Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Bunlar hem Said Nursi’nin yolunu hem de Risaleyi Nur’un içini değiştirdiler

Bunlar hem Said Nursi'nin yolunu hem de Risaleyi Nur'un içini değiştirdiler

22 Ocak 2013 Salı 01:48
Said-i Kürdi'yi Kürtlere layık görmedikleri için Üstad’ı Kürt olarak değil, Seyit olarak kabul etmek istiyorlar.

Prof.Dr Ahmet Akgündüz Said Nursi’yi Kürt olarak kabul etmediğini ve kendisinin Seyit olduğunu ilan ettikten sonra Kürd aydın ve yazarlardan tepki almıştı. Said-i Nursi (Kurdî)'nin hem akrabası hem de talebesi olan yazar Ferzende Koçaklı Haber Diyarbakır'a konuştu. Ferzende Koçaklı, Ahmet Akgündüz’ü destekleyen Said Nursi’nin talebelerinden ve kendisinin yakından tanıdığı Abdullah Yeğin ve Hüsnü Bayram’a tepki gösterdi.

İşte Ferzende Koçaklı’nın Haber Diyarbakır’a verdiği röportaj:

Amaçları Kürt milletine düşman insan yetiştirmektir

Abdullah Yeğin ve Hüsnü Bayram güya senelerce Bediüzzaman’a hizmet etmişler ve Bediüzzaman’ı tanıklarını söylüyorlar. Nasıl bir kafa yapısı var bunlarda? Ahmet Akgündüz diye biri çıkıyor diyor ki:  Said Nursi Kürt değildir, Seyittir. Ve bu iki zatta (Abdullah Yeğin ve Hüsnü Bayram) destek veriyorlar. Aslında bu zihniyetin tek bir amacı var: o da ırkçılık damarını yeşertip Kürt milletine düşman insan yetiştirmek. Bu şekilde yüz yıllardır bir arada yaşayan iki kardeş halk olan Kürtler ve Türkler arasında kan dökülmesine sebebiyet veriyorlar.

Said Nursi Kürt elbisesini giydiği için kendisine Saîd-î Kurdî demişler

Ben bir defa yine Abdullah Yeğin’in Üstad hakkında konuştuğuna şahit oldum.  Ben Elazığ’a Hülisi Ağabey’in mevlüdüne gitmiştim. Orada Mustafa Sungur, Ahmet Aytimur, Hüsnü Bayram, Salih Özcan ve Nur Cemaatinden en az bin kişi daha vardı. Abdullah Yeğin mikrofona konuştu. Dedi ki: Said-i Nursi Kürt değildir, o Kürt elbiselerini giydiği için ona Said-i Kürdi demişler. Ve orada sözde Said Nursi’nin talebeleri olan kişilerden hiç kimse itiraz etmedi. Ben de, Cemaatin huzurunu bozmamak için mevlüd programını sessiz sedasız terk ettim, İstanbul’a döndüm. Sonrasında Abdullah Yeğin ve orada bulunan büyük ağabeyleri teker teker telefonla arayarak kendilerine cevap verdim.

Neden burada Kürtçe konuşuyorsun?

Yine Ben bir gün Envar Neşriyata gittim. Orada bir tane Urfalı işçi çalışıyordu. O işçinin kendisi bana sordu: “sen Kürtçe biliyor musun?”. Ben de “evet ben Kürdüm ve Kürtçe de biliyorum” dedim. Biz birkaç kelime Kürtçe konuştuk. Envar neşriyatın müdürü Nihat Ölmez geldi ve bana saldırgan bir tutumla dedi ki: “sen burada neden Kürtçe konuşuyorsun? burada Kürtçe konuşanları götürüp paramparça ediyorlar. Hatta şimdiye kadar Kürtçe konuşan üç kişiyi götürüp paramparça etmişler” dedi. Ben de kendisine dedim ki: benim bir asaletim var, bir de lisanım var. Ben senin gibi asaletsiz değilim dedim. Orada ben Nihat’ı sıkıştırdım aniden Ahmet Aytimur ve Hüsnü Bayram içeri girdiler. İkisi de bana ve Kürtçeye yaptığı hakaretten dolayı o kişiye bir tepki vermediler. 

Kürt yerine biz demişler

Said-i Kürdi Hutbeyi Şamiye adlı eserinde Arap milletlerine diyor ki: Evet biz Kürtler, İslam’ın bir kavmiyiz. Biz talebeyiz siz Üstadsınız. Envar ve Sözler neşriyat sözkonusu ifadeyi değiştirerek "Evet biz Kürtler" kısmını "Biz" şeklinde değiştiriyorlar. Bu üstad’a hıyanettir. Artık hıyanetin ötesi yok. Hutbeyi Şamiye’nin 54. sayfasında “Bizim hakkımız hem Türklerde hem de Araplarda, hem maddi hem de manevi, hem dünyevi hem de uhrevi sizlerde var, ben gelmişim istiyorum. Sizin tembelliğinizle bizler zarar görüyoruz” demiştir.

Said Nursi’yi Kürtlere layık görmüyorlar

Bakın size birkaç örnek vereyim: Said-i Kürdi 1908 yılında İstanbul’a geliyor. Sultan Abdülhamid’de: "Ben milletim için geldim, para almak için gelmedim ben para dilencisi değilim, ben Kürdistan’da Kürtlerin hali perişanlığını görüyorum. Acaba Kürtlere ne lazım. Ben Kürtçe düşünüyorum ama; Türkçe ve Arapça yazıyorum. Ben Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul ettim. Ve Kürtlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahı ve maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim." diyor. Sözde Said Kürdinin talebelerinin Risale-i Nur'larda yaptıkları tahrifat ve çarpıtmalar şunu gösteriyor: Bunlar, Said Kürdiyi Kürtlere layık görmüyor, layık görmedikleri için de Üstad’ı Kürt olarak değil, Seyit olarak kabul etmek istiyorlar. Bunların bütün meselesi budur.

Neden Ustad’ın mezarını bulmak için devletten davacı olmuyorlar?

Ustad’ı mezardan çıkardırlar. Cenazesini nereye götürdüler? Isparta da mı, yoksa başka yerde mi belli değil. Hiçbiri bunun takipçisi olmadı. Madem bu kadar Said Kürdi’yi sahipleniyorlar neden kabrini bulmaya çalışmıyorlar? Ben, Urfa Cumhuriyet Başsağlığına müracaat etmiştim. Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı bu davayı Siverek Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Orada benim davam reddedildi. Sonrasında İçişleri Bakanlığına, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Meclis Başkanına ve Genelkurmay Başkanlığına müracaat ettim. Hepsine de Said-i Kurdi'nin mezar yeri açıklansın diye dilekçe verdim. Maalesef hepsinden de red cevabı aldım. Sonuç alamayınca, son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdum. Oradan da red cevabı aldım.

Said Nursi’nin davası bütün insanlığın davasıdır

Vefat etmiş bir insanın cenazesinin kabirden çıkarmak suç değil mi? Ben Said Nursi’nin hem hemşerisi, hem akrabası, hem ırkken aynı milletten, hem de öz tababesiyim. Bu konuda hem dünya da hem ahirette bunlardan davacıyım.

Bunlar Said Nursi’nin yolunu kendilerince değiştirdiler

Yine Üstadın talebelerinden Üzeyir Şener bana dedi ki: Üstadın vefatından sonra, Mehmet Kutlay, Mehmet Fırıncı, Bekir Berk, Mehmet Kırkıncı, Mustafa Sungur, Hüsnü Bayram, Abdullah Yeğin, bunlar hepsi bir toplantı yaptılar. Dekiler ki: gelin biz üstadın istikametini başka tarafa çekelim diye. Ben kabul etmedim beni aralarından attılar. Hatta o zaman evliydim benim hanımımı da benden caydırdılar. Üzeyir Şener halen hayatadır kendileri gidip sorabilirler.

Devir artık Said-i Kürdi’nin devridir

Risale-i Nur'un içindeki hakikatleri gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim. Hayatta iken Said-i Kürdi'yi ziyaret ettim. Bütün kainatı verseler davamızdan sapmayız. Artık devir kıyamete kadar Said-i Kürdi’nin devridir. Herkesin itiraz hakkı var. Yalnız delil lazım. Eğer Nur-i Muhammed (s.a.s) kainattan çıksa kainat vefat eder. Eğer Nur-i Kur'an küreyi arzdan çıksa, küreyi arz başını alıp bir seyyareye çarpacak. Eğer biz, İslamiyetin ahlakını ve hakiki imaniyenin kemaliyeti izhar etsek, sayir dinlerin tabileri elbette İslamiyete girecekler. Belki kürei arzın bazı kıtaları ve devletleri İslamiyete dehalet edecekler. Allah (cc) diyor ki, ben sizi kabile kabile, millet millet yaratım ki sizler birbirinizi tanıyasınız diye.

Ezcümle, Ahmet Akgündüz, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram ve Said-i Nursi(Kurdi)’yi Kürt değil de Seyit olarak görmek/göstermek isteyenler büyük bir yanlış içerisindeler. Onları bu yanlıştan dönmeye davet ediyorum.  

Haber Diyarbakır

Diğer Haberler