Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Çağrıcılara Sorumluluk Hatırlatması

Çağrıcılara Sorumluluk Hatırlatması

24 Ağustos 2010 Salı 11:26
STK'lerinde aynı saikla yaklaşması gerekiyor. Ancak bakıyorsunuz PKK'nin eylemsizlik kararının üzerinden 10 gün geçmiş olmasına rağmen devletin çatışmasızlığın sağlanması için sorumluluğa zorlanması ile ilgili pek bir şey yapmıyorlar.
DTK Daimi Meclis toplantısında en önemli gündem PKK'nin ilan ettiği eylemsizlik kararıydı. Bilindiği üzere eylemsizlik kararı DTK'nin de içinde yer aldığı pek çok çevrenin çağrısı ardından gelişti. Dolayısı ile çağrıya bir tarafın olumlu yanıt vermiş olması bizleri, çağrı sahiplerini vicdani ve ahlaki olarak bir yükümlülük altına sokuyor. Bu yükümlülük gereği şimdi çağrının yapıldığı ikinci tarafın devlet ve hükümetin eylemsizlik kararına karşılık operasyonları durdurmasını sağlamak için uğraş vermek gerekiyor. Çünkü eylemsizlik kararına rağmen süren operasyonlar bir çatışmasızlık ortamının sağlanmasını engelliyor.

Yani STK'lerin, DTK'nin yaptığı çatışmasızlık çağrısı yanıt bulmamış oluyor. O nedenle 'çağrımız gerçekleşti çünkü PKK eylemsizlik kararı aldı' demek en amiyane tanımla kendini kandırmaktır. Kürt sorunu gibi can yakan sorunlar ise kendini kandırarak geçiştirilebilecek, bitirilebilecek sorunlar değildir.

Bu bakımdan çağrı sahiplerinin taraflardan birinin kendilerine yanıt vermiş olmasını sorumluluklarının artışı olarak görmesi gerekiyor. DTK'de öyle görüyor. Bu nedenle eylemsizliğin sürdürülmesi, daha doğrusu karşılıklı bir ateşkes sürecine evrilmesi için ne yapılabileceğini, Kürtlerin barış stratejisini tartışma ihtiyacı duydu ve haftasonu bu konuda mesai harcadı.

STK'lerinde aynı saikla yaklaşması gerekiyor. Ancak bakıyorsunuz PKK'nin eylemsizlik kararının üzerinden 10 gün geçmiş olmasına rağmen devletin çatışmasızlığın sağlanması için sorumluluğa zorlanması ile ilgili pek bir şey yapmıyorlar. Aksine operasyonlar sürüyor. Daha iki gün önce Şemdinli'de 4 PKK'li yaşamını yitirdi, Şemdinli halkı gün boyu ayaktaydı. Eylemsizlik kararıyla umuda kapılan Yüksekova'da asker rahatlıkla operasyon geliştiriyor, evler basılıyor ve insanlar gözaltına alınıyor. Sadece bu da değil, Türkiye'nin tek Kürtçe günlük gazetesi Azadiya Welat tüm yazıları gerekçe gösterilerek kapatıldı.

Oysa bunların geliştiği yerde çağrı sahipleri kıyamet kopartıp, barış için açılmış bu ışığın karartılmasına izin vermeyeceklerini her fırsatta göstermeliydi. Aksi halde bu çağrı sahiplerinin Kürt sorununun çözümü ve barış derdi olmadığı sonucu açığa çıkacaktır.

Ama yok, en küçük bir kınama bile yok. Hele çatışmasızlık çağrısında bulunan STK'lerden küçük bir kısmının çağrılarına ahlaken sahiplenmenin gereği yerine, referandumda evet vereceklerine dair bir gündem kurup, kendilerini gazete manşetlerinin parçası yapma istekleri anlaşılamaz bir noktada. Çünkü bu STK'ler daha önce gündemlerini çatışmasızlık ortamının yaratılarak çözüm sürecinin gelişmesi olarak belirlediler. Bunu 72 milyonluk Türkiye ile paylaştılar.

Doğru olan da Türkiye'ye faydası olan da bu konudaki tutarlılıktır. Yoksa bu 3-5 STK başkanının referandumda evet ya da hayır demelerinin Türkiye'ye ne faydası olacaktır? Referandumun kaderini bu 3-5 STK yöneticisi mi belirleyecek? Bu STK'lerin açıklamaları en fazla Bölge'de BDP'nin boykot tavrının bu kişilerce benimsenip benimsenmediğini açığa çıkarır ötesini değil. Kimse abartmasın.

Belki de çoğu iş çevrelerinden oluşan bu STK'ler hükümet tarafından 'bertaraf' edilmekten korktular. Kim bilir?

Ama çatışmasızlık çağrısının gereklerini yerine getirme, çözüm koşullarını yaratma çabası çok başka ve fazla bir şeydir. Bunu gerçekleştirmenin yolu ise BDP ve çevresinden ne denli ayrı düştüğünü referandum pazarında hükümet çevrelerine göstermekten geçmez. DTK ile birlikte çağrı sahibi olarak ahlaki tutarlılığa sahip çıkmasından geçer. Operasyonlara karşı durmaktan geçer. Hak ve özgürlük ihlalleri karşısında durmaktan geçer.

Bakın Yüksekova halkı son bir yıldır hep eylem halindeydi. Devletin kolluk güçlerine karşı itaatsizlik içindeydi. Bu hareketlilik aslında onların kendileri içinde güvenceydi. Ama ajanslara düşen haberlerden anladığımız kadarıyla eylemsizlikle birlikte halk durunca polis operasyonları başladı. Daha önce o mahallelere giremeyen polis bugün girip tutuklamalar yapıyor. Eylem gücünü güvence olarak gören yöre halkı, bu gücü durdurunca yaşayacaklarından koruyacak güç olarak çağrı sahiplerini görür. Ama nerede? Bizim düne kadar çatışmalar dursun, güvenlik konseptinden vazgeçilsin diyen STK'ler tek tarafın kendisini dinlemesi ile açığa çıkan teminatsızlığı gidermiyor, Kendisini çağrının dolayısı ile yaşanacakların sorumlusu olarak görünür kılmıyor. Çıkmış referandum pazarına AKP'yi alkışlıyor.

Peki, yarın PKK çağrınız üzerine tek taraflı silahları tümden sustursa güvenliklerini n asıl sağlayacaksınız? Öyle çağrı yaptım, kenara kaçtım, olmaz. Barış istemek ciddi bir iştir. Cumhurbaşkanı'yla, Başbakan'la konuşurum, yüksek bürokrasinin misafiri olurum sorumluluğumu böyle yerine getiririm demekle de olmaz. Bunlar elbette olacaktır. Peki başlasın istediğiniz süreçte halkın, tarafların güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Silahlar sustuğunda bir taraf güvenlik politikalarının kurbanı olmaya devam edecekse, Hakkari'deki gibi gözaltılar, tutuklamalar yaşayacaksa, KCK adlı tutuklamalara maruz kalacaksa, eylemsizlik halindeki PKK'li operasyona uğramaya devam edecekse barış nasıl gelecek?

Bu nedenle çağrı yapanlar tarafların yaşam, hak ve özgürlüklerine ilişkin güvenlik vebalini de üstlendiklerini unutmamalılar. Bu gerçek devlet temsilcileri ile konuşmaktan daha önemli durumda.
Yüksel Genç / Günlük Gazetesi

Diğer Haberler