Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Dünden Bugüne Gazze: Gazze Neresidir?

Dünden Bugüne Gazze: Gazze Neresidir?

16 Kasım 2012 Cuma 22:23
Gazze, Filistin'in batı bölgesine düşmektedir. Akdeniz kıyısı boyunca dikdörtgen şeklinde uzanan bir bölgedir.

Doğru Bir Bakış Açısı İçin

Türkiye'de Filistin meselesiyle ilgili tavırlar ve yaklaşımlar çoğu zaman bilgi temelinden yoksun kalmaktadır. Bu yüzden red ve kabullerde bazen sadece bilgi dayanağından yoksun bir muhakeme yapılmakta bazen de tamamen sloganik tavırlar ortaya konmaktadır.

Aklî muhakeme sonucu ortaya konan fikirler genellikle "bana göre, bence…" diye başlıyor; "… olmalıdır; olmamalıdır" şeklindeki hüküm ifade eden kelimelerle bitiyor. Oysa kişisel yaklaşımlar hüküm ortaya koymaz. Kişisel yaklaşım sadece bir tercihtir. Bu tür tercihler de hükme dayanak teşkil etmez.

Biz gerek akıl yürütme gerekse tavır koyma konusunda bilgiye dayanılmasının önem arz ettiğini düşünüyoruz. "Olmalıdır; olmamalıdır" demeden önce "niçin veya neye göre öyle oluyor ya da olmuyor?" sorusunun cevabını aramak gerekir.

Gazze Neresidir?

Gazze, Filistin'in batı bölgesine düşmektedir. Akdeniz kıyısı boyunca dikdörtgen şeklinde uzanan bir bölgedir. Güneyden Mısır topraklarıyla sınırdır ve Mısır'a açılan kapının bulunduğu bölgeye de Rafah bölgesi adı verilmektedir. Türkiye'de bu isim çoğunlukla Refah diye yazılıyor. Ancak söz konusu bölgenin adı Arapçadan geçme ve "huzur, rahatlık" anlamına gelen refah kelimesinin aynısı değildir. Bu yüzden Rafah olarak yazmayı tercih ediyoruz. Rafah aynı zamanda bölgedeki bir şehrin adıdır.

Gazze bölgesi doğudan ve kuzeyden BM kararlarında "İsrail" olarak gösterilen bölgeyle çevrilidir. Filistin meselesine ilkesel yaklaşımımız gereği bizim bu bölgeyi "İsrail" olarak değil "1948'de işgal edilmiş bölge" olarak nitelendirdiğimizi hatırlatalım.

Coğrafi Yönden Gazze

Gazze bölgesi yaklaşık 363 km2'lik bir alandan oluşmaktadır. Mısır, Akdeniz ve 1948'de işgal edilmiş bölgenin buluşma noktasında olması sebebiyle stratejik bir konuma sahiptir. Akdeniz kıyısı boyunca uzandığından bölgeye Akdeniz iklimi hâkimdir. Bu yüzden tarımsal yönden verimli araziye sahiptir. Ancak ileride de dile getireceğimiz üzere, çok sayıda mülteciyi barındırması ve üzerine inşa edilen yahudi yerleşim merkezleri sebebiyle tarım arazileri yeterince verimli bir şekilde değerlendirilememiştir.

Gazze kelimesi hem belli bir bölgenin hem de bu bölgenin merkezi konumundaki şehrin ismidir. Bu sebeple ismin hangi amaçla zikredildiğinin ayırt edilebilmesi için çoğu zaman "Gazze bölgesi" ve "Gazze şehri" şeklinde isim tamlaması halinde kullanılır.

Nüfus Yapısı

Gazze, küçük bir bölge olmasına rağmen bir milyon nüfusu içinde barındırmaktadır. Yani km2 başına 2755 kişi düşmektedir ki bu Türkiye'deki genel nüfus yoğunluğunun 30 katına tekabül etmektedir. Tabiî bu kalabalık tamamen bölgenin kendi ahalisinden oluşmuyor. Bölgede barındırılan nüfusun yüzde yetmişini 1948'de işgal edilmiş bölgeden bu bölgeye göç etmiş mülteciler oluşturmaktadır.

Siyonist terör örgütlerinin, 1947'de devlet kurma merhalesini başlatmalarının ardından çıkarılan savaşta ve ardından gelen işgalde, çok sayıda Filistinli evini yurdunu terk ederek başka yerlere göç etmeye zorlandı. 1948'de işgal edilen bölgelerde yaşayan Filistinlilerin önemli bir kısmı da o zaman henüz işgal altında olmayan Gazze bölgesine sığındı.

Gazze'nin Yakın Tarihi

Gazze'nin tarihi konusunda çok fazla gerilere gitmeye gerek görmüyoruz. Çünkü bu bölgenin tarihi de Filistin'in genel tarihinden bir parçadır. Burada sadece yakın tarihte gerçekleşmiş ve bu bölgeye özel sayılabilecek bazı gelişmelere özet bilgilerle işaret edeceğiz.

Siyonistlerin 1947'de devlet kurma sürecine girmeleri döneminde Gazze onların kontrolleri dışında kalan bölgeler arasındaydı. 1948'de Filistin'in paylaştırılmasına dair 181 sayılı BM Genel Kurulu kararında Gazze, Filistinlilere verilen bölgeler arasında sayıldı. Ancak Filistinlilerin kendilerine özel herhangi bir bağımsız yönetim kurmalarına imkân verilmediğinden, "Filistin" olarak gösterilen bölge Ürdün ile Mısır'ın hâkimiyetine verildi. Gazze de Mısır'ın kontrolüne verilen bölgeler arasında yer aldı.

Siyonistler, İngiltere ve Fransa'yla işbirliği yaparak Mısır'a karşı açtıkları 1956 Süveyş Savaşı'nda Gazze'yi işgal ettiler. Ancak 7 Mart 1957'de bölgedeki işgal güçlerini çektiler.

Bundan on yıl sonra yani 1967 Haziran Savaşı'nda Gazze'yi tekrar işgal ettiler. Bu işgal Mısır ve Ürdün'ün ihaneti neticesinde gerçekleşti.

1967 işgalinden sonra Siyonistler bölgeyi askeri yönden kontrol altına almak amacıyla yahudi yerleşim merkezleri inşa etmeye başladılar. Bu yerleşim merkezlerinin kuruluş süreci ve stratejik ciheti hakkında inşallah daha sonra bilgi vereceğiz.

1994 Kahire Anlaşması'ndan sonra Gazze ve Eriha'da bir özerk yönetim kurduruldu. Ancak işgal devleti o zaman Gazze'deki yerleşim merkezlerini kapatmadığından bölgedeki askerlerini de çekmedi. Sadece Filistinlilerin yoğun olduğu bölgelerdeki askerlerini yahudi yerleşim merkezlerinin etrafına ve geçiş noktalarına çekti. Dolayısıyla bölgeyi yine askeri yönden sıkı bir denetim altında tutuyordu. 2000 yılında başlayan Aksa İntifadası sürecinde işgalci devlet askerlerini yeniden Gazze'nin muhtelif bölgelerine yaymaya başladı.

Mülteci Kampları

1948 işgalinde Gazze'ye sığınan Filistinlilerin, orada normal şartlarda barınabilecekleri evleri, işleyebilecekleri arazileri yoktu. Onlar oraya sadece kendilerinin ve büyütmekte oldukları yavrularının canlarını kurtarmak amacıyla sığınmışlardı. Böylesine kötü şartlarda göçe zorlanan ve huzur içinde yaşadıkları evlerini, arazilerini terk ederek Gazze'de sefalete mahkûm edilen insanların topraklarını sattıkları için bu musibeti hak ettiklerini iddia edenler çok büyük bir iftirayı onaylama gibi ciddi hataya düştüklerini düşünmelidirler.

Siyonist vahşet karşısında canlarını kurtarabilmek için Gazze'ye sığınanlar için orada "mülteci kampları" adı verilen birtakım barınma merkezleri oluşturuldu. Bu merkezlerin oluşturulmasında BM'nin yanı sıra bazı Arap ülkelerinin yaptığı maddi yardımların da katkıları oldu. Ama ne yazık ki BM ve Arap ülkeleri o insanların öz yurtlarından çıkarılması için icra edilen siyonist vahşete sessiz kalmış, belki yurtlarından çıkarılan insanların geri dönüş konusunda ısrarlı davranmamalarını sağlamak amacıyla hiç de iyi olmayan şartlarda barınma merkezleri oluşturmuşlardı.

Gazze'deki Mülteci Kampları

1948'de işgal edilmiş bölgeden çıkarılıp da başka yerlere göç etmeye zorlananlar sadece Gazze'ye yerleşenlerden ibaret değildir. Ayrıca Batı Yaka (Batı Şeria), Ürdün, Lübnan ve Suriye başta olmak üzere daha birçok yere göç etmek zorunda kalanlar oldu. Biz burada Gazze bölgesi üzerinde durduğumuzdan sadece bu bölgedeki mülteci kamplarından söz edeceğiz.

Gazze'deki mülteci kamplarının isimleri zaman zaman haberlere de yansımaktadır. Bu yüzden okuyucularımızın birçoğunun o isimlere kulak ve göz aşinalıklarının olduğunu sanıyoruz. Belki bu kelimelerin birer mülteci kampı ismi olduğu akıllarında kalmamış olabilir.

Gazze'nin Felluce'si: Cibaliyâ

Gazze'deki mülteci kamplarının en büyüğü Cibaliyâ mülteci kampıdır. Yüz binden daha fazla mültecinin barındığı bu kamp aynı zamanda Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS)'ın en güçlü olduğu yerleşim bölgelerinden biridir. Cibaliyâ, Gazze'nin en kuzeyinde yer alan mülteci kampıdır. Cibaliyâ mülteci kampı Aksa İntifadası sürecinde de birçok çatışmaya sahne oldu. Bu çatışmalarda işgalci siyonistler 1967'de Haziran savaşında kaybettiklerinden çok daha fazla asker kaybettiler. Bu yüzden orayı Gazze'nin Felluce'si olarak nitelendirmek mümkündür.

Diğer Mülteci Kampları

Gazze'deki diğer mülteci kampları da şunlardır:

eş-Şâti: Cibaliyâ gibi kuzeyde ancak batıda Akdeniz kıyısında yer alır. Şâti olarak adlandırılmasının sebebi de kıyıda yer almasıdır.

Şeyh Rıdvân: Cibaliyâ'nın hemen güneyinde ve Şâti mülteci kampının güneydoğusunda yer alır. Burası da İslâmî hareketin güçlü olduğu bir yerleşim alanıdır. Bu kamp aynı zamanda Gazze şehrinin sınırları içinde yer almaktadır.

en-Nusayrât: Gazze bölgesinin ortalarında Akdeniz kıyısına yakın bir yerde yer alır.

el-Bureyc: Yine orta kesimlerde Nusayrât'ın doğusunda yer alır.

el-Meğazî: el-Bureyc'in hemen güneyinde ve 1948'de işgal edilmiş bölgeye sınır sayılabilecek bir noktada yer alır.

Deyru'l-Belâh: Orta bölgenin güney kısmında ve batıda tam Akdeniz kıyısında yer alır.

Han Yûnus: Bu isim aynı zamanda Gazze'nin güneyinde yer alan bir şehrin adıdır. Bu şehrin bitişiğinde yer alan mülteci kampı da Han Yûnus mülteci kampı olarak adlandırılmaktadır.

Tellu's-Sultan: Güneyde, Mısır sınırında ve Rafah şehrinin batısında yer alır.

Rafah: Rafah şehrinde yer aldığından onun ismiyle anılmaktadır.

Brezilya mahallesi: Rafah şehrinin doğusunda yine Mısır'la sınır kesimde yer alır.

Mülteci Kamplarında Hayat Şartları

Daha önce de belirttiğimiz üzere Gazze'de yaşayan nüfusun yüzde yetmişini mülteciler oluşturmaktadır. Onların da tamamı mülteci kamplarında ikamet etmektedirler. Bu sebeple buralarda barınan Filistinli sayısının yaklaşık 700 bini bulduğu tahmin ediliyor.

Gazze'deki mülteci kamplarında hayat şartları Beyrut'taki veya Amman'ın batısında yer alan Buk'a'daki mülteci kamplarına hâkim hayat şartlarından pek farklı değildir. İnsanlar buralarda da yaklaşık 60 m2'lik barınaklardan oluşan, dar sokaklara sahip, altyapı hizmetlerinden yoksun yerleşim merkezlerinde ikamet ediyorlar. Bazı hizmetleri BM Mültecilere Yardım Yüksek Komiserliği (UNRWA) tarafından karşılanıyor. Ancak bu kurum da hizmet alanlarını son yıllarda bayağı daraltarak özerk yönetime devretmeye başladı. Ne var ki özerk yönetim o hizmetleri yürütebilecek imkânlara sahip değil. Bu hizmetleri devralabilmesi için gerekli yardım da yapılmıyor. Bu yüzden mültecilere yönelik hizmetler son derece aksak gidiyor.

İşgalci siyonist devletin gerçekleştirdiği saldırılar buralardaki hayat şartlarını çok daha kötü hale getirdi. Çünkü işgalciler gerçekleştirdikleri saldırılarda buralara önceden kurulmuş alt yapı hizmetlerini tamamen tahrip ediyorlar. Özellikle Cibaliyâ, Rafah, Han Yunus ve Brezilya mahallesi mülteci kampları Aksa intifadası sürecinde çok sayıda saldırıya maruz kaldı ve buralarda birçok barınak işgalci saldırganlar tarafından tamamen tahrip edildi. Bu yıkımlar sebebiyle zaten kötü şartlarda ve sefalet içinde yaşayan aileler tamamen evsiz barksız bir şekilde ortada bırakıldılar.

Gazze'de Geçim Kaynakları

363 km2'lik alanda bir milyon kişinin barındığı, üstelik ahalisinin yüzde yetmişi yurtlarını terk etmeye zorlanmış mültecilerden oluşan bir bölgede geçim şartlarının iyi olmayacağını tahmin etmek çok fazla zihin yormayı gerektirmez. "Peki, o insanlar hayatlarını ne ile sürdürüyorlar?" sorusuna da biraz cevap arayalım.

Bölgenin yerli halkının en önemli iki geçim kaynağı tarım ve balıkçılıktır. Bölge, Akdeniz kıyısında yer aldığından bu ikisine elverişli durumdadır. Ancak bölgedeki nüfus yoğunluğuna bakıldığında bu iki kaynak oldukça yetersiz kalmaktadır.

Tarım ürünlerinden elde edilen gelir bölgedeki gayri safi hasılanın % 22'sini oluşturmaktadır ve çalışan nüfusun % 19,5'i bu alanda iş görmektedir. Ancak önemli olan tarım ürünlerinin değerlendirilmesidir. İşgalci siyonist devlet özellikle Aksa İntifadası sürecinde birçok kez bölgeyi kuşatmaya alarak dışarıyla irtibatını kestiğinden tarım ürünlerinin bir gelir kaynağı olarak değerlendirilmesini de zorlaştırmıştır.

Balıkçılık yoluyla elde edilen gelir, 1994'te imzalanan Kahire Anlaşması'nın uygulamaya sokulmasından önce daha fazlaydı. Çünkü o zaman balıkçılıkla uğraşanlar Akdeniz'de biraz daha rahat açılabiliyor ve daha kolay balık avlayabiliyorlardı. O dönemde balıkçılıkla geçinenlerin oranı tüm nüfus içinde % 11'e tekabül ediyordu. Bugün bu oran biraz daha düştü.

Çünkü işgalci devlet söz konusu anlaşmayı uygulamaya sokarken bu anlaşmanın, deniz sınırlarını da belirlediğini dolayısıyla özerk yönetimin sınırlarının Akdeniz kıyısında bittiğini ileri sürerek Gazzelilerin balıkçılık yapmalarını zorlaştırmaya başladı. Bu açıdan işgalci siyonistlerin Gazze'den çekilmeleri balıkçılıkla geçinenler için de önemli kolaylık getirecek. Çünkü siyonist saldırganlar kıyı boyuna yerleştirdikleri askerlerini çekeceklerinden buraları kontrol altında tutma imkânları olmayacak.

Gazze ahalisinin üçüncü önemli geçim kaynağı küçük sanayidir. Bölgede büyük fabrikalar olmadığından küçük sanayi yaygın durumdadır. Ama ne yazık ki siyonistlerin saldırıları bu alanı da son derece olumsuz etkiledi. İşgalci devlet Gazzelilerin işlettikleri atölyelerin silah yapımında kullanıldığını ileri sürerek birçok atölyeyi havadan attığı roketlerle tahrip etti. Bu saldırılar, küçük sanayiyle geçimlerini sürdüren birçok ailenin perişan edilmesine sebep oldu.

Gazzelilerin bazıları da 1948'de işgal edilmiş bölgelere girerek yevmiyeyle çalışıyorlar. Ne var ki Kahire Anlaşması'nın uygulamaya geçirilmesinden sonra bu alandaki çalışma imkânları da oldukça daraltıldı. Çünkü önceden Gazze'yle 1948'de işgal edilmiş bölge arasında sınır kısıtlaması yoktu. Dolayısıyla yevmiyeyle çalışmak isteyenler değişik noktalardan giriş yaparak yevmiyeyle iş arıyorlardı. Söz konusu anlaşmanın uygulamaya konmasından sonra işgal devleti araya tel örgülü ve askerler tarafından gözetlenen bir sınır hattı çekti. Sadece birkaç noktada geçiş kapısı bıraktı. Yevmiyeyle çalışmak isteyenlere de çalışma izni kartları almaları şartı koştu. Bu amaçla müracaat edenlerin ise çok az bir kısmına çalışma izni kartı verdi. Onlar da sözünü ettiğimiz geçiş kapılarını kullanmak zorunda olduklarından her gün sabah ve akşam bu kapılarda büyük kuyruklar oluşmakta, çalışmak amacıyla giriş yapmak isteyenler saatlerce kontrol sırası beklemektedirler. Bütün bu uygulamalar, 1948'de işgal edilmiş bölgeye girerek yevmiyeyle çalışanların sayılarının iyice azalmasına sebep oldu.

Bunların dışında kalan çalışma alanları, ticaret, altyapı hizmetleri ve resmi görevlerdir.

Bölgede Yoksulluk Hâkim

Saydığımız çalışma alanları bölgede yaşayan nüfusun % 50-60'ına iş imkânı sağlamaktadır. Dolayısıyla bölgedeki işsizlik oranı % 40'ı aşmaktadır. Bunlardan bazıları mevsimlik işlerle geçim kaynağı temin etmeye çalışıyorlar. Ancak çoğunluğu çalışma imkânlarından tümüyle mahrum kalmaktadır.

Öte yandan çalışma imkânları bulabilenler de çok düşük gelir elde ediyorlar. Örneğin bölgedeki hayat şartlarına göre zorunlu ihtiyaç maddelerinin temini için bir ailenin en az aylık 300 dolar gelire sahip olması gerekir. Oysa bu miktarın üstünde gelire sahip olan ailelerin oranı % 5'in altındadır.

İşgalci devletin saldırıları ve tutuklama operasyonları sebebiyle çok sayıda aile evin geçimini üstlenecek fertten yoksun kalmıştır. Çünkü evin geçimini sağlayacak kişi ya şehit edilmiş ya da zindana atılmıştır. Bu şekilde sahipsiz durumda ailelerin sayısı yaklaşık 15 bini bulmaktadır.

Bütün bu sebeplerden dolayı Gazze'de Filistinliler arasında büyük ölçüde yoksulluk ve sefalet hâkimdir. Mağdur ve her türlü geçim kaynağından mahrum olan ailelerin bazılarına BM Mültecilere Yardım Yüksek Komiserliği tarafından yardım ediliyor. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz üzere bu kurumun yardımlarında önemli miktarda azalma oldu. Bu azalmadan kaynaklanan açığın kapatılması amacıyla İslâmî yardım kurumları faaliyetlerini artırmaya çalıştılar. Ne var ki bu kurumların çalışmaları da son dönemde ciddi şekilde engellenmeye başlandı.

Önceleri Avrupa'da, Filistin'deki mağdur insanlara yardım amacıyla kurulmuş birçok insanî yardım kuruluşu bulunuyordu. Bu kurumlar özellikle dul kadınlara ve onların yetim çocuklarına yardım amacıyla yoğun faaliyetler yürütüyorlardı. Ne var ki son yıllarda bazı Avrupa ülkeleri işgalci siyonist devletle işbirliği yaparak söz konusu yardım kuruluşlarının faaliyetlerini engellemeye başladılar. Bu engellemelerini haklı gösterebilmek için de söz konusu yardım kuruluşlarını "teröre yardımcı olmakla" suçlama yoluna gittiler. Bu iddialarını ispat edebilmek için en ufak bir delil bulamadıklarından hukuk mekanizmasını tamamen devre dışı bıraktı ya da bu mekanizmayı siyasi kararlara zorladılar.

Filistin'deki mağdur insanlara yardım faaliyetlerini engellemede en çok ileri giden ülke de Almanya oldu. Bu ülkenin İçişleri bakanı Otto Schilly'nin işgalci siyonistlerle çok sıkı bir münasebet içinde olduğu bilinmektedir. Bu şahıs, siyonistleri razı edebilmek için Filistin'deki dul kadınlara ve yetim çocuklara yardım amaçlı geniş çaplı faaliyet yürüten el-Aksa Yardım Vakfı'nı kapattırdı. Kurumun başkanına da Almanya'yı terk etmesi talimatı gönderdi. Oysa bu kurumun tüm yardım faaliyetleri düzenli bir şekilde kayıt altında tutuluyordu ve yargılama sürecinde Schilly'nin iddialarına delil teşkil edecek en ufak bir bilgi ortaya çıkarılmış değildir.

Schilly'nin bu politikasının diğer bazı Avrupa ülkeleri üzerinde de etkisi oldu. Bu tutum ise Gazze'nin mağdur ve yoksul ahalisini ciddi şekilde etkiledi.

Arap ülkelerinin resmi kanallarla yaptıkları yardımlar yoksul ahaliye çok fazla yansımıyor. Filistin'le ilgili bir uluslar arası toplantıya iştirak için gelen Suudi Arabistan'ın devlet yetkililerinden biri, işgalcilerin saldırılarında yaralanarak koltuk değneklerine mahkûm olan ve tedavi için söz konusu toplantının yapıldığı ülkeye getirilmiş bir şahısla benim de aralarında olduğum bir sohbet ortamında konuşuyorlardı. Ondan bir süre önce de Suudi Arabistan, Filistin'e 100 milyon dolar yardım kararı almıştı. Söz konusu yaralı genç bu şekilde resmi kanallarla yapılan yardımların kendilerine ve ihtiyaçlı ailelere çok fazla yansımadığından şikâyetçi oluyordu. Bu şikâyeti daha başka vesilelerle de duymuştum. Bu itibarla söz konusu mağdurlara ve ihtiyaç sahiplerine yardımda en güvenli ve en hızlı kanal İslâmî yardım kuruluşlarıdır.

Gazze'nin Dünyaya Açılan Kapıları

Gazze'nin kara yoluyla dış dünyaya açılan kapısı Mısır sınırında bulunan Rafah sınır kapısıdır. Bu kapının kontrolü hâlen işgalci siyonist devletin kontrolünde bulunmaktadır. İşgalcilerin Gazze'den çekilmesinden sonra buranın kontrolünün kimde olacağı konusundaki tartışmalar ise sürüyor. İşgal devleti bu kapıdan Gazze'ye silah sokulabileceğinden korktuğundan ya yine kendi kontrolünde kalmasını ya da Mısır tarafından sıkı bir denetim altında tutulmasını istiyor.

Hava yoluyla bağlantı kurulması için Gazze havaalanı inşa edildi. Bu havaalanı Rafah'ın güney doğusunda Mısır sınırıyla 1948'de işgal edilmiş bölge sınırının kesişme noktasının yukarı tarafında her iki sınıra da yakın bir yerde yer almaktadır. Havaalanı hizmetleri işgal devletinin engellemeleri sebebiyle ağır aksak yürümekte, zaman zaman da işgal devletinin kuşatmaları sebebiyle ulaşıma kapatılmaktadır.

Akdeniz'e kıyısının olmasına rağmen deniz yoluyla ulaşım işgal devleti tarafından engelleniyor.

1948'de işgal edilmiş bölgeyle irtibatı birkaç noktadan giriş kapıları vasıtasıyla sağlanıyor. Giriş kapıları uygulaması daha önce de belirttiğimiz üzere özerk yönetimin kurulmasından sonra getirildi. Daha önce iki bölge arasında sınır engellemeleri bulunmuyordu.

Şimdi iki bölge arasındaki geçişlerde kullanılan altı geçiş kapısı bulunuyor. Bunlar kuzeydeki İli Sinay ve Erez, doğudaki Tihal Uz, Karni ve Kosofim ve güneydoğudaki Sofa kapılarıdır. Bunlardan bazıları sadece işgalci güçler tarafından askeri amaçla veya yerleşimcilerin geçmesi için bazıları da hem Filistinlilerin hem de işgalcilerin geçmesi için kullanılmaktadır.

Gazze'deki Şehirler

Bölgenin en büyük ve merkezi şehri Gazze'dir. Nüfus ve büyüklük bakımından ikinci sırada gelen şehir ise güneydeki Rafah'tır. Diğer önemli şehirleri ve kasabaları ise şunlardır: Kuzeydeki Beytu Lâhiyâ, kuzeydoğudaki Beytu Hanûn, orta bölgedeki el-Bureyc, yine ortalarda Akdeniz kıyısına yakın bölgedeki Deyru'l-Belah, güneyde Rafah'ın yukarı tarafında bulunan Han Yunus ve bu şehrin doğusunda bulunan Eysân.

Yahudi Yerleşimi

İsrail işgal devletinin Gazze bölgesine yahudi yerleşim merkezleri inşa etmesi 1967 Haziran savaşında gerçekleşen işgalden sonra başladı. Ancak bölgeye inşa edilen yerleşim merkezleri hakkında bilgi vermeden önce şunu özellikle ifade edelim ki işgalci siyonist devletin bu bölgeye yerleşim merkezleri inşa etmesinin öncelikli ve belki de tek amacı bölgeyi askeri yönden kontrol etmekti. İşgal devleti yahudi yerleşim merkezlerini orada işgalci asker bulundurmaya gerekçe oluşturmak amacıyla inşa etti. İşgal devleti özellikle Akdeniz kıyısını, bölgenin kuzey hududunu ve Mısır sınırını sıkı denetim altında tutabilmek için oralarda asker bulundurmak istiyordu. Bu amaçla da bilhassa kıyı boyunca birçok yerleşim merkezi inşa etmiştir.

İşgal devletinin söz konusu yerleşim merkezlerini inşa etmesinin tamamen askeri amaçlara yönelik olduğunu gösteren birçok nokta bulunmaktadır.

Birinci olarak: Bu bölgede inşa edilen yerleşim merkezlerinin birçoğuna sembolik sayıda yerleşimci iskân edilmiştir. Bunun amacı belli noktalarda asker bulundurmak için yerleşimcileri gerekçe olarak kullanmaktı. İskân konusunda böyle bir politika izlenmesi sebebiyle bölgedeki tüm yerleşim merkezlerindeki yahudi yerleşimcilerin sayısı toplam 8500 kişiyi buluyordu. Bunların önemli bir kısmı merkezi noktalara yerleştirilmişlerdi. Diğer yerleşim noktalarında birkaç yüzü geçmeyen sembolik sayıda yerleşimci bulunduruluyordu. Oysa bu birkaç yüz kişi için oldukça geniş arazilere el konulmuştu ki bu konuda inşallah ileride bilgi vereceğiz.

İkinci olarak: Yerleşim merkezleri Akdeniz kıyısına yakın yerlerde, Mısır'la Gazze'nin irtibatını sağlayan Rafah bölgesinde ve bölgenin kuzeyinde 1948'de işgal edilmiş bölgeyle irtibatı sağlayan sınır şeridinde stratejik noktalara inşa edilmişti. Bu noktaların seçilmesi söz konusu yerleşim birimlerinin tamamen askeri amaçla inşa edildiğini ortaya koyuyordu.

Üçüncü olarak: Söz konusu yerleşim merkezlerini himaye iddiasıyla işgal devleti oraların çevrelerinde ve oralarla bağlantıyı sağlayan çevre yollarında, yerleşimci sayısının en az üç katı kadar asker bulunduruyordu. Bazen bu sayı yerleşimci sayısının beş katına kadar da çıkabiliyordu. Böyle bir uygulamanın ekonomik yönden izahı mümkün değildir. Bunu ancak askeri stratejiyle izah etmek mümkün olabilir.

Gazze'deki Yahudi Yerleşim Merkezleri

İşgalci siyonist devletin Gazze bölgesine ilk inşa ettiği yahudi yerleşim merkezi Erez bölgesine kurulan yerleşim merkezidir. 1968'de inşa edilen bu yerleşim merkezinin kurulmasının amacı Gazze'nin kuzey hududunun askeri yönden kontrol altına alınması için gerekçe oluşturulmasıydı. İşgal devleti açısından burası 1948'de işgal edilmiş bölgeyle Gazze arasında bağlantıyı sağlayan araba yolunun yakın murakabeye alınması ve geçişlerin askeri yönden kontrol edilmesi için önemliydi. İşgal devleti söz konusu geçiş noktasının Gazze cihetinde bir kontrol noktası inşa etmek için gerekçe oluşturma amacıyla bu yola başvurmuştu. Buraya inşa edilen yahudi yerleşim merkezinin Akdeniz kıyısına mesafesi de 6 km idi. Erez bugün de Gazze ile "İsrail" olarak gösterilen bölge arasında geçiş kapısının olduğu yerdir. Burası aynı zamanda Gazze bölgesinin önemli ticaret ve sanayi kuruluşlarının bulunduğu yerdir.

Gazze'nin kuzey sınırına inşa edilen ikinci yahudi yerleşim merkezi 1982'de inşa edilen Nisanit yerleşim merkezidir. İşgalci siyonist devlet daha önce Sina yarımadasına kurulmuş olan yahudi yerleşim merkezlerinden Camp David Anlaşması gereği çıkarılan yerleşimcileri buraya iskân etti. Bu yerleşim merkezi de Erez sınır kapısının yakınındadır. Bu yerleşim merkezinde ikamet eden yerleşimci ailelerin sayısı son olarak 160'a fertlerin sayısı da 550'ye çıkmıştı.

Kuzey sınırına kurulan üçüncü yahudi yerleşim merkezi 1983'te inşa edilen İli Sinay yerleşim merkezidir. Buraya da Sina'dan çıkarılan yerleşimciler iskân edildi. Bu yerleşim merkezi tarımsal açıdan oldukça güzel ve verimli bir arazinin üzerine kurularak o topraklardan yararlanan birçok Filistinli aile mahrum edildi. Burası aynı zamanda Gazze'nin Akdeniz kıyısının "İsrail" olarak gösterilen bölgeyle buluştuğu son derece stratejik bir noktaya inşa edilmiştir. 763 dönüm arazinin gasp edilmesi yoluyla inşa edilen İli Sinay'da önceleri 30-40 yerleşimci aile ikamet ediyordu. Şaron'un başbakanlığa geçmesinden sonra buraya iskân edilen aile sayısı 60'a fert sayısı da 300'e çıktı.

Kuzeye inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerinden biri de Dogit yerleşim merkezidir. Burası Akdeniz kıyısına bir km mesafede ve İli Sinay'ın hemen güneyinde bulunmaktadır.

Bu saydığımız dört yerleşim merkezi arasında doğrudan irtibatı sağlayan ve Filistinlilerin kullanmalarının yasak olduğu dâhili bağlantı yolları bulunuyor. Bu dâhili bağlantı yollarının aynı zamanda İsrail işgal devletiyle doğrudan bağlantısını sağlayan bir çıkışı bulunmaktadır ki buranın da Filistinliler tarafından kullanılması yasaktır.

Bu dört yerleşim merkezi kuruluşlarından itibaren sürekli işgal güçleri tarafından birer askeri üs olarak kullanılmıştır. İşgal devleti kuzeydeki Beytu Lahiyâ ile Beytu Hanûn şehirlerine ve Cibaliyâ mülteci kampına yönelik askeri saldırılarında, zikredilen yahudi yerleşim merkezlerini birer hareket noktası olarak kullanmıştır. Bu uygulaması da işgal devletinin söz konusu yerleşim merkezlerini kesinlikle sivil amaçla değil tamamen askeri ve stratejik amaçla inşa ettiğini gözler önüne sermektedir. Akdeniz kıyısına veya yakınına inşa edilen Dogit ve İli Sinay yerleşim merkezleri aynı zamanda Filistinlilerin kıyıyı kullanmalarının, buralarda balıkçılık yapmalarının engellenmesi için değerlendirilmiştir. İşgal devleti güvenlik gerekçesine başvurarak söz konusu yerleşim merkezlerinin önünde kıyı şeridine askerler yerleştirerek Filistinlileri buralara yaklaştırmadı.

İşgal devletinin Gazze bölgesine inşa ettiği önemli yahudi yerleşim merkezlerinden biri de Goş Katif'tir. Bu yerleşim merkezi bölgenin güney kesiminde Deyru'l-Belah şehrinin güneyine inşa edilmiştir. Goş Katif 12 yerleşim merkezinden oluşan bir grup şeklinde inşa edilmiştir ve Gazze'deki en geniş yerleşim alanını oluşturur. Goş Katif grubuna giren yerleşim merkezlerinden bazıları Han Yunus vilayeti sınırları içinde yer alır. Bu gruba giren yerleşim merkezlerinin ilki 1973'te inşa edildi. İşgal devleti bu bölgeye bazı fabrikalar ve atölyeler de inşa etti. Goş Katif grubuna giren yerleşim birimleri de Akdeniz kıyısına yakın bölgelerdedir ve işgal devleti bu yerleşim merkezlerini gerekçe göstererek kıyının orta kesimlerini askeri yönden kontrol altında tutmaktadır.

Güneydeki yerleşim merkezlerinden biri de Jani Tal'dır. Burada önemli ticari merkezler ve sosyal kurumlar da inşa edildi.

Jani Tal'ın hemen güneyinde Han Yunus ile Rafah arasında Nefiye Dekâlim yahudi yerleşim merkezi bulunmaktadır. Siyonist devletin Gazze'deki askeri kuvvetlerinin genel komutanlığı da burada yer almaktadır.

Nefiye Dekâlim'in hizasında Akdeniz kıyısına, Kefâr Yam yahudi yerleşim merkezi inşa edilmiş ve buraya çok az sayıda yerleşimci iskân edilmiştir. Buranın inşa edilmesinin amacı Nefiye Dekâlim'in Akdeniz'e açılan cephesindeki kıyı şeridini askeri yönden kontrol altına almaktı.

Aynı mıntıkaya inşa edilen bir diğer yerleşim merkezi 1979'da kurulmuş olan Jadeed yerleşim merkezidir. Burada sadece 40 aile ve 250 yerleşimci ikamet ediyordu.

Jadeed'in yakınına inşa edilen bir yerleşim merkezi de yine Akdeniz kıyısında yer alan Jan Or yerleşim merkezidir. Buraya da 74 aile iskân edilmişti.

Yerleşim merkezlerinin bir kısmı da Mısır sınırı boyunca ve bu sınırın askeri yönden sıkı denetim altına alınması amacıyla inşa edilmiştir. Bunların da sadece isimlerini vermekle yetineceğiz: Bedolah, Beni Atsamona, Beat Sediye (Akdeniz kıyısı ile Mısır sınırının kesişme noktasında yer alır), Rafih Yam.

Bu saydığımız yerleşim merkezleri de Goş Katif grubuna giren yerleşim merkezleriyle bağlantılıdır. Bunlar arasında da kuzeydekiler gibi dâhili bağlantı yolları vardır ve bu yolların Filistinliler tarafından kullanılması yasaktır. Bu yolların da kuzeyde olduğu gibi "İsrail" olarak gösterilen bölgeye doğrudan giriş bağlantısı bulunmaktadır ve bu girişin de Filistinliler tarafından kullanılması yasaktır.

Bu saydıklarımız görüldüğü gibi, iç bağlantı yollarıyla birbirine bağlanmış, grup halindeki yerleşim merkezlerinden oluşmaktadır. Bunların dışında ayrıca üç adet müstakil yerleşim merkezi bulunmaktadır.

Müstakil yerleşim merkezlerinin başında Gazze'nin orta kesimlerinde Gazze şehri yakınında inşa edilmiş olan Netzarim yerleşim merkezi gelir. 1972'de inşa edilmiş olan Netzarim yerleşim merkezi tamamen askeri ve stratejik amaçla kurulmuştur. Bu yerleşim merkeziyle Gazze bölgesinin ortadan ikiye ayrılması hedeflenmiştir. Çünkü Netzarim tam orta bölgede Akdeniz kıyısında inşa edilmiş ve buranın "İsrail" olarak gösterilen bölgeyle doğrudan bağlantısının sağlanması amacıyla bir çevre yolu inşa edilmiştir. Bu çevre yolu bölgeyi ortadan ikiye ayırmaktadır. İşgal devleti bu yolun Filistinliler tarafından kullanılmasına engel oluyor. Kuzeyle güney arasındaki irtibat ise bu yolu kesen noktalardan sağlanabilmektedir. İşte o noktalar da askeri teftiş noktaları olarak değerlendirilmekte ve işgalci güçler oralardan geçmek isteyen araçları durdurarak kontrol etmektedirler. İşgalciler bazen bu noktaları tamamen ulaşıma kapatarak kuzeyle güney arasındaki irtibatı bütünüyle kesmektedirler.

Müstakil olarak inşa edilen bir diğer yerleşim merkezi ise güney kesime düşen ama ortalara yakın bir noktada yer alan Kefar Darom yerleşim merkezidir. İşgal devleti burayı da Gazze bölgesinin çevre yollarını ve bağlantılarını teftiş amacıyla değerlendirmektedir.

Üçüncü müstakil yerleşim merkezi ise güneyde ama Rafah ile Gazze şehrini birbirine bağlayan yolun hemen doğusunda inşa edilmiş olan Moraj yahudi yerleşim merkezidir. İşgal devleti burayı da söz konusu ana yolu sıkı denetim altında tutmak amacıyla değerlendirmektedir.

Yerleşim Merkezlerinin Alanı

Buraya kadar Gazze bölgesine inşa edilen yahudi yerleşim merkezleri hakkında genel ve özet bilgiler verdik. Bu merkezlerin kurulduğu noktalar ve kullanılış tarzları ile ilgili bilgiler bizim daha önce dikkat çektiğimiz hususları yani söz konusu merkezlerin tamamen askeri ve stratejik amaçla kullanıldığı gerçeğini teyid eden bilgiler oldu. Sizi asıl şaşkına çevirecek olan bilgiler ise bu yerleşim merkezleri için gasp edilen arazilerle ilgili rakamlar olacaktır.

Evet, sadece 8500 yahudi yerleşimcinin iskân edildiği yerleşim merkezlerinin inşası ve buralara tahsis edilen tarım arazilerinin miktarı toplam 155 km2'yi bulmuştur. Yani toplam yüzölçümü 363 km2'yi bulan Gazze'nin tümünün % 42,7'si. Düşünün ki bir milyon kişiye % 57,3; 8500 kişiye % 42,7.

Şimdi bölgedeki nüfus yoğunluğuyla ilgili rakamları bir kez daha gözden geçirelim:

Gazze'nin toplam yüzölçümü: 363 km2.

Genel nüfusa göre yoğunluk: Km2 başına 2755

Yahudi yerleşimcilerin sayısı: 8500

Yahudi yerleşimciler için gasp edilen arazi: 155 km2

Gasp edilen arazilerde bir kişiye düşen toprak miktarı: 18 bin 235 m2.

Filistinlilere bırakılan toprak miktarı: 208 km2

Filistinlilere kalan bölgede kişi başına düşen toprak miktarı: 208 m2

Yerleşimciler için tahsis edilen topraklar çıkarıldıktan sonra kalan bölgede nüfus yoğunluğu: km2 başına 4807 (Türkiye'dekinin 53 katı)

Bir yahudi yerleşimciye düşen toprak miktarı, o toprakların, o vatanın asıl sahibi durumundaki Filistinliye düşen toprak miktarının tam 88 katı.

Filistinliler Toprak mı Sattılar?

Şimdi düşünelim, Filistinliler o toprakları işgalci yerleşimcilere kendileri mi sattılar? Kendi elleriyle yurtlarını satıp da kendilerini 60 m2'lik barınaklarda barınmaya mahkûm mu ettiler? Eğer ki Filistinliler topraklarını satmış olsalardı siyonistler bugün parasını ödeyip aldıkları arazilerden çekilirler miydi? Onlar parasını verdikten sonra bitlerini bile bırakıp gitmezler. Bakın bugün o topraklara inşa etmiş oldukları evlerini bile Filistinlilere bırakmıyor, oraları tamamen yerle bir edip öyle çekiliyorlar.

Direnmek Mağdurların Hakları Değil mi?

Yukarıdaki rakamları bir de orada verilen mücadele ile irtibatlandırarak düşünün. Kim öz yurdunun bu şekilde gasp edilmesine ve kirletilmesine razı olur acaba? Düşünün ki birileri geliyor, hiç hakları olmadan sizin yurtlarınıza yerleşiyorlar. Sizin yurdunuzda onlara tahsis edilen toprak miktarı size bırakılanla kıyaslandığında korkunç bir rakam karşınıza çıkıyor. Sizin yurdunuzdan zorla ve askeri güç kullanılması yoluyla gasp edilen arazilere yerleşenlere size düşenin 88 katı miktarında toprak düşüyor. Böyle bir ortamda gasıp işgalcileri çıkarmak için verilen mücadele kesinlikle bir terör değil kutsal bir mücadeledir. Allah'ın rızası gözetildiği takdirde, bu kutsal mücadelede hayatını kaybetmek de şehadettir.

Yerleşimciler Siviller midir?

Filistin direnişiyle ilgili olarak en çok gündeme getirilen hususlardan biri "siviller" konusudur. Hırsızın hiç suçu yokmuş gibi işgalci devletin uygulamaları sorgulanmazken Filistin direnişi sürekli sorgulanıyor. Direnişçilerin gasp edilen topraklarına haksız bir şekilde yerleşen sözde sivilleri oradan çıkarmak amacıyla yürüttükleri mücadeleyle ilgili tenkitlerde sürekli "siviller" konusu gündeme getiriliyor. Oysa buraya kadar verdiğimiz bilgiler "siviller" diye Filistin topraklarına yerleştirilenlerin gerçekte, işgalin devamı için kullanılan stratejik unsur olduklarını göstermektedir. "Siviller" diye oralara yerleştirilen yerleşimciler kendilerinin ne amaçla oraya getirildiklerini ve kendilerine peşkeş çekilen toprakların asıl sahiplerinden ne gibi yollarla gasp edildiğini çok iyi biliyorlar.

Bu konuda birinci olarak şunu özellikle bilelim ki "siviller" diye yerleşim merkezlerine iskân edilenler yapılan haksızlık ve zulümde daha büyük bir pay sahibidirler. Çünkü askerlerin birçoğu "görev" zorlamasıyla o kıyafete girerken "siviller" olarak nitelendirilenler kendi istekleriyle ve bütün haksızlıklardan haberdar bir şekilde oralara yerleşmekte, zulme ve haksızlığa ortak olmaktadırlar.

İkinci olarak, "sivil" diye nitelendirilenlerin sadece kıyafetleri sivildir. Onlar da askerler gibi silahlıdırlar ve saldırılara iştirak etmektedirler.

Üçüncü olarak, burada bir işgal ve gasp olayı söz konusudur. Filistinliler o insanların yurtlarına girmiş değiller. Yurtlarına giren gasp edicilerle mücadele etmektedirler. Ortada bir gasp ve işgal hadisesi var. Bu işgale ortak olmak suça da ortak olmak anlamına gelir. Kıyafet farklılığı bu suç ortaklığını ortadan kaldırmaz.

Dördüncü olarak, Filistinliler yurtlarını işgalden ve gasptan kurtarmak için gasp edicilerin ve işgalcilerin tümüne karşı savaşmak zorundadırlar. Şartlar bunu gerektiriyor. Çünkü düşmanları sivilleriyle askerleriyle topyekûn bir savaş yürütmektediir.

vahdet.info.tr

Diğer Haberler