Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Dünyada ilk defa robot yapan Cizreli bir alim

Dünyada ilk defa robot yapan Cizreli bir alim

31 Ağustos 2012 Cuma 02:20
Cizre’ye gidip görenler bilir. Hz. Nuh (a.s)’ın türbe ve külliyesinin avlusunda, siyah taşlı, mütevazı bir mezar vardır. Bu mezar, eğer Avrupa`da olsa, en az Albert Einstein kadar değer verilecek olan önemli bir şahsa aittir.

Cizre’ye gidip görenler bilir. Hz. Nuh (a.s)’ın türbe ve külliyesinin avlusunda, siyah taşlı, mütevazı bir mezar vardır. Bu mezar, eğer Avrupa`da olsa, en az Albert Einstein kadar değer verilecek olan önemli bir şahsa aittir. Çünkü bu kişi 13. yüzyılda otomatik makineler, robotvari insanlar yapıp çalıştırabilmiştir.

Evet, Ebu’l-İzz el-Cezeri’den bahsediyoruz. İlim dünyasında kısa adı el-Cezeri olarak bilinen, uzun künyesi Bediuzzaman Ebu’l-İzz İbn İsmail İbnü’r-Rezzaz el-Cezeri olan bu zat, İslam Medeniyetinin önemli gelişme sahalarından olan bir Kürt beldesinde, Cizre’de doğdu. Bu gün Şırnak ili sınırları içinde olan Cizre, daha pek çok edibin, şairin, ilim adamının yetiştiği bir yer olma vasfı ile tarihteki mümtaz yerini almıştır.

Ebu’l-İzz el-Cezeri, Müslümanların geri kalmışlıkla suçlandığı bir alanda, zamanına göre çok yüksek sayılabilecek eserler ortaya koymuş. Su saatleri, otomatlar, su kaldırma düzenleri, fıskiyeler, şifreli anahtar, şerbet sunan robotlar icat eden bu alimin hayatı hakkında maalesef fazlaca bir bilgi sahibi değiliz. Bilinen en önemli bilgi; Cizre’li oluşu ve buradan gidip, Hısna Keyfa (Hasankeyf) ve Amid’te (Diyarbekir, Diyarbakır), Artuklu Sarayında başmühendis (Reisu’l-Amal) olarak çalışmasıdır.

Yaptığı aletleri ebedileştirmesini ve bu hususta bir kitap yazmasını isteyen Artuklu hükümdarını geri çevirmeyen el-Cezeri; “El-Cami Beynel İlm ve’l-Amel en-Nafi fi Sınaat el-Hiyel” adlı eserini yazdı. Makinelerin çalışmasında yararlı bilgiler ortaya koyan Cezeri, bu makinelerin çalışma tekniklerini yazdığı gibi, çizdiği resimlerle de plan ve krokilerini şekillendirdi. Bu kitap, Rönesans öncesi zamandan günümüze kalan en önemli mühendislik dokümanıdır. En küçük parçasından bütününe dek makinelerin kurgulanması için teknik ölçü ve bilgileri içermektedir. Kitabın en önemli yanı da daha sonra konu ile ilgilenenlerin kurgulayabileceği şekilde başarıyla açıklanmış olmasıdır. Yani günümüz bilim adamları, Cezeri’nin yapmış olduğu makineleri, O’nun kitabındaki tarife göre yapıp, başarıyla pratize etmektedirler. Kitap, İstanbul Topkapı Sarayı III. Ahmet kitaplığında 3472 numarada kayıtlıdır. Ayrıca bazı yazmaları Dublin Chester Beaty Library, Oxford Bodlien Library ve Leiden Library, Paris Bibliotheque National’de bulunduğu bilinmektedir.

El-Cezeri, kitabının önsözünde bilimsel kişiliği ve felsefesi ile ilgili ipuçları vermektedir: “ ….Benden önce gelen ilim adamlarının kitaplarını ve onların izinden gidenlerin çalışmalarını inceledim. Pnömatik (hava basıncı ile çalışan otomasyon makineleri) olaylarla ilgili mekanik hareketlerin nedenlerini, su ile çalışan düzenleri, saat türlerini ve cisimlerin nasıl hareket ettirildiğini konu edinen kitapları okudum. Yer ve gök ile ilgili problemleri konu edinen yazılar üzerine düşündüm ve bunlara ait sanatlarla uğraşmaya başladım. Bir müddet sonra başkalarının yaptıklarını taklit etmekten vazgeçerek problemlere kendi gözümle bakmaya başladım. Kendi bilgisi ile hareket eden bir kimsenin gittiği yolu takip ettim.

Bu ince ve zor yolda ilerlemek için ısrarla uğraşmaya başlayınca, bu bilimlerde önemli mesafeler kat ettim. Sonra kendime ve yaptıklarıma şüphe ile bakmaya başladım. Bilimlerin çeşitli yönlerini keşfetmek için bana yardım kolları uzandı. Zamanın hükümdar ve filozoflarından yardım gördüm, çalışmalarımın meyvelerini toplama mutluluğuna eriştim. Böylece azim ve gayretimi kamçılayarak düşüncelerimi yoğunlaştırdım ve bu yönde elimden gelen her şeyi yapmaya çalıştım. Geçmişin bilim adamları ve düşünürleri çok sayıda düzen ve problemden bahsetmiş, bunların tümünü gerçekleştirmeye fırsat bulamamış ve bu düzenleri kontrol edecek yöntemleri geliştirememiştir. Uygulamaya dönüştürülmeyen her tekniğin doğru ile yanlış arasında kaldığını anladım. Benden önce gelenlerin dağınık bir şekilde anlattıklarını sınıflandırdım ve temellerini inceledim. Böylece izlenmesi kolay teknikler belirledim. Bu işte zorluklarla karşılaştım ve emeklerimin rüzgarın savurduğu şeyler gibi heba olmasından, çalışmalarımın gündüzün geceyi silmesi gibi yok etmesinden korktum. Öğrenmek isteyenlerin isteklerine uyarak, içimde, yaptıklarımın yayılması arzusu doğdu ve arkamda bir eser bırakma isteği belirdi. Sonra sözü geçen bir tenkitçinin yanlışlarımı bulacağından korktum ve kararımdan vazgeçtim. 570’ten (1174) beri yirmibeş senedir önce babası, sonra ağabeğinin hizmetinde bulunduğum Salih hükümdar Artukoğulları’ndan Diyarbekir Meliki Ebü’l-Feth Mahmud b. Karaaslan’a yaptıklarımı ilettim. Bana bakarak yapmayı tasarladığım şeyleri düşündü, gizlemek istediğim şeyleri yerinde görüşleri ile keşfetti ve yaptıklarımın kıymetini anlayarak: “Eşi olmayan planlar yaptın, onları gerçekleştirdin. Kendini bu kadar yorduğun ve temelini attığın şeyleri kaybetme. Senin fikirlerini, çizimlerini ve projelerini kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum” dedi. Bu emrin dışına çıkamayacağımı anlayınca bütün gayretimle bu kitabı yazdım.

Bu kitapta bazı eksiklikler giderilmekte, yöntemler tasnif edilmekte ve keşfedilen yeni düzenler verilmektedir. Bu yönde başka bir eserin bulunduğunu zannetmiyorum. Bu hususu konuyu bilenlerin insafına bırakıyorum. Karara varırken, bazı kişilerin belirli işleri daha kolay yapabilecek yaratılışta oldukları unutulmamalıdır. Herkes bildiği şeyleri başkalarına iletmekle yükümlüdür. Hiç kimse faydalı olabilecek bilgileri başkasından esirgemeyeceği gibi yapabileceğinden daha fazlasından sorumlu tutulamaz. Kitapta elli düzen anlatılmaktadır. Bunları altı bölümde topladım. Etraflı ele alarak nitelik ve niceliklerini anlattım. Benden önce gelenlerin kullandığı yabancı terimleri açıkladığım şekilde kullandım. Zaten bu gün de bunlar kullanılmaktadır. Bundan başka gerektiğinde yeni terimler kullandım. Çünkü her çağın kendine göre bir dili vardır ve her ilim topluluğunun kendi aralarında bilinen, kendilerince alışılagelen ve yürürlükte olan bir ifade tarzı vardır. Her düzene ait bir şekil çizdim. Şekillerin kolay anlaşılması için onları harflerle belirttim ve bu harflerin ne anlama geldiğini açıkladım….”

Yukarıda Ebu’l-İzz’in kendi eserine yazdığı önsözde kendisinin düşünce dünyası, zamanı ve yaptığı işin önemini anlayabiliriz.

Kendisinin de belirttiği gibi eser 6 bölüme ayrılmıştır. Bunlar:

Su ve mum saatleri (10 Bölüm)

Şerbet meclislerinde kullanılan kaplar (10 Bölüm)

İbrikdarlık yapan ve kan toplamaya yarayan hacamat kapları (10 Bölüm)

Fıskiyeler ve müzik otomotları (10 Bölüm)

Kuyu ya da akarsulardan su kaldırmaya yarayan düzenekler (5 Bölüm)

Birbirleriyle ilişkisi bulunmayan düzenler (5 Bölüm)

Ayrıntıları bir bir anlatılan ve uygulandıklarında bugün de çalışan eserlerden bazıları şunlardır:

Müzisyenli Su saati

Yazıcılı Mum Saati

Kayık Şeklindeki Müzik Otomatı

Bardağını Dolduran ve İçen Robot

Birbirlerine karşılıklı Şerbet Sunan İki Robot

Batar Çalar Su saati

Buna benzer 50 düzeneğin anlatıldığı eseri bize tanıtan maalesef müsteşrikler olmuştur. E. Wiedmann (1852-1928) ve yardımcısı F. Hauser, Erlangen Üniversitesi’nde bazı Cezeri düzenlerinin çalışan modelini gerçekleştirmişlerdir. Weidmann eseri Almanca’ya çevirmiştir. Donald Hill, eserin Oxford yazmalarını temel alarak eseri İngilizce’ye çevirmiş ve su saatlerinden birini hakiki boyutlarda pratize etmiştir. Bu saat 1976 Londra İslam Festivali süresince, Science Müzesinde çalışır olarak sergilenmiştir. Türkiye’de 1981 yılında Kazım Çeçen, başka bir su saatini gerçek boyutlarda uygulamış ve eseri İstanbul Teknik Üniversitesinde düzenlenen I. Uluslararası Türk İslam Bilim ve Teknoloji Tarih Sempozyumu’nda sergilemiştir.  Dünya ilim alemince Cezeri’nin eseri, makine, kontrol ve sistem mühendisliği, otomasyon ve robot teknolojisinin gelişimi yönünden önemi anlaşılmış olmakla beraber, Müslüman Kürt halkı tarafından , bu hemşehrileri pek tanınmamaktadır.

Tabi ki bizim açımızdan Cezeri’nin en önemli yönü; bilimi amale yani işe dönüştürebilmesidir. Eğer İslam Medreselerinde konu yeterince işlenseydi, Müslümanlar teknolojik olarak bu gün Batı’nın ilerisinde olabilirdi.

Bu düzeyde bir bilim adamının İslam Alemine etki etmemesi düşünülemez. Tiflisli Hubeyş b. İbrahim ve Ebu’l-İzz el-Cezeri gibi alimlerin eserleri Anadolu’da sanat ve zenaatçılığın gelişmesine ve dolayısıyla İslami bir üretim teşkilatı olan Ahi ve Bacı teşkilatlarının doğmasına vesile olmuştur. Anadolu Selçuklu Devletinin en esaslı bu kuruluşları, tüm tarihçilerce Osmanlı Devletini kuran 4 ana unsurun ikisini teşkil ettiği söylenmektedir.

Bizce en önemli ve kendisini çağlar üstü bir konuma taşıyan felsefesini özetleyen sözü şudur:

“Uygulamaya Dönüşmeyen Bilim, Doğru İle Yanlış Arasında Bir Yerdedir.”

KAYNAKLAR: *Yavuz Unat, “Artuklular Döneminde Bir Türk Mühendis; Cezeri”, I. Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu Bildirileri  *Atilla Bir, “Cizre’li Bilgin Ebu’l-İzz’in Mekanik Düzenekleri”, Hz. Nuh’tan Günümüze Cizre Sempozyumu,  *Mehmet Çayırdağ, “Ebu’l-İzz Cezeri’nin Hayatı ve Yaşadığı Devir”, Ebu’l-İzz el Cezeri Sibernetik Biliminin Öncüsü.  *Abdullah Uzun, Cizreli Ebu’l-İzz ve Otomatik Makineleri.  *Zeki Tez, Bilim ve Teknikte Ortaçağ Müslümanları  *Mikail Bayram, “Türkiye Selçukluları Döneminde Bilimsel Ortam ve Ahiliğin Doğuşuna Etkisi”, Türkiye Selçukluları Üzerinde Araştırmalar

Mehmet Emin Özmen / Doğruhaber

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları