Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bingöl Üniversitesi’nde Neler Oluyor?

Bingöl Üniversitesi’nde Neler Oluyor?

19 Nisan 2012 Perşembe 17:50
Haksızlığa karşı değil de haksızlıktan yana tavır alarak sivil toplum olur mu?

Bingöl Üniversitesi’nde Neler Oluyor?

Roşan Lezgîn - zazaki.net

Bingöl Üniversitesi Öğrencileri Derneği (BÜÖ-DER) üyeleri, 6 Aralık 2011 tarihinde Diyarbakır’da katledilen Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü 3. sınıf öğrencisi Aydın Erdem’i anmak için 02 Aralık 2011 tarihinde Bingöl Üniversitesi yönetimine dilekçe ile başvuruyorlar. Yönetim, olumlu yada olumsuz kendilerine herhangi bir cevap vermiyor. Ancak güvenlik şefliğinden “Yasadışı slogan atmadığınız müddetçe yürüyebilirsiniz” şeklinde izin aldıktan sonra 06 Aralık 2012 tarihinde Üniversite dışında yasal bir şekilde anma etkinliklerini gerçekleştiriyorlar.

Bunun üzerine Bingöl Üniversitesi, etkinliğe katılan (etkinlik yapılırken yoldan geçenler dahil) 80 kadar öğrenci hakkında soruşturma başlatıyor. Öğrencilerin tek tek ifadesi alınıyor. Öğrencilerin tümü aynı ifadeleri vermelerine rağmen, tam final öncesi bir dönemde, 03 Nisan 2012 tarihinde 80 kadar öğrenciye çeşitli cezalar veriyor. Örneğin, 10 öğrenciye uyarı, 5 öğrenciye kınama, 3 öğrenciye 12 gün, 42 öğrenciye 15 gün, 1 öğrenciye 1 ay, 1 öğrenciye 4 ay ve 3 öğrenciye de 6 ay okuldan uzaklaştırma cezası veriyor.

Cezalar açıklandıktan sonra, 08 Nisan 2012 tarihinde Bingöl EĞİTİM-SEN binası önünde toplanan yüzlerce öğrenci, Bingöl Üniversitesi yönetimi tarafından öğrencilere verilmiş bu haksız cezaları bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyuruyorlar. (bakınız: http://www.bingolhaberci.com/haber-Rektor-Baydasi-protesto-ettiler-3700/)

Bunun üzerine MHP Bingöl il başkanı, “Bingöl Üniversitesi Rektörü Giyasettin Baydaş ve ekibini gururları” olarak, basın açıklamasını yapan öğrencileri de “bunu hazmedemeyen terör grupları” olarak adlandırarak öğrencileri cezalandıran Bingöl Üniversitesi yönetimini destekleyen bir basın açıklaması yayınlıyor. (bakınız: http://tavz.net/index.php?git=news&op=view&id=mhp039den-rektor-baydas039a-tam-destek) Yine, Bingöl Üniversitesi bünyesinde faaliyet yürüten, Bingöl Üniversitesi Güneşin Doğuşu Derneği, anti-Kürt ve anti-demokratik faaliyetleri bulunan kimi çevreler, “Bingöl’de huzur olsun” temalı bir basın metni hazırlayarak, aralarında Türk Eğitim Sen, Bingöl Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği, Alperen Ocakları, TAVZ-DER, Buhara Vakfı, Bingöl Kuran Kursları Derneği gibi kimi dernekler de bu yönde bir bildiri yayınlıyorlar. (bakınız: http://www.bingolgazetesi.com.tr/haber/20120416/12739/59-stk-dan-huzur-icin-ortak-bildiri.html)

Bildiri metninde, Bingöl Üniversitesi ve uygulamaları abartılı bir şekilde övüldükten sonra, “2007 yılında ilimize üniversitenin kurulması ise hepimizi derinden memnun etti. Bugün itibariyle Bingöl Üniversitesinin çok hızlı gelişerek emsalleri arasında fark oluşturduğunu memnuniyetle müşahede ediyoruz.” denilmektedir. Hakikaten bunca derneğin, kalkıp Bingöl Üniversitesi’nin anlatılan abartılı faaliyetlerine “müşahitlik” yaptıkları inandırıcı mı? Basın açıklamasında belirtilen görüşlerin de, bunca dernek veya ocakların, örneğin Kuran Kursu’nun veya Diyanet Genç Spor Kulübü Derneği’nin görüşleri olduğu veya bütün bu derneklerin bildiride yayınlanan siyasi göndermeleri anlayabileceğini sanmak da çok zor. Bildiride “Üniversiteyi siyasal ve ideolojik mülahazalar içine çekmeye yönelik gayretlerin insanımıza zarardan başka bir şey kazandırmayacağına gönülden inanıyoruz. Bingöl Üniversitesinin bugüne kadar huzur içinde faaliyetlerini icra etmesi ve hızlı bir gelişme göstermesi bizleri memnun etmektedir. Ancak, bu huzur ortamını baltalayan ideolojik yaklaşımların ve politik mülahazaların Bingöl kamuoyunda tasvip bulmadığı da herkesçe bilinmelidir. (…) dışarıdan müdahalelerle Bingöl Üniversitesini kaos ortamına sürüklemeye çalışan, ideolojik ve politik amaçlarla huzur ortamını bozma gayretinde olan her kesime, tutum ve davranışlara karşı seyirci kalmak yerine inisiyatif kullanarak, vicdanî ve kalbî duyarlılığımızı gösterip sosyal barıştan yana açık tavrımızı tüm Bingöllülerle paylaşıyoruz.” denilmektedir.

Gerçi daha sonra kimi imzacı dernekler, kendilerine gönderilen metin ile yayınlanan metnin farklı olduğu konusunda kamuoyuna açıklama yaptılar. Örneğin, Bingöl Doğramacılar Mobilyacılar ve Keresteciler Odası Başkanı Saim Yayan, “imza attığımız söz konusu bildiri ile basında yer alan bildirinin farklı olduğunu (…) söz konusu basın açıklamasında ise destek istenirken genel olarak Bingöl’ ün huzuru ve üniversitenin gelişmesi ile ilgili müspet temennilerden bahsedilmişti. Bu sebeple tamamen iyi niyetle kurum olarak bizde söz konusu metne imza atmayı uygun bulmuştuk. Fakat haberin muhtevasını basında görünce bu iyi niyetli desteğimizin üniversiteden uzaklaştırma cezası alarak mağdur edilen bazı öğrencilerle alakalı gelişen bir takım ideolojik olaylara farkında olmadan taraf olduğumuzu üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız” diye basına açıklama yapmak zorunda kaldı. (bakınız: http://tavz.net/index.php?git=news&op=view&id=flas-59-stk039dan-1039i-imzasini-geri-cekti)

Bildiriyi hazırlayan Bingöl Üniversitesine bağlık dernek ve gerçekten imzalamış olan diğerlerine sormak gerek. 80 kadar öğrenciye, daha doğrusu, zor-bela üniversite sınavlarını kazanarak okumak isteyen yoksul Kürt çocuklarının, aynen kendileri gibi diğer yoksul bir Kürt öğrenci olan Aydın Erdem’i katledilmesi yıldönümünde barışçıl bir şekilde, hiç kimseye herhangi zarar vermeden, kendi aralarında masum bir şekilde andıkları için cezalandırması tamamen “ideolojik ve politik mülahazalar”dan kaynaklı değil mi? Bildiride “sosyal barıştan yana açık tavrımızı tüm Bingöllülerle paylaşıyoruz” deniliyor. Bunun, “huzurla” yada “sosyal barışla” ne alakası var? Bingöl Üniversitesi kışla mı? Asayiş bürosu mu? Devlet Güvenlik mahkemesi mi? Bunca öğrenciyi cezalandırmak nasıl “sosyal barışa” veya “huzur”a hizmet etmektedir? Kaldı ki, imza toplarken hazırlanan metin ile basına açıklanan metnin farklı olması, böyle bir düzenbazlığa başvurmak ahlaki mi? Bunca derneği, insanı kandırmak akademik bir kurumun içler acısı halinin veya tamamen ideolojik-politik (Türkçü-devletçi) tavrının alenen beyan edilmesi, dışavurumu değil mi?

Üniversite askeri kışla değildir, akademik araştırma ortamdır. Öğrencilerin, Bingöl’de, çevrelerinde veya dünyanın herhangi bir yerinde olup biten her şeye ilgi duymaları, gelişen her türlü konuyu tartışmaları, görüş belirtmeleri, tavır almaları son derece doğal değil midir? Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayanların da Bingöl’de olup bitenlere ilgi duyması, duyarlı olması, görüş belirtmesi, tavır alması da son derece doğal değil midir? Bunun “dışarısı” veya “içerisi”nin sınırları nedir ki? Bingöl ayrı bir Cumhuriyet mi? Üniversite, robotvari, itaatkâr, biat etmiş sessiz çocuklar mı yetiştirecek? Huzur ortamı kışla düzeni mi? Polis, asker ve mahkemelerin bastırdığı kışla şehir mi? Kaldı ki gerçekten sivil toplum kurumları (STK) olanlar, nasıl böyle bir şeyi tasvip eder, destek çıkar? Kuran Kursu, Alperen Ocağı vs. türü yapılar nasıl sivil toplum oluyorlar? Kuran Kursu’nun böyle bir bildiriyi imzalaması veya dağıtması ne anlama geliyor? Haksızlığa karşı değil de haksızlıktan yana tavır alarak sivil toplum olur mu?

Dindarlık kisvesi altında olsa bile, değil Cumhuriyet döneminde ta Osmanlıdan bu yana devletçi görüşler, devlet eksenli politikalar hiç bir zaman halk arasında yer bulamadı. Örneğin, Bingöllü (Gonîg-Kanîreşli) Mela Selîm önderliğinde gelişen Kürt hareketi 1914’te Bitlisi ele geçirir. Zamanın Osmanlı hükümeti Van, Muş, Erzurum ve Diyarbakır’dan üç fırka asker toplayarak, Bingöllü Mela Selîm ve Hizanlı Şeyh Şehabedîn’e bağlı kuvvetlerin üzerine salar ancak başarılı olamaz. O dönemlerde Kadirî tarikatı Kürtler arasında çok güçlüdür. Muş Bulanık’ta oturan Kadirî tarikatının güçlü şeyhi Şeyh Abdurrahim Taqî, devletten gelen teklif üzerine, devletçi politikalar doğrultusunda müritlerini toplayarak orduyla birlikte Bitlis’e yürüdü. Bitlis, Bingöllü Mela Selîm ve Hizanlı Şeyh Şehabedîn’in elinden alındı ama bu olaydan sonra Kadirî tarikatı Kürtler arasında eridi, yok oldu gitti.

Burada şunu demek istiyorum. Zulümden yana olan, daha doğrusu devletçi politikalar, görüşler, ocaklar halk içerisinde, hele Kürt halkı içerisinde hiçbir zaman yer edinemezler. Bingöl Üniversitesi, Rektör Giyasettin Baydaş ve çevresindeki sözüm ona akademik personel yaptıklarıyla, MHP ile, Alperen Ocakları ile kol kola ne akademik anlamda ne ahlaken ne de vicdanen hiçbir zaman Bingöl’de halkın gönlünde yer alamazlar. Hele hele kimi iyi niyetli sivil toplum kurumlarının imzalarını düzenbazlıkla alarak yaptıklarını haklı göstermek bir yana gerçek yüzlerini alenen göstermekten öte bir şey elde etmedikleri de ortadadır. Devletçi düşünceler, devletçi ideolojiler, devlet kaynaklı anti-Kürt tezler de hiçbir zaman Kürtler arasında yer bulamazlar.

 

Diğer Haberler