Rusya’ya güvenelim mi? [Selahattin Çelik]
Rus yetkililer, PKK ve PYD’yi terörist görmediklerini açıkladılar. Ardından Moskova Kürt Konferansı. Paçayı erken sıvamamak için:
Kürdistan Kamuoyuna [Sıdkı ZİLAN]
Kürdistan İslami Hareketi (AZADÎ) eski Genel Sekreteri, Evet-Hayır Kampanyası ve diğer konulara ilişkin basın açıklaması yaptı.
21. Yüzyıl çocuklarının dili: Kodlama
Bugünlerde anne - babaların en çok dillendirdiği şeylerden birisi "Yarının işleri henüz icat edilmedi" oluyor.
Rahmi Maltaş

Boşuna umutlanmayın!

02 Eylül 2016 Cuma 04:14

Bir buçuk yılda her şey değişirken hiçbir şeyin değişmemesi Ortadoğu’ya özel bir fizik yasası mı? İman ettiğimiz metafizik harmoniyi olağanüstü yasalarla çarmıha gererken bunu ilâhi buyruğa teşmil etmenin cehaleti içerisinde bilgelik taslayanlar bir dert, Musa ile Firavun’u birbirinden ayırt edemeyecek derecede hastalıklı yığınların erk’e tapıcılığı ayrı bir dert.

Zihinlerde açılan gedikleri onarmanın imkânı imkânsız gibi. Ya kardeşlik teraneleri ya da ölümle tehdit; çoğu zaman ikisi birden. Birinden yayılan sersemletici şüphe molekülleri, diğerinden dizginlenemez öfkenin ürkütücü barut kokusu. Yüzme bilmeyen umutların Nil’de, Fırat’ta, Dicle’de imdat çığlıkları ve umutsuzluk. Her kafadan bir ses ne ise, bir kafadan her ses odur.

Sermaye din olduktan sonra, dinin kime ait olduğu önemli mi ki! Nicel üstünlük hakikate en büyük perde, en kalın zırh. İbrahim’in, Musa’nın, Muhammed’in (hepsine selam olsun) peşinden gidenlerin sayısı üzerinden hesap yapma gibi bir salaklık Nemrud’un, Firavun’un, Kureyşli müşriklerin haklılığına bir delil, bir burhan. Niteliksiz nicelik içerisinde kaybolmayı reddetmenin adıdır haysiyet. ‘İnnel insâne lefy xusr’ uyarısı tek başına dehşet verici. Korkuyu umuda çeviren kısmı Haqq’ı ve sabrı tavsiye eden rafine perspektif. Çoğunluğun yanılma ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu söyleyen İsa’nın Rabb’i yanılmış olamaz.

Allah ile rekabet insanın kendisi kadar eski, insanın kendisi kadar hadsiz bir azgınlık. İzlenen iki yöntem: Ya bir ruh hastasının ‘ben tanrıyım’ iddiası ya da avanenin ‘sen tanrısın’ kişiliksizliği. Tanrılaşma isteğinde bulunan hiçbir insan tanrılaşmadı fakat bu istekte bulunan her insan firavunlaştı. Bunda istisna da yok. Ortadoğu bunun örnekleriyle dopdolu!

Vaziyet bu iken bir çıkış yolu bulunabilir mi? Hem ‘evet, bulunabilir.’ hem ‘hayır, bulunamaz.’ Kadir-i Mutlak bunu şarta bağlıyor. Tek çarenin ‘değişmek’le mümkün olabileceğini söyleyen Allah, bunu duymamakta direnen Hülagu ve azgın kulları.

Toplumun kendini değiştirme gibi bir çabasının olmamasının sebebi ne? Allah’ın buyruğu, Nemrud’un buyruklarının gölgesinde kalıyorsa, ya toplum halinden memnun ya da Eflatun’un ‘Mağara’sında zincire vurulmuşların ışıktan, aydınlıktan mahrum edilmişliğinin rutin bir yaşam hali almasının kaçınılmaz sonucu. Özgürlük nedir, insanca yaşam nedir? Bu ikisinin tadını veya kokusunu almamış, almasına izin verilmemiş hiçbir toplumda iyiye yönelik değişim olamaz. Bunun temelinde yatan hakikatleri tek bir nedene bağlamak, sosyolojinin şalterini indirmek olur. Her sosyal hadisenin etkileyici nedenleri var, belirleyici nedenleri var. Müslüman toplumların sıkıntılarında belirleyici sebep: Dinden ziyade, dinî bakış veya dine bakış. Bakışın bireyselliği, dinî bakışı hem esnetebiliyor hem de iflah olmaz katı bir forma zorluyor. Din üzerinden siyasi hesap Muaviye’den beri hiç eksik olmadı.

Her ahlaksız eyleme kendince haklı ve meşru argüman sağlamanın en etkili yolunu bulmak ve dinle uyuşturulmuş kitleleri buna ikna etmek için imandan girip ‘dinden çıkmak’ da mümkün. Kimin umurunda!

Ortadoğu’ya barış gelir mi? Türkiye’ye barış gelir mi? Bu bölgede insanların huzur bulması olası mı? Müslümanların bu zilletten kurtulmaları mümkün mü? Bölgeyi savaşa sürükleyen nedenleri kendi çıkar ve bakış açımıza göre değerlendirmekten vazgeçmedikçe sonsuza kadar birbirimizi boğazlamaktan kurtulmamız mümkün görünmemektedir.

Tikelden tümele ya da tümelden tikele… Hz. Ali’den Muaviye’ye… İmam-ı Âzâm ebu Hanife’den Buhari’ye… Kelamdan tasavvufa… Ehlisünnetten Şia’ya… Nusayrilikten selefiliğe… Cemaatten tarikata… Müslüman Kardeşler’den Ak Parti’ye… Hizbullah’tan El Kaide’ye… Boko Haram’dan Taliban’a… Anadolu’dan Yemen’e… Kahire’den Bingazi’ye… Tahran’dan Riyad’a… Görünürde hepsi Müslüman, herkes Müslüman. Her biri diğerini red, inkâr ya da tekfir etmekten sakınmayacak kadar zıt, camilerde secde halindeki dindaşlarına intihar saldırısını göze alacak kadar düşman. Son 6 yılda 300’den fazla camiye yapılan intihar saldırılarında 30.000’den fazla insanın ölmesini onaylayacak kadar da zalim. Okul basıp  yüzlerce öğrenciyi öldürürken Allah’tan ecir bekleyecek kadar inançlı. Kız öğrencileri aylarca ormanda esir kamplarında tutacak kadar utanmaz.

Silahlı Müslümanların durumu bu iken, silahsızların durumu çok mu iç açıcı? Onlarca mezhep, yüzlerce cemaat, binlerce tarikatla ekonomik, sosyal, bilimsel, felsefi açıdan yerlerde sürünen Müslümanların trajedisi.

Ya ilahiyatçılar, hayatını dinî ilimlerde tüketen âlimler, yüzlerce yıldır din adamı yetiştiren medreseler, ilahiyat okulları, imam hatipler, diyanet kurumları? Geleneksel fıkha eleştiri getirebilen, mezheplerle örülen çelikten duvarları aşabilen, tasavvufun yıkıcı etkisini yıkabilen var mı?

Hem din adına hem insanlık adına utanç verici fetvaların sahibi İslam Âlimleri Birliği Başkanı Yusuf Kardawi olduktan sonra, Müslümanların birbirlerini yok etmeleri olağan bir durum. 1011 yıldır din âlimi yetiştiren Mısır Ezher Üniversitesi’nin Sisi’yi destekleyen açıklamalarının dayanağı neydi? Cumhuriyetle yaşıt olan Türk Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’deki hangi darbeye, zulme, haksızlığa karşı durdu, durabildi?

“Gerçek din bu değil, gerçek İslam bu değil” savunması bütün Müslümanların çaresizliğinin, acziyetinin ve çözümsüzlüğünün en büyük kanıtı. Gerçeğin bu olmadığını iddia eden her insan gerçeğin ne olduğunu da bilir.   

Peki, gerçek ne? Son 700 yıldır Müslümanların hiçbir kuram geliştirmedikleri gerçek;

Son 400 yıldır Müslümanların bilime, sanata, felsefeye hiçbir katkılarının olmadığı gerçek;

Hiçbir Müslüman ülkenin, kendi üretimiyle halkına rahat bir yaşam sağlayamadığı gerçek;

İnsan haklarının hiçe sayıldığı ülkeler arasında Müslüman ülkelerin ilk sıralarda oldukları gerçek;

Kadınların hayvan muamelesi gördüğü, aşağılandığı, öldürüldüğü ülkeler arasında Müslüman ülkelerin başı çektiği gerçek;

İş disiplini ve ahlakının en düşük  ülkelerin Müslüman ülkeler olduğu gerçek;

Can ve mal güvenliğinin en zayıf olduğu ülkeler arasında Müslüman ülkelerin birinciliği hiç kimseye kaptırmadığı gerçek;

Dini faşizme katıp 182.000 Kürdü öldürenlerin, operasyonlarına Kur’an’dan bir Sure’nin adını verdikleri gerçek;

Müslümanların mezhep adına, ırk adına, cemaat adına kan döktükleri, kadın sattıkları, çocuk boğazladıkları gerçek;

Bu olumsuzlukların hiç biri gerekçesiz değil, dayanaksız da değil. Fıkıhta sorun var, mezheplerde sorun var, hadislerde sorun var.   

Tasavvuf ve tarikatlar tek başına Müslümanları bu perişanlığa mahkûm edebiliyorsa, bid’at ve hurafelerle tanınamaz hale getirilmiş bu dinde de sorun var.

Kur’an merkezde bulunmak şartıyla Müslümanlar 1200 yıldır beslendikleri bütün kaynaklarıyla hesaplaşmadıkça değişim olmaz. Değişim olmadıkça, zihinsel devrim olmadıkça tek umut Mehdi kalır ki, o da yoktur.

YAZAR ARŞİVİ