Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Ey Kürtler! Bir Kemâlât Pınarı Bizde de Çıksın

Ey Kürtler! Bir Kemâlât Pınarı Bizde de Çıksın

14 Mart 2012 Çarşamba 15:55
Memleketin bütün renkleri, bir araya gelebilmeli ve millet şuuruyla hareket edebilmelidir.

Şeyh Said hazretlerinin 1925 te Diyarbakırda 45 arkadaşı ile idam edilip şehid edilmesinden sonra, medfun oldukları yerin belirlenmesi, türbe olarak inşa edilmesi ve dağkapı meydanına Şeyh Said Hazretlerinin isminin verilmesi ile ilgili Müstazaf-Der Yöneticilerinin, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir’e bir dilekçe ile müracatları üzerine bir görüşme gerçekleşmiştir.

Bu hadise küçük bir olay ve bir müracaat olarak gözükebilir, fakat memleketimiz için çok önemli bir adımdır. Bu memleketin bütün renkleri, bir araya gelebilmeli ve millet şuuruyla hareket edebilmelidir. Çünkü, problemler, sorunlar ve hadiseler bu memlekette yaşanmakta, o halde bu memleketin yerli hareketleri ayrıntılara, görüş farklılığına ve dünya görüşlerine bakmadan, marifet ve fazilet ile, bilgi ve ahlak ile birliktelik ve ittifak oluşturmalıdır. Bu birliktelikten oluşan ortak aklıl ile fazla hata yapılmamış olacak, bir meşveret ve danışma halinde, güzel fikirler ve çözümler sunulabilecektir.

Eskiden Kürt beyleri, aralarında ihtilafı sürdürürlerdi. 25 Kürt beyininin İdrisi Bitlisi vasıtasıyla Yavuz Sultan selime sundukları mektupta da, bu özelliklerini ifade edebilmişlerdir. Bir dönem de farklı grup ve teşkilatlamalarda aynı hatayı devam ettirdiler.

Sebep ne olursa olsun, bin yıldır Kürdistan denen bu memlekette, iç kavga kesinlikle terk edilmeli ve iç sorunlar müspet bir şekilde diyalog yoluyla çözülmelidir. Hz peygamber(a.s.m), Uhud Savaşında, 300 kişiyi arkasına alarak, savaş meydanını, müslümanlara hakaret ederek terk eden baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl'ü bile öldürülmemiş, bu konuda israr edenlere Hz peygamber: “Hakikati hali bilmeyen, uzaktaki müslümanlar ve insanlar, Muhammed arkadaşlarını öldürüyor diye ürperti, örküntü ve güvensizliğe kapılmalarına sebep olamam” diye itiraz etmiştir. Münafıklar ötekileştirilip ayrı bir grup olmaları engellenmiştir. Çünkü islam fıkhı, kişinin kalbinde sakladığının hesabını, Allaha havale etmiştir. Bu bekçiliği insanın sorumluluğuna vermemiştir. Fakat uyanık olunması da istenilmiştir. Bütün bunlar, içte, dahilde, menfi ve şiddet olayların yaşanmaması için, ibretlik tarihi derslerdir.

Bu yeni Anayasa çalışmaları sürecinde, azami müspet hareket ederek, en üst seviyede diplamtik bütün performans kullanılarak, en geniş seviyede kaybedilmiş, yasaklanmış bütün yaradılıştan ve fıtri hakların(Dini, milli) iadesi sağlanmalıdır.

Şehrin cadde ve sokaklarında, Molotof Kokteyl gibi faydasız, amaçsız ve neticesiz, bunun yanında  zararlı, haklı konumda iken haksız konuma düşülen ve provokasyona açık bu tarz menfi, olumsuz davranışlar terk edilmelidir. Gençlerimizin memleketini seven, insanlarını seven ve sevgi gözüyle hareket ederek, ama bir o kadar uyanık, bilgili, meslek dallarında uzmanlaşmış ve hemşehrisiyle birliktelik kurup, millet olma bilinci ile hareket ederek ittifak kurmalıdır. Selahaddini Eyyubi gibi, düşmanına ve kendisine zarar vermek isteyene bile, insanlığını gösterebilmelidir. Hele kendini yakma ve ateşe verme gibi, tarihte hiç bir din ve kutsal değer için yapılmayan ve hiç bir dinin ve selim aklın izin vermediği, vücudunu alevlere verme ve karşı tarafın öldürmesi olmaksızın, intihar girişimi kesinlikle terk edilmelidir. 

Bunların yerine ana dillerini sokakta, alışverişte, arkadaş muhabbetlerinde ve aile ortamlarında konuşarak, geliştirmeli ve diksiyonu düzgün hitap biçimlerini ortaya koyabilmelidirler. Konuşmayı bilen de, Kürtçe(Kurmanci, Kırdki) yazıyı okuyabilmeli ve yazabilmelidir. Elbetteki anadilde eğitim hakkı hususunda, hertürlü müspet geyret sarf edilmeli, ama Hz. peygemberin buyurduğu gibi; ”Bir şey tümü ile elde edilmezse bütünüyle terk edilmez“ muhteşem ve rasyonel prensibine göre, hareket edilmelidir. 

Kürtçedeki (Kurmanci, Kırdki) bütün Kur’ani ve islami kavramlar muhafaza edilmeli ve kurmancî kelimeleri ile birlikte kullanılmalıdır. Ta ki gençliğimizin dünyada eşi benzeri olmayan ve ona karşı çıkanlara, her asırda meydan okuyup, mucizeliğini, hidayetini ve hakikatini ispat eden Kur’anı Azzimüşşan ile milletimizin irtibatı kopmasın. Türkçenin başına gelen köksüzleştirme, Kürtçe'nin başına gelmesin.

Başta Türk Milleti ve Türkiye halkı olmak üzere bütün müslüman ve diğer inanç ve düşünce sahiplerine karşı insani, vicdani ve kalbi bütün duyguları ile bir sevgi bakışı geliştirebilmelidir.

Bütün ömründe, hiç başkasına soru sormayı düşünmeyen Said Nursi, Şeriat dairesinde kabul ettiği Meşrutiyeti, Kürtlere anlatmak üzere 1910 yılında, kendi ifadesiyle, yaz yolculuğunda, Kürdistan coğrafyasını dolaşır. Sorulu-Cevaplı, Ekrad Reçetesi (Kürtlerin Reçetesi) dediği “Münazarat” kitabında Kürtlere, kendilerini yüksek gördükleri heyal alemindeki alanlardan, ayaklarını yere indirecek iki soru sorar.

“S- Ermeni milleti sizden cesur olabilir mi?

C- Hayır. Asla! Âlem şahittir; olmamış ve olamaz.

S- Neden onların bir fedaisini yandırıp parça parça ederlerdi, esrarını(sırlarını) ve arkadaşını izhar etmezdi( açıklamazdı). Hâlbuki sizin bir yiğidinize bir bıçak vurulsa, bütün esrarını(sırlarını) kanıyla beraber fışkırtarak döker. Şecaatçe(kahramanlıkta) bu büyük bir tefavüttür(çelişkidir). Sebebi nedir?

C- Biz asıl sebebini teşhis edemiyoruz. Fakat biliriz k; zerreyi dağ gibi ve arslanı tilkiye bende(esir, bağlı) ettirir bir nokta vardır. Senin vazifeni kaldıramıyoruz. Vucudunu bildik, mahiyetini(içeriğini) sen şerhet (izahet)... 

Cevap: Öyleyse dinleyiniz ve kulaklarınızı beş açınız. İşte fikr-i milliyetle uyanmış bir Ermeninin himmeti(gayreti hedefi), mecmu-u milletidir(bütün milletidir). Güya onun milleti küçülmüş, o olmuş. Veya onun kalbinde yerleşmiş. Onun ruhu ne kadar tatlı ve kıymettar olsa da, milletini daha ziyade tatlı ve büyük bilir. Bin ruhu da olsa feda etmeye iftihar eder. Çünkü kendince yüksek düşünür. Hâlbuki şimdikilere demiyorum, lâkin sizin eskiden bir yiğidiniz uyanmamış, nura girmemiş, İslâmiyet milletinin namusunu bilmemiş, yalnız bir menfaat veya bir garaz veya bir adamın veya bir aşiretin namusunu mülâhaza eder, kısa düşünürdü. Elbette tatlı hayatını öyle küçük şeylere herkes feda etmez. Faraza,  fikr-i milliyetle (HAŞİYE-1: Milliyet bir vücuttur. Ruhu İslamiyet, aklı Osmaniyet, cismi sizde Türklük ve Kürtlüktür) onlar gibi temaşa etseydiniz, kahramanlığınızı âleme tasdik ettirip yüksek tabakalara çıkacaktınız. Eğer Ermeniler sizin gibi sathî ve kısa düşünseydiler nihayette korkak ve sefil olacaklardı. Hakikaten sizde harikulade şecaate istidadınız vardır.

Zira bir menfaat veya cüz’î bir haysiyet veya itibarî bir şeref için veya “Filân yiğittir” sözlerini işitmek gibi küçük emirlere(işlere) hayatını istihfaf eden(hafife alan) veya ağasının namusunu isti’zam(büyük tutmak) için kendini feda eden kimseler, eğer uyansalar, hazinelere değer olan İslâmiyet milliyetine, yani üç yüz milyon İslâmın uhuvvetlerini ve mânevî yardımlarını kazandıran İslâmiyet milliyetine, binler ruhu da olsa, acaba istihfaf-ı hayat(hayatını hafife alma) etmezler mi? Elbette hayatını on paraya satan, on liraya binler şevkle satar.

Maatteessüf, güzel şeylerimiz gayr-ı müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlâklarımızı da yine gayr-ı müslimler çalmışlar. Güya bir kısım içtimaî ahlâk-ı âliyemiz(yüksekm ahlakımız) yanımızda revaç bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezâili, kendileri içinde çok revaç(geçer) bulmadığından cehaletimizin pazarına getirilmiş.

… İşte, en iyi haslet ki, dinimizin muktezasıdır(gereğidir): Biz ruhumuzla, canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: “Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebed bâkîdir. Milletim sağ olsun. Sevâb-ı uhrevî bana kâfidir. Milletin hayatındaki hayat-ı mâneviyem beni yaşattırır; âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder.

(Ölüm, Nevruz günümüzdür, baharımızdır.) deyip, nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.

Sual: Biz kuvvetimizi nasıl toplayıp namus-u İslâmiye-i milliyeyi muhafaza edeceğiz?

Cevap: Fikr-i milliyetle, milletin cevfinde(içinde) havz-ı kevser gibi bir havz-ı mârifet(bilgi) ve muhabbet(sevgi) yapınız. Altındaki suyunu çeken delikleri maarif ile kapatınız. İçine su akıtan yukarıdaki mecrâları(kanalları) fazilet-i İslâmiye ile açınız. ... Bu, hiç bitmez ve tükenmez bir menbadır(kaynaktır).”  (Asar-I Bediyye Münazarat s,335-336  erisale.com  Münazarat s,501-502)

Kürtlerin de milliyet düşüncesine sahip olarak, aralarındaki ihtilafı kaldırmalarını, Ermenilerin az olmasına rağmen, himmetlerinin milletleri olmasından her bir fertlerinin bir millet gibi yüksek ideal sahip olduğunu kıyasını yapar. Ortaya çıkan kuvvetin bir İslam Milletleri Federasyonu olarak düşündüğü Osmanlı içinde bu kuvvetin dışarıya karşı kullanılması lazım geldiğini hatırlatır. Ve bu soru ve cevap bu günde geçerliliğini korumaktadır.

Çünkü cesaretleri onları harekete geçirmektedir. Fakat marifat ve fazilet ile, yani bilgi ve ahlak ile sürdürülmediği için, zora dayandığında arkadaşını ve sırlarını ortaya dökebilmektedir. Yakın dönemde bir kısım gençlerin nasıl çözülüp, suç aleti olarak kullanıldığını hatırlayabiliriz.

Aşağıdaki soruyu ise  şimdikiler bile soramaz. Verilen cevapta Kürtlerin yapması gereken, bilgi ve fazilet ile millet olma hedefidir. Başkalarından dilencilik yapmakla aldanıldığını söylemektedir.

“Sual: Şu hükûmet ve Türkler nasıl olsalar, biz rahat edemiyoruz, yükselemiyoruz. Başımızı kaldırıp onların üzerinden âleme temâşâ etmek (bakmak) ve ellerimizi onlarla beraber sâfi suya uzatmak, kendimizi de bir kavim olduğumuzu göstermek nâsıldır? Zira hükûmet ve İstanbul daha bulanıktır.

Cevap: Meşrutiyet hâkimiyet-i millettir. Yani efkâr-ı âmmenizin(kamuoyunuzun) misâl-i mücessemi(cisimleşmiş misali) olan mebusân(meclis) hâkimdir; hükûmet, hâdim ve hizmetkârdır. Öyle ise kendinizden teşekkî ediniz(şikayet ediniz); her kabahati hükûmet ve Türklere atmakla çok aldanırsınız.

Size bir misâl söyleyeceğim:

Her tarafa şubeler salmış bir büyük çeşme başında bir tegayyürât(değişiklik) olursa, her tarafa da sirâyet eder(bulaştırır). Fakat yüz pınarın ortasında büyük bir havuz olursa, o havuz pınarlara bakar ve onlara tâbîdir(bağlıdır). Faraza, o havuz tamamen tagayyür ederse veyahut Allah etmesin bozulursa da, çeşmelere tesir etmez. Eğer pınar, pınar olursa.

İşte, bakınız: İstibdadın(baskı sisteminin) hükmünce, İstanbul ve hükûmet belâğbaşı(pınar başı) idi; şikâyette hakkınız vardı. Şimdi ise hakikat itibariyle bilkuvve(potansiyel olarak), İstanbul göldür, hükûmet havuzdur, Türk zaynâbdır veya öyle olmak lâzımdır. Pınar bizlerdedir veya bizde olmak gerektir.

Ey Kürtler! Görüyorum ki, bizde pınar yoktur. Onun için, uzaktan gelen taaffün eden (kokan) bir suyu içiyoruz. Eskisi gibi istibdadı görüyoruz. Öyle ise, gayret ediniz, çalışınız; sebeb-i saadetimiz olan meşrutiyeti takviye(kuvvetlendirme) için, fikr-i milliyeti haffâr(kazıcı) yapıp, mârifet ve fazileti eline veriniz. Şu yerlerde de bir küngân(boru) atınız; ta bir kemâlât pınarı bizde de çıksın. Yoksa daima dilenci olacaksınız, ya susuzluktan öleceksiniz. Hem de, dilencilik para etmez. İnsan dilenci olursa, nefsine olsun. Bence merhamet dilencileri ya haksız veya tembeldirler. Eğer siz insan olsanız, hükûmet ve İstanbul ve Türkler nasıl olsalar olsunlar, size fenalıkları dokunmaz, fakat iyilikleri gelir.” (Asar-ı Bediiyye s,305-306   erisale.com  Münazarat  s,23-24)

Burada verilen fikir özetle şudur. Devlet ya müstebittir, baskıcıdır. Veya tam demokrat ve hukuk devletidir. Her halükarda, siz marifet ve fazileti ile millet bilincine sahip olun, eğer insan iseniz… Devlet müstebit, yani baskıcı olsa, siz böyle olunca fazla zarar veremez. Eğer, demokrat ve hukuk devleti ise iyi. Fakat Siz insan olmasanız ve marifet ve fazilet ile millet şuuru ile hareket etmezseniz, demokrat ve hukuk devleti de olsa, faydası fazla size yoktur.

Her bir millet vücudun, göz, kulak ve dil gibi bir organı ise, İslamiyet ise o vücudun tümüdür. Yani organların sıhhatine çalışmasında, vücud ihmal edilmemeli. Veya vücudu nazara alırken, her bir organın da kıymetini ve değerini bilmeli. İşte bunun gibi, milletini düşünürken, komple İslam dünyasını ve diğer İslam milletleri ile birlikte, ittihadı islamı da, bütün kainat sistemini de, Tevhid ile değerlendirilebilmeli. Çünkü Kürtler İslam dünyasının kalbi ve ilk insanlık medeniyetlerin kurulup yayıldığı rahmi mader olan, Elcezire’de, yani Mezopotamya’dadırlar.

Not:  Yukarıdaki iki soru-cevabını aldığım, “Münazarat” Sempozyumu (Milliyet Fikri ve Kürt Meselesi), Artuklu Üniversitesi ve Risale akdemi Ortak çalışmasıyla, 6-8 Nisan 2012 de Mardin Artuklu Üniversitesinde gerçekleşecektir.

Kutbeddin NURLUBAŞ

Diğer Haberler