Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Doğal düşman-doğrudan terörist: Kürtler

Doğal düşman-doğrudan terörist: Kürtler

28 Temmuz 2012 Cumartesi 22:16
Hewlêr Anlaşması, Kürt Ulusal Mücadelesi içinde bir dönüm noktasıdır.

Hewlêr Anlaşması, Kürt Ulusal Mücadelesi içinde bir dönüm noktasıdır. Kürtler ilk defa kendi irade ve ferasetleriyle ‘Ulusal Kader’lerini ileriki süreçte ciddi manada etkileyecek bir kardeşlik anlaşmasına imza atmıştır. Bu anlaşma üzerine önümüzdeki günlerde ayrıca değerlendirme yapmaya çalışacağım. Ancak bu konuyla ilgili olan hatta bu anlaşmanın imzalanmasına zemin hazırlayan Kürdistan’ın batısı, Batı Kürdistan meselesini irdelemek gerektiğine inanıyorum.

Henüz Dünya genelinde “Terör” ve “Terörist” tanımı üzerine kesin ve kabul edilebilir bir tanım olmadığını belirtmekte fayda görüyorum. Buna rağmen “Terörist” kelimesinin dünyada en çok revaçta olup kullanıldığı ülke Türkiye’dir. Dünyada çeşitli ülkelerde yaklaşık olarak 24.000 civarında “Terör” faaliyetleri içinde bulunup yakalanarak ceza alan insan var. Bunların yaklaşık 13.000’i Türkiye’ de “terörist” olmaktan hükümlüdür. Hatta “Terörle Mücadele Kanunu” diye bir kanun var evlere şenlik. Bu rakama İran ve Suriye’ yi de eklersek “Terörist”lerin galiba Dünya genelinde yaklaşık 20.000’i Kürtlerden oluşuyor. Bu istatistiki bilgiden sonra başka yoruma gerek yok diye düşünüyorum.

Zamanında Filistin başta olmak üzere Eritre’ye, Bosna’ya, Çeçenya’ya ve daha ismini sayamadığımız birçok yere özgürlük, hak, adalet söylemi üzerine bina edilen Türk İslamcılığının ve onun şimdiki tartışmasız siyasi temsilcisi ve aynı zamanda 10 yıldır devletin iktidarı olan AKP’nin geldiği nokta çifte standardın, haksızlığın, adaletsizliğin, belki de en önemlisi kafa karışıklığının tam zirvesidir.

Erdoğan buyuruyor, biz de tabiîki dinliyoruz; neymiş; Suriye’deki özgürlük adı altında birtakım taleplerle ortalıkta dolaşanlar “teröristmiş”, orada “terörist ülke” kuruyorlarmış da, Türkiye de buna sessiz kalamayacakmış. Gerekirse dış müdahale bile olabilirmiş, hatta kimse Türk Milleti’nin sabrını sınamamalı, taşırmamalıymış…

Bunu ifade eden Türkiye’nin başbakanı. İslamcı-demokrat, Suriye’nin Beşşar’dan kurtulması için bundan yaklaşık bir yıl önce neredeyse savaş naraları atan, Beşşar’ı özgürlükçü ve demokrat olmayışıyla itham eden, halkına zulmettiği için iktidarı halka devretmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan. Bu amaçlara ulaşabilmek ve Beşşar’ın koltuğunu ters çevirmek için lobi faaliyetleri yürüten, İran, Irak, Rusya, Amerika ve bilumum ülkelerle görüşen Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan.

Pekiyi gelinen aşama tam Erdoğan’ın istediği gibi değil mi? Beşşar’ın eli zayıfladı, koltuğu devrilmek üzere, ezilen halklar tarafından özgürlükler alınmak üzere. Erdoğan da bunu istemiyor muydu? Ne oldu da şimdi Beşşar’a ‘ülkene sahip çık’ nidaları atılıyor.

Öncelikle şunu vurgulayalım “ulusal taleplere dayalı hiçbir hareket terörist değildir, olamaz”. Modern dünyada ve bilimsel temelde ulusal talepler yani bir topluluğun coğrafik, kültürel, siyasi talepleri eğer bastırılmışsa ve ezilen toplum bu hakları elde etmek için bir mücadele içinde ise orada anarşizm ve/veya terörizm değil en doğal olan hak arama mücadelesinden bahsetmek gerekir. Bu mücadele konjonktüre göre silahlı olabilir, hem silahlı hem siyasi olabilir veya sadece siyasi yolla hak arama mücadelesi verilebilir. Bu hak arama mücadelesinin yöntemi tamamıyla o topluluğun kendi iradesine, tercihine kalmış bir durumdur. Ve bunun doğruluğunu ve yanlışlığını tartıştığımız vakit ayrıntıda kaybolur, asıl görülmesi gereken manzarayı göremeyiz. Hatta şunu söylersek yanılmış olmayız; hak arama mücadelesindeki yöntem tercihi muhatap olunan devletin refleksleriyle doğru orantılıdır. Örneğin; Çeçenya, Bosna, Kosova, Filistin, İrlanda, Bask Ülkesi, Çek Cumhuriyeti, Güney Kürdistan vs gibi. Bu saydığımız tüm örneklerde ulusal talepler çerçevesinde bir direniş ve hak arama mücadelesi başlamış, farklı yöntemler denenerek amacına kısmen veya tamamen ulaşılmıştır. Yukarıda saydığımız ülkelerde zamanında terörist olarak yaftalanan ancak daha sonra pazarlık masasında muhatap olan birçok örgüt ve hareket vardır. Mesela PDK, Hamas, Hizbullah, ETA, İRA vb. gibi.

Suriye’de ise bu listeye özellikle ön plana geçtiği için PYD’yi, daha sonra ise PKK’yi koymak gerek diye düşünüyorum. PYD, sonuç itibariyle Suriye’de Kürt Ulusal Mücadelesinin bir parçasıdır. Beşşar ve silsilesinin zulmü altında inleyen Kürtlerin umududur. Kendi halkına, coğrafyasına hitap etmesi kadar doğal bir durum olamaz. Bu partinin aynı zamanda PKK’nin Suriye oluşumuyla bu zamanda ittifaka girmesi de normal karşılanmalıdır. Hal böyle olunca Suriye’deki Kürt oluşumlarının böylesine kaos ortamında bırakın federal yapıyı veya özerkliği bağımsızlığı dahi istemesi gayet doğaldır.

Aslında Suriye’deki Kürtler istese de istemese de Suriye toplumunun zoraki bağdaşık yapısı gereği halkın Sünni, Şia, Hıristiyan, Kürt olarak ayrılması kaçınılmazdır. Bu saatten sonra ayrılığın özerklik, federalizm veya bağımsızlık bağlamında mı gelişeceği önemlidir. Hal böyle olunca Ortadoğu’daki en önemli siyasi aktör konumunda olan Kürtlerin siyasi talepleri özgürlük, demokrasi, hak ve adalet çerçevesinde karşılanmadıkça Kürtler herkesin uykusunu kaçıracak, canını sıkacak, kafasını karıştıracaktır.

Erdoğan ve hükümetinin özellikle Suriye’deki gelişmelerle ilgili son 10 günlük kafa karışıklığı ve çifte standartlığı buradan kaynaklanıyor. Özgürlük ve hak arama mücadelesini kendine göre yorumlayan Erdoğan çelişkiye düşüyor. Özellikle şunu belirtelim; Ortadoğu’da demokrasi yerine anarşiye, özgürlükler yerine esarete, adilane yönetim yerine despotik yönetimlere karşı koyacak ilk ulus Kürt ulusu olacaktır. Kürtler yaklaşık yüz yılı aşkın bir süredir bölge devletlerinin hegemonyası altında her türlü insanlık dışı muameleye maruz bırakılmışlardır. Yaşanılan bu travma sebebiyle Kürtler acının, ölümün, zulmün ne olduğunu ve başka topluluklara karşı kullanılmaması gerektiğini herkesten daha iyi bilmektedir.

Bu durum aynı zamanda Suriye’deki Kürt Ulusal Hareketleri için de geçerlidir. PYD-PKK ortaklığı da geçmişten aldıkları kazanımlar ve tecrübeler ile Batı Kürdistan’ı en iyi şekilde idare edeceklerdir. Özellikle Güney Kürdistan pratiği en önemli örnektir. Kürtlerin eline “bağımsızlık” gibi bir fırsat geçmişken kimse herhalde dağ başında “örgütçülük” oynamayacaktır. Dolayısıyla PKK-PYD ortaklığı aynı zamanda PKK’nin dağ kadrolarının siyasal alana monte edilmesinde ve resmileşmesinde bir imkan yaratmaktadır.

Erdoğan’ın terörist devlet kuruluyor dediği şey tam da budur.  Yani PKK yönetiminin Türkiye’de bulamadığı ortamı kendi elleriyle Batı Kürdistan’da yaratma ihtimalidir. Aslında Erdoğan’ın bu oluşuma destek sunması doğal olanıdır. Ancak Erdoğan’dan önce Türk Kamuoyu zaten Suriye’nin bölünmemesi için harekete geçmiş idi. Erdoğan’ın nabza göre şerbet vermesi bu durumda kaçınılmaz oldu. Türk toplumunun beklentilerini karşılar mahiyette demeçler verdi.

Henüz kuruluş aşamasında olan ve ileriki süreçte siyasal anlamda aynı Güney Kürdistan-Türkiye ilişkisi gibi bir ilişkiye sahip olacak Batı Kürdistan (Kürdistan’ın batısı) defacto oluşumu aslında Türkiye’nin daha çok işine gelebilir. Fakat Türk toplumunun illaki bir düşman yaratma psikolojisi sonucunda Kürtler her zaman için doğal düşman, doğal terörist olma kaderiyle baş başa kalıyorlar. Bu algıyı yıkmak çok zordur. Erdoğan, ileriki süreçte ya bu algının içinde boğulup gidecek veya bu algıyı toplumun köklerinden çıkarıp, silip atacak.

Son tahlilde ise Kürtler hak ve özgürlüklerine kavuşmadıkça Orta Doğu’da sular durulmayacaktır.

Harun Yaşar / Beroj

Diğer Haberler