Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bediüzzaman’ın Kürtçe Sevdası

Bediüzzaman’ın Kürtçe Sevdası

06 Temmuz 2012 Cuma 01:27
Özgürlükçü fikirlerin tüm dünyada ve Osmanlı ülkesinde büyük kitleleri etkilediği bir dönemde Bediüzzaman Saidi Kurdi, Kürdistan’dan İstanbul'a gider.

Özgürlükçü fikirlerin tüm dünyada ve Osmanlı ülkesinde büyük kitleleri etkilediği bir dönemde yani meşrutiyet yıllarının o karmaşık döneminde Bediüzzaman Said Nursi, Kürdistan’dan başkent İstanbul'a gider.

Ender bir kişilik, ifrat derecesinde bir zekâ, pervasız bir cesaret ve büyük bir ideale sahip olan Üstad'ın, o dönemin çalkantılı siyasi ve sosyal olayları da göz önüne alındığında İstanbul’da ne denli hareketli günler geçirdiğini tahmin etmek zor değil.

Peki, Üstat’a bu uzun ve meşakkatli yolculuğu yaptıran sebep ne idi?

Bunun cevabı dönemin ünlü gazeteci ve fikir adamlarından Kürdîzade Ahmet Ramiz’in şu sözlerinde saklı; “Said-i Kürdi İstanbul’a gelmesinin nedeni eğitimsizlikten çoraklaşmış Kürdistan’ın bu şekilde öldürülmek istendiğini yıldız sarayında oturanlara gür bir sesle bildirmekti.” (1)

Üstad kendisi de bir eserinde “ ben Kürdistan’da Kürtlerin hal-i perişanını görüyor idim. Anladım ki saadetimiz modern medeniyetin bilimleri ile olacaktır… Kürdistan’da bilimin yayılması için çalışıyorum. Ekser İstanbul bunu bilir.”(2) diyerek Payitaht’a geliş sebebini özetliyor.

Kısacası bu büyük dahi, milletinin en büyük derdinin eğitim olduğunu anlamıştı ve baştaki başlara konuyla ilgili büyük projesini kabul ettirmek için gelmişti.

Üstad bu büyük projeden Münazarat adlı eserinde şöyle bahseder “ Ezher Üniversitesinin kız kardeşi olan Medresetü’z-Zehra namıyla bir üniversiteyi Kürdistan’ın merkezi hükmünde olan Bitlis, Van ve Diyarbakır’da tesis etmek.” (3)

Açılacak olan bu üniversitelerin hangi özelliklere sahip olacağını da üstad özetle şu şekilde sıralıyor:

1-isimleri “medrese” olacak

2-din ilimleri ile modern fen bilimleri birlikte okutulacak

3-bu üniversiteler Kürtçe, Türkçe ve Arapça olmak üzere en az üç dilli eğitim yapacak

4-Kürtçeyi bilen hocalar bu üniversitelerde ders verecek (Eğitim dili Kürtçe)

5-eğitim müfredatı Kürtlerin karakterine uygun bir şekilde hazırlanacak (yani bir yerden kopyalanıp buraya uygulanmayacak. Tamamen özgün bir eğitim modeli olacak)

6-branşlaşma dikkate alınacak, şubeler arası geçişler kolaylaştırılacak, uzmanlaşmaya önem verilecek.

7-diğer resmi büyük üniversitelerle denk tutulacak, sınavları sonuçsuz bırakılmayacak, bu üniversitenin mezunlarına gelecek garantisi sağlanacak.

8- Kürdistan’da gelenekselleşmiş bireysel eğitim kitleselleştirilecek. (medrese düzeninden modern sınıf- anfi düzenine geçiş sağlanacak) (4)

Said Nursi’ye “bunun faydaları nedir ki elli seneden beridir bunun için bağırıyorsun” diye sorulduğunda Üstad cevabını şu dört gerekçeyle veriyor: “1-Kürt âlimlerinin geleceğini temin etmek, 2-modern bilimleri Kürdistan’a medreseler yoluyla sokmak, 3- meşrutiyetin güzelliklerini Kürtlere göstermek ve 4- ondan (meşrutiyetten) yararlanmayı sağlamaktır.” (5) diyor.

Peki, bu güzel projenin resmi makamlardaki karşılığı ne oldu? Maalesef Sürgün Hapis ve tımarhane…

“daha İstanbul’a gelmeden Van’dan, Bitlis’ten, Siirt’ten, Mardin’den, Erzurum’dan defaatle sürgün edilen Bediüzzaman, İstanbul’a gelmesiyle sultan Abdulhamid’in emriyle çok sıkı bir gözetim altına alındı. Bir kaç kez tutuklandı, nihayet Üsküdar’daki toptaşı tımarhanesine gönderildi.

Sultan Abdülhamit arada bir Üstadın yanına adam göndererek bu projeden vazgeçmesi ve susması karşılığında maaş, ihsan-ı şahane, rütbe gibi şeyleri teklif ettiyse de Üstad “ padişahın maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedar etmedim. Aklımı feda ettim. Özgürlüğümü terk etmedim. Ona boyun eğmedim.”(6) Diyerek o mükemmel ve insanlığın doruğundaki tavrını ortaya koyuyor.

Evet, İstanbul’a, “Kürtçe eğitim yapan ve din ile fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite” talebi için gelen bu büyük zat’a sultan Abdülhamit tarafından reva görülen muamele bu idi. Sonra devir değişti. 31 Mart hadisesi oldu. II. Abdülhamit tahttan indirildi. Güya meşrutiyet ilan edildi, istibdat öldü, özgürlük geldi derken bu kez Üstad’ın divan-ı harb-i örfi de idamla yargılandığını görüyoruz.

Verdiği savunmadaki şu ilginç ifadeler dönemin zulmünü özetler niteliktedir. “bu haydut hükümet geçmişte akla düşmanlık (edip beni tımarhaneye attı).şimdi de hayatıma düşmanlık (edip beni öldürmek istiyor.)” (7)

Burada anti parantez olarak şundan da bahsetmek lazım. Acaba Üstad kendisi neden Kürtçe yazmamıştır? Çünkü üstadın yazdığı kitaplara bakıldığında büyük bir kısmı Türkçe bir kısmı da Arapça yazılmıştır. Elbette bu sorunun tam cevabını ben verecek değilim. Ama Üstad; “ şu eserlerden her birisi Kürt olduğu gibi, aynı halde Türk, aynı vakitte Araptır.” (8) Diyor. Yine Münazarat’ın başındaki şu ifade çok ilginç. “ Ben Kürtçe düşünürüm; Türkçe ve Arapça yazıyorum.” (9) Üstadın eserleri incelendiğinde Ahmed é Xani, Melay é Cizîrî (10),  Mele Xelîl é Sértî (11) gibi kendinden önce gelen ünlü Kürt âlimlerinden Kürtçe alıntı yaptığını görüyoruz.

Ayrıca Üstad’ın meşrutiyet dönemi gazetelerinde Kürtçe makale (12) yazdığı da bilinen bir gerçektir.

Bazı kaynaklarda Bediüzzaman’ın o dönemde Kürtçe gazete çıkarma ile ilgili bir projesinden de bahsedilir

Ama özellikle 2.Said diye tabir edilen dönemde Kürtçe yasağının yanı sıra Üstad’ın Anadolu’nun batısında Türkçe konuşan insanlar arasında zorunlu sürgün yaşadığını hepimiz biliyoruz. Bu durumda Üstad’ın Kürtçe eser yazması imkânsız olmanın yanında, muhatap kitlenin de bunu anlayamayacağını söylemeliyiz.

Ayrıca tüm dinsizlik propagandasının Türkçe yapıldığı bir dönemde bununla Türkçe dışında başka bir dilde mücadele etmek, mücadeleyi baştan kaybetmek anlamına gelir. Hatta Üstad o dönemde Arapça yazdığı eserleri bile Türkçeye çevirtmiştir.

Şimdi tekrar konumuza dönelim.

Kürtlerin beş yüz senedir uyuduğunu, artık uyanmaları gerektiğini aksi halde vahşet ve gaflet tarafından yağmalanacakları uyarısında bulunan Üstad, Kürtlerin bir “cazibe-i umumi-i milli” teşkil ederek birlik olmalarını tavsiye eder (13). 

Ama üstadın Kürtlere en can alıcı tavsiyeleri lisan-ı mederzad ( Kürtçe) ile ilgilidir.

Bediüzzaman’ın “Anadil” ile ilgili tespitleri şu şekildedir.

1-Milli duyguların parıltılarının yansıma yeri.

2-Edebiyat meyveleri olan edebi eserlerin ağacı.

3-Eğitim ve öğretime hayat veren suyun arkları.

4-Kıymet ve mükemmelleşmemizin en doğru ölçüsü.

5-Doğrudan doğruya herkesin vicdanına karşı pencere açmakla ışın demeti gibi etkili bir araç.

6- Cennetteki tuba ağacı gibi gelişmeye müsait bir dil.(Kürtçe)

7-Anadille yapılan eğitimde zihin çatallaşmaz.

8-İnsanda kaderin mührü dildir.

9-Anadil tabii olduğu için sözcükler davet olunmadan zihne gelir.

10-Anadil ile yapılan eğitim taş üstüne işlenen nakış gibi kalıcı olur.

11-Milli dil ile öğretilen her şey cana yakın ve alışık olur. (anadilin öğrenme ve öğretmede kalaylaştırma etkisi.)

Kürtçenin böyle kurumuş ve perişan kalmış ve medeniyet dili olan edebiyattan uzak kalmasının Kürtler açısından son derece büyük bir eksiklik gayretsizlik olduğunu dile getiren Üstad, “diliniz lisan-ı teessüfle sizi milli gayrete şikâyet ediyor.” diyerek milli duyguları heyecana getiriyor.

Üstad bu hakikatleri izah ettikten sonra kendi döneminde Kürt dili ve grameri üzerine önemli çalışmalara imza atan hemşerisi Halil Hayali Bey’i Kürtlere örnek gösterir. Ve ondan büyük bir övgü ile bahseder.  Üniversite eğitimi için İstanbul’a gelen bu hamiyetli zat Ziya Gökalp ile birlikte ilk Kürtçe Alfabe ve Gramer çalışmalarını yürütür. Bu alanda büyük bir boşluğu doldurup ileride yapılacak çalışmaların da temellerini atmış olur.

Halil Hayali hakkında  “ İşte milli gayretin bir örneğini size takdim ediyorum… Hakikaten Kürdistan madeninden böyle bir hamiyet cevherine rast gelindiğinden, bizim geleceğimizi onun gibi ümidinden birçok cevherler ışıklandıracaktır.(14)” diyen Üstad bu konu ile ilgili sözlerini şu tarihi ve son derece önemli tavsiye ile tamamlıyor:

“işte bu zat, uyulmaya ve peşinden gidilmeye layık bir gayret ve çalışkanlık örneğini göstermiş ve mükemmelleşmeye muhtaç olan milli dilimize(Kürtçe) dair bir temel atmış. Onun yolundan gitmeyi ve temeli üzerine bina etmeyi ehli hamiyete tavsiye ediyorum.” 

Sonraki dönemlere bakıldığında Celadet Bedirxan gibi önemli şahsiyetler bu konuya eğilmişler ve Kürt dili ve edebiyatı ile ilgili çok önemli eserler son yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Görüldüğü gibi mesele yüz yılı aşan bir mesele. Belki de beş yüz senelik. Çünkü Üstad Kürtlere “beş yüz senedir uyuyorsunuz. Yeter”. diyor

Gelinen noktada bu meselede bir arpa boyu yol alınmadığını esefle görüyoruz.

Kürtçe Anadilde eğitim için resmi makamlara ilk defa 1907 yılında resmi başvuruda bulunan Said Nursi’nin bu talebinin üzerinden 100 yıl geçti.

Görünen o ki yüzyıllık zihniyet hiç mi hiç değişmedi.

Galiba değişmeye de niyeti yok. Resmi makamlarca talebi “delilik” olarak değerlendiriliptımarhane’ye atılan Üstad, ümidini onlardan kesip bu kez millete sesleniyor. Ve bu konudaki sivil çalışmalara ve çabalara girişmek gerektiğini tavsiye ediyor.

Öyleyse her “Kürdüm” diyen kişi bu dili en azından okuyup yazacak kadar öğrenmeli ve hayatının her alanında ısrarla kullanmalıdır

***

Kaynakça:

1-İçtimai dersler, (divan- harb-i örf-i) s.153

2-İçtimai dersler, (divan- harb-i örf-i) s.167

3-Eski said dönemi eserleri (münazarat) s.290

4-Eski said dönemi eserleri (münazarat) s.291,292

5-Eski said dönemi eserleri (münazarat) s.292,293

6-İçtimai dersler, (divan- harb-i örf-i) s.167

7-İçtimai dersler, (divan- harb-i örf-i) s.167

8-İçtimai dersler, (münazarat) s.79

9-İçtimai dersler, (münazarat) s.80 

10-Sözler, 17.söz.s. 202

11-Mektubat,15.mektup.s.57

12-Kürt teavün ve terakki gazetesi,s.1 (İçtimai dersler) s.661

13-İçtimai dersler, (divan- harb-i örf-i) s.188

14-Bakınız:  içtimai dersler, divan-ı harb-i örfi (hatime) s.188-191zehra yayıncılık

Ayrıca eski said dönemi eserleri, divan-ı harb-i örfi (hatime) s.161-165, yeniaysa yayınları

Süleyman AKKUŞ / mezopotamya.gen.tr

Diğer Haberler