Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bingöl’de Yazılı Zaza Edebiyatı Paneli

Bingöl'de Yazılı Zaza Edebiyatı Paneli

14 Nisan 2012 Cumartesi 19:41
Bingöl’de 7 Nisan 2012 günü BİN-DER ve FIRAT-DER sponsorluğunda “Yazılı Kird (Zaza) Edebiyatı Paneli” yapıldı.

Yazılı Zaza Edebiyatı Paneli

Zeki Alimoğlu

Bingöl’de 7 Nisan 2012 günü BİN-DER ve FIRAT-DER sponsorluğunda “Yazılı Kird (Zaza) Edebiyatı Paneli” yapıldı. Panele yoğun ilgi vardı. BİN-DER Başkanı Doğan KARASU’nun moderatörlüğünü yaptığı panele M. MALMÎSANIJ, Mehmed Selim UZUN ve Roşan LEZGÎN panelist olarak katıldılar. Katılımcılar Zaza Edebiyatının farklı yönlerini ele aldılar. Panelde konuşmalar Zazaca olarak yapıldı.

İlk olarak M. Malmîsanıj “Kirdkî (Zazaca) Yazı Dili ve Edebiyatı’nın Gelişimi (Averşîyayîşî Ziwanî Nuştişî Û Edebiyatî Kirdkî)” üzerine konuştu. Malmîsanıj, “Bütün dillerde konuşma dili ile yazı dili birbirinden farklıdır. Dil, yazı dili olmasıyla ancak işlevsel görevini yerine getirir ve edebi dil olur. Zazaca, çok geç yazı dili olmuştur. Dilin fonksiyonel olması için standartlaşma şarttır. Gelişmiş diller bunu yapmışlar ve hâlâ da bu işlem devam ediyor.” dedi. Malmîsanij bunları şöyle sıraladı:

-Standart dil eğitimde birliği sağlar,

-Bireyler arasında dil ve düşünce birliği sağlar; bir anlamda edebiyat ‘dil ve düşünce sanatıdır’ ve bu iki kavram birbirini etkileyerek toplumda milli ve estetik duyguların yeşerdiği vaha işlevini görür.

-Günlük hayatta idari, ticari, kültürel, spor ve kişiler arası ilişkileri kolaylaştırır; mesajı veren ile alan arasında doğru kodlanma olur, ki bu doğru geri bildirimi sağlar.

Daha sonra, niye yazılı Zaza edebiyatı diğer Kürd lehçelerine göre geç eser vermiştir, diye sorarak nedenlerini şöyle sıraladı:

-Zazalar, tarih boyunca göçer veya yarı göçer bir hayat sürmüşler. Köylü yapıları vardı ve sözel dili kendilerine yetiyordu. Kentlerde ilişkiler karmaşık olduğu için yazı dili kentlerde gelişmiştir. Zazaca’nın ilk eserlerini veren Ehmedê Xasî ve Osman Efendiyo Babij de kentlerde yaşamışlardır.

-Osmanlı’dan miras kalan köylülük Cumhuriyet döneminde de devam etmiş, dile konulan yasak dilin gelişimini engelledi; şehirleşme devam etmesine rağmen yasak Zazaca’yı adeta ölüm döşeğine koydu.

-Zazaca yazılı eser çok az olduğu için Zazalar, Kurmanclara göre daha çok asimile oldular. Zazaca ilk yazılı eserleri, Peter Lerch’in tekstlerini saymasak, 1899 ve 1932’de yayımlanmış ve 1970’in sonlarında ancak yazılı eser yayınlanabilmiştir.

Malmîsanij, daha sonra konuşmasını şöyle devam etti: “Lise çağlarında bir tek yazılı Zazaca kelime görmememe rağmen o yaşlarda Zazaca yazmaya başladım. Üniversite’de ilgim giderek arttı ve metinler yazdım. 1970’lerin sonlarında Zazaca dergi çıkardık, ancak okuyucu yok gibiydi.12 Eylül’den sonra yurt dışında özgür ortamda yazmaya ağırlık verdik.

Bu çalışmalarımızı daha bilimsel temele oturtmak için 1996 yılında Avrupa’da Zazaca okur-yazar olan bir grup idealist bir araya gelerek “Vate Çalışma Grubu”nu kurduk ve Zazaca’nın gelişmesi çalışmalarına başladık. Zazaca’nın yeniden canlandırılması gerekirdi. Bu amaçla kelime, deyim, atasözü taraması; gramer, sentaks, fonetik ve standartlaşma üzerinde çalışmalar yaptık.

Başlangıçta Zazaca’nın bir şivesini yazı diline esas almayı düşündük, ancak, çalışmalarımıza zarar vereceği sonucuna vararak benimsemedik. Böylece hiçbir şiveyi dışlamadık. Elimizde yazılı metinler yok gibiydi. Milli ruhla çalışanların gayretleri bugün bir noktaya geldi. Bu alanda yapılacak çok işler var.”

Malmîsanij, Zazaca’nın kurtulacağı ümidini yineledi ve bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ederek, konuşmasını tamamladı.

İkinci olarak Mehmed Selim Uzun, “Kirdkî (Zazaca) Edebiyatında Mevlit ve Yeri (Edebiyatî Kirdkî (Zazakî) de Mewlidî û Cayî Mewlidan)” üzerine konuştu. Mehmed Selim şöyle konuştu: “Mevlitler, Zaza Edebiyatı’nın temelini oluşturur ve bu temel medreselerde atılmıştır. Kurmancca ders veren medreseler yaygın olmasına rağmen Zazaca derslerin yapıldığı medreseler az sayıda idi. Buna rağmen altı adet mevlit yazılmıştır. Bunlar:

Mewlidê Kirdî: Liceli Ehmedê Xasî (Seydayê Xasî) tarafından 1898’de yazılmış ve 1899’da Diyarbakır’da 400 adet basılmıştır. Zazaca’nın ilk yazılı eseridir ve Arap harfleri ile basılmıştır. Daha sonra Latin harflerine transkribe edilerek basılmıştır. Beyit şeklinde yazılmış. İçerik ve dil bakımında değerli ve duru bir dille yazılmıştır. Xasî eserini Pêçar ve Lice ağzıyla yazmıştır.

Bîyîşa Pêxemberî (Mewluda Nebî): Siverekli Osman Efendiyo Babij tarafından 1906’da yazılmış, ancak 1933’de Celadet Ali Bedirxan’ın çabalarıyla Şam’da Arapça olarak Hawar Dergisi’nde yayımlanmıştır. Mevlit 196 beyit olup beyitlerin orta ve sonlarında kafiye var. Daha sonra Latin harflerine transkribe edilerek ilk adıyla yayımlanmıştır. Siverek ağzıyla yazılmıştır.

Mewlidî Pêyxemberî: Palu, Hun (Beyhan) nahiyeli olan Mela Mehmed Elî Hunic yazmış, 1971 yılında Arap harfleri ile basılmış. W. K. Merdimîn tarafından transkribe edilerek 2004 yılında Vate Dergisi’nde yayımlanmıştır. Mevlit 266 beyitten oluşmuş ve 16’lı hece vezniyle yazılmıştır. Said Nursî üzerine kaside de yazan Hunic’in Zaza Edebiyatı üzerine çalışmaları var. Duru ve akıcı dili, lirik bir anlatımı var.

Mewlidî Zazakî: Bingöl, Muradanlı Mela Mehemedî Muradan tarafından yazılmış. İlkin “Mewlid û Eqîda Zazakî” olarak broşür şeklinde Arap harfleriyle yayımlanmış. Eser 2002‘de Merdimîn ve N. Celalî tarafından Latin alfabesine transkribe edilerek yayımlanmıştır. Mevlit 7 bölüm, 204 beyitten teşekkül etmiş ve 11 hece vezniyle yazılmıştır. Güçlü bir anlatımı ve duru bir dili var. Muradan, Racî mahlasıyla şiirler de yazmaktadır.

Mewlidî Nebî: Bingöl, Puex’li Mela Kamilî Peuxî tarafından 1999’da Arap harfleriyle yazılmış, Merdimîn tarafında Latin harflerine transkribe edilerek Vate Dergisi’nin 19. sayısında yayımlanmıştır. Mevlit 104 beyitten teşekkül etmiş ve 11 hece vezniyle yazılmıştır. Ayrıca Zazaca şiirleri Vate Dergisi’nde yayımlanmıştır.

Bunlar dışında Abdulkadir Muşekî’nin henüz yayımlanmamış mevlidi var. Metin henüz yayınlanmadığı için, hakkında daha fazla bilgi verme gereğini duymadık.

Mevlit yazanların hepsi medreselerde yetişmiş, icazet almış ve imamlık yapmış şahsiyetlerdir.

Son olarak Roşan Lezgîn, “Modern Kird Edebiyatı (Edebiyatî Modern yê Kirdkî)” üzerine konuştu. Lezgîn, öncelikle edebiyatı, sözel ve yazılı edebiyat olarak ikiye ayırdıktan sonra, yazılı edebiyatı da klasik edebiyat ve modern edebiyat olarak iki temel kategoriye ayırdığını belirtti. Klasik Kırdkî edebiyatını, mevlitler ve kafiyeli şiirleri saydıktan sonra, modern edebiyatı da, serbest olarak yazılmış şiirler, tüm hikayeler ve romanlar anlaşılmalı diye belirterek şöyle dedi: “Edebiyat, dilin gündelik (prosaic) kullanımından nitelikçe farklı, daha doğrusu, dilin estetik bir şekilde kullanıldığı kurgusal eserlere denir. Edebiyatı, ‘sözel edebiyat’ ve ‘yazılı edebiyat’ olarak iki ana kısma ayırdıktan sonra, yazılı edebiyatı da ‘klasik edebiyat’ ve ‘modern edebiyat’ olarak iki ayrı kısımda düşünüyorum.

Edebiyatta ‘klasik’ kavramı, kabaca, belli bir gelenek çerçevesinde üretilen veya kendileri gelenekselleşmiş olan eserler için, ‘modern’ kavramı ise, ‘gelenekten kopan’, ‘geleneğe karşı’ olarak üretilen eserler için kullanılmasına rağmen, ikisi de çok farklı anlamları olan tartışmalı kavramlardır. Bundan dolayı, bu çalışmada ‘klasik edebiyat’ ile ‘modern edebiyat’ kavramları ayrımını şöyle yapacağım. Ehmedê Xasî’nin Mewludê Kırdî ve Usman Efendîyê Babij’ın Bîyîşê Pêxamberî gibi belli bir gelenek çerçevesinde üretilenler ve yine, geleneksel kalıplarla üretilen edebi eserleri ‘klasik Kırmancca edebiyatı’ olarak, serbest tarzda yazılan tüm şiir, hikâye ve romanları da ‘modern Kırmancca edebiyatı’ olarak tanımlayacağım.”

Roşan Lezgîn, modern Zazaca edebiyatı, ilk olarak 1979 yılında Tîrêj dergisiyle ortaya çıktığını vurguladıktan sonra, Modern Zaza Edebiyat M. Malmîsanij ile başlamış diyebiliriz. Bugün Zaza Edebiyatı’ndan söz edebiliyorsak Malmîsanij’e boçluyuz. Temele ilk harcı koyan ve arkadaşları bir araya getiren, ilk günkü gibi çalışan bir dil uzmanıdır.

Tîrêj Dergisi: Cumhuriyet tarihinde tümüyle Kürtçe (Kurmancca ve Zacaca) yayımlanan ilk dergidir. 1979’da İzmir’de Malmîsanij Hoca ve birkaç arkadaşı tarafından çıkarılmış, ilk Zazaca şiir, hikaye, makale ve çeviriler (Türkçe’den) içeren kültür sanat dergisiydi. İlk üç sayısı Türkiye’de, dördüncü sayısı İsveç’te yayımlanmıştır.

Armanc, Hêvî, Çira ve Berbang gibi Avrupa’da yayınlanan birçok dergide de modern Zazaca edebiyatından örnekler yer almıştır.

Vate Dergisi: 1997’den bu ya Zazaca yayın yapan bir kültür dergisi olup bu güne kadar 37 sayı yayımlanmıştır. Bu dergi, tam olarak Zaza edebiyatının gelişimi için bir okul görevini görmüştür.

Şewçila Dergisi: 2011’de yayın hayatına atılan dergi, Zazaca yayımlanan edebiyat ve sanat dergisi olup 5. sayıya ulaşmıştır.

Nûbihar Dergisi: 118. sayısını Zazaca olarak yayımlamıştır.

Newepel Gazetesi: Diyarbakır’da 15 günde bir yayımlanan ve şimdiye kadar 26 sayısı yayınlanmış olan Newepel gazetesinin de Zazaca okur-yazarlığının, edebiyatının gelişmesinde daha şimdiden çok önemli katkıları olmuştur.

Roşan Lezgîn, daha sonra şimdiye kadar yayınlanmış Modern Zaza Edebiyatında şiir, öykü ve roman kitaplarının dökümünü yaparak, ayrıca slayt eşliğinde kitapların kapak resimlerini de yayınlayarak, şiir, öykü ve romanlar hakkında önemli bilgiler sundu.

Roşan Lezgîn, Modern Zaza Edebiyatında en önemli özelliğinin, sloganik bir dil kullanılmadığını, klişe ve didaktik metinlerin olmadığını, en önemlisi de Modern Zaza Edebiyatının sanatsal ve estetik kalite açısından, diğer Kürt lehçelerinin, hatta diğer milletlerin edebiyatından da aşağı olmadığını önemle vurguladı. Edebi türler arasında en çok yazılan ve okunan türün de öykü olduğunu belirtti.

Roşan Lezgîn konuşmasını şöyle tamamladı:

“Sonuç olarak, edebiyat kuramcısı Roland Barthes, yazarları, ‘yazar’ ve ‘yazman’ olarak iki kısma ayırdıktan sonra, edebiyatta dil araç değil amacın ta kendisidir, der. Yine, İspanyol yazar Juan Goytisolo da, edebiyat, aslında anlatımdan öte dil üzerinde yapılan bir çalışmadır, der. Öte yandan edebiyat, ulusun hakiki maneviyat alanıdır. Edebiyat üretimi ise, edebiyat öznesinin (edip) gönüllü, isteyerek, severek ve zevkle yaptığı estetik bir etkinliktir. Bundan dolayı, herhangi bir dile yürekten sevgi duymayan, dili gerçekten kendi toplumsal (ulusal/milli) kimliği olarak hissetmeyen, o dilde estetik/sanatsal bir eser üretmesi o kadar kolay bir iş değildir. Hele bu, yazılı alanda kullanılmamış, uzun süre yasaklanmış Kürtçe (burada Kırmancca) gibi bir dilin edebiyatı söz konusu ise, edebi üretim çok daha zorlu, çok ağır fedakârlık, adanmışlık isteyen bir uğraş olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü edebiyatla uğraşmak ve edebî eser üretmek isteyen herhangi bir edebiyat üreticisi adayı, kullanabileceği hazır, çokça kullanılmış, işlenmiş, standartlaşmış bir dil değil de, ağır sorunları olan bir dille karşılaşıyor. Yani edebi üretim aşamasında edip, fantastik konulardan çok daha öte ağır dilsel sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyor. Hem estetik kaygıları gözetmek hem dilin karmaşık sorunlarını çözmeye çalışmak, yeni bir edebi dil yaratmak göründüğü kadar kolay bir çaba değildir. Böylesine zorlu, ağır bir çabayı göze almak ve bunu başarmak, son derece fedakârca ve adeta sofiyane bir bağlılığı gerektirir.

Bitirmeden bu çalışmada adı geçen eserlerin yazarları, yani Kırmancca ediplerin bir özelliği de, tam yarısının Alevi, diğer yarısının da Şafii inancına mensup olmasıdır. Milli kimlik açısından, yani aidiyet açısından ise, yazarların tümü kendilerini Kürt, Kırmanccayı (Zazacayı) da Kürtçenin beş lehçesinden biri olarak görüyorlar.

Modern Kırmancca edebiyatı, işte bu edebiyatçıların zorlu ve bir o kadar da cesaret isteyen çabaları sayesinde eşiği geçtiği ortadadır. Eğer bundan sonra Kırmancca (Zazaca) ve edebiyatı gelişecekse, tereddütsüz bir şekilde, bu ağır ve bir o kadar da zorlu çabanın eseri olacaktır diyebiliriz.”

* * *

Görülüyor ki “Zaza (Kırd) Edebiyatı” emekleme döneminden geçmiş, gittikçe gelişip serpilmektedir. Yıllar sonra bugünü tahlil edenler Zaza Edebiyatı’ndan övgüyle söz edeceklerdir.

* * *

Panelden sonra dört günlük kapalı toplantı şeklinde devam eden ve 20 üyenin katıldığı Vate Çalışma Grubu’nun 21. toplantısı Bingöl Öğretmenevi’nde (8-11 Nisan 2012) yapıldı. Toplantıda kimi gramer ve yazım kuralları, daha sonra, kimi önemli sözcükler ve meslek adları standartlaştırma çalışmaları yürütüldü. Grup, 22. toplantısını 2012 yılı güz mevsiminde Diyarbakır’da yapacak. (Bingöl Online)

 

Diğer Haberler