Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bu Muhafazakarlarla Çözüm Zor

Bu Muhafazakarlarla Çözüm Zor

24 Ağustos 2010 Salı 08:39
Kenar mahallenin “temiz yüzlü” dindar çocukları, değiştiklerini görmüyorlar. İşte bu yüzden, çözümün gerektirdiği ve aslında tam da kendi inançlarının gereği olan politikaları “liberal” diyerek reddetmeyi seçiyorlar.
Kürt Sorununu başımıza onlar açmadılar.

Ne sorunu ortaya çıkaran ilk günahtan (inkar) sorumlular, ne de onu izleyen katliam, asimilasyon, tenkil, tedip, tehcir ve işkencelerden. Tersine, kendilerini de mağdur eden bir yapı (Devlet) ve zihniyetin (İttihatçılık-Kemalizm) pisliğini temizlemeye çalışıyorlar.

Kilit konumdalar; çünkü üçüncü bir güç olarak sahnedeler.

***

Gel gelelim, bunu yapabileceklerinden pek emin olamıyor insan…

Çünkü seksen yıldır ceberut, jakoben, devletçi ve milliyetçi bir siyasi rejimde yaşamış ve ondan şöyle veya böyle etkilenmiş durumdalar. Sonuçta bu düzenin eğitim tezgahından onlar da geçtiler.

Eğitim yoluyla bulaşan hastalıklara karşı önlem almışlardı. Ama okulda kaldırdıkları korunma kalkanlarını camide indirdikleri için, resmi ideolojinin yeşil boyalısına doğrudan maruz kaldılar. Her Cuma kendilerine kakalanan hutbe arası devletçilik ve milliyetçilikle enfekte olmaktan kurtulamadılar. “Bu devlet, bu vatan, bu bayrak” gibi siyasi ve milli semboller sokuşturulmuş “dua”lara “amin” dedirtildiler.

Buna Osmanlı'dan tevarüs ettiğimiz “devlet otoritesine hörmet” ve “hikmet-i hükümet” takıntılarını da eklersek, bugünkü Müslüman demokratların Kürt meselesinde niye zihinlerinin net olmadığını ve akıl verdikleri hükümete niye cesur adımlar attıramadıklarını anlarız.

Ama resmin tamamı için buna bir de “sınıf”ı eklemek gerek.

Genellikle alt ve daha az genellikle orta sınıflardan gelen bu arkadaşlar, bir kez devletlu olduktan sonra bir tür başkalaşım yaşarlar. Hayallerini süsleyen otoritenin bir parçası olduklarında, Kafka'nın “dönüşüm” dediği, ama burada “devşirilme” olarak bilinen hal gelir başlarına.

O artık sivil ve demokrat değil, devşirme bir bürokrattır. Taç giyen baş maalesef bir kez daha akıllanmıştır.

Ve çıktığı yerden bakınca, hiçbir şeyin “aşağıdan göründüğü gibi olmadığı”nı düşünmeye başlar.

***

Bütün bunları neden yazıyorum?

Geçenlerde “Demokratik Açılım” konusunda konuştuğum ve İçişleri Bakanı'na siyasa önerecek pozisyondaki bir arkadaşım, devşirilme sürecini tamamladığını ifade eden o uğursuz kalıbı tekrarladı: “Buradan bakınca bu işler göründüğü gibi değilmiş!”

Kendince yeni ve orijinal bir söz söylediğini sanıyordu. Muhtemelen binlerce kez tekrarlanmış bir yanılgıyı tekrarladığının farkında değildi.

“Asıl oradan bakınca göründüğü gibi değil bu sorun” dedim ona, “asıl şimdi gördüğün gerçek değil”.

***

Kenar mahallenin “temiz yüzlü” dindar çocukları, değiştiklerini görmüyorlar.

İşte bu yüzden, çözümün gerektirdiği ve aslında tam da kendi inançlarının gereği olan politikaları “liberal” diyerek reddetmeyi seçiyorlar. Bu etiket, çözümün gerektirdiği ama onların milliyetçi ve devletçi tepkisellikle bir türlü kabullenmek istemedikleri politikaları reddetme bahanesi oluyor; hem de güya daha dindar bir pozisyondan.

Çözümün gerekleri kendilerine kalem kalem anlatıldığında, bu kez de “halk bunu kabul etmez” diyorlar (Aslında Türkçesi, “ben bunu kabul etmem”dir).

Ermeni meselesinde de yalpalamaları bundan…

***

Kürt Sorununu çözmek için sivil, demokrat ve muhalif bir perspektife ihtiyacımız var.

Seküler kesimlerinde kozmopolitanizmin gerilediği, sosyalistlerin enternasyonalizme imanını yitirdiği, liberallerin ve solun milliyetçileştiği bir ülkede, tarih Müslüman demokratlara olağanüstü bir fırsat sunuyor.

Evrensel tecrübeyi de izleyerek, akıl ve hikmetle bu sorunu çözme iradesi gösterecek olurlarsa, sadece Türkiye'yi değil, dünyayı değiştirebilecek yepyeni bir perspektif üretebilirler.

Ama sanıyorum bunu yapamayacaklar; korkarım ki sınavı kaybedecek ve kendilerine sunulan fırsatı hoyratça heba edecekler.

Çünkü milliyetçi ve devletçiler.

Ve işin kötüsü, böyle olduklarını bilmiyorlar…

Berat Özipek / Star Gazetesi

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları