Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Diyarbakır Barosu’nun ”Kürtçe Savunma”ya İlişkin Açıklaması

Diyarbakır Barosu'nun "Kürtçe Savunma"ya İlişkin Açıklaması

19 Kasım 2012 Pazartesi 18:53
Diyarbakır Barosu, “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na” ilişkin görüşlerini açıkladı.

DİYARBAKIR BAROSU BAŞKANLIĞI

“Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na” ilişkin görüş ve değerlendirmelerimiz.

I-GİRİŞ: Başta Kürt vatandaşlar olmak üzere, yeterli düzeyde Türkçe bilmeyen yurttaşlar, öteden beri yargılama süreçlerinde iddia ve savunmalarını ileri sürmekte önemli sorunlar yaşamaktadır. Uygulamada, özellikle ceza yargılamalarında,  birkaç kelime Türkçe bilen şüpheli veya sanıkların “meramını anlatacak düzeyde Türkçe bildiği” kabul edilerek kendilerine tercüman atanmamaktadır. Çoğu kez sanıkların yargıç ve savcıların sorularına sadece “evet” veya “hayır” şeklinde verebildikleri cevaplar ile yetinilerek, iddia ve savunmanın yerine getirildiği varsayılarak yargılamalar sürdürülmektedir. Bu uygulama, ceza yargılamasının temel süjesi olan şüpheli ve sanık için uygulandığı gibi, şikâyetçi, müdahil ve tanıklar gibi yargılamaya katılan herkes için yapılmaktadır.  

Bilindiği gibi, ceza yargılamasının ve adil yargılama hakkının temel unsuru sanığın savunmasıdır. Savunma hakkı tam ve etkili şekilde yerine getirilmeden, sağlıklı bir yargılama yapmak, ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşmak ve adil yargılama hakkını sağlamak olanaklı değildir. Öteden beri,  çoğunlukla Kürt vatandaşlar;  yargılama süreçlerinde kendi anadillerinde savunmalarını yapamamakta, kendilerini ifade etme fırsatı bulamadan, diğer bir ifade ile savunma hakkını kullanamadan yargılanarak haklarında ağır mahkûmiyet kararları verilmektedir. Her ne kadar sorun,  daha çok Diyarbakır Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve kamuoyunda “KCK Ana Davası” olarak bilinen, çoğunluğu belediye başkanı, il meclis üyeleri, siyasetçi ve sivil aktivistin yargılandığı dava vesilesiyle kamuoyunun gündemine gelmiş ise de, sorun çok daha eski ve derinliklidir.

Bu sorunla ilgili, 12.11.2012 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan  ‘Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ‘ ile 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 202. Maddesinde yeni bir değişiklik öngörülmektedir. Tasarı doğrudan ana dilinde savunma ile ilgili olmamakla birlikte, değişiklik teklifi kamuoyunda  “anadilinde savunma hakkının”  getirileceği şeklinde bir yanlış bir algıya yol açılmıştır.

Değişiklik özellikle yeterli düzeyde Türkçe bilmeyen Kürt vatandaşların savunma hakkını tam olarak yerine getirmesini karşılamamakta, bu bağlamda adil yargılama hakkını yeterince güvenceye kavuşturmamaktadır.

Yasa Tasarısına ilişkin katkı ve eleştirilerimizi başta TBMM olmak üzere yetkililere ve kamuoyuna sunmayı Diyarbakır Barosu olarak sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz.

II-TASARIYA İLİŞKİNGÖRÜŞ VE ELEŞTİRİLERİMİZ.

TBMM’ye sunulan Tasarının konuya ilişkin 1.maddesi aşağıdaki gibidir:

Madde 1- 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 202 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “bu madde hükümleri”, ibaresi  “Birinci ve ikinci fıkra hükümleri”, şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

     “(4) Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık,

     a)İddianamenin okunması,

      b)Esas hakkında mütalaanın verilmesi,

      Üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda sanık, savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurmak zorundadır. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz”

I/a) Tasarı,sanığın savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabileceğine”  dair olanağı, “meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanıklar için getirilmiş ekstra / ilave  bir imkan olarak sunmaktadır. Bu nedenledir ki,  tercümanı hazır etme sorumluluğunu da sanığa yüklenmektedir. Hâlbuki biraz önce ifade ettiğimiz gibi, uygulamada neredeyse hiç Türkçe bilmeyen, sorulan sorulara kafasını sallayarak “evet” veya “hayır” şeklinde cevaplar veren sanıkların bile “meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bildiği” kabul edilmekte, bu şekilde gerçekte sanığa kendini ifade etme ve savunma hakkını yerine getirme fırsatı verilmeden yargılama sürdürülmektedir. Bu nedenle, öncellikle Tasarıyla getirilen sınırlı imkân sanığın isterse/tercihine bağlı olarak kullanabileceği ek bir imkân olmayıp, herkes için olması gereken hukuk devletinin ve adil yargılama hakkının zorunlu bir gereği olarak kabul etmek gerekmektedir.

II/b) Tasarıda; sanığa tanınan ‘kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde ‘ sözlü savunmada bulunma hakkının, sadece iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine yapılan sözlü savunma aşaması ile sınırlandırılması adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır. Düzenlemenin, şüphelinin veya sanığın soruşturmanın başladığı andan kovuşturmanın sona erdiği aşamaya kadarki katıldığı tüm işlemleri kapsaması gerekmektedir.  Tasarı,  bu hali ile Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. Maddesine aykırıdır.   Yargılama süreci bir bütündür. Kişinin soruşturma mercileri ile temas ettiği yani ilk yakalama ve gözaltına alınma işlemi ile başlar, yargı yetkisi olan bir merciin önüne çıkarılması ile devam eder. Dolaysıyla soruşturma aşamasında kişinin “tercümandan yararlanma” hakkından yoksun bırakılması, sonrasında devam edecek olan yargılama aşamalarını da etkileyecektir. Bu durumda adil yargılama ilkelerine aykırı olarak yürütülen soruşturmanın sonucunda verilecek olan karar da adil olmayacaktır. Bu nedenle tercümandan yaralanma hakkının sadece kovuşturma aşamasıyla ve belli işlemlerle sınırlı tutulması adil yargılama hakkını sağlamayacağı ve sorunu çözmeyeceğini düşünüyoruz.

II/c) Tasarı, söz konusu hakkı sadece sanığa tanımıştır.  Hâlbuki ceza yargılamasının mağdur, tanık ve müdahil/katılan gibi diğer tarafları/süjeleri de bulunmaktadır. Düzenlemenin bütün bu yargılama sürecinde yargılamaya katılacak kişileri de kapsaması gerekmektedir.

II/d) Tasarı ile “meramını anlatabilecek düzeyde Türkçe bildiği” varsayılan sanığa kendini daha iyi ifade edebileceği dilde savunmasını sunabilmesi için tercümanı hazır etme ve ücretini karşılama sorumluluğu sanığa yüklenmiştir. Ceza yargılamasında sanığın ya tutuklu olması, ya da tutuklu olmazsa da ceza soruşturması/tehdidi ve baskısı altında bulunması, keza caza yargılamasının niteliği gereği işlemlerin hızlı gerçekleşmesi nedeniyle, sanığa bu yükümlülüğün getirilmesi, düzenlemenin amacına aykırı olduğu gibi, getirilen güvenceyi fiilen işlevsiz kılacaktır. Yine Tasarı, sanığın maddi olanaklarının yetersizliğini de dikkate almayan bir düzenleme öngörmüştür. Düzenleme bu haliyle hak arama özgürlüğüne, adil yargılama hakkına aykırı olup Anayasamızın 36 ve AİHS’NİN (6) maddesine aykırıdır.

II/e) Düzenleme ile getirilen bu kısmi olanak,  yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacağını düzenlemiştir.  Bu konuda yargıca tanınan takdir hakkı, getirilen kısmi güvenceyi uygulamada bu noktada da işlevsiz kılma ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Zira “yargılamanın sürüncemede bırakılması” kavramı son derece sübjektif bir kavramdır. Yargı mercilerinin takdir hakkına sahip olduğu birçok meselede temel hak ve özgürlükleri daraltan hatta zaman zaman ortadan kaldıran uygulamalarına tanık olunmaktadır. Bu nedenle bu ibarenin tümüyle tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir. Esasen, yargılamayı uzatmaya yönelik bir talep ve tutuma ilişkin yargıcın zaten genel hükümler çerçevesinde reddetme yetkisi bulunmakta, bu madde metnine ayrıca bu konunun derç edilmesine gerek bulunmamaktadır.  

II/f) Yine aynı Kanun Tasarısıyla 5275 sayılı infaz Yasanın 16 ve  17. maddesinde infaz hükümlerinin iyileştirilmesine ilişkin bir dizi değişiklik öngörülmüştür.  Tasarının bu maddesindeki değişiklikler son derece yerinde olmakla birlikte,  bu iyileştirmede başta Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki ve diğer bazı suçlar  kapsam dışında bırakılması eşitlik ilkesine aykırıdır. Nitekim yürürlükteki yasada bu konuda bir ayrıma gidilmemiş, madde gerekçelerinde de bu konuda bir ayrıma gidilmesinin gerekçeleri açıkça belirtilmemiştir. Zaten teklifin birinci maddesinde, “3 yıl” ve “5 yıl” şeklinde cezaların miktarı açısından bir sınırlandırma getirmiştir. Bunun dışında suçun niteliği bakımından ikinci bir sınırlandırma getirilmesi eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu nedenle son derece olumlu bulduğumuz bu değişikliğin 4. fıkrasının ( a )bendinin tasarıdan çıkarılması gerekmektedir.

Sonuç olarak,  Tasarıyla CMK 202. maddesinde yapılması düşünülen değişikliği temel hak ve özgürlüklerin kullanılması ve adil yargılama hakkı bakımından önemli görmekteyiz. Ancak, ifade ettiğimiz nedenlerle Tasarının mevcut haliyle yasallaşması durumunda uygulamada işlevsiz kalma ihtimali konusunda ciddi endişelerimiz bulunmaktadır.

Bu sebeple değişiklik teklifinin aşağıdaki şekilde/şekillerde düzenlenmesi önermekteyiz. 

III-TASARIYA İLİŞKİN ÖNERİLERİMİZ:

Madde 1- 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 202 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “bu madde hükümleri”, ibaresi  “Birinci ve ikinci fıkra hükümleri”, şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık, tanık, mağdur veya katılan,

Yargılamanın bütün aşamalarında savunma ve iddialarını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Tercüman mahkeme tarafından hazır edilir ve masrafları devlet/mahkeme tarafından karşılanır.” 

Yasa değişikliği ile hedeflenen amaca ulaşılması bakımından soruşturma aşamasında da bu hakkın tanınmasını düşünüyor, soruşturma aşaması için de aşağıda değişiklikleri öneriyoruz.

I-Yakalama, Gözaltı ve İfade Alma Yönetmeliğinin 23. Maddesine aşağıda yazılı fıkranın eklenmesini öneriyoruz.   

“Şüpheli, ifadesini kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde verebilir. Tercüman kolluk birimi tarafından hazır edilir ve masrafları devlet tarafından karşılanır.

II- Ceza Muhakemesi Kanunun (CMK) ifade ve sorgu” başlıklı 147. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesi öneriyoruz.

“Şüpheli ifadesini ve sorgusunu kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde verebilir. Tercüman kolluk birimi tarafından hazır edilir ve masrafları devlet tarafından karşılanır.”

Görüş ve önerilerimizi yetkililerin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyoruz.

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu Adına;

Av. Tahir ELÇİ, Baro Başkanı    

Diğer Haberler