Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Erbil’le Federasyona Gidilmeli

Erbil’le Federasyona Gidilmeli

23 Ağustos 2010 Pazartesi 12:11
HADEP Eski Genel Başkanı Murat Bozlak; "Ankara, Erbil’le Federasyona Gitmeli" dedi.
Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nce 2002 yılında kapatılan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) eski Genel Başkanı Murat Bozlak, Kürt sorununun demokratikleşmeyle değil, Kürtler'in ulusal demokratik haklarının tanınmasıyla çözülebileceğini söyledi.

Bunun için Kürt kimliğinin tanınması, Kürtçe'nin resmi dil olması ve Kürtler'in kendi kendilerini yönetmelerinin sağlanması gerektiğini kaydeden Bozlak, “demokratik özerklik” projesinin kalıcı bir çözüm getiremeyeceğini ifade etti.

Kürdistan Bölgesi'nin Türkiye'deki Kürtler'le birlikte Ankara ile federasyon kurması önerisinde bulunan Bozlak, böyle bir federal sistemin Kürt sorununu çözeceğini ve Türkiye'yi Ortadoğu'nun en güçlü devleti yapacağını söyledi.

Bozlak, 12 Eylül'de yapılacak referandumda BDP'nin boykot kararına uyacağını belirterek, “Eğer sandık başına gitseydim 'evet' derdim. Ben partide yetkili olsaydım, bunu tartışmaya açardım” dedi.

Murat Bozlak, AKnews'in Kürt sorunu ve referanduma ilişkin sorularını yanıtladı.

Sayın Bozlak, 12 Eylül'de Anayasa değişikliğine ilişkin bir referandum yapılacak. BDP referandumu boykot edeceğini açıkladı, sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Kürtler anayasa değişikliği konusunda kendi sorunlarına çözüm getirme noktasında bir beklenti içindeydi. Bu anayasa değişikliği 12 Eylül anayasasını kısmen de olsa demokratikleştirilmesi noktasından hareketle yapılan bir değişiklik. Yani Kürt sorununun çözümünü getirecek bir anayasa değişikliği gündeme gelmedi. Bu nedenle Kürtler'in beklentilerine bu anayasa değişikliği cevap veremiyor, veremeyince de BDP boykot kararı aldı.

Sizin bu konudaki tutumunuz nedir?

Anayasa değişikliği Kürt sorununun çözümü için bir şey getirmiyor. Sadece 12 Eylül anayasasının kimi maddelerini daha demokratik hale getiriyor. Kürtler'in şunu bilmesi lazım: Bizim sorunumuza bir çözüm getirmiyor ama en azından 12 Eylül anayasasını biraz daha demokratik hale getiren, parti kapatmayı zorlaştıran, kimi keyfilikleri önleyen bir değişiklik olduğundan ben buna olumlu yaklaşırım. Bireysel olarak böyle düşünüyorum. Eğer sandık başına gitseydim “evet” derdim ama yıllarca partiye başkanlık yapmış bir kişi olarak, arkadaşlarımızın aldığı boykot kararına saygı duyarak sandığa gitmeyeceğim. Ama gitmiş olsam evet oyu kullanırdım. Ben partide yetkili olsaydım, bunu tartışmaya açardım.

Kürt sorununun içinde bulunduğu aşamaya ilişkin neler düşünüyorsunuz?


Kürt sorunu Türkiye'nin demokrasi sorunu değildir, Kürtler'in ulusal demokratik haklarının tanınması sorunudur. Kürtler'in olduğu gibi Türkiye'nin de ulusal sorunudur. Türkiye'nin bu sorunu çözebilmesi için iktidar net olmalıdır. Türkiye'de iktidar sadece hükümetten oluşmuyor, kurumlardan oluşan bir iktidar mekanizması var.

Hangi kurumlardır bunlar?


Örneğin parlamento bir iktidar odağıdır, Genelkurmay önemli bir iktidar odağıdır, Cumhurbaşkanlığı, polis teşkilatı, yargı, YÖK birer iktidar odağıdır. Bunlardan en önemlisi de Anayasa Mahkemesidir ki sahip olduğu yetki diğer odakların hiçbirinde yoktur, mesela iktidar partisini bile feshedebiliyor. Türkiye'de devlet kademesinde ciddi bir iktidar mücadelesi var.

Kimler arasında yaşanıyor bu mücadele?

Bu iktidar mücadelesi siyasal İslamcılarla Kemalistler arasındadır. Kemalistler dediğimiz kesim cumhuriyetin kuruluşundan beri kendilerini ve kendileri gibi düşünenleri devletin gerçek sahipleri olarak görüyorlar. Bu kesimin içerisinde sadece belli bir ideolojiye sahip olanlar değil, İlhan Selçuk'tan tutun Sedat Peker'e kadar uzanan, yani bir taraftan solcu/sosyalist bilinen bir insandan, ülkücü ve baba konumunda olan bir insana, diğer taraftan Yalçın Küçük gibi Med TV'de Kürtlere Kürtçe dersi vermeye kalkan bir zatı görüyoruz. Bu kesimin içinde Mehmet Haberal gibi sağcı biri de, sosyalist olduğunu iddia eden Doğu Perinçek gibiler de var. Yani bu hareketin içerisinde Demirel'in de, Tansu Çiller'in de, Mehmet Ağar'ın da, Baykal'ın da, Karayalçın'ın da olduğunu düşünüyorum. Kendilerini devletin sahibi olarak görüyorlar, dolayısıyla devletin kurumlarına hükmetme hakkını da kendilerinde görüyorlar. Devletin sağladığı nimetleri de kendi aralarında bölüşüyorlar. İktidarı da bugüne kadar kimseye kaptırmadılar. Bu zihniyet 1924'ten beri sürüp geliyor. Zaman zaman darbeler oldu, bu darbeleri yapanlar da Ergenekon davasında gördüğümüz gibi, bu kesimlerle beraberler.

Bunun karşısında da siyasal İslamcılar var…

Evet, bunun karşısında da 1960'dan beri uluslar arası destekle gelen bir İslamcı akım var. Türkiye'de siyasal İslamcılar önce tarikatlar, cemaatler vasıtasıyla sivil toplum dediğimiz çalışmayı çok ciddi şekilde yürüttüler. Bu çalışmalar sonuçta büyük tarikatlara dönüştü. Süleymancılar öğrenci yurtları kurdular, daha sonra Fetullah Gülen hareketi, Nurcular yurtlar kurdular, okullar açtılar, uluslar arası alana yayıldılar. Erbakan Hoca'nın siyasete girmesiyle de siyasi alana girdiler. Milli Nizam Partisi'ni kurdular, Milli Selamet Partisi, akabinde Refah, AKP olarak bugüne geldi. Ta o günlerden beri maddi durumu iyi olmayan zeki çocukları yurtlara aldılar, bunlar tıp fakültesini kazansa bile oradan alıp burs vererek siyasal bilgiler fakültesine gönderdiler.

Niye böyle yapıyorlardı?  


İleride bürokrat olsunlar, vali, kaymakam olsunlar, devlet yönetiminde yer alsınlar diye çekirdek kadrolar yetiştirdiler. İslamcı kesimin bu çalışmasına Oğuzhan Asiltürk İçişleri Bakanlığı döneminde polis teşkilatında büyük kadrolaşmaya giderek katkıda bulundu. Bugün AKP hükümetinin MİT'le, polis teşkilatıyla bir sıkıntı yaşamamasının temelinde Nurcuların ve diğer siyasal İslamcı kesimlerin bu çalışması yatıyor.  Askeriyeye de girmeye çalıştılar, askeriye daha kontrollü olduğu için YAŞ kararlarıyla siyasal İslamcıları dışladı. Siyasal İslamcılar uzun soluklu bu çalışmanın sonucunda AKP'yle parlamento çoğunluğunu sağladılar. AKP hükümeti bu kez iktidarı Kemalist kesimin elinden alma mücadelesine girdi. Ne yaptılar, mesela YÖK'ü aldılar. Daha sonra Cumhurbaşkanlığını da alınca Kemalist kesim ciddi bir atağa geçti. Seçilmiş Cumhurbaşkanlığını, Anayasa Mahkemesinin desteğiyle iptal ettiler. Bu ciddi bir çatışmaydı. Daha sonra seçime gidildi, halk AKP'ye oy verince bu sefer cumhurbaşkanlığını iptal edemeyecek konuma geldiler.

Siz Anayasa Mahkemesi'nin o kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana göre tamamen siyasi bir karardı. Gerçi bizde Anayasa Mahkemesi hep siyasi kararlar verdi, zaten siyasi kararlar vermesi için kurulmuştur. Cumhurbaşkanını seçtikten sonra polis teşkilatında zaten sıkıntı yoktu, AKP MİT'in başına da kendine yakın birini getirdi. Devlet kurumlarındaki iktidar odaklarından çoğunu yanına çekti. Karşısında Genelkurmay ve yargı var, en başta da Anayasa Mahkemesi. Alt mahkemelere inildiği zaman Kemalist kesimin etkisi azdır. Bu çatışma devam ediyor.

Bu iktidar mücadelesi Kürt sorununu nasıl etkiliyor?

Türkiye'nin ulusal meselelerini çözmesi için ya bu iktidar odakları bir araya gelip anlaşacaklar, ya da bu iktidar mücadelesi devam edecek. İktidarı tamamen bir tarafın elde ettiği bir netlik henüz yok. Bu netlik sağlanmadığı sürece de Türkiye başta Kürt meselesi olmak üzere hiçbir ulusal sorununa köklü bir çözüm getiremez. Zaman zaman demokratikleşme adı altında getirilen şeyler de bu meseleleri çözebilmekten çok uzaktır.

Peki sizce, iki kesim arasındaki bu mücadele kimin lehine sonuçlanacak?


Bunda biraz ABD belirleyici olacak. Ülkeler içine kapanarak sorunlarını çözemiyor. Bu bölgede de ABD gibi eli kolu her yere uzanan bir devlet var. Uluslar arası desteği alan kesim bu mücadele sonunda kazanacaktır. Halk desteğine baktığımız zaman bunun AKP lehine, siyasal İslam lehine gerçekleşeceğini düşünüyorum. Kemalistler uzun süre muhafazakar kaldılar, inkarcı oldular, değişime direndiler, bir açılım yapamadılar, halkı da bunalttılar.

Kürtler açısından iktidar değişimi ne ifade ediyor?

Kürtler için önemli olan onlar arasındaki iktidar mücadelesi değil, sorunu kimin çözeceğidir. Kürt meselesini ben çözerim diyen bir irade olmadıkça kimin iktidarı aldığı bir şey ifade etmiyor, Kürtler açısından bir farkları yok.

Bu iki kesim arasındaki mücadele sonuçlanmadan Kürt sorunu çözülemez mi?


Hayır, bu mücadele devam ettikçe Kürt meselesinin çözümünün mümkün olmayacağını düşünüyorum. Zira devlet adına karar verecek iradenin net olması gerekiyor.

PKK'nin 20 Eylül'e kadar ilan ettiği ateşkes hakkında ne düşünüyorsunuz?


Olumludur tabii ki, olumsuz olarak görmek mümkün değildir. Ben silahın, şiddetin sorunlara çözüm getireceğine inanmıyorum. Ama Kürtlerin de artık kendi taleplerinde netleşmesi gerekiyor. Geçmişe dönüp baktığımızda, Birinci Dünya Harbi öncesinde Kürtler'in Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetindeki bölgelerde ve İran'da yaşadığını görüyoruz, Bugünkü Suriye ve Irak devletleri o zaman yoktu. Birinci Dünya Harbinde Osmanlı'nın hükümranlığı altındaki topraklarda yaşayan birçok halk yeni devletler kurdu. 5-6 milyon nüfusu olan halklar Osmanlı İmparatorluğundan kopup devlet kurarken, 40 milyon nüfuslu Kürtler Türkiye, İran ve savaştan sonra kurulan Suriye ile Irak'ın hakimiyeti altına giriyor. Ortadoğu'da Kürtler çok ciddi sıkıntılar çektiler, bir mücadele içerisine girdiler, kahramanlık düzeyinde direnişler gerçekleştirdiler. Geldiğimiz noktada bir gerçeklik var, ABD Irak'a girdi, Saddam despotizmine son verdi, Irak'ın belli bir bölgesini Kürtler'e tahsis etti, Kürtler orada bir federasyon içinde kendilerini yönetir hale geldi. Türkiye'de ise kimi iyileştirmelere rağmen Kürtler hala inkar edilmekte, demokratik hakları tanınmıyor.

Türkiye'de Kürt sorununun demokratikleşmeyle çözülebileceğine dair yaygın bir görüş var. Siz ise Kürt sorununun bir demokrasi sorunu olmadığını söylüyorsunuz, bunu biraz açar mısınız?

Türkiye'nin demokratikleşmesi Kürt meselesinin çözümünün değil tartışılmasını kolaylaştırır. Parti genel başkanıyken Derik'te parti binası önünde toplanan ve “Bijî HADEP” diye slogan atan halkı selamlarken “Bijî Derikliler” dediğim için hakkımda Kürtçe konuştu diye dava açıldı. Siyasi Partiler Yasasına göre Kürtçe kullanmak yasakmış, sadece bir kelime kullandım diye. Muş'a gittim, parti otobüsünde Kürtçe müzik çaldığı için, engellememişim diye 6 ay hapis cezası verdiler bana. Demokratikleşme işte bu tür insanı susturan, baskı altında tutan ortamın normalleşmesini sağlar.

Nasıl çözülebilir bu sorun?

Kürt meselesi ancak Kürtlerin ulusal haklarının tanınmasıyla çözülür. Burada devlet ne yapmalı gibi bir düşünceden ziyade bana göre Kürtler ne yapmalı mantığıyla hareket etmeliyiz.

Ne yapmalı Kürtler?

ABD Irak'a girmeden önce Türkiye'ye bir proje sundu. Bu Özal projesi diye lanse edilmişti, o dönem ben de parti genel başkanıydım.

Ne öngörüyordu bu proje?


Benim algıladığım özet olarak şuydu: ABD Özal'a diyor ki, Irak'a gir, Musul-Kürkük'ü de dahil et, Kürt bölgesiyle beraber al, Türkiye'yle federasyon kur. Böylece hem kendi meseleni çöz, hem bu bölgenin meselesi çözülsün. Özal'ın “bir koyup üç alacağız” dediği olay buydu. O zaman bir gazeteci bana bu projeyi sormuştu, ben o gün için çok olumlu ve değerlendirilmesi gereken bir proje olduğunu söylemiştim.

Bugün de aynı görüşte misiniz?

Evet, şimdi de aynı görüşteyim. O zaman rahmetli Özal'ın Irak'a girmesine izin verilmedi.

Ordu mu izin vermedi?

Evet, Kemal Yamak ve kimi generaller açıktan rest çektiler. Bu projeyi Türkiye'de bölücüler ve vatan hainleri destekliyor diyorlardı. Bölücüler biz, vatan haini de rahmetli Özal ve onun gibi düşünenlerdi.

Proje o zaman hayata geçirilseydi ne değişirdi?


Bana göre çok farklı bir tablo ortaya çıkacaktı, Kürt meselesi de çözülecekti. Girilmeyince ABD girdi, şimdi farklı bir noktaya gelindi. ABD Kürdistan Federe Devleti'nin bulunduğu bölgeyi kendisi için önemli, kullanılabilir bir arazi olarak görüyor. İsrail'le olan stratejik ilişkisini oradaki Kürtler'le de devam ettireceği inancındayım. İkincisi, ABD'nin oraya geliş amacı sadece Kürtler değildir. Kürt halkını Saddam'dan kurtarmak, Arapları demokrasiye kavuşturmak için gelmedi, kendi çıkarı için geldi. ABD, başkası için tek bir askerini feda etmez, 1 lira masraf yapmaz. Kürt Federe Devleti'nin arazisi son derece kıymetli bir arazidir, hem askeri, hem siyasi açıdan stratejik bir yerdir. ABD Irak'tan çekilecektir ama ben Kürdistan Bölgesi'nden çekileceğine asla ihtimal vermiyorum.

Neden?


Çünkü o arazi kendisine lazım. İkincisi bu araziyi ABD için çok da önemli olmayan bir karşılık mukabilinde elde etmiştir. Kürtler'in istediği özgürlüktür, bu özgürlüğü güvenceye aldığı sürece o toprakları kullanabilir. Bu kötü bir şey midir? Hayır, ben kötü olarak değerlendirmiyorum. Burada Kürtler'in yapması gereken yarın ABD'nin çıkarları değişebilir, yönetim değişebilir. Kürtler kendi özgüçlerini geliştirmeli, buna dayanarak ileriye dönük politikalar yapmalıdır.

Özgüçlerini geliştirebilmek için ne yapmalı Kürtler?


Bana göre PKK, KDP ve Yekiti'nin Kürt halkının ulusal hakları temelinde anlaşması gerekiyor. Bu üç hareket, kendi aralarındaki çelişkilerden dolayı Kürt halkının zarar göreceği konumda olmamalılar, buna hakları olmadığını düşünüyorum. Bir ulusal konferanstan bahsediliyordu, bunun altyapısını derhal oluşturmaları gerekiyor. Güney'deki kazanımların kalıcı olması için ciddi bir statüye bağlanması lazım. Şu anda belli bazı haklar vardır, bir federal, hatta onun da ilerisinde gevşek federasyon diyebileceğimiz her an için bağımsız bir devlete dönüşecek bir yapı var.

Türkiye'de Kürt sorunun çözümü için somut olarak neler yapılmalı?


Türkiye'deki Kürtler'in sorunu kimi demokratik hakların verilmesiyle çözülmez. Birincisi Kürt kimliği tanınmalı. İkincisi, Kürtler bir halk olarak tanınıyorsa bu halkın bir dili var, Kürtçe'nin diğer halkların dilleri gibi hem akademik anlamda, hem de iş sahasında kullanılabilir hale getirilmesi gerekiyor. Bunun için de resmi dil olması gerekiyor, Kürdoloji bölümüyle, bir özel okulla olacak iş değil. Kürtçe eğitim veren bir özel üniversite açtınız, oradan mezun olacak kişi hangi devlet dairesinde çalışacak? Üçüncüsü Kürtler'in kendi kendilerini idare etme haklarının tanınması lazım.

Nasıl bir yöntemle bu sağlanabilir?

Bu ya eyalet sistemiyle ya da federal sistemle olur. Ben şunu düşünüyorum: Türkiye sadece Avrupa Birliği'ne girerek büyüyemez, sadece demokratikleşerek de Kürt sorununu çözemez. Kerkük zaten bir Kürt şehridir, Musul Kürt ve Türkmen nüfusu birleştiğinde Arapları geçecek bir şehirdir. Kerkük ve Musul'da referanduma gidilerek Kürdistan Bölgesi'ne bağlanır. Erbil'in de Bağdat'la değil, Ankara'yla federal sisteme geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da ya Erbil veya Diyarbakır merkezli bir federasyonla olur, ya da bir Erbil eyaleti ve bir Diyarbakır eyaletinin olduğu iki ayrı merkezli bir yapıyla olur. Buna artık Kürtler kendileri karar verir. Bunun yanında Kıbrıs da bir eyalet olmalıdır. İstanbul, Karadeniz bölgesi ve uygun görülen bir kaç bölgede daha Ankara merkezli eyaletler oluşturulabilir.

Tarih içinde de Kürtler ve Türkler hep yakın ilişki içinde olmuşlardır. Yıllardır Genelkurmay'ın bile düşük yoğunluklu dediği bir savaş yaşanıyor ama iki halk karşı karşıya gelmemiştir. Türkler Anadolu'ya geldikleri günden beri Kürtlerle birlikteler. Kürtler ve Türkler halk olarak hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiştir, Ermenilerle savaş olmuştur, Yunanlılarla olmuştur ama Kürt ve Türk halkı savaşmamıştır.

Peki bu proje Türklere ve Kürtlere neler getirecek?

Kürtler açısından baktığımızda bir, Irak ve Türkiye'deki Kürtler bir araya gelince daha büyük bir güç oluştururlar. İki, Ankara Bağdat'tan daha demokrattır, daha gelişmiş bir demokrasiye sahiptir. Üç, Kürtler böyle bir federe sistemde kendi bölgesel parlamentolarını kurarak kendi kendilerini yönetebilirler. Dört, Türkçenin dışında Kürtçe ikinci resmi dil olacak, Kürtlerin talepleri karşılanmış olacak.

Türkiye de Kürt meselesini çözmüş olur, bu kadar can ve mal kaybı son bulur. Kürtlerin bulunduğu bölge petrol yatağıdır, bu petrolden Türkiye de merkezi devlet olarak istifade edecektir. Böyle bir birliktelik Türkiye'yi Ortadoğu'nun en güçlü devleti yapar.

ABD bu projeyi kabul eder mi?

İşte bütün mesele de bu. Amerika'yı Kürtler ikna edebilir. Özellikle KDP ve Yekiti zaten günübirlik ilişki içindeler, eğer ciddi davranırlarsa ikna edebilirler. İkna olmasa dahi Kürt halkı Ankara'yla yapacağı bu federal sistemi dayatabilir, bu taleplerini elde edene kadar dünya kamuoyu nezdinde mücadele edebilir.

Ankara'nın şu anda bu projeye yaklaşımı nasıl?

Onu tam bilmiyorum ama bireysel olarak yavaş yavaş konuşulduğunu tahmin ediyorum.

Barzani ve Talabani nasıl bakıyor?

Onların sıcak bakmaması gerektiğini düşünüyorum. Halk için bir şey yaparsan Erbil'deki Kürt gibi Diyarbakır'daki Kürt de seni destekler. Kürt halkı kendisi için emek veren, bedel ödeyen, sahip çıkan insana sonsuz saygı gösterir. Kimsenin bu konuda kaygısı olmamalı.

PKK bu projeye nasıl bakar?

Ben, olumlu bakması gerektiğini düşünüyorum. PKK ne istiyor, kimliğimizi kabul edin, dilimizi kabul edin, yönetim hakkımızı kabul edin diyor. Bu formül bu taleplerin tümüne cevap veriyor. Ben PKK'nin bu formüle karşı çıkacağına ihtimal vermiyorum.

“Demokratik özerklik” projesini nasıl buluyorsunuz?

Çözüm için bir adımdır ama kesin çözüm olarak ben federatif sistemi görüyorum. “Demokratik özerklik” mevcut duruma göre daha ileridir ama kalıcı çözüm getirmez.

Federasyonun Türkiye'yi böleceğini düşünenler var…

Hayır, bence tam tersine bölünmenin önünü kapatır. Bu bölünme değil, bütünlük, birleşme projesidir.

PORTRE / MURAT BOZLAK

Murat Bozlak 1952 yılında Ankara'nın Şereflikoçhisar ilçesinin Aktaş köyünde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Uzun süre avukatlık yapan Bozlak, Halkın Emek Partisi'nin (HEP) kurucuları arasında yer aldı. HEP kapatılınca Demokrasi Partisi'nin (DEP) kuruluşunda yer aldı, MYK üyeliği, Genel Başkanvekilliği ve Genel Sekreterlik yaptı. DEP'in kapatılmasıyla kurulan Halkın Demokrasi Partisi'nin (HADEP) Genel Başkanlığı'na getirildi. HADEP'in 2002 yılında kapatılmasıyla 5 yıl siyaset yasağı aldı. O tarihten beri aktif siyasete ara verdi. 1994 yılında uğradığı silahlı saldırıda yaralı kurtulan Bozlak, 3 yıla yakın bir süre de cezaevinde yattı. Bozlak, HEP'ten BDP'ye kadar olan süreçte en uzun süre genel başkanlık (8 yıl) yapan siyasetçi oldu.

Kemal Avcı AKnews

Diğer Haberler