Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bu cezaevi dile gelse... - Edip Polat

Bu cezaevi dile gelse... - Edip Polat

18 Ağustos 2012 Cumartesi 12:20
Evet o cezaevi bir dile gelse, kimlerin gelip geçtiğini anlatacaktır.

Edîb Polat *

Başbakan Erdoğan, Diyarbakır’a son gelişlerinden birinde Diyarbakır E Tipi Cezaevî için, “ah, bu cezaevi bir dile gelse!” demişti ya, şimdilerde değil dile gelmesi, fakat dilinin kesilmesi, yani tamamen yıktırılması gündemde.

Kamuoyu Çamlıca tepesine camii yaptırılmasının İstanbul’un siluetine nasıl etki edeceğini tartışadursun, Diyarbakır’da bu bağlamda iki önemli tartışma almış başını gidiyor: Birincisi Diyarbakır Atatürk Stadı’nın yıktırılıp yerine güya “Ortadoğu’nun en büyük camisinin” yaptırılması, diğeri ve en önemlisi o meşhur “dile gelmesi” istenen 5 NOLU Cezaevi’nin ebediyen susturulması, yani yıktırılmasıdır. Diyarbakır’ın kent tarihinde çok önemli bir yere sahip iki yapının ne zaman yıktırılacağı ve yerine nelerin yapılacağının kararının verilip verilmediğini bilmemekle birlikte, kentte fısıltı gazetesinin yaydığı ve zaman zaman basına da sızan haberlerden söz etmek isterim.

Onyılları aşan geçmişiyle neredeyse Diyarbakır’ın bir parçası haline gelen şehir stadının tarihini burada tartışmayacağım, ancak yeni bir caminin inşası kararına her Diyarbakırlı’nın biraz utanarak-çekinerek de olsa eleştirel yaklaştığına tanık oluyoruz. Mırıldandıkları da şu: Yeni cami yerinin tam karşısında zaten Sümer camisi var, aralarında sadece bir caddelik uzaklık sözkonusu, iki yüz metre güneyde Köprücü camii, yüz elli metre kuzey-batıda Abdulcelil camisi zaten var. Açıktır ki dini bütün insanlarımızın dahi tepkiyle karşıladıkları, ama “Müslüman mahallesinde salyangoz satmamak” için seslerini çıkaramadıkları yeni proje pek de ihtiyaca binaen oluşturulmuş değil. Gerek sivil Cuma namazları ve gerekse sayılarının çokluğu nedeniyle her birinin cemaat namazlarına katılım sayısı ortalama 20’yi geçmeyen mevcut camilere bir yenisini eklemenin kentimize ne yararı olacak? Yenişehir semtindeki beton yapılaşmaya katkı sunmaktan başka!

Dili koparılmak istenen 5 Nolu’ya gelince… Bağlar ilçesi sınırlarındaki cezaevinin o alandaki okul ihtiyacından kaynaklanmadığını yöre sakinlerince dile getiriliyor, ancak bu konuda henüz kesinleşmiş bir kararın da olmadığı biliniyor. Tarım ve Ormancılık Bakanı Mehdi Eker’in bir ara alanın çok geniş olması nedeniyle hiç değilse yarısının müze yapılabileceğinden söz ettiği bilinmekle birlikte, şu sıralar yerel basında buranın tamamen yıktırılıp yerine birkaç okulun yaptırılacağı yazılıyor. Diyarbakır’da ve çevre il-ilçe ve köylerde ikamet eden ve geçmişte yolu bu cezaevine düşmüş olanlar ise bu haberlere tepkili. Bunun altında sakın “Stockholm Sendromu” aramayın, “cezaevi seviciliği” hissiyatına kapılarak yıkımın karşısında durmuyorlar, bir kitap gibi orada duran tarihlerinin silinmesinden, bu insanlık utancı yapıya ait delillerin yok olmasından kaygılıdırlar. Gerçekten de Yanındaki Co’lu Esat Oktay’ı ve envay çeşit işkencesiyle filmlere, dizi ve belgesellere konu olan, 12 Eylül darbe dönemi boyunca bütün Türkiye’de 52 kişi idam edilmekle birlikte, sadece burada 57 kişinin çeşitli nedenlerle hayatını kaybettiği (öldürüldüğü veya ölüm orucunda öldüğü), dünyaca da ikinci Auştvitz Kampı olarak değerlendirilen ve öyle de tanınan bir cezaevine ait tarihi tamamen yok etmek hangi insafa sığar? Acaba 5 nolu’nun tarihi, müze yapılan Ankara Ulucanlar Cezaevi’nin tarihinden çok mu zayıf, daha mı az ilgi çekici? Orada yatmış çıkmış her partiden insan var, halen milletvekili olanlar var ve onlar da eminim bu olası yıkım kararına karşı çıkacaklardır. Evet o cezaevi bir dile gelse, kimlerin gelip geçtiğini anlatacaktır. Bununla kalmayacak, hangi vahşi işkencelerin de yaşandığını anlatacaktır.

Hükümet orada da “Ortadoğu’nun en büyük okulu” nu yaptıracağını iddia edebilir, ama buna eski mahkumların gönlü asla razı olmayacaktır. Bunun nedeni ise şu: Esat Oktay ve ardılları orada tutuklulara zorla Andımız’ı ve İstiklal Marşının bütün kıtalarını ezberletip okuturdu. Okul olması durumunda bu kez o mahkum Kürtlerin çocuklarına “Ne mutlu Türk’üm Diyene” söylettirilecek. Çocuklar şöyle bir duyguya kapılmayacak mı? Dün babalarımıza bu marşlar zorla okutulurdu, bugün ise bize asimilasyonun bir devamı olarak öğretiliyor.

Şimdilerde 78’liler olarak Diyarbakır’daki bütün sivil toplum örgütleri içinde konuya duyarlılık çalışması yapmaktayız ve yakın zamanda Müze Komisyonu kurarak hükümet ve devlet nezdinde çalışma başlatacağız. Şimdiki haliyle değil, onarılıp 1980-84 yıllarındaki haline döndürülmesini, o döneme ait bütün argümanları ve varsa müzelik eşyalarıyla insanlığa bir eser olarak sunulmasını isteyeceğiz. Bu devasa “kitabı” bu haliyle korumak için dozerlerin önüne atılma trajedisini yaşamak istememekle birlikte, zulmün delili bu utanç abidesinin de gözlerimizin önünde yıkılmasına seyirci kalmayacağız. Bütün insanlığın da seyirci kalmayacağı umudunu taşımak istiyoruz.

Bu cezaevinin her dönem dile gelebilmesi için bu gereklidir.

(*) Yazar, 78’liler Derneği Türkiye Meclisi Üyesi

Diğer Haberler