Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
BDP’nin Ne Demesini İstersiniz?

BDP'nin Ne Demesini İstersiniz?

23 Ağustos 2010 Pazartesi 06:34
Bu bir anket sorusu değil. Bu sorunun muhatabı da BDP'ye gönül verenler değil. Soruyu, 'evet' ya da 'hayır' kampanyası yürütenlere yöneltip vicdanlarının sesine kulak vermelerini istiyorum.
Bu bir anket sorusu değil. Bu sorunun muhatabı da BDP'ye gönül verenler değil. Soruyu, 'evet' ya da 'hayır' kampanyası yürütenlere yöneltip vicdanlarının sesine kulak vermelerini istiyorum. Diğer partiler, partililer, BDP ve bu gelenekten gelenleri yanlarında görmek istiyorlar mı? Yani 'hayır'cılar BDP'nin 'hayır' demesini, 'evet'ciler BDP'nin 'evet' demesini isterler mi? Sakın düşünmeden 'gayet tabii' cevabı vermeyin. Ben asla böyle olmadığını düşünüyorum. Tam tersine kimse BDP'nin kendi yanında gözükmesini istemiyor. Herkes BDP kitlesinin oyunu istiyor. Ama parti olarak BDP'nin sadece boykottan vazgeçmesini istiyorlar.

Bu yaman çelişki başlı başına bir 'ayrımcılık' sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Bu paradoksun farkında olmayan kimi Kürt çevreler ve Türk sosyalistleri sadece kendilerini kandırıyorlar. BDP 'neden evet demiyor?' sorusunun bir baskı aracı olarak kullanılmasına farkında olmadan hizmet edenler lütfen vicdanlarına bir kez olsun danışsınlar. BDP 'evet' verme kararı alsa iktidar partisi mensuplarının ne kadarı bu tablodan memnuniyet duyar? Ben bunun bir 'provokasyon' olduğunu ilan edecek ciddi bir yapı olduğunu biliyorum. BDP ile aynı cephede yer aldıkları taktirde alacakları oyla kaybedecekleri oyu kıyaslayıp 'cüzamlı' muamelesi yapmayı tercih edeceklerinden hiç şüpheniz olması. Efendiler, cüzamlı hizmetçilerinin değil el, ayaklarını öpmesini bile istemezler. Bir halkın kendi iradesi, onuru ile eşit bir aktör olarak görülmek istenmediği bir ortamda referandumda kullanacağı oy neden tartışma konusu yapılıyor?

Aynı soruyu 'hayır' cephesinin geniş kitlelere hitap eden aktörlerine de yöneltebiliriz. Onlar da BDP'nin yanlarında gözükmesini istemezler. Nitekim böyle olmadığı halde Başbakan'ın bunu bir karşı propaganda olarak kullandığını gayet iyi biliyorlar.

Sözü daha fazla uzatmayalım. Aslında Kürt siyasetçilerden istenen oldukça net bir tutum var. Hitap ettikleri kitleyi boykottan vazgeçirmek. Bütün talep bundan ibaret değil elbette. Sessiz ve utangaç bir biçimde, 'evet' ya da 'hayır' cephesine hizmet etmesini de istiyorlar. Ama parti olarak kendi cephelerinde gözükmesini asla istemiyorlar.

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu sevdalılarını bir tarafa bırakıyorum. Onların gözü referandum hararetinden hiçbir şeyi görmüyor olabilir. 'Yetmez ama evet' diyenler ile 'demokratik anayasa için 'hayır' diyen sosyalistler' bu utanç tablosu ile yüzleşmeyi kendileri için onur meselesi yapmaları gerekmiyor mu? Bu toplumsal psikoloji aşılmadıkça yasaların değişmesi hiçbir anlam ifade etmez. Yasalar, anayasalar toplumsal kopuşu, kamplaşmayı önlemeye yetmez. Bir yandan bu kamplaşmaya hizmet eden bir siyaset dili kullanıp diğer yandan 'boykot' kararını eleştirmek, en hafif ifade ile insafsızlıktır. Aşağılayarak, dışlayarak, kimlik ve kişiliklerini, örgütlülüklerini dışlayarak kurulabilecek tek ilişki köle-efendi ilişkisidir.

Eski efendiler ve yeni efendi olmaya niyetlenenler için bu anlaşılır bir durumdur. Ancak hiçbir zaman efendi olamayacak olanlar, ya da kimsenin köleleştirilmesine yüreği elvermeyenler bu role isyan etmeli değil mi? İsyan ahlakının ilk şartı bu değil midir? Bu bir ahlak ayaklanması çağrısı değil midir?
Ayhan Bilgen/Günlük Gazetesi

Diğer Haberler