinde olmalıdır, eleştirimiz bu yöndedir. Bundan sonra da kurum olarak görüşmelerin devam edeceğini söyleyebilirim.

* BDP,  BDP’li milletvekilleri dağ ile ada arasında kalma gibi bir riskle karşı karşıya değil mi?

Siyaset risk alma sanatıdır. Savaş, kavga en kolay kolaydır, barış zordur, emek ister, çaba ister. Zoru, barışı sağlamaya çalışaçağız. Artık biz çocuklarımıza, torunlarımıza çatışmalı, kanlı bir coğrafya bırakmak istemiyoruz. Atalarımız bize bıraktı, biz bırakmak istemiyoruz. Tarihi bir süreçten geçiyoruz, kim barışı sağlarsa bu ülkenin azizi olur.

* Bu süreçte Avrupa’daki saldırıya benzer bir olayın sizin de başınıza gelebileceğini düşünüyor musunuz?

Demokratik ülkelerde genelde herkesin bir valizi olur, o valizler genellikle seyahat içindir ama bizim hep üç valizimiz oldu. Seyahat valizimiz, tutuklanmamız halinde yanımıza alacağımız valiz, kefenimizin içinde olduğu ölüm valizimiz. Bu yolculukta dönüp çok fazla arkaya bakmayız, çetele tutmayız. Bedeli neyse ödemeye hazırız. Yaşadığımız coğrafyanın acımasızlığını biliyoruz. Böyle riskli coğrafyada, bu tür olayların olabilme olasılığı yüksek, bunu bile bile yaşıyoruz.

SUİKAST SÜRECİ DE BAŞLAMIŞ OLABİLİR

* Barış süreci ile birlikte suikast süreci de mi başladı?


Evet, öyle bir süreç de başlamış olabilir. Her an her şey olabilir, kaderimize razıyız, hayat neyi getirirse başımızın üzerinde yeri var.

HER ACI YAKIYOR AMA EVLAT ACISI HEPSİNDEN FARKLI

* Oğlunuzu kaybettiniz, bir sene önceki Sırrı Sakık’tan farklı mısınız?


Ben acılardan süzülerek gelen biriyim. Ailemden onlarca insanı bu savaşta kaybettim. Eşimi, annemi, babamı, ağabeyimi, kız kardeşimi kaybettim. Ağabeyim Antep’te il başkanıydı öldürdüler, kızkardeşim Kozluk Dağları’nda öldürüldü. Ailemden onlarca insan sakat kaldı, köyümüz komple yakıldı.

Bu savaşın en ağır faturalarını ödeyenlerden biriyim ama en son evladımı kaybettim. Acıların en büyüğü evlat acısı. Bunu yaşayınca, başına gelince anlıyor insan. Her acı yakıyor, iz bırakıyor ama evlat acısı hepsinden farklı. Evlatlarını kaybeden annelerin acılarını yüreğimde hissediyorum.

Bu acının nasıl bir acı olduğunu biliyorum. İster istemez hayatınız, ruh haliniz değişiyor. Allah kimseye bu acıları yaşatmasın. Bu acıların sonlanması için ne bedel ödenmesi gerekiyorsa o bedeli ödemeye hazırım.

KORKMAMALIYIZ

* Korkuyor musunuz?


Biz korkmamalıyız. Daha önce Kuzey İrlanda’da görüşmeler devam ederken silahlar çekildi, kan aktı ama görüşmeler devam etti. Kimi Protestanlar “vatanı teröristlere satıyorlarî diye tepki gösterdiler, IRA’yı uzlaşmacılıkla suçlayanlar silaha sarıldılar ama kimse pes etmedi.

İki taraf da kararlıydı, barışı oraya armağan ettiler. Bizim sürecimizde de benzer şeyler yaşanabilir. Güney Afrika’da Mandela’nın manevi oğlu öldürüldü ama hiç kimse geri adım atmadı, yeniden silahlara sarılıp görüşme masasını devirmediler, sabırla adımlar atıldı. Bazen susmak bile barış sürecine büyük katkı sağlar.

Biz de, sürecin aktörleri de zaman zaman susmayı bilmeli. Bir göz teması bile birçok şeyi ifade edebilir. Sıkıntılı bir süreç olacağı belli ancak hiç birimiz zorluklara teslim olmamalıyız.

Diğer Haberler