Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi AZADÎ

Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi AZADÎ

12 Temmuz 2012 Perşembe 18:03
İslamî kimliğe ve Kürdistanî hassasiyete sahip “özerk bireyler”in biraraya gelip “ortak gaye” için oluşturdukları bir inisiyatif bu.

“Başkalarının yolunda yürüyenler, ayak izi bırakamazlar.”

Kızılderili atasözü

Geçtiğimiz ayın başında, siyasî hayatımızın en ilginç oluşumlarından biri, kamuoyunda da en çok merak uyandıran inisiyatiflerinden biri kuruldu.

Kısaca adı, “AZADΔ.

İsminin Kurmanc Kürtçesi’ndeki açılımı “Ji Bo Maf, Dad û Azadîyê Înîsiyatîfa Îslamî ya Kurdîstanê”, Zaza Kürtçesi’ndeki açılımı “Seba Heq, Edalet û Azadî Înîsiyatîfê Îslamî yê Kurdîstanî”, Türkçe’deki açılımı ise “Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi”.

İslamî kimliğe ve Kürdistanî hassasiyete sahip “özerk bireyler”in biraraya gelip “ortak gaye” için oluşturdukları bir inisiyatif, bu.

İnisiyatif, 9 – 10 Haziran (Kürt takviminde 19 – 20 Gulan) 2012 tarihinde, Diyarbakır’daki 4 yıldızlı Prestij Otel’de gerçekleştirdiği ve 200’e yakın katılımcının hazır bulunduğu iki günlük “Kuruluş Kongresi” sonrası kuruluşunu ilân etti.

AZADÎ İnisiyatifi hakkında, daha kuruluşundan önce başlanarak yerel ve ulusal medyada pekçok şey yazılıp çizildi. Yine İnisiyatif’in kendi üyeleri de – gerekli gördükleri yerlerde – basına kimi demeçler verdiler ve bulundukları yayın organlarında – gerekli gördükleri zamanlarda – köşe yazıları kaleme aldılar.

Ancak bu yazılanlar / söylenenler, oluşan merak duygusunu gidermek yerine daha bir arttırdı ve kamuoyu da, zihninde oluşan soru işaretlerinin pek çoğunun cevabını hâlâ dahi alabilmiş değil.

Bu durumu hem “olumlu” hem “olumsuz” karşılayabilmek mümkündür; ancak “doğal” karşılamamız gerektiği noktasında hemfikir olmamız gerekiyor. Her yeni oluşum ve kıpırdanma yeni bir heyecan demektir ve asıl bundan değil, tepkisizlikten ve rûhsuzluktan ürkmek gerekiyor. Merakın ve ilginin olduğu yerde sinerji de vardır. Dolayısıyla, umut da.

Biz bu çalışmamızda, bütün yönleriyle AZADÎ İnisiyatifi’ni tanıtmak, AZADÎ hakkında kamuoyunda oluşan merakı gidermek, zihinlerde hasıl olan ve çeşitli vesilelerle bize iletilen soru işaretlerine karşılık vermek, ayrıca henüz kısık bir sesle yapılan ve ileride daha gür çıkması muhtemel spekülasyonların / haksız ithamların önüne geçmek istiyoruz.

Öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor ki, AZADÎ belki de son otuz yıllık yakın geçmişimiz için bir İLK’tir ancak son yüz yıllık geçmişimiz için bir ilk değildir. Bilâkis, Osmanlı’nın parçalanması ve Cumhuriyet’in kurulması arefesinde kurulmuş ve varlık göstermiş olan pekçok cemiyetin / hareketin benzeri ve hatta bu zincirin günümüzdeki son halkasıdır.

O dönemde (19. yy’ın sonu ve 20. yy’ın başı), İslamî kimliğe sahip Kürt aydınlarının biraraya gelip kurduğu kimi cemiyetlerle ayrıca tıpatıp benzerlik göstermektedir. 2012’de kurulan AZADÎ İnisiyatifi’nin tarihsel kökeni de buraya dayanır ve o “rûh”un bugüne bıraktığı mirastan başka birşey değildir.

Dolayısıyla 2012’de kurulan AZADÎ’ye “İslamî çizgideki Kürt aydınlarının özedönüş hareketi” demek, rahatlıkla mümkün. Dîndar, vatansever, revşen ve haliyle “dertli” olan “İslamcı Kürt entelijansiyası”nın (bunu “Kürdistanlı Müslüman entelijansiya” şeklinde okumak da mümkün) yeniden kendi toplumuyla, kendi coğrafyasıyla, kendi tarihiyle, kısaca kendi gerçeğiyle buluşmasıdır, AZADÎ İnisiyatifi.

AZADÎ’yi hakkıyla ve doğru bir şekilde tanıyabilmek için, dayandığı tarihsel kökenleri iyi bilmek gerekiyor. Çünkü dediğimiz gibi, İnisiyatif, tarihsel bir mirasın çağdaş halkasıdır.

Onun için önce, günümüzden yüz yıl önce kurulmuş ve varlık göstermiş, AZADÎ İnisiyatifi’nin de kendileriyle tıpatıp benzerlik gösterdiği, İslamî kimlikli Kürt entelijansiyasının biraraya gelip vücûda getirdiği cemiyetleri tanımamız veya yeniden hatırlamamız gerekiyor.

İslamî kimlikli Kürt aydınlarının 21. yy başlarında kurduğu AZADÎ İnisiyatifi’ni doğru ve eksiksiz bir şekilde tanımak istiyorsak, İslamî kimlikli Kürt aydınlarının 20. yy başlarında kurduğu cemiyetleri çok ama çok iyi tanımamız gerekiyor. Çünkü onlar anlaşılmadan, bu da anlaşılmaz.

Onun için öncelikle, kısa bir tarih yolculuğu yapalım:

Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti

Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti, Kürtler tarafından kurulan ilk cemiyettir ve ismi Arapça’da “Kürdistan Güçlü İrade Cemiyeti” anlamına gelir. 1900 yılında imparatorluğun başkenti İstanbul’da kurulmuştur.

Her ne kadar bazı kaynaklarda bu cemiyetin Diyarbekir’de kurulduğu yazılıyorsa da, cemiyet Diyarbekir’de değil İstanbul’da kurulmuştur ve fakat, Diyarbekir eşrâfından olan Kürtler tarafından kurulmuştur.

Cemiyetin kurucuları şunlardır: Kürdîzâde Ahmed Ramiz Bey, Diyarbekirli Fikri Efendi, Mustafa Hacı Ömer, Molla Ahmed Xasî, Liceli Molla Said, Molla Yusuf Hoşînî ve Gonigli Halife Selim.

     Cemiyetin kurucuları olan bu yedi isimden dördü Kûrmanc, üçü de Zaza’dır. Bu isimlerden Diyarbekirli Fikri Efendi, Mustafa Hacı Ömer, Liceli Molla Said ve Molla Yusuf Hoşînî Kûrmanc, Kürdîzâde Ahmed Ramiz Bey, Molla Ahmed Xasî ve Gonigli Halife Selim ise Zaza’dırlar.

     Bu kişilerin ortak özelliği, hepsinin de medrese eğitimli ve İslam âlimi olmalarıdır.

     Cemiyetin başkanı Diyarbekirli Fikri Efendi, en faal yöneticisi ise Kürdîzâde Ahmed Ramiz Bey’dir. Cemiyetin aktif üyelerinden biri de Bediüzzeman Said-i Nursî’dir.

     Burada dikkatlerden kaçırmamamız gereken enteresan bir nokta da şudur ki, İslamî çizgide Kürdistanî bir mücadele stratejisi ortaya koyan bu cemiyet, tüm kurucuları, yöneticileri ve üyeleri İslamî şâhsiyete sahip ve Kürt millî duyguları gelişkin insanlardan oluşmasına rağmen, o dönemde Enver Paşa ve M. Kamâl gibi isimlerin öncülüğündeki İttihad ve Terakki Cemiyeti henüz “Batıcı ve laik yüzünü” göstermediği için, İttihad ve Terakki’yi kendilerine yakın görmekte, İstanbul Hükûmeti’ne ise muhaliftirler. Bir nevi, 1912 yılında Makedonya’da faaliyet gösteren Ohri Cemiyet-i Hususiye-i İslamiye’nin düştüğü aynı hataya düşmektedirler.

     Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti’nin en aktif üyesi, bir Zaza Kürdü olan Kürdîzâde Ahmed Ramiz Bey’dir. Kürdîzâde Ahmed Ramiz, Kürtçe kitapların yayınlanmasına öncülük eden bir kişidir. 1909 yılında İstanbul’da Halîl Hayalî’nin Kûrmanc Kürtçesi’ndeki alfabesini yayımlamış, 1910 yılında kurulan ve Kürt çocuklarının gittiği Meşrûtiyet Mektebi’nin müdürlüğünü yapmıştır.

     Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti’nin kurucuları arasında özellikle üzerinde durmamız gereken çok önemli isimlerden biri de, yine bir Zaza Kürdü olan Molla Ahmed Xasî’dir. Aslen Palulu ama Lice doğumlu olan Ahmed Xasî, Mewlîdê Nebî (= Peygamber’in Mevlîdi) adlı ölümsüz Kürtçe eseri kaleme alan âlimdir. 1899 yılında, yani cemiyet kurulmadan bir yl önce Kürdistan’ın başkenti Diyarbekir’de yayımlanan bu eser (Kürtçe Mevlîd), “modern bir matbaada yayımlanmış ilk Kürtçe kitap” olarak tarihe geçmiştir. Peygamber Efendimiz (saw)’in mübârek doğumunu şiir diliyle anlatan ve Zaza Kürtçesi ile kaleme alınan bu eser, Diyarbekir’deki Litografya Basımevi tarafından 400 âdet basılmıştır.

     Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti’nin diğer kurucularından biri ve aynı şekilde Zaza olan Gonigli Hâlife Selim ise, 1914 tarihinde Seyyîd Ali ile birlikte Bitlis Ayaklanması’na katılan isimlerdendir.

     Cemiyetin en aktif üyelerinden biri de Bediüzzeman Said-i Nursî’dir. Cemiyetin tüm çalışmalarına katılmış, ülkenin her tarafında gönüllü olarak “Müslümanlık” ve “Kürtlük” gibi iki gaye için faaliyet yürütmüştür. O günkü cemiyetin aktif bir üyesi olarak Said-i Nursî, millî hisleri kuvvetli ama dînî hassasiyetleri zayıf olan Kürtler’e “İslamî bilinç”, dînî hisleri kuvvetli ama millî hassasiyetleri zayıf Kürtler’e de “Kürdistanî bilinç” kazandırmaya çalışan biri olarak, cemiyetin en ilginç ve dikkat çekici ismi olarak karşımıza çıkmaktadır.

     O dönemler “Kürt Said” nâmıyla tanınan Bediüzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî,  yaşamı boyunca, Kürt dâvâsı güden hemen hemen bütün yapılanmaların içerisinde aktif olarak yer almış, siyasal, kültürel ve yardım faaliyetleri yürütmüştür. Örneğin Said-i Nursî’nin doğrudan üye olduğunu bildiğimiz 4 Kürt örgütü bulunuyor: Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti, Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti, Kürt Neşr-i Maarifî Cemiyeti ve Kürdistan Teâli Cemiyeti. Ancak o zamanki tüm bu Kürt hareket ve cemiyetlerinin ideolojik olarak İslamî düşünce yapısına uygun ve bu çizgide yapılanmalar olduklarını da akıldan çıkarmamak gerekiyor, tabiî ki.

     Said-i Nursî, Kürdistan Azm-i Kavî Cemiyeti’nin arzusu üzerine, mahallî Kürt kıyafetleri giyerek, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında da poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş, büyük bir cür’etle Padişâh II. Abdulhamîd’e cemiyetin “Said” imzası altında yazdığı ve Kürtçe öğretim yapacak okullar açılmasını talep eden dilekçeyi Padişâh’a sunmuştur. Said-i Nursî bu hareketi neticesinde II. Abdulhamîd tarafından tımarhaneye atılmıştır. Daha sonra O’nun aslında büyük bir âlim olduğu anlaşılınca serbest bırakılıp kendisine maaş bağlanması teklif edilir ancak Bediuzzeman Said-i Nursî bunu reddeder. Üstâd Bediuzzeman bu yaşadıklarını “İki Mekteb-i Musibetin Şahâdetnamesi” adıyla 1911 yılında kitap olarak kaleme alıp yayınlar. İki mektepten kastettiği, o günlerde atıldığı tımarhane ve hapishanedir. Eserin bir diğer adı ise, “Divan-ı Harb-ı Örfî ve Said-i Kûrdî” dir. Çünkü aynı tarihlerde 31 Mart Vak’âsı dolayısıyla Örfî İdare Mahkemesi’nde yaptığı Sokratvari ünlü savunmaya da bu kitapçıkta yer vermiştir. Said-i Kûrdî, kitabında bu hatırâsını şu şekilde anlatır: “İstediğim nokta, Kürtlük namus ve haysiyetini muhafazâdır... Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul ettim ama Kürtlük’e leke vurmamak için irade-i padişâhı ile maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim.”

 

     ► Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti

     Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti, sürgünde bulunan Kürt âlim ve aydınlarının, II. Meşrûtiyet (24 Temmuz 1908)’in ilân edilmesiyle birlikte sürgünden dönüp İstanbul’a yerleşenleri tarafından kurulmuş olup, ismi Arapça’da “Kürdistan Dayanışma ve İlerleme Cemiyeti” anlamına gelmektedir. 19 Eylül 1908 tarihinde İstanbul’un Gedikpaşa mahallesinde kurulmuştur.

     Cemiyetin kurucuları şunlardır: Şeyh Ubeydullâhzâde Seyyîd Abdulkadîr, Emin Ali Bedirhan Paşa, Ferik Şerif Paşa, Damat Müşir Ahmed Zülkîf Paşa, Babanzâde Zihnî Paşa, Dr. Mehmed Şükrü Sekban, Naim Baban ve Mutkili Halîl Hayalî.

     Cemiyetin başkanlığına, Kürt İslam tarihinin büyük lideri, 1879 – 81 arasında önce Osmanlı Sultanlığı’na sonra da İran Şâhlığı’na karşı ayaklanan Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu olan ve Şeyh Ubeydullâh Kıyâmı’nda babasıyla birlikte cihâd eden Şeyh Ubeydullâhzâde Seyyîd Abdulkadîr seçildi. Hem de, “ömür boyu başkan” sıfatıyla.

     Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti’nin başkanlığına seçilen Seyyîd Abdulkadîr, hem büyük ve saygın bir İslam âlimi ve aydını ve hem de Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu olduğu ve babasıyla birlikte bu kıyâmlarda yer aldığı için “ömür boyu başkan” sıfatıyla onore edilmişti. Peygamber Efendimiz (saw)’in soyundan gelen bir seyyîd olup Şeyh Tâhâ’nın oğlu olan Şeyh Ubeydullâh Nehrî, Çolamerg (Hakkari) ilinin Şemzînan (Şemdinli) ilçesindendir ve 1879 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na karşı, 1881 yılında da İran Qacar Şâhlığı’na karşı kıyâm etmiştir. Bir Nakşîbendî şeyhi olan ve kendi döneminin en önemli İslam âlimlerinden biri olan Şeyh Ubeydullâh Nehrî, tarihte “Bağımsız Kürdistan” ülküsünü zikrederek ayaklanan ve “Kürdistan İslam Devleti” adını telaffuz eden ilk kişidir.

     Şeyh Ubeydullâh Nehrî (1827 – 83)’nin oğlu olan Seyyîd Abdulkadîr, Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti’nin başkanlığına seçildi. Seyyîd Abdulkadîr’in bir ilginç özeliği de, Seyyîd Tâhâ ile birlikte I. Dünya Savaşı yıllarında Mısır’ın başkenti Kahire’de kurulan İstihlas-ı Kurdistan Cemiyeti ( = Kürdistan’ın Kurtuluşu Cemiyeti)’nin de kurucularından olmasıdır.

     Babasıyla birlikte bir süre Hicaz’da, Taif’te sürgünde de yaşamış olan Seyyîd Abdulkadîr, sonra da İstanbul’a gelip yerleşmişti. Seyyîd Abdulkadîr’in Kürtler üzerinde oldukça büyük bir etkisi vardı. “Ayan Meclisi” üyeliği de yapan Seyyîd Abdulkadîr, “Hürriyet ve İtilâf Fırkası”nın da kurucusuydu. Seyyîd Abdulkadîr, 4 Mart 1919 tarihinde kurulan 1. Damat Ferid Hükûmeti’nde de “şurâ-yı devlet reisi” (= danıştay başkanı) olarak görev almıştı.

     Ancak daha sonra Damat Ferid ve hükûmeti ile ters düştüler. Hükûmet üyeleri Seyyîd Abdulkadîr’i “Kürt devleti kurmaya çalışmakla” suçlarken, Seyyîd Abdulkadîr de hükûmeti “Kürdistan bölgesini Ermenîler’e vermekle” suçladı. Görüşmelerin sonunda bir uzlaşma noktası bulunmuştu: Özerk Kürdistan!.. Yöreye Seyyîd Abdulkadîr’in onaylayacağı valiler atanacaktı. İstanbul’da yaşanan bütün bu gelişmelerden, daha bu zamanda Şeyh Said’in haberi vardı. 1925 Kıyâmı’nın rehberi Şeyh Said’i Halep’ten İstanbul’a gelen ve Seyyîd Abdulkadîr ile görüşmeler yapan oğlu Şeyh Ali Rıza haberdar ediyordu.

     Başkanlığını Seyyîd Abdulkadîr’in yaptığı Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti, 19 Eylül 1908 tarihinde İstanbul’da kurulunca, aynı yıl içinde Diyarbekir şubesi de kuruluyor. Cemiyetin “Diyarbekir Şube Başkanlığı” görevini Diyarbekir Müftüsü Suphi Efendi yapıyor. Cemiyetin gerek İstanbul’daki merkez yöneticileri gerekse Diyarbekir şube yöneticileri arasında Kürt şeyh ve bey ailelerinden nüfûzlu kişiler, askerler ve bürokratlar bulunuyor. Cemiyet daha sonra Hınıs, Muş, Bitlis, Van, Hakkari, Musul ve Süleymaniye gibi Kürt şehirlerinde de şube açıyor.

     Cemiyetin programı şöyle: “Okullar açmak, Kürtler’i idarî ve yargı görevlerine atamak, Kürtçe dilini “resmî dil” olarak kabul ettirmek,  Kürdistan’ın muhtelif şehirlerinde üniversiteler açmak, anadilde siyasî gazete ve dergiler çıkarmak, mecliste Kürt temsilcilerinin de sürekli olarak bulunmasını sağlamak ve  Kürdistan’da ekonomiyi canlandırmak”...

     Cemiyet tüzüğünün ilk maddesinde, cemiyetin kuruluş amacı şöyle belirtiliyordu: “İslam’ın yüce hükümlerine uygun ve milletin saadeti ile vatanın selametine kefalet eden anayasanın (Kanun-i Esasî’nin) yararlı ve güzel kurallarını, bu gerçekleri bilmeyen birtakım Kürtler’e anlatmak; Osmanlılık’ın yüce vâsıflarını daima korumakla beraber dîn ve devletin ilerleme ve yaşamasının biricik aracı olan meşrûtiyet ve meşveret düzeni korunup sürdürüldükçe, Kürtler’in yüce Hâlifelik makamı ve büyük sultanlığa olan güçlü bağlılıklarını sağlamlaştırmak; vatandaşları olan Ermenî, Nasturî ve diğer Osmanlı kavimleri ile iyi geçinip uyuşmalarını bir kat daha güçlendirmek ve arttırmak; kabileler ve aşiretler arasındaki bazı anlaşmazlıkları giderip nefret duygularını ortadan kaldırmak ile tümünün bir meşrû merkez birliğinde ilerlemek için elele vermelerinin vasıtâlarını sağlamak; eğitim, kültür, sanayiî, ticaret ve tarımı yayıp geliştirmek temel maksatları üzerine bu hayır cemiyeti kurulmuştur.”

     Cemiyetin tüzüğünde ayrıca “Kürtçe eğitimi kolaylaştırmak için Kürt dilini yazıp kitap haline getirmek, Kürtçe dilbilgisi kitabı ve mükemmel bir sözlük hazırlatmak, Kürtçe ders kitapları yazımını ikrâmiyeler vererek teşvîk etmek” amaçları belirtilmiştir. Tüzüğün diğer bir maddesi ise şöyledir: “Şimdiye kadar basılmış ve basılmamış ne kadar yararlı Kürtçe eser varsa derleyip toparlayarak yayımlamaya ve okutmaya, Kürt edebiyâtının bir tarihçesini hazırlayıp kitap haline getirerek yayımlamaya özen gösterilecektir.”

     Kürt tarihi üzerine yaptığı değerli araştırmalarıyla bilinen sevgili Altan Tan’a göre bu cemiyet, “Kürtler’in 20. yy başlarındaki taleplerini derli toplu ve makul istekler çerçevesinde medenîce ortaya koyması ve bu konuda bir ilk olması nedeniyle önemlidir.”

     Nitekim cemiyet, kurulduktan iki ay kadar sonra, 9 Kasım 1908’de “Kürt Teâvun ve Terakki Gazetesi” adıyla bir gazete çıkarmaya başlıyor. İstanbul’da basılan bu gazete, Kürdistan şehirlerine de ulaşıyordu. Gazete haftalık olarak yayınlanıyor ve 8 sayfa çıkıyordu. Gazetede Kürt dilinin önemini, konuşulmasını, yazılmasını dile getiren pekçok makale kaleme alınıyor, ayrıca Ahmed-i Xanî (1651 – 1707)’nin Mem û Zîn” (= Muhammed ile Zeyneb) adlı ölümsüz eseri de Türkçe’ye çevriliyordu.

     Gazetenin yazar kadrosu şu isimlerden oluşuyordu: Süleymaniyeli Tevfîk (gazetenin imtiyaz sahibi), Diyarbekirli Ahmed Cemil (gazetenin başyazarı), Bediuzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî, Malatyalı Bedri, Babanzâde İsmail Hakkı, Ahmed Şewqî, Hüseyin Paşazâde Süleyman, Seyyîd Abdulkadîr (cemiyetin başkanı), Süleyman Nazif, Hayrîzâde İbrahim Efendi, Süleymaniyeli Seyfullâh, Halîl Hayalî ve Mûhâmmed Tahir Cezerî.

     Gazete 3 dilde yayın yapıyordu: Kûrmancî Kürtçesi, Soranî Kürtçesi ve Türkçe. Ahmed Şewqî, Süleymaniyeli Tevfik ve Said-i Nursî gibi yazarlar yazılarını hem Kürtçe hem Türkçe kaleme alıyorlardı.

     Bediuzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî’nin öngörüsü doğrultusunda Kürdistan Teâvun ve Terakkî Cemiyeti, Kürtler’in üç büyük aşireti olan Bedirhanî, Şemdîranzâde ve Babanzâde aşiretlerini biraraya getirerek Kürdistan’daki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmayı önemli ölçüde başarmıştı. Derneğin sadece Bitlis şubesinin üye sayısı 80 bin kişi olarak kaydedilmektedir. Ancak gazetesi sadece 9 ay yayın yapabildikten sonra kapatıldı. Cemiyet de aynı şekilde Selanik merkezli İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin baskıları sonucu 1912 yılında kapandı.

 

     ► Kürt Neşr-i Maarifî Cemiyeti

     İstanbul’da kurulan “Kürt Neşr-i Maarifî Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürt Eğitimi Yaygınlaştırma Cemiyeti” anlamına gelmektedir. Cemiyetin kuruluş tarihi hakkında ihtilâf vardır. Kimi kaynaklarda 1910 yılında kurulduğu belirtilmişken, kimi kaynaklarda da 1919 yılında kurulduğu yazılmaktadır.

     Biz birinci kaynağı daha sağlam buluyoruz. Zira bizzat bu cemiyet tarafından 1910 yılında Meşrûtiyet Mektebi adlı bir okul açılmıştır ve Kürt çocuklarının gittiği bu okulun müdürü de bir Zaza Kürdü olan Kürdîzâde Ahmed Ramiz Bey’dir. Dolayısıyla 1910, sahîh olan bilgidir.

     Cemiyetin kurucuları şunlardır: Bedirhanzâde Emin Ali Bey, Mithat Bey, Kâmil Bey, Bediuzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî ve Dr. Abdullah Cevdet.

     Cemiyet, kuruluşunu “Jîn” (= Hayat) adlı dergide şu şekilde duyurmuştu: “Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile ekonomi ve sosyolojisine ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürtler arasında muasır ilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarifî Cemiyeti adıyla bir ilim cemiyetinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur.”

 

     ► Kürdistan Teşrîk-i Mesaî Cemiyeti

     1912 yılında kurulan “Kürdistan Teşrîk-i Mesaî Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürdistan İşbirliği Cemiyeti” anlamına gelmektedir. Cemiyetin kuruluş tarihi hakkında ihtilâf vardır. Kimi kaynaklarda 1912 yılında kurulduğu belirtilmişken, kimi kaynaklarda da 1921 yılında kurulduğu yazılmaktadır. Doğrusu, 1912’dir.

     Kürdistan Teşrîk-i Mesaî Cemiyeti, 1912 yılında İstanbul’un Caddebostan mahallesinde kuruldu. Cemiyetin kurucusu, Elâzîz’in Palu ilçesinden bir Zaza Kürdü olan Palulu Kör Abdullâh Sadî’dir.

     Bu cemiyetin en büyük destekçisi Seyyîd Abdulkadîr, genel başkan yardımcısı ise “Serbestî” gazetesinin sahibi Mewlânâzâde Rıfat Bey’dir.

     Bu cemiyetin tüzüğünde en dikkat çeken nokta, cemiyetin hiçbir siyasî faaliyette bulunmayacağı ve siyasî hiçbir fikrin güdümüne girmeyeceğinin beyan edilmesidir. Cemiyet daha sonra “Kürt Talebe Cemiyeti” (Hêvî) ile birleşerek kendisini fesheder ve “Kürt İrşâd ve İrtika Cemiyeti”nin kurulmasına katkıda bulunur.

 

     ► Kürt Talebe Cemiyeti (Hêvî)

     “Hêvî”, Kürtçe’de “Umut” demektir.

     Kısaca “Hêvî” adıyla anılan “Kürt Talebe Cemiyeti”, İstanbul’da bulunan Kürt öğrenciler tarafından kuruldu. 9 Ağustos 1912 tarihinde kurulan cemiyeti, İstanbul’daki Kürt öğrencileri biraraya getiren Ömer Cemilpaşa yönetiyordu.

     Cemiyetin üyeleri şu isimlerden oluşuyordu: Ömer Cemilpaşa, Kadri Cemilpaşa, Fuad Temo, Cerrâhzâde Zeki, Ekrem Cemilpaşa, Mumduh Selim, Kemal Fevzî, Ziya Vehbî, Kerküklü Necmeddîn Hüseynî, Babanzâde Azîz, Şefik Arvasî, Mûkslu Hamza Bey, Bingöllü Tayyip Ali, Süleymaniyeli Abdulkerîm, Diyarbekirli Salih, Diyarbekirli Abdulkadîr, Asaf Bedirhan, Diyarbekirli Mustafa Reşâd, Mehâbâdlı Dr. Mustafa Şevkî, Senendecli Mûhâmmed Mihrî, Dr. Fuad, Hakkarili Şâir Abdurrahîm Rahmî Zapsu, Diyarbekirli Faiz, İhsan Nurî, Palulu Sadî, M. Nuri Dersimî, Cevdet Cemilpaşa ve İbrahim Cemilpaşa.

     Cemiyetin yöneticilerinden Kadri Cemilpaşa, cemiyetin kuruluşu ile ilgili şu bilgileri vermektedir: “1911 senesinde Halkalı Ziraat Mekteb-i Âlisi’ne girmiştim. Mektebde bulunan Kürt talebeler ile Kürdistan millî mes’elesine derinden alaka göstererek hasbihâl etmekte idik. Bu sırada mekteb muhasebe memuru muhterem Halîl Hayalî Bey’in bizleri irşâd ve teşvîki, millî hissiyatımızı daha bir kuvvetlendiriyordu. İttihad ve Terakkî olanlarca kurulan ‘Türk Ocağı’, Arnavutlar’ın kurduğu ‘Başkim’, Araplar’ın kurduğu ‘Muntedî’ul- Edebî’ cemiyetleri üyelerine millî duygular aşılıyor, Türk Ocağı’nın çıkardığı ‘Türk Yurdu’ dergisinde hemşehrimiz Ziya Gökalp, Kazanlı Yusuf Akçura ve Azerbaycanlı Ahmed Agayev ‘Türkçülük’ ve ‘Turancılık’ propagandası yapıyorlardı. Arkadaşlarla müttefîkan bir ‘Kürt Talebe Cemiyeti’ tesisini kararlaştırdık. Ben, Ömer Cemilpaşa, Van mebusu Tevfik Bey’in oğlu Fuat Temo, Diyarbekirli Cerrâhzâde Zeki ile beraber ‘Hêvî’ nâmıyla bir talebe cemiyeti nizamnamesini Mekteb Camiî’nde günlerce toplanarak tanzim ettikten sonra 1912 senesinde resmen hükûmetten lazım gelen ruhsatı alarak Hêvî’nin teşekkülünü ilân ettik. İstanbul’da diğer mekteblerde bulunan Kürt talebeler de aynı rûh ve fikirde olduklarından Hêvî’nin teşekkülünü büyük bir sevinçle karşıladılar. Madenli Doktor Mehmed Şükrî Bey, millî duygularımızı canlandıran ateşli fikirlerle bizi dolduruyordu. O’nun maddî yardımı ile Sirkeci’de Yeni Postahane karşısında Erzurum Apartmanı’nda bir mahal kiralayarak, burayı ‘Hêvî Cemiyet Merkezi’ olarak gazetelere ilân ettik. Hêvî Kongresi akdedinceye kadar Ömer Cemilpaşa’yı cemiyete mes’ul kâtip intikap ettik.”

 

     “Hêvî” cemiyetinin kuruluş amaçları şunlardı:

     1 – Kürt öğrencileri tanıştırarak biribirleriyle ilişki ve iletişim kurdurmak, aralarında birlik ve kardeşlik sağlamak.

     2 – Kürt dili ve edebiyâtını düzenleyip kitaplaştırarak gelişmesine çalışmak.

     3 – İstanbul’a okumaya gelecek Kürt öğrencilerin mekteblere girişlerinde yol göstericilik yapmak ve onlara her konuda yardımcı olmak.

     4 – Zeki, derslerinde başarılı olan ama ekonomik durumu iyi olmayan Kürt öğrencileri hak ettikleri uygun okullarda okutmak.

     5 – Kürtler’in ilmî ve içtimaî ilerlemeleri ve gelişmeleri yolunda çaba göstermek, Kürtler arasında münevver ve revşen insanlar çıkması için gayret etmek.

     “Hêvî” üyeleri, Kürt millî şuurunu uyandırmak amacıyla Süleymaniyeli Abdulkerîm Bey’in yönetiminde 1913 yılında “Ruz-i Kûrdistan” (= Kürdistan Güneşi) isimli bir dergi çıkarmaya başladı. Türkçe ve Kürtçe olarak yayınlanan bu derginin hükûmet tarafından kapatılması üzerine, bu kez Van’ın Mûks (Bahçesaray) ilçesinden Hamza Bey’in yönetiminde “Hetawê Kûrd (= Kürt Günışığı) adlı bir dergi çıkardı. Bu dergi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla gerçekleşen 1914 Seferberlik İlânı’na kadar yayınına devam etti.

     Hükûmet tarafından birkaç kez kapatılıp tekrar açılmasına izin verilen “Hêvî” cemiyetinin başkanı Ömer Camilpaşa tutuklanarak hapse atıldı ve 1922 yılında cemiyet tamamen kapandı.

 

     ► Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti

     1918 yılında kurulan “Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürt İlimleri ve Yayınları Yaygınlaştırma Cemiyeti” anlamına gelmektedir. İstanbul’da kurulmuştur.

     Cemiyetin başkanı, Van’ın Mûks (Bahçesaray) ilçesinden Hamza Bey’dir. Cemiyetin en önemli etkinliklerinden biri, Ahmedi Xanî’nin “Mem û Zîn” adlı ölümsüz eserini ilk kez kitap olarak İstanbul’da yayınlamasıdır.

     O dönemde yayınlanan “Jîn” (= Hayat) dergisinde, cemiyet bir beyanneme yayınlar. Oldukça uzun olan bu beyanname öyle içten ve dokunaklı bir dille kaleme alınmıştır ki, Kürdistan millî dâvâsına hassasiyeti olan hiçbir vatansever Kürd’ün bu beyannameyi hislenmeden okuması mümkün değildir. Tek kelimeyle, mükemmel bir beyannamedir. Lütfen ama lütfen, büyük bir dikkatle ve tane tane okuyalım:

     “Cemiyetimizin teşekkülünden maksad, yalnız mesaî-yi siyasîye ile idame-i mevcûdîyetine imkân tasavvur olunamayan milletimizi, istikbale mâtuf ve tamamıyle ilmî bir esas dahilinde asrî kabiliyetlerle techizdir.

     Filhakika bu nokta-i nazardan, bedbaht durumdaki Kürt kavmi, yirminci asr-ı terakkîde ağlanacak, şînaver bir vaziyete maliktir. Yarınki cidal ve rekabet sahasında hak ve hayatına tevcih edilecek mühacemât-ı imhakârâneye karşı silâh-ı müdafaadan bilküllîye mahrumdur.

     Evlâd-ı Adem’in küşad ettikleri râyât-ı millîyet altında, - tesadüfün asırlarda birden ancak akvamın pîşgâh-ı istifadesine vaz’ettiği - fırsatlardan hisse-i intifaını koparmaya şitaban oldukları bir devirde, ne elîm su-i talihtir ki, bizler, müvacehe-i medeniyette iddia-i istihkak edebilmek için çok ve büyük müşkilâta mâruz kalıyoruz.

     Diyorlar ki milletlerin berat-ı hak ve istihkakı, cereyan-ı asra hempa bir lisan ve tarihe, bugünkü mânasıyle millî müesseselere malikiyettir.

     Adaleti tevzî eden dar-ı hak ve emane duhûlü temin edebilen nişan-ı ruhsat, varak-ı hüviyet yalnız bunlardır.

     Cahilâne ve müfrit iddialardan sarf-ı nazarla itiraf edelim ki Kürtlük’ün bu cihetteki noksanı azîm ve elîmdir.

     Böyle olmakla beraber, vehle-i ûlâdâ büyük görünen şu noksan, hakikî olmaktan ziyade zahirîdir. Çünkü bugün bir hazine-i telifâta malik bulunmamak felâketi, Kürtler’e göre ğayr-i kabil-i tâmir bi ziyan teşkil etmekten çok uzaktır. Milletin kabiliyât-ı hulkiyesi, lisanın vus’atı, kavaid-i sarfıye ve nahviyesinin irae ettiği kemâl ve intizam, onu, az bir himmet ve zaman sarfıyle, elsine-i hazıranın ekserine nasib olmayan bir paye-i tekemmüle irkaya müsaid bir haldedir.

     Milletlerin şu ihtiyar toprağa aid mesaîye hitam vererek semalarla uğraşmaya başladıkları asırlarda medeniyet-i beşeriyenin ilk temeltaşı olan lisanla, onun tanzîm ve tensîki ile uğraşmak fecîdir. Fakat bu noksanı, sevad-ı âzam-ı millete tahmîl ederek onlan mes’ûl tutmak, bu yüzden hukuk-ı insanîye ve tabiîyelerini tahdîd veya ğasbe kendinde bir hak görmek, şîme-i adalet ve insanîyetle istihzâdan başka birşey değildir.

     Evet, bugünkü haliyle dahi akvam-ı hazıra lisanlarından ekserine iddia-i rüchan edebilecek bir vus’at ve mükemmeliyete malik dilimizi, muktaza-i asra muvafık bir şekilde tedvîn edemediğimiz, bir hakikat, hem de acı bir hakikattır. Ancak, daha bir asır evvele kadar feyizbar bir inkişaf-ı edebiye malik olduğunu bizlere intikal edebilen klasik müellefâtından istidlâl ettiğimiz Kürt lisanı, baht ü talihin müsaadesizliğine inzimam eden bazı avamil-i inhitat elinde bugünkü vaz-ı tereddîye biliztırâr dahil olmuştur.

     Onun hal-i mâzisine karşı tevcih edilen haksız hücûmlara en birinci silâh-ı müdafaası, kudret-i tekâmülünü sıfıra indiren o müessirâtın devir devir her millet tarih ve hayatı üzerinde aleniyen icra-i faaliyet etmiş olmasıdır, ki o da, kuva-i millîyeyi yed-i tağallüblerinde tutan ulemâ ve ümeranın, ihtilâf-ı turuk ve mezaib ve tatmîn-i hırs-ı hakimiyet gibi esbab-ı şikak ve nifak-ı cerr-i menafıe vesîle ittihaz etmekle asa-i millîyeti inşikak ettirmelerinden ibarettir.

     Menaf-i şahsîyelerini milletin itaat-i mutlaka ve binaneleyh cehl-i amîkinde arayıp bulan bu iki zümre, bütün kudret-i faaliyetleriyle, kitle-i millet arasında mevcudu idame ve yeniden icad ve ikame sur’etiyle, âdad-ı nifakı aleddevam eksîr ettiler.

     Her nerede bir parça nûr, bir ufak emare-i felâh gördülerse oraya savlet etti; ellerinde tuttukları ve yalnız mahv û tahrib yolunda kullandıkları kör ve kara kuvvetle her teşebbüsü imha ve her lem’âyı itfâ eylediler. Analarından, ellerinde, zavallı milletin sırtından istîfa-i istihkak edecek birer ferman-ı muvâsât ile doğduklarına kail bu yadigârlar, bâtılın teyîd-i hükümranîsi için hakkın zulûmât-ı cehl içinde boğulmasını, milletin tam mânasıyle behimî bir hayatla imrar-ı zendegânîsini teşvîk eyledi ve muvaffak da oldular.

     Büyüğe itaati en ğayr-i kabil-i feramûş ve şayan-ı imtisal bir anane sûretinde tebcîl eden terbiye-i millîye, hamele-i ulûme hürmet ve inkıyadı erkân-ı imandan addettiren telkinât-ı dînîye, Kürd’ün saf ve samimî vicdan ve muhîtinde öyle bir tarz-ı kabule mazhar olmuştu ki, en barîz hakikatleri bağıran sada-i îkaz, hiç bir kulakta bir zerre in’ikâs tevlîd etmeden sönüyor ve ekseriya kailinin cebhe-i ismet ve imânına kızgın ve fakat kara bir damga-i küfr-ü lânet dâvet etmekten de halî kalmıyordu.

     İşte Kürt bugüne kadar, pek ince ve avamfirîb bir tarzda tertîb ve tatbik edilen, icâbından en ağır ukubât-ı dünyewîye ve uhrewîye ile de teyîd ve tahkîm edilegelen bu şebeke-i dalal ve iğfalin daire-i teng û tarında esir ve habersiz yaşadı; ne lisan ve ne tarihini, ne de hayatını düşünemedi; beşeriyeti evc-i âlâ-i saadete çıkaran harekât-ı umran û irfanı görmedi, göremedi; gözü bağlı, beyni kilitli, inkıraz uçurumu kenarında cehîm-i mev’ûde doğru koştu. Nihayet, hamza-i hakikate çarpan başı elleri içinde, mütehayyır, endişenâk bir halde, işte şimdi bir parça düşünmek, biraz etrafı tedkîk û temâşâ etmek ihtiyacını hissetti.

     İlk dakika-i bidarî, ona, neşr-i hakaika muktedir olduğu kadar setr-i hakikate de vasıta olabilen velvele-i matbuât arasında kendi sesinin hiç çıkmadığı, en kudsî haklarının böyle bir dellâl-ı müdafaadan mahrumîyet dolayısıyla düçar-ı zıya olduğu netice-i müdhişesini öğretti. O, bu kadar fecî ve hayatgüzar tecarüb-i güzeşteden bir ders-i ibret bidayette noksanı anlar gibi oldu.

     Bütün mesâil-i asrîyenin medar-ı hall û akd-ı medenîyet-i hazıranın matalıb-ı ictimâîyesine muvafık teşkilât icrasıyle Kürt, mevcudiyet-i hayatiyesine savlet eden mehalik-i müstakbeleye karşı koymak istedi. Zannolunurdu ki, masaîb-i güzeştenin meşûm dâîleri, bir deri ve kemikten ibaret kalan bûnye-i millîden hakk-ı (!) intifâ’larını artık aramayacaklar; düne kadar mahsul-i mesaîsine vâzı’ülyed oldukları canlı sefalet iskeletlerini bu defa âtiyen yine görmek üzre, kabil-i teneffû bir vaz û hale koymaya çalışacaklar.

     Heyhat! Kemîngâhında sayd-ı fırsata murtakıb ve bu intifâ’dan dört yıldan beri temadî eden bir mahrumiyetin verdiği şiddet-i iftiras ile hücûma başlamış tatlı hülyâları, millet ve millîyet etrafında görülen rengîn rüyâları bir hamlede perişan ve sernugûn kılmıştı. Uzun senelerin bar-ı fesâdını hâmil, mütezellîl bir hayat-ı tebaîyetin sürüklediği heyakîl-i riyâ âlûd, mütebasbıs tebessümlerle, zincir-i itaatin halkalarını arttırmaya başlamışlardı.

     Samîm-i vicdandan akseden bir duygu ile, seyyiât-ı maziye defterlerine intikali zannolunan eski lakaydî ve ihmallerin, fiilî mümanaatlerin yine îras-i hasar, tahrib-i âmâle başladığına mü’lim birçok kanaatler fedasından, kıymetli zamanlar zıyaından sonra iman eden münevveran-ı millet, istikbâlin karanlık girdabları içinde kaynamaya namzed Kürt varlığını kurtaracak tedabîre bilâ perva tevessülü kararlaştırdılar.

     Bu âzimane ve fakat pek korkunç müşkilâtla mali karardan, ‘Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyât Cemiyeti’ meydana geldi. Şeref-i muhatebelerine mazhar olduğumuz bütün milletdaşlarımızı aynı emel ve his ile müteharrîk görmek bize en kuvvetli teşvîk vesailini ihzar ettiğinden, cemiyeti, kavî bir itmi’nan ile huzur-i millete takdim edebilmek cesaretine malik olduk. Cemiyetin hudud-i faaliyetini tayin ederken, teşrîk-i mesaî ve izaa-i kuvvet ve zamandan başka mahsul vermediği kiraren tecrübe edilmiş bulunan siyasî çalışmaların netayic-i menfiyesini nazar-ı intîbahe alarak, tamamen ilmî ve katiyen gayr-i siyasî bir programın saha-i fiile ihracını hedef-i mesaî ittihaz etmeye karar verdik.

     Bizden evvel aynı ihtiyacı idrak ve bu uğurda fedakârane bezl-i mesaî eyleyen milletdaşlarımızın zikr-i cemilini yâd ve onların devam-ı faaliyetlerini kesr û ibtal eden avamilin bize de pabend-i muvaffakiyet olmaması dûâsını dermiyan ederek şunu arzedelim ki, irşâd ve muavenetlerine eşedd-i ihtiyac ile muhtac bulunduğumuz erkân-ı millîyemiz, bu mes’ulîyetli ve calib-i sevab teşebbüsâta karşı bundan evvelki vaz-ı bikaydîlerini muhafazâda ısrar etmeyecekler ümidindeyiz. Zira, bizden evvelki teşebbüslerin düçar-ı akamet olması sebebi, hiç şübhe edilmez ki tecrübesizliğin dâvet ettiği hataya-i icraîyeye alakadaranın ihmal ve lakaydîsinin inzimâmıdır ve bunun mahsul-i elîmi, bugün yüreklerimizi parçalayan hüsran-ı millî oldu.

     Lâkin şimdi eminiz ki vazî ve emîr her Kürt, bugünkü fecâyi-i millîyenin verdiği bar-ı elem altında inliyor; mazîden nedamet, halden tevehhuş etmekle beraber, istikbâlin milletlere mev’ûd ba’sü bâdelmevtinden kat-ı ümid etmiyor. Bütün Kürtler’i zîr-i tesirinde yaşattığını gördüğümüz telâfî-i mâfat arzusuna rabt-ı faaliyet etmektedir ki, Kürt lisan, tarih ve ulûm-i asrîyeye aid ihtiyaclarını müstemirren tâkib ve izaleye muvaffakîyet ümidini taşıyan cemiyetimiz, âlicenab milletimizden, muhtacı olduğumuz maddî ve manevî muavenetlerin ibzal ve israfını ricaya cesaretyâb oldu.

     Me’yûs olmamak ve bir azm-i ateşîn-i millî ile çalışmak şartıyle, muvaffak olacağımıza iman-ı kavî ile mü’min bulunuyoruz.

     Cemiyet, bir zamandan beri ilâ maşaallâh intişar eden ‘Jîn’ mecmuasını zîr-i idaresine alarak, bu vasıta ile bütün milletdaşlarını imtihan-ı sa’y û sebat ve meydan-ı kerem ve sehavete dâvet ediyor.

     Tevfîk Cenâb-ı Allâh’tandır.”

 

     1919 yılının başında yazılmış bu Beyanname’yi 2012 ortasında okuduğumuzda bile, hayretler içinde kalıyor ve o günden bu yana aslında değişen pek bir şeyin olmadığını anlıyoruz.

     Beyanname’deki bazı cümle ve değiniler oldukça ilginç. Örneğin daha giriş paragrafında, Kürt halkının geleceğini yalnızca siyasî mücadele ile oluşturamayacağını, ilmî yönden de kendini geliştirmesi gerektiğine vurgu yapılıyor ki, bu aynı zamanda Bediuzzeman Said-i Kûrdî’nin hayatı boyunca dillendirdiği temel düşünce.

     Beyanname’de Kürt halkının 20. asrın başında bedbaht ve  acınacak, haline ağlanacak bir durumda olduğuna vurgu yapılıyor. Yarın herhangi bir silâhlı saldırıya, katliâma uğrama tehlikesiyle karşı karşıya gelirse, kendini savunacak silâhlı güçten de yoksun olduğunun altı çiziliyor. Takip eden yıllar içinde yaşanan acılar ve katliâmlar göz önüne getirilirse, bu Beyanname’yi hazırlayan aydınların nasıl ileri görüşlü insanlar oldukları farkedilecektir.

     Beyanname’deki en çarpıcı paragraf, “Dünyadaki milletlerin şu ihtiyar yeryüzüne hâkim olup şu anda gökyüzüyle ve uzayla meşgul oldukları bir zamanda, bizim Kürt halkı olarak medeniyetin tâ en başlangıcındaki sorun olan lisan ile uğraşmamız, hâlâ hâlâ dilimizin yok olmaması, anadilimizin yaşaması için mücadele veriyor olmamız, fecî bir durumdur. Fakat dilimizi yasaklayıp önüne engeller koyan iktidarların, bunun kabahati kendilerinde değilmiş gibi, üstüne bir de Kürtçe ile alay etmeleri, dilimizi aşağılamaları, bunun suçunu kendilerinde değil Kürtler’de görmeleri, Kürtçe’ye uyguladıkları yasakları kendileri için bir hak olarak gördüklerini gösteriyor ve bu tavırları, adalet ve insanlık ile dalga geçmektir” cümlelerinin geçtiği paragraftır ki, doğrusu o paragrafı okuyunca hayretler içinde kalmamak mümkün değil. Günümüzde de Kürtler’in hâlâ aynı mücadeleyi veriyor olmaları ve devlet ricalinin Kürtçe ile alay etmeleri, Kürtçe’nin bir “medeniyet dili” olmadığını söyleyip aşağılamalarını (örneğin başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın bu minvaldeki yakışıksız sözleri) hatırlatıyor insana. Demek ki bugünün kin ve nefret meyvâlarının tohumları daha o günden atılmış.

     Devamındaki paragraf da ilginç: “Evet, bugünkü haliyle bile toplumu yönetebilecek ve sosyal hayatı tanzim etmeye hazır bir zenginliğe ve mükemmelliğe sahip dilimiz Kürtçe’yi, kendisine yakışır bir şekilde hayata müdahil edemediğimiz doğrudur ve acı bir gerçektir; fakat daha bundan bir asır öncesine kadar hayatın her alanında kullandığımız, eserlerimizi o dilde verdiğimiz ve eğitimi de o dilde yaptığımız Kürtçe, kötü talihin ve bahtımızın müsaade etmeyişinden dolayı bu acı durumla karşı karşıya geldi.” Doğrusu bu bildiri 2012 yılında kaleme alınmış olsaydı bundan hiçbir şekilde farklı cümleler geçmeyecekti.

     Beyanname’de, bu durumun kabahati, Kürtler arasından çıkmış âlimlere ve yöneticilere yükleniyor, haklı olarak. Şeyh, ağa, bey ve molla kesiminin tüm zamanlarını gereksiz mezhebî ve tarikî tartışmalara harcayıp bütün ömürlerini bunlarla heba etmeleri, Kürtçe’nin ilerlemesi için katkıda bulunmamaları ve böyle bir kaygı taşımamaları, bu kaygıyı taşıyanları da “küfür” ile, sapıtmak ve tefrika çıkarmak ile suçlamaları, çok açık bir şekilde eleştiriliyor.

     Derginin aynı sayısında cemiyet, tüm program ve hedeflerini de maddeler halinde kamuoyuna açıklar:

     “1 – Haftalık bir mecmuâ-i ilmîye neşredecek.

     2 – Bilumum Kürt üdebâ, şuârâ ve ulemâsının Kürt lisanıyle meydana getirdikleri müellefât, divan ve eş’arı doğru ve nefîs bir surette tab’ettirecek.

     3 – Bütün Kürt lehçelerini (Kurmancî, Zazaca, Soranîce) ihtiva etmek üzre bir Kürtçe lûgat kitabı tertib ve neşredecek.

     4 – Mevcûda göre sarf ve nahv kitablarından münaaiblerini tab’ettirecek.

     5 – Kürt lisaniyle tedrisât-ı ibtidaîyeyi temin için lâzım gelen kitabları neşredecek.

     6 – Muhtelif lehçelere aid olanları birer teşkil fasıl etmek üzre bir Kürtçe durûb-ı emsal mecmuâsı tertib ve neşredecek.

     7 – Her mahaldaki Kürt âdât ve ananâtına dair malumât cem’edecek ve Kürt masal, hikâye ve avam şarkıları toplanacaktır.

     8 – Kürt tarih ve coğrafya-i kadîm ve cedîdine dair müellefât meydana getirecektir.

     9 – Şarq ve Ğarb lisanlarından Kürdistan ve Kürtler’e dair mevcûd müellefâtı tercüme ve neşredecek.

     10 – Kürt milletine mensub rical-ı maziye ve halîyenin tercüme-i hallerini neşredecek.

     11 – Yerli ve ecnebî âsârını ihtiva etmek üzre, cemiyet merkezi ile icab eden mahallerde kütübhaneler açacak.

     12 – Gece dersleri açacak.

     13 – Kürtler’le meskûn manatıka heyet-i tedkîkiye izam edecektir.

     14 – Cemiyet için bir matbaa tesisine çalışacak.

     15 – Kürt amele arasından ihtiyat sınıfları ve kooperatif teşkilâtı yapmaya çalışacak.

     16 – İstanbul’da sefîl ve sergerdan dolaşan Kürt çocuklarından mümkün olan mikdarını muhtelif esnaf nezdine çıraklığa vererek, bunların muntazaman devamını temin için icab eden masarıfı tesviye edecektir.

     17 – Kürt yetim ve sahibsiz çocuklarına mahsusu leylî bir sanayiî mektebi küşadına çalışacak.

     18 – Yetim ve sahibsiz Kürt kızlarına sanayiî-i beytîye, hizmetçilik tâlim etmek üzre, bir leylî kız mektebi açmaya gayret edecektir.

     19 – Kürt erkek ve kadınlarının kullandıkları eşyâ-i zatîye ve beytîye ile yerli her nevi âlât ve edevâttan terekküb etmek üzre bir müze tesisine çalışacak.

     20 – Bir Kürt dar’ul- muâllîmi tesisine çalışacak.”

     Cemiyetin programına ve hedeflerine bakıldığında, aslında böyle bir oluşuma en çok da şimdi ihtiyaç duyulduğu farkedilecektir.

 

     ► Kürdistan Teali Cemiyeti

     1918 tarihinde İstanbul’da kurulan “Kürdistan Teali Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürdistan İlerleme Cemiyeti” anlamına gelmektedir.

     Cemiyetin kuruluş nizamnamesindeki adı “Kürdistan Teali Cemiyeti” olmasına ve resmî olarak da bu isimle varlık göstermiş olmasına rağmen, Cumhuriyet tarihi boyunca hazırlanan tüm resmî belgelerde ve okullarda ismi kasıtlı biçimde  “Kürt Teali Cemiyeti” olarak geçmektedir. 

     30 Aralık 1918 tarihinde Dahiliye Nazareti’ne (= İçişleri Bakanlığı) verilen bir dilekçe ile kurulan cemiyetin kendi iç tüzüğünde ise kuruluş tarihi olarak 19 Kasım 1918 tarihi geçmektedir.

     Cemiyet, İstanbul’un Cağaloğlu semtinde, Sıhhat ve İçtimaî Muawenet Umum Müdürü Dr. Abdullâh Cevdet Bey’in apartmanında, büyük İslam âlimi Seyyîd Abdulkadîr ve arkadaşları tarafından kuruldu.

     Seyyîd Abdulkadîr’den,  Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti’nin de başkanlığını yaptığı için, ilgili bölümde bahsetmiştik. Ancak yeniden bir hatırlatma yapmakta fayda var: I. Dünya Savaşı bittikten sadece bir ay sonra kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin başkanlığına getirilen Seyyîd Abdulkadîr, Çolamerg (Hakkari) ili Şemzînan (Şemdinli) ilçesinden Şehîd Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğludur.

     Kürt İslam tarihinin büyük lideri, 1879 – 81 arasında önce Osmanlı Sultanlığı’na sonra da İran Şâhlığı’na karşı ayaklanan Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu olan Şeyh Abdulkadîr, bu kıyâm hareketinde babasıyla birlikte cihad etmiştir. Şeyh Ubeydullâh Nehrî, 1879 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na karşı, 1881 yılında da İran Qacar Şâhlığı’na karşı kıyâm etmiştir. Bir Nakşîbendî şeyhi olan ve kendi döneminin en önemli İslam âlimlerinden biri olan Şeyh Ubeydullâh Nehrî, tarihte “Bağımsız Kürdistan” ülküsünü zikrederek ayaklanan ve “Kürdistan İslam Devleti” adını telaffuz eden ilk kişidir.

     İslam ve Kürdistan tarihinin en onurlu simâlarından biridir, “Guldexwîn” çiçeğinin anavatanı olan Şemzînan (Şemdinli) ilçesinden Şeyh Ubeydullâh Nehrî.

     O’nun oğlu olup, 1908 yılında Kürdistan Teâvun ve Terakki Cemiyeti’nin “ömür boyu” başkanlığına, 1918 yılında da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin başkanlığına seçilen Seyyîd Abdulkadîr, 28 Haziran 1925 tarihinde Diyarbekir’de Şeyh Said ile birlikte asılıp idam edilen 47 kişiden biridir. Hem kendisi, hem de oğlu idam edilmiştir. Şeyh Said Kıyâmı sona erip 28 Haziran 1925 gecesi Diyarbekir Dağkapı Meydanı’nda yanyana dizilen 47 idam sehpasından ikisi, Seyyîd Abdulkadîr ve oğlu içindi. Üstelik Seyyîd Abdulkadîr, gözünün önünde kendi oğlunun ipe çekilmesine dayanamayacağını söyleyerek, oğlundan önce asılmak istediğini o kadar rica etmesine rağmen, oğlundan önce idam edilmeyerek oğlunun idamına şahîd olmuştur.

     1918 sonunda kurulan “Kürdistan Teali Cemiyeti”nin yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Seyyîd Abdulkadîr (cemiyet başkanı), Mûhâmmed Ali Bedirhan (başkan yardımcısı), Ferik Fuad Paşa (başkan yardımcısı), Babanzâde Şükrü (genel sekreter), Hüseyin Şükrü Baban Bey (yönetim kurulu üyesi), Dr. Şükrü Mehmed Sekban Bey (yönetim kurulu üyesi), Muhiddîn Namî Bey (yönetim kurulu üyesi), Babanzâde Hikmet (yönetim kurulu üyesi) ve Azîz Bey (yönetim kurulu üyesi).

     Cemiyetin diğer aktif üyeleri ise şunlardı: Hicaz (Mekke ve Medine) Eski Valisi Babanzâde Mustafa Zihni Paşa, Harput Eski Valisi Kemahlı Sabit, Bediuzzeman Molla Said-i Nursî el- Kûrdî, Muş Milletvekili İlyas Samî, Kaymakam Abdulâzîz, Şeyh’ul- İslam Hayrizâde İbrahim, Baytar Çivrilizâde Mehmed Nuri, Emin Paşa, Mewlânâzâde Şevki, Kurdistan Dergisi Başyazarı Arvasîzâde Mehmed Şefik, Kurdistan Dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Mehmed Mihrî, Jîn Dergisi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Hamza Bey, Mutkili Halîl Hayalî Bey, Berzencîzâde Abdulwahîd, Belediye Eski Müfettişi Bedirhanzâde Murad, Emekli Yarbay Mehmed Ali Emîr, Şeyh Savfet, Mehmed Sıddık, Dr. Nuri Dersimî, Emekli Konsolos Emin Ali ve Heyranîzâde Kemal Fevzî.

     Burada iki önemli ayrıntıyı dikkatlerden kaçırmamak gerekiyor:

     1 – Cemiyeti kuran isimlerin tamamı I. Dünya Savaşı günlerinde ve yabancı işgali zamanında Haçlı saldırılarına karşı kahramanca savaşmış, Osmanlı İslam topraklarını işgalden kurtarmak için Ruslar’a, İngilizler’e ve Fransızlar’a karşı direniş hareketleri organize edip halka cihad çağrıları yapmıştır. Şimdi ise, savaş bittikten hemen sonra, yeniden “aile içi mes’eleler” için biraraya gelmiş, Kürt halkına ve Kürdistan’a hizmet için örgütlenmişlerdir.

     2 – Cemiyetin kurucuları ve yönetim kurulundaki isimlerin büyük çoğunluğu, İslam âlimleri ve dînî önderlerdir. Hem “İslamî hassasiyetleri”, hem de “Kürtlük hassasiyetleri” son derece yüksek insanlardırlar. Cemiyetin başkanı Seyyîd Abdulkadîr’i detaylıca anlattık ve artık biliyorsunuz. Diğer isimlerde de benzer özellikler bulunuyor. Örneğin Berzencîzâde Abdulwahîd, üç yıl sonra Güney Kürdistan’da kurulacak ve 1921 – 24 arası varlık gösterecek olan Kürdistan Krallığı’nın devlet başkanı Şeyh Mahmud Berzencî’nin ailesindendir. Hayrizâde İbrahim, “Şeyh’ul- İslam” derecesinde büyük bir İslam âlimidir. Mustafa Zihni Paşa, Mekke ve Medine’nin, kutsal Hicaz topraklarının eski valisidir. Bediuzzeman Said-i Kûrdî’yi ise anlatmaya gerek yok sanırım.

     Bediuzzeman Said-i Kûrdî’nin bu cemiyetin üyesi olduğu, Şeyh Said Hadisesi’nde Diyarbekir’deki Şark İstiklâl Mahkemesi’nin 1925’teki yargılaması sırasında da belirtilir. Şark İstiklâl Mahkemesi’nin açıklamalarına göre Said-i Nursî el- Kûrdî, cemiyet içinde yükselerek Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üç numaralı ismi olmuştur.

     Cemiyeti kuran 70’e yakın kişiden 8’i Bedirhan ailesine, 6’sı da Baban aşiretine mensuptur.

     Cemiyet İstanbul’da, ismi Kürtçe’de “hayat, yaşam” anlamına gelen “Jîn” adlı bir dergi çıkarıyordu. Dergi, cemiyetin “yayın organı” gibi çıkıyordu. Derginin yazıişleri müdürü Hamza Bey de zaten cemiyetin aktif üyesiydi. Jîn Dergisi, Kürtçe ve Türkçe yayın yapıyordu. Ayrıca Mewlânâzâde Rıfat Bey’in çıkardığı “Serbestî” (= Serbestlik) gazetesi de aynı şekilde Kürdistan Teali Cemiyeti’nin görüşlerini yansıtıyordu. “Ruz-i Kurdistan” (= Kürdistan Güneşi) ve “Banga Heqq” (= Hakk’ın Çağrısı) dergileri de aynı doğrultuda yayın yapıyorlardı.

     Cemiyetin yönetim kurulunda olup Jîn Dergisi’nin de sorumlu yazıişleri müdürü olan ve Van’ın Mûks (Bahçesaray) ilçesinden olduğu için “Mûkslu Hamza” olarak çağrılan Hamza Bey, kadrodaki diğer bir ilgi çekici isimdir. Bazı araştırmacıların söylediklerine göre, Mûkslu Hamza Bey, Halîl Hayalî ve Said-i Nursî, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin ilk kurucuları olarak belirlenmiş, cemiyetin kuruluş çalışmaları bu üç isim tarafından başlatılmıştır. Mûkslu Hamza, cemiyetin kuruluş çalışmalarına katılmış, fakat sonradan oluşturulan ilk yönetim kurulunda yer almamıştır. Fakat üye olarak cemiyetin bütün faaliyetlerinde aktif olarak yer almıştır.

     Mûkslû Hamza, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin bütün faaliyetlerine katılmış aktif üyelerinden biridir. Cemiyetin kültürel çalışmalarına katkı sunmuş, çıkardığı dergilerde ve yayınlarda resmî ve gayr-ı resmî sorumluluklar almıştır. Cemiyetin siyasal çalışmalarına da katkı sunmuştur. Hamza Bey’in cemiyet içerisindeki en önemli çalışmalarından biri de, cemiyetin çıkarmış olduğu Jîn Dergisi’nin sorumlu müdürlüğünü yapması, derginin kuruluş çalışmalarına katılarak dergiyi çıkaran isim olmasıdır. Jîn, kısa sürecek yayın hayatında birçok ilke imza atarak Kürt kültür ve siyasal yaşamına damgasını vurmuştur. Dergi, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin siyasal çalışmalarının kitlelere ulaşmasına aracılık ederek cemiyetin sesi olmuştur.

     Cemiyet İstanbul’da kurulduktan hemen sonra kısa süre içinde Kürdistan’ın farklı şehirlerinde 19 ayrı şube açar. Hızlı bir şekilde örgütlenen, Müslüman ve yurtsever Kürt halkının büyük teveccühüne mazhar olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin – resmî belgelere göre – dinî hassasiyetleri yüksek ve medrese geleneğinin köklü olduğu Bitlis ilinde kısa bir süre içinde 34 bin kayıtlı üyesi olmuştur. Cemiyetin İstanbul’daki kayıtlı üye sayısı ise 15 bine ulaşmıştır.

     Dr. Abdullâh Cevdet Bey’in oğlu, cemiyetin Harput Şubesi’nin açılışına bizzat katılmış ve şubenin yönetim kuruluna seçilmiştir.

     Kürdistan Teali Cemiyeti içinde kısa zaman içinde fikir ayrılıkları doğmaya başladı ve iki ayrı kanat oluştu. Radikal kanadı Bedirhanîler temsil ediyor ve bağımsız bir Kürdistan istiyorlardı. Seyyîd Abdulkadîr ise tüm İslamcı Kürtler gibi ayrılıkçılığa karşı çıkıyordu. Cemiyet başkanı Seyyîd Abdulkadîr, “Türkler’in şu düşkün zamanında onlara darbe indirmemiz, Kürtlük şiârına yakışmaz” diyor, “Şimdilik Türkler’e yardım etmekliğimiz lüzûmunda” ısrar ediyordu. Ki Seyyîd Abdulkadîr, 1920’deki Sevr Antlaşması’na da karşı çıkmıştır.

     Seyyîd Abdulkadîr, cemiyet üyeleriyle yaptığı istişâre toplantısı sonunda “cemiyetin ortak kararı” olarak İstanbul Hükûmeti’ne iki maddeden oluşan bir öneri sundu:

     1 – Osmanlı camiâsı içinde kalması koşuluyla Kürdistan’a otonomi verilmesi.

     2 – Bu otonominin ilânı ve uygulanması için etkin tedbirlerin alınması.

     Kürdistan Teali Cemiyeti, Osmanlı devleti tarafından “zararlı cemiyetler” listesine alınmıştır. Hatta Mustafa Kamâl Atatürk cemiyet için, “Amacı, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak” suçlamasında bulunmuştur.

     Günümüzde dahi okullardaki ders kitaplarında Kürdistan Teali Cemiyeti, çocuklarımıza “zararlı cemiyet” diye okutulup tanıtılmaktadır. Halbuki o dönemin kendi şartları içinde, bu cemiyet genel kamuoyunda o derece “sempatik” ve hatta “lüzumlu” bir cemiyet olarak görülüyordu ki (ayrıca “Kürt” ve “Kürdistan” isimlerinin o dönemler “Türk, Marmara Denizi, İç Anadolu Bölgesi” gibi isimler kadar normal ve hatta resmî olduğunu da akıldan çıkarmayalım), Süleyman Nazif gibi bir Türk millîyetçisi bile, hem de Balkan göçmeni olan ünlü şâir Yahya Kemal’e, gidip Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olmasını teklif etmiştir. Bunu da Yahya Kemal gidip Cahit Tanyol’a anlatır. Bu ilginç olayı bizzat kendilerinden dinleyelim:

     “Yahya Kemal bana Süleyman Nazif’le arasında geçen şu olayı anlattı: Bir gün Beyoğlu’nda Süleyman Nazif’e rastladım. Nazif beni görünce sevindi. ‘Aman Yahya Kemal, seninle mühim bir mes’ele konuşacağım’ dedi. Bir lokantaya gittik. Kendisine, söyleyeceğinin ne olduğunu sordum. ‘İstanbul’da bir Kürdistan Teali Cemiyeti kuruldu. Senin de üye olmanı istiyorum’ deyince şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemiyordum ki açıkladı. ‘Azîzim, bütün dünya Türk’ten ve Türk adından nefret ediyor. Türk milletine nefes aldırmayacaklar. Belki Kürt adıyla ortaya çıkar da memleketi kurtarabiliriz diye düşünüyorum.’ Bu konu üzerinde uzun uzadıya konuştuk. Sonunda kendisi de vazgeçti.”

     Cemiyet, kurulduktan iki yıl sonra, 11 Ekim 1920 tarihinde Osmanlı devleti tarafından kapattırılır.

 

     ► Kürt Teali Nisvan Cemiyeti

     1919 yılında kurulan “Kürt Teali Nisvan Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti” anlamına gelmektedir.

     Kürt kadınlarının İstanbul’da kurduğu bu cemiyetin kurucusu ve genel başkanı, Süleymaniyeli Kürt Hacı Mustafa Yalmukî Paşa (1865 – 1936)’nın kızı Dr. Encam Yalmukî’dir.

     Kürt kadınlarının 20. yy’daki ilk örgütlenmesi ve Kürtler’in kurduğu ilk kadın derneği olan Kürt Teali Nisvan Cemiyeti (= Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti), Mayıs 1919’da kurulur ve 21 Haziran 1919’da okutulan bir Mevlîd-i Şerîf ile faaliyetlerine başlar.

     Kürt Kadınları Teali Cemiyeti, bu Mevlîd-i Şerîf’i İstanbul’un Sultanahmed Camiî’nde okutturmuştur. Mevlîd töreninin sonunda irticâlen (yani yazılı bir metne bağlı kalmaksızın) bir konuşma yapan Encam Yalmukî Hanım, Kürt kadın cemiyetinin faaliyetlerine “Fatihâ Sûresi” ile başlamak istedikleri için bu merasimi düzenlemiş olduğunu söylemiş ve toplantıya katılan bütün kadınlara “Kürt milleti nâmına” teşekkür etmiştir.

     Güney Kürdistan’dan, 16 Mart 1988 tarihindeki kimyasal katliâmın gerçekleştiği Halepçe ilçesinin de kendisine bağlı bulunduğu Süleymaniye şehrinden olan Yalmukî Hanım, İstanbul’da “Divan-ı Harb Başkanlığı” yapan, memleketi Güney Kürdistan’a döndükten sonra Şeyh Mahmud Berzencî tarafından kurulan Kürdistan Krallığı döneminde “eğitim işleri sorumluluğu”nu yüklenen ve 1922 – 26 arasında çıkan “Banga Kûrd” (= Kürt Çağrısı) gazetesinin sorumlu yazıişleri müdürü olan Mustafa Yalmukî’nin en büyük kızıdır. Ayrıca Mustafa Yalmukî Paşa, Kürt şairlerinden olup şiirleri 1956 yılında Bağdad’da yayınlanmıştır.

     Cemiyetin amaçları için “Kürt Teali Nisvan Cemiyeti Nizamnamesi” adında bir tüzük oluşturulur. Dr. Yalmukî Hanım, konuşmasında derneğin düşüncelerini şu sözlerle ortaya koyar:

     “Hanımefendiler! Biz Kürtler, akvâm-ı muhtelifeyi (= çeşitli kavimleri) kardeşleştiren İslamiyet’in zuhurundan, yani asırlardan beri Türk milletinin en sadık bir muhibbi (= seveni), en quwwî (= güçlü) bir dostu ve en zahîr (= açık) bir kardeşi olarak bulunmuşuzdur. Bugün bütün milletlerin mukadderâtı başka şekiller aldığı ve herkese bir hak verildiği bir zamanda, bizler de kendi hakkımızı istiyoruz. Çünkü ortada milyonlarca Kürt var ve büyük bir Kürdistan var. Mukaddes emeller uğrunda en ziyâde çalışmak isteyenlere ve milletlerine olan muhabbetlerini göstermiş oldukları fedâkârlıklarla isbât eyleyenlere cümlemiz bütün mevcûdiyetimizle medyûn-i şükrânız (= bütün varlığımızla teşekkür borçluyuz). Cemiyetin küşâd (= açılış) merâsimine koşarak gelen muhterem hânımlarımız ve kardeşlerimiz her sûretle muâvenet edeceklerini (= destek olacaklarını), Kürtlük’ün teâlisi (= yükselmesi) için ne yapılmak lâzımsa bilâ-tereddüd yapacaklarına Kürt sözü verdiler. Öteden beri ‘Kürt, sözünden dönmez’ cümlesi bir darb-ı mesel (= atasözü) olmuştu. Ben kanaatlerim ile imân ederek diyorum ki Kürt her şeye söz vermez; fakat vermiş olduğu bir sözden de katiyyen dönmez.”

     Kürt Teâli Nisvan Cemiyeti (= Kürt Kadınları İlerleme Cemiyeti)’nin İstanbul’da kurulması, İstanbul’un şehir olarak çağdaş Kürt kadın hareketinin çekirdeğini ve merkezini oluşturması anlamına gelir. Zaten ilk Kürt kadın örgütünün İstanbul’da kurulması bir rastlantı değildir. Kısacası, bu yıllarda İstanbul’da Kürt kadın tarihinde yeni bir sayfa açılır.

     Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’nin kurulduğunu Osmanlı kamuoyuna duyuran ve derneği medyada ilk tanıtan kişi ise, Jîn Dergisi’nin yazarı Vanlı Memduh Selim Beki Bey’in bu dergide kaleme aldığı “İki Eser-i Mebrur” (= İki Hayırlı Eser) başlıklı makalesindeki şu cümlelerdir:

     “İstanbul’da yaşamakta olan Kürt kadınları, Kürt Teali Nisvan Cemiyeti ismiyle bir cemiyet teşekkül ettiler. Kürtlük’e taraf olan bu cemiyetten dolayı ne kadar medyûn-i şükrân (teşekkür borçlu) olsak yeridir. Kürt millî dâvâsının, bu cemiyeti kurmuş olan kadınlardan başlıca beklentisi, kadınlarımıza vatan, vazife, fedâkârlık hisleri aşılayan tam birer anne oldukları gündür. Bunu başarabildikleri takdirde, Kürt kadınlığının asrî zihniyetle inkişâfı emeline ermişler demektir. Türk kadın hareketi, genelde erkeklerin içtimaî durumunun kadınlardan daha üstün olması nedeniyle teşekkül etti ve bu dengesizlik yüzünden kadın hareketi erkek hareketinden ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Kürt kadın hareketinin aynı neticeye düçar olmasından endişe ediyorum. Erkeklerden ayrı bir kadın mes’elesi ne vakit tahaddüs eder? Ve iş ne vakit tehlikeleşir? Ne vakit ki erkeklerle kadınlar seviye-i irfân ve terbiyelerinde - kemîyyeten ve keyfyyeten -  bir dengesizlik olursa. Türkler’deki kadın mes’elesinin sebebini bundan buluyoruz. Erkekler kemîyyeten ve keyfîyyeten ne kadar mütekâmil iseler kadınlar her iki cihetden de o kadar az gelişmişler. İşte ben bu dengesizlikten korkarım.”

     Cemiyetin amaçları çeşitlidir: “Kürt kadınlığının medenî bir bakış açısıyla yükselmesini ve ilerlemesini sağlamak, Kürt aile hayatında kurumsal ve toplumsal düzenlemeler gerçekleştirmek, Ermenî Tehcîri ve onu izleyen diğer zorunlu göçler nedeniyle sefîl bir hâle gelen Kürt yetim ve dullarına iş bularak veya cemiyet adına nakdî yardımda bulunarak onları içinde bulundukları sefaletten kurtarmak.” Cemiyet bu amaçları gerçekleştirebilmek doğrultusunda gazete, mecmuâ, kitap ve risâleleler yayınlayacak, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde cemiyete bağlı şubeler, kütüphaneler ve tartışma salonları açacak, cemiyet üyelerine hitaben konferanslar düzenleyecek ve dersler verecektir.

     Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’nin kuruluş nizamnamesinin 4. maddesinde, cemiyetin amaçlarını gerçekleştirmek için cemiyet önderliğinde yapılacak olan her türlü girişim ve faaliyetin yanısıra tek tek bütün cemiyet üyelerinin üzerine düşen önemli bir görev daha belirtilmektedir. Buna göre, “Her Kürt hemşire, maksad-ı cemiyeti istihsâl için zuhûr edecek fırsatlardan istifâde ile lâzım gelen telkînâtı icrâ eyleyecektir.” Cemiyetin amaçlarını gerçekleştirebilmek için, cemiyetin liderliğinde giriştikleri faaliyetlerin yanısıra, bütün üyelerin kendi önlerine çıkan bütün fırsatlardan da cemiyet lehine yararlanması ve bunun için gerekli propagandayı cemiyet namına yapması beklenmektedir. Cemiyet üyelerinin cemiyet yönetimine verecekleri her türlü bağış, cemiyetin faaliyetleri ve girişimlerinden elde edilecek her türlü kazanç ile cemiyet üyelerinin bütün kişisel emek ve çabaları cemiyetin amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik olacaktır. Cemiyetin amaçlarını kabul eden “haysiyet ve şerefi şâibedâr olmamış” her Kürt kadını cemiyete üye olabilecektir.

     Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’ne üye olan bütün kadınların, cemiyete giren adayın “malî kudreti ve ictimâî mevkiîyle mütenâsib”, yani ekonomik gücü ve toplumsal konumuyla orantılı olan bir “giriş ücreti” ödemesi gerekmektedir. Bir kereye mahsus olarak ödenecek olan bu “giriş ücreti”nin en az 20 kuruş olacağı cemiyetin tüzüğünde belirtilmiş olmakla birlikte, “giriş ücreti”ne bir üst sınırlama getirilmemiştir. Yani arzu eden, gönüllü olarak daha fazla da ödeyebilir. Ayrıca her üyenin kendi ödeme gücüne göre değişen ve en az 70 kuruştan başlayan aylık ücretleri cemiyet yönetimine ödemeyi de kabul etmesi gerekmektedir.

 

     ► Kürdistan İstiklâl Cemiyeti (Azadî)

     “Kürdistan İstiklâl Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti” anlamına gelmektedir. Bir adı da “Rêxıstına Azadî” (Kürtçe’de “Özgürlük Cemiyeti”) olan bu cemiyet, kısaca “Azadî” ismiyle tanınıp benimsenmiş, kendisi de bu ismi kullanmıştır.

     Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine, 1921 yılında Erzurum’da kurulmuştur.

     Bu tarihte Erzurum’da kurulan Azadî cemiyetine kadar Kürdistan merkezli bir cemiyet kurulmamıştır. Daha çok İstanbul merkezli cemiyetlerin Kürdistan şubeleri söz konusudur. Kürt aydın tabakasının genelde başkent İstanbul’da toplanmasının bunda payı belirleyicidir. “Kürdistan İstiklâl Cemiyeti” ya da diğer adıyla “Rêxıstına Azadî” veya kısaca “Azadî”, Kürdistan merkezli kurulan ilk Kürt cemiyetidir.

     Cemiyetin kurulduğu yer, Erzurum’da 8. Kolordu’nun meskun bulunduğu mıntıkaydı. Cemiyetin çekirdeğini II. Abdulhamîd dönemindeki Hamidiye Alayları subayları ile Osmanlı ordusundaki Kürt subaylar oluşturuyordu.

     Azadî’nin liderleri, kısaca “Cibranlı Halîd” olarak anılan Cibran aşireti ağalarından Halîd Bey ile Bitlis beylerinden Yusuf Ziya Bey idi. Cemiyetin sekreteri ise Tayyib Ali idi.

     Cibranlı Halîd Bey, II. Abdulhamîd’in Hamidiye Ordusu için kurduğu aşiret mekteplerine devam etmişti. Bu yüzden aşiret liderlerinin çoğunda büyük saygı görüyordu. Düzenli orduda albaydı. Gördüğü eğitimden dolayı diğer Kürt liderlerinden daha aydın ve yurtseverdi. Ayrıca Cibranlı Halîd Bey, Şeyh Said Efendi’nin kayınbiraderiydi

     Yusuf Ziya Bey ise Bitlis’te büyük nüfûzu olan biriydi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte TBMM’ye “Bitlis milletvekili” seçilmişti. Böylece bolca seyahât edebiliyor ve şüphe uyandırmadan pek çok kişiyle temas kurabiliyordu.

     Cibranlı Halîd Bey, Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı Seyyîd Abdulkadîr ve Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey’le birlikte, Kürt mes’elesini Milletler Cemiyeti (= Birleşmiş Milletler)’ne götürmek istiyordu.

     Cemiyetin 23 şubesi vardır: Diyarbekir, Siirt (9 şube), İstanbul, Dersim, Bitlis (2 şube), Kars, Hınıs, Muş, Erzincan, Malazgirt ve Van (Beytüşşebap dahil 7 şube).

 

     Azadî şubeleri ve şubedeki isimler şöyle:

     Kalikala (Erzurum): Miralay Cibranlı Halîd Bey (cemiyetin kurucularından; cemiyet başkanı; müstahkem mevkiî garnizon komutanı), Arif  Bey (Hınıs kaymakamı), Küçük Kâzım Bey (kaymakam), Miralay Küçük Rauf Bey, Hacı Dursun Bey, Abdullâh Bey ve Aslan Bey (son ikisi kardeş).

     İstanbul: Seyyîd Abdulkadîr (Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu; dönemin en büyük İslam âlimlerinden), Abdurrahîm Bey (avukat).

     Qerıs (Kars): Yüzbaşı Tevfik Bey.

     Bazîd (Doğubeyazıt):  Şeyh İbrahim.

     Mıj – Mılazgîr (Muş – Malazgirt): Hayderanlı Kör Hüseyin Paşa (şube başkanı).

     Gûmgûm (Varto):  Miralay Hasenanlı Halîd Bey (şube başkanı).

     Xînûs (Hınıs): Rüşdî Efendi (şube başkanı), Yüzbaşı Reşit Bey.

     Zûlqarneyn (Bitlis): Yusuf Ziya Bey (cemiyetin kurucularından; milletvekili), Binbaşı Hacı Hasan Bey, Şırnaklı Abdurrahman Ağa.        

     Tuşba (Van): Molla Abdulmecîd Efendi (Bediuzzeman Said-i Nursî’nin kardeşi), Sadun Bey (Karahisar Hasaran aşireti reisi), Binbaşı Arif Bey ve Ali Bey (Şemski aşireti; son ikisi kardeş)

     Sêhrd (Siirt): Yüzbaşı İhsan Nurî (Bitlisli; Cibran aşiretinden), Hacı Abdullâh Efendi, Derviş Bey (gümrük müfettişi), Rezzak Bey (kaymakam), Veis Bey (emekli miralay).

     Şehr-i Nûh (Şırnak): Süleyman Ağa (Hacı bayram aşireti; şube başkanı).

     Cezire Botan (Cizre): Hacı Dursun Efendi, Abdulvahhab Efendi, Abdulmuttalib Efendi (Silopi nahiye müdürü)

     Diyarbekir (Diyarbakır): Ekrem Cemilpaşa (Diyarbekirli Cemil Paşa’nın oğlu; şube başkanı), Dr. Fuat Bey, Abdulğani Bey, Dersimli Dr. Nazım Bey, Binbaşı Mustafa Bey, Adnan Bey (kaymakam).

     Mêrdîn (Mardin): Hacı Kadir Efendi, Kadir Bey (Dersim kaymakamı; 6. Alay subayı).

     Erzîngan – Mezire – Dersim (Erzincan – Elâzığ – Tunceli):  Kangozâde Ali Haydar  (şube başkanı).

     Zûlqarneyn (Bitlis) çevresi: Hacı Musa Bey (Erzurum Kongresi üyesi; Haytî aşireti reisi), Cemilê Çeto, Şeyh Selahaddîn, Mustafa Ağa ve oğulları (Ğarzan aşireti).

     Tuşba (Van) çevresi: Karavilli Lezgin Ağa (Ertuşî aşireti) ve kardeşi Ebûbekir Ağa, İsmail Ağa (Gevdan aşireti) Umer Ağa (Merusî aşireti), İsmail Ağa (Simko Şikak aşireti), Şeyh Abdurrahmân Efendi (Bervasî aşireti), Şahin Ağa, Yahyâ Ağa (Jirkî aşireti), Yakub Ağa (Eruh aşireti).

     Şehr-i Nûh (Şırnak) çevresi: Alikan Ağa, Abdurrahmân Ağa (Hacı Bayram aşireti), Süleyman Ağa, Umer Timur Ağa (Batman aşireti), Arif Ağa, Şeyh Tahir (Batman aşireti).

     Mêrdîn (Mardin) çevresi:  Remo Ağa (Zengerdli), İbrahim Paşa (Milan aşiret reisi), Eyüp Bey (Milan aşireti), İsa Ağa, İbrahim Ağa (lakabı Dekuşî Ağa).

     Bazı kaynaklarda Azadî cemiyetinin, yaptığı toplantı sonrası Şeyh Said’i cemiyetin başına getirdiği söyleniyorsa da, bu konuda derli toplu bir toplantı ve karar tesbit edilememiştir. Ciranlı Halîd Bey ve Yusuf Ziya Bey’in henüz Şeyh Said Efendi’nin kıyâmı başlamadan birkaç ay evvel tutuklanmaları, kıyâm ile organik bağları olduğu iddiâsını zayıflatmaktadır. Tüm kaynaklar, bölgede karların eridiği Nisan – Mayıs aylarında bir başkaldırı hareketi düşünüldüğünü, ancak derli toplu bir planlama olmadığını belirtmektedir.

     Şeyh Said Efendi’nin Cibranlı Halîd Bey’in eniştesi olması nedeniyle ikisinin yer yer görüşmeleri ve biribirlerinin fikirlerinden haberdar olmaları normaldir. Yine bu dönemde Şeyh Said’in en büyük oğlu, İslam âlimi ve müderris Ali Rıza Efendi, sahip olduğu büyük koyun sürülerini Halep’te sattıktan sonra İstanbul’a giderek 12 Aralık 1924 günü (kıyâmdan iki ay önce) dönemin en büyük İslam âlimlerinden Seyyîd Abdulkadîr Efendi ile görüşür. Anlaşıldığı kadarı ile Cumhuriyet’in bu ilk bir – iki yılında, yeni rejimden rahatsız olan herkes biribiriyle görüşüp durumu tartışmakta, ancak aralarında ciddî bir organik bağlantı ve teşkilâtlanma bulunmamaktadır. Olaylardan ve olaylara şahîd olan lider seviyesindeki şahısların anlattıklarından anlaşılan budur. Başta râhmetli Abdulmelik Fırat olmak üzere Şeyh Said ailesinden tüm fertlerin anlatımları da bu yöndedir. Ayrıca Kürt tarihi üzerine kaleme aldığı değerli eserlerinde sevgili Altan Tan da aynı şeyleri söylemektedir.

     Bu dönemde İslamcı Kürtler ile ulusalcı Kürtler arasında da zaten herhangi bir çekişme veya husumet bulunmamakta, bilâkis, özellikle yeni kurulan bir rejimin “İslam düşmanlığı” ve “Kürt düşmanlığı” gibi iki temel fobi üzerine bina edilmesi nedeniyle aralarında bir yakınlık bulunmaktadır.

     Yukarıda aktardığımız tarihsel bilgiler ve detaylıca yâdettiğimiz cemiyetlerin kimliğine ve çizgisine baktığımızda, zaten rahatlıkla farkedilecektir ki, Kürt halkına önderlik eden ulemâ ve entelijansiyadan hiç kimse, “dînî” olan ile “millî” olanı, daha açık söylemek gerekirse “İslamî” olan ile “Kürdistanî” olanı biribirlerine karşıt, biribirlerini olumsuzlayan unsurlar olarak görmemekte, bilâkis bu iki kimlik, biribirini besleyen, hatta biribirini tamamlayan iki unsur olarak göze çarpmaktadır.

     Zirâ “bir kavmin başka kavimlere karşı üstünlüğünü dayatan, başka kavimlerin dillerini ve kültürlerini asimile etmeye çalışan ve başkalarına ait toprakları gaspetmeye yeltenen” anlamında bir çaba “millîlik” değil “millîyeçilik”tir ve şovenist bir tutum olduğundan âzîz İslam öğretisine aykırıdır. Velâkin “başka bir kavmin dayattığı etnik ve siyasî üstünlüğe kabul etmeyip buna itiraz eden, dil ve kültürünün asimile olmaması çabası gösteren ve kendi topraklarında özgür ve bağımsız bir hayat yaşama istem ve iradesiyle mücadeleye yeltenen” anlamında bir çaba “millîyetçilik” değil “millîlik”tir ve bu İslam’a muğayir değil, bilâkis İslam’ın tâ kendisidir.

 

     ► Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi (AZADÎ)

     Geçtiğimizin ayın başında Diyarbakır’da kuruluşunu ilân eden AZADÎ İnisiyatifi, sözün başında da ifade ettiğimiz gibi, belki de son otuz yıllık yakın geçmişimiz için bir İLK’tir ancak son yüz yıllık geçmişimiz için bir ilk değildir. Bilâkis yukarıda ana hatlarıyla tanıttığımız cemiyetlerin benzeri ve hatta bu zincirin günümüzdeki son halkasıdır.

     O dönemde (19. yy’ın sonu ve 20. yy’ın başı), İslamî kimliğe sahip Kürt aydınlarının biraraya gelip kurduğu bu cemiyetlerle ayrıca tıpatıp benzerlik göstermektedir. 2012’de kurulan AZADÎ İnisiyatifi’nin tarihsel kökeni de buraya dayanır ve o “rûh”un bugüne bıraktığı mirastan başka birşey değildir.

 

     AZADÎ’NİN KURULUŞU

     Kısa adı “AZADΔ olan inisiyatifin isminin Kurmanc Kürtçesi’ndeki açılımı “Ji Bo Maf, Dad û Azadîyê Înîsiyatîfa Îslamî ya Kurdîstanê”, Zaza Kürtçesi’ndeki açılımı “Seba Heq, Edalet û Azadî Înîsiyatîfê Îslamî yê Kurdîstanî”, Türkçe’deki açılımı ise “Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi” şeklindedir.

     İnisiyatif, haftasonu tatili olan Cumartesi ve Pazar günlerine tekabüle den 9 – 10 Haziran (Kürt takviminde 19 – 20 Gulan) 2012 tarihinde, Diyarbakır’daki 4 yıldızlı Prestij Otel’de gerçekleştirdiği ve 200’e yakın katılımcının hazır bulunduğu iki günlük “Kuruluş Kongresi” sonrası kuruluşunu ilân etti.

     Kuruluş Kongresi’ne Kürdistan, Anatolya ve Avrupa’dan gelen Kürt aydınları katıldılar. Kongreda hazır bulunan isimlerin tamamı, âlim, şeyh, akademisyen, gazeteci, yazar, doktor, avukat ve sivil toplum temsilcileri gibi Müslüman Kürdistan toplumunun elit tabakasındandılar.

     AZADÎ İnisiyatifi’nin Diyarbakır Prestij Otel’deki kuruluş kongresini adetâ bir medya ordusu takip etti. Kongreye yalnızca Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki gazete ve televiyonlar değil, Güney Kürdistan’dan gelen gazete ve televizyonlar da yoğun ilgi gösterdi.

     İki gün süren kongrenin ilk gününde, önce bir “tanışma seansı” yapıldı. Biribirlerine şifahî olarak zaten aşinâ olan katılımcılar, yakından tanışma imkânına kavuştular.

     Daha sonra, görüntü almaları ve fotoğraf çekmeleri için, dışarıda kalabalık bir şekilde bekleyen basın mensupları kongre salonuna alındı. Yarım saatlik bir çekim yapma izni verilen medya mensupları, bu süreyi en verimli şekilde değerlendirebilmek amacıyla ihtiyaç duydukları kamera ve fotoğraf çekimlerini yaptılar, notlarını aldılar ve kimi katılımcılarla ayaküstü kısa söyleşiler yaptılar.

     Kongrenin ilk gününde İnisiyatif adına basın metnini, kongrenin moderatörlüğünü yapan Adem Özcaner okudu. Özcaner metni hem Kürtçe hem Türkçe okudu.

     Medya mensupları için tanınan sürenin dolmasından ve onların salonu terketmelerinden sonra, kongre resmî olarak başladı.

     AZADÎ İnisiyatifi’nin kuruluş kongresi, Qûr’ân-ı Kerîm okunmasıyla başladı. Qûr’ân-ı Kerîm tilavetini Abdulbaki Yazdık, Kürtçe meâlini de Mehmet Kurşun okundu. Qûr’ân tilaveti ve Kürtçe meâlinin okunmasının ardından da tüm salon ayağa kalktı ve âzîz Kürdistan şehîdleri için dûâ edildi.

     Daha sonra tekrar kürsüye çıkan inisiyatif koordinatörü ve kongrenin moderatörü Adem Özcaner, kongrenin start aldığını duyurdu.

     Kuruluş Kongresi’nin ilk gününde, kurulması amacıyla toplanılan inisiyatifin isminden kurumsal işleyişine kadar tüm temel ve aslî konular istişareye açılıp tartışıldı. Ayrıca aralarında Muhammed Sıddık Şeyhanzade, Abdulillah Fırat, Yakup Aslan, Muhammed Akar, Sedat Doğan, Muhittin Batmanlı, Sıdkı Zilan, Adem Özcaner, Yavuz Delal, İrfan Burulday, Hasan Postacı, Bengin Boti, İbrahim Sediyani gibi isimlerin bulunduğu bazı katılımcılar kürsüye çıkıp konuşma yaptılar.

 

     Kuruluş Kongresi’nin birinci gün programı şöyleydi:

     1 – Açılış;

     a) Qûr’ân-ı Kerîm ve dûâların okunması,

     b) İnisiyatif Hazırlık Kurulu adına ön bilgilendirme konuşması,

     c) Divan seçimi ve gündem konularının belirlenmesi.      

     2 – İnisiyatif isim, deklarasyon ve mutabakat metinleri ile kurucu üyeliğe dair görüşmelerin yapılması, ilgili onay ve kararların alınması;

     a) İsim, deklarasyon ve mutabakat metinleri ile ilgili öneri ve düşüncelerin alınması,

     b) Metinler üzerinde yapılacak muhtemel değişikliklerin görüşülmesi,

     c) Kurucu üyelik vasfının görüşülmesi ve kurucu üyelerin tespiti,

     d) İnisiyatifin isim ve metinlerinin oylanması ve kabulü.

 

     Akşam saatlerine kadar süren kongrenin ilk gün oturumunun tamamlanmasından sonra, katılımcılar hep birlikte ve kalabalık bir şekilde Diyarbakır’ın güzide mekânlarından biri olan bir açıkhava restorana gidip akşam yemeği yediler. Daha sonra da Dicle Nehri kıyısında romantik bir gece gezintisi yapıldı.

     Ferdâsı gün, sabah erken saatlerde başlayan ikinci gün oturumuna geçilmeden önce medya temsilcileri salona dâvet edildi ve “Azadî İnisiyatifi Sonuç Bildirgesi” okundu. Metin Kurmanc Kürtçesi, Zaza Kürtçesi ve Türkçe olmak üzere üç dilde okundu.

     Kürtçe metin Sevinç Oluç, Türkçe metin de Yakup Aslan tarafından okundu. Bildirgenin okunmasından sonra inisiyatif sözcüsü Adem Özcaner, basın mensuplarının sorularını cevapladı.

 

     “Azadî İnisiyatifi Sonuç Bildirgesi” metni şu şekilde:

     “BASINA VE KAMUOYUNA

     İslamî sorumluluk sahibi bireylerin öncülüğünde iki yıldır devam eden istişareler ve 9 – 10 Haziran 2012 tarihinde Diyarbakır’da yapılan iki günlük toplantı neticesinde, Kürdistan’ın kuzeyinde İslamî ve Kürdistanî bir oluşum olan AZADÎ İNİSİYATİFİ’ni başlatma kararı almış bulunuyoruz.  

     Değişik illerden ve Türkiye dışından gelen değerli katılımcılarla gerçekleşen toplantı sonucunda, İnisiyatif’in ismi ve programı üzerinde mutabakat sağlanmıştır.

     Kısa adı ‘AZADÎ İnisiyatifi’ olan ‘Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi’, Ortadoğu ve Türkiye’de kalıcı barışın sağlanması açısından, Kürt halkının uluslararası hukuk  ve İslam hukukundan kaynaklanan siyasî, kültürel, sosyal ve iktisadî tüm haklarına kavuşmasını zorunlu görür.

     İnisiyatif, istişare temelinde, açık ve meşrû yöntemlerle çalışmalarını yürütmeyi esas alır. Türkiye Cumhuriyeti, Kürtler’in sadece millî kimliklerine değil, İslamî kimliklerine de husûmetle yaklaşmıştır. 1925’te Şeyh Said hareketine, 1927 – 30 Ağrı hareketine ve 1937 – 39’da da Dersim bölgesine sistematik bir imhâ ve katliâm siyaseti uygulamıştır. En son Roboski (Uludere) katliâmı da göstermiştir ki, Kürtlere’ ve Kürdistan’a yönelik katliâmlar, geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir.

     İnisiyatif, dünya barışını, İslamî ve evrensel değerleri, insanlığın ortak kazanımlarını önemsediği gibi, Ortadoğu halklarıyla dayanışmayı, kardeşlik hukukunu ve yardımlaşmayı savunur. Ayrıca Kürdistan’daki halkların ve Ortadoğu’da yaşayan tüm toplumların tabiî ve insanî taleplerini destekler.

     İnisiyatif, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin tanınması açısından atılacak her olumlu adıma destek ve katkı sunar. Kürtler’in yeni anayasaya ilişkin olarak; Kürtçe (Kurmancî ve Zazakî) ve diğer dillerde eğitim,  Türkçe’nin yanısıra Kürtçe’nin resmî dil olması, Türkçeleştirilen yerleşim yerlerinin isimlerinin iadesi, yönetime katılma ve inandığı gibi yaşama hakkını savunur ve onurlu bir barış için gerekli adımların atılmasını talep eder.

     Kürdistan halkının kendi geleceğine ilişkin söz sahibi olma ve kendi kendini idare etme isteği, İslam hukuku ve uluslararası hukuk açısından meşrû bir taleptir.

     İnisiyatif, siyasî mücadelesinde barışçıl yöntemleri esas alır; meşrûîyetini tabiî / ilahî hukuktan, insan hak ve hürriyetlerine ilişkin temel belgelerden ve insanlığın ortak ahlakî değerlerinden alır.

     İnisiyatif, hiçbir hareketin, örgütün, cemaatin, siyasî parti veya grubun karşıtı ya da tarafı değildir. Adalet ve dayanışma prensiplerine bağlı olarak işbirliği ve ittifakları savunur. İnisiyatif, Kürdistan’daki farklı örgütlenmeleri bir zenginlik olarak görür ve sorunları çözmeyi amaçlayan kongre ve konferansların teşekkülü için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir.

AZADÎ İnisiyatifi”

 

     Bildirinin okunmasından ve basın mensuplarının sorularının cevaplandırılmasından sonra, medya temsilcileri salonu terk ettiler ve kongrenin ikinci gün oturumu başladı.

 

     Kuruluş Kongresi’nin ikinci gün programı şöyleydi:

     1 – İnisiyatifin faliyet alanlarının görüşülmesi ve ilgili kararların alınması,

     2 – İnisiyatifin yıllık çalışma takviminin görüşülmesi ve ilgili kararların alınması,

     3 – İnisiyatif için temsilcilikler ve yayın organı açılması konusunun görüşülmesi ve ilgili kararın alınması,

     4 – İnisiyatif yürütme kurulunun seçimi, il, ilçe ve yurtdışı temsilcilerinin belirlenmesi,

     5 – Basın açıklamasının okunması ve kamuoyu için deklarasyon metninin hazırlanması.

     İki günlük Kuruluş Kongresi’nde 21 kişilik yönetim kurulu belirlendi. Kongre tamamlandıktan ve sona erdikten sonra, bu kez de yönetim kurulu üyeleri kendi aralarında bir toplantı yaptılar.

 

     AZADÎ YÖNETİM KURULU

     Kuruluş Kongresi’nin ikinci gününde 200’e yakın katılımcı ve “kurucu üyeler” tarafından 21 kişilik bir “yönetim kurulu” oluşturuldu. Yönetim kurulu üyeleri, yapılan oylama sonucu seçildiler.

 

     AZADÎ İnisiyatifi’nin 21 kişilik yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor:

     ► Adem Özcaner

     ► Adnan Fırat

     ► Av. Harun Yaşar

     ► Av. Nurettin Bozkurt

     ► Av. Sıdkı Zilan

     ► Cengiz Şen

     ► Dizdar Aytek

     ► Fatma Tekbaş

     ► İbrahim Sediyani

     ► Mehmet Gözü

     ► Muhammet Jiyan

     ► Muhittin Batmanlı

     ► Murat Bozdemir

     ► Murat Kutat

     ► Nayde Bingöl

     ► Nesime Batmanlı

     ► Oğur Gever

     ► Sedat Doğan

     ► Sevgi Çelik Moray

     ► Yakup Aslan

     ► Yavuz Delal

 

     Yönetim kurulu toplantısında, ileriki süreçte atılması gereken adımlar ve yapılması gereklen çalışmalar istişâreye açılıp konuşuldu.

     Daha sonra gerçekleştirilecek olan ikinci toplantıda ise, 21 kişilik bu yönetim kuruluna ilaveten 10 kişilik bir yedek üyelik seçildi. Yedek üyeliğe seçilen isimler ise şunlar:

 

     ► Erdal Erdem

     ► Fesih Çelik

     ► M. Ali Erdoğan

     ► Muhammed Akar

     ► M. Sabri Akgönül

     ► M. Salih Eroğuz

     ► Sabiha Ünlü

     ► Seher Akçınar

     ► Sevim Uluç

     ► Zana Altaş

 

     Ferdâsı gün, İnisiyatif tarafından “Kamuoyu İçin Deklerasyon Metni” yayınladı. İnisiyatif’in 3 resmî dili olan Kurmanc Kürtçesi, Zaza Kürtçesi ve Türkçe olarak yayınlanan metin şöyle:

 

     “Bismillâhirrahmânirrahîm


     İNİSİYATİF, Kürdistan’ın kuzeyinde, İslamî sorumluluk sahibi bireylerin biraraya gelmesiyle kurulmuş bir oluşumdur.

     İnancımız, bireysel ve toplumsal sorunlara karşı bizleri sorumlu kıldığı gibi, ezilen bir durumda olan Kürt milleti ve Kürdistan’a karşı da sorumlu kılmaktadır.

     Kürdistan kadim zamanlardan beri Kürt milletinin yaşadığı coğrafyanın adı ve Kürtler’in vatanıdır. Kürdistan, aynı zamanda burada yaşayan Arap, Ermenî ve Süryanî halkları ile Hristiyanlık, Yezidîlik ve Yaresanlik gibi birçok etnik ve dînî topluluğun da ülkesidir.

     Kürdistan’ın çok dînli, çok dilli, çok mezhepli olduğu kimsenin inkâr edemeyeceği ve dolayısıyla hakkını hukukunu çiğne(ye)meyeceği bir gerçektir. Diğer bir gerçek de bu çeşitlilik içinde başat toplumun Kürt milletinin ve başat dînin – çeşitli mezhepleriyle birlikte – İslam olduğudur.

     Hangi etnik, dînî veya felsefî açıklamayla veya aidiyetle kendini ifade ederse etsin, Kürtler ve Kürdistanlılar, tüm farklılıklarıyla birlikte bir bütün olarak Kürdistan halklarını teşkil ederler.

     İNİSİYATİF’e göre Kürdistan, bütün bu çeşitli unsurlarıyla birlikte bir ülkedir.

     Kürt halkı gibi, Kürdistan’ın kuzeyinde konuşulan Kürtçe de, Kurmanc ve Kırmanckî (Zazakî) lehçeleriyle birlikte kadim bir dildir.

     İran – Osmanlı yayılmacılığı – 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması – ile başlayan, İngilizler’in, Fransızlar’ın ve Ruslar’ın emperyalist emelleri doğrultusunda gelişen ve I. Dünya Savaşı sürecinde de devam eden Kürdistan’daki coğrafî parçalanma, 1916 Sykes Picot ve 1923 Lozan Antlaşmaları sonucu modern Türkiye, İran, Irak ve Suriye ulus devletlerinin oluşturulması, Kürdistan’da siyasal parçalanmayı da beraberinde getirmiştir. Kürt milletinin aleyhinde devam eden bu süreç, Kürtler’i ve Kürdistan’ı statüsüz bir millet ve ülke olarak bugünlere kadar getirdi. Bu ise asla Kürt milletinin iradesiyle gerçekleşmiş bir durum değildir.

     Kürdistan, kardeş Müslüman halklar adına hareket ettiğini iddiâ eden devletlerin askerî ve siyasî hegemonyası altında bulunmaktadır. Kürtler’in egemenlik hakları bu devletler tarafından tahakküm altına alınarak, Kürt kimliği ve varlığı inkâr edilmiş, kimlik ve varlık mücadelesi veren bütün Kürtler zor ve baskı ile sindirilmeye çalışılmıştır.

     Özellikle de Türkiye Cumhuriyeti, daha kuruluşundan itibaren Kürt ve Kürdistan’a yönelik inkâr ve zulüm siyasetini ana eksenine yerleştirmiş, Kürdistan’ın – milleti ve ülkesiyle birlikte – egemenlik gerçeğini de inkâr ederek Kürtler’i yok sayma, imhâ etme, beşerî ve kültürel soykırıma tabi tutma yolunu seçmiştir. Ayrıca Kürdistan’ın kuzeyinin doğal kaynaklarına ve zenginliklerine el koyarak, Kürdistan halkının ekonomik ve sosyal yönden geri bırakılmasını amaçlamıştır.

     Türkiye Cumhuriyeti rejimi, ekseriyetle dîndar olduğu bilinen Kürtler’in sadece millî kimliklerine değil, İslamî kimliklerine de düşmanlıkla yaklaşmıştır. Kürdistan’ın kuzeyindeki medreseler, tekkeler, dergâh ve ocaklar kapatılmış, 1925’te Şeyh Said hareketine, 1927 – 30 Ağrı hareketine ve 1937 – 39’da da Dersim bölgesine tam mânâsıyla bir imhâ ve katliâm siyaseti uygulamıştır. Ayrıca Kürtler’in Alevî – Sünnî, Kurmanc – Zaza gibi doğal grupsal farklılıklarını istismar ederek millî birliğini bozmayı amaçlamıştır.

     Uzun yıllar süren mücadeleler sonucunda çok ağır bedeller ödeyerek bugün Irak sınırları içerisinde siyasî statüyle birlikte kayda değer haklara kavuşan Kürdistan’ın güneyi (Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi) hariç, Kürtler bir bütün olarak Suriye, İran ve Türkiye’de egemenlik haklarını kullanamamaktadır. Mevcut yapılar içerisinde yönetime kendi kimlikleri ile katılma ve yönetim sürecini denetleme gibi birçok temel hak ve özgürlüklerden mahrum durumdadırlar. Bu yüzden Kürtler için hem mevcut ulus devletler içerisinde, hem de uluslararası düzeyde tanınma ve tanımlanma sorunu devam etmektedir.

     Bizler, Kürdistan halkının yüzyıllardır devam eden hak ve adalet arayışı ile özgürlük mücadelesini meşrû gördüğümüz gibi, bu arayış ve mücadeleye katkı sunmak ve halkımıza ilişkin olan sorumluluğumuzu yerine getirmek için HAK, ADALET VE HÜRRİYET İÇİN KÜRDİSTAN İSLAMÎ İNİSİYATİFİ’ni (AZADÎ İNİSİYATİFİ) başlatmış bulunuyoruz.

     Tüm dünyanın meşrûîyetinde ittifak ettiği temel hak ve hürriyetlere ilişkin mücadeleler, sadece Kürtler’in değil, aynı zamanda tüm İslam ümmetinin ve tüm dünya toplumlarının mes’elesidir.

     İNİSİYATİF, Kürdistan halkının Kürdistan’da kendini idare etme hakkını savunur. Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi, toplumları dîni, dili ve etnik kimliği ile tektipleştiren anlayışı red eder. İNİSİYATİF tüm dîn, mezhep, kavim ve yaşam biçimlerinin, ilahî ve evrensel hukukun teminatı altında bulunduğu yönetim anlayışını benimser.

     Aynı şekilde tüm etnik ve dîn3i toplumsal kesimlerin, kolektif haklar dâhil siyasal, kültürel, sosyal ve iktisadî haklarının güvenceye alınmasını mücadelesinde esas alır.

     İNİSİYATİF, Kürdistan’ı İslam coğrafyasının bir parçası olarak gördüğü gibi, Kürdistan halklarını da dünya halklarının bir parçası olarak görmektedir.

     İNİSİYATİF olarak, gönüllü birliktelik esasına dayalı olmak kaydıyla birlikte yaşamayı mümkün kılacak olan anayasal ortaklık tartışmalarını önemsiyor ve Kürtler’in kendi tercihleriyle özerklik, federasyon, bağımsızlık hakkını ve bunun meşrûîyetini tartışma konusu yapmıyoruz.

     İNİSİYATİF bu çerçevede, Kürdistan halkının özgür iradesiyle kabul etmesi koşuluyla, İslamî ve insanî temelde, Ortadoğu halklarıyla birlikte farklı yapılanmaların dışlanmaması gerektiğini de kabul eder. Bu açıdan İNİSİYATİF, Kürdistan’ın güneyindeki kazanımlarını önemsiyor ve bu durumun İran, Suriye ve Türkiye’ye de örnek olabileceğini düşünüyor.

     İNİSİYATİF, dünya barışını, evrensel değerleri ve insanlığın ortak kazanımlarını önemsediği gibi, Ortadoğu halklarıyla dayanışmayı da önemser. Kardeşlik hukukunu ve yardımlaşmayı savunur. Ayrıca Kürdistan’daki halkların ve Ortadoğu’da yaşayan tüm toplumların tabiî ve insanî taleplerini destekler.

     Kürdistan halkının kendi geleceğine ilişkin söz sahibi olması ve kendi kendini idare etmek talebi hem İslam hukukunun ve hem de uluslararası hukukun bir gereğidir.

     İNİSİYATİF, siyasal mücadele yöntemi olarak şiddeti tercih etmez, bununla birlikte meşrûîyeti ve tabiî / ilahî hakları esas alır.

     İNİSİYATİF, Kürdistan’da İslamî ve insanî faaliyetleri destekler.

     İNİSİYATİF, Kürt milletinin gerçek mânâda tüm haklarına kavuşması için, sivil itaatsizlik de dâhil her türlü demokratik yollarla yaptığı mücadeleyi ve bu yolları esas alarak faaliyet ve çalışmalarını yürütmeyi meşrû görür.

     İNİSİYATİF, Kürdistan ve özellikle Kürdistan’ın kuzeyindeki hiçbir hareketin, örgütün, cemaatin, siyasî parti veya grubun hasmı ya da tarafı değildir. Adalet ve dayanışma prensiplerine bağlı olarak işbirliği ve ittifakları savunur.

     İNİSİYATİF, Kürdistan’daki farklı örgütlenmeleri bir zenginlik olarak görür ve Kürdistan’ın kuzeyindeki halkın ve Kürdistan’ın tamamının sorunlarını çözmeyi amaçlayan kongre ve konferansların teşekkülü için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir.

     İNİSİYATİF, süreç içerisinde meşrû gördüğü her türlü siyasal araç ve yöntemleri ihtiyaç duyulması halinde, zaman ve zemini de göz önünde bulundurarak, kullanır.

     İNİSİYATİF, bütün faaliyetlerini ve çalışmalarını Kürtçe ve diğer dillerde ifade eder.

     Saygılarımızla...

     AZADÎ İnisiyatifi”

 

     AZADÎ’NİN İLK GEZİSİ

     Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi (AZADÎ), ilk resmî gezisini, kuruluşundan üç gün sonra, 13 Haziran 2012’de, bundan altı ay önce, 28 Aralık 2011’de Türk savaş uçakları tarafından hunharca bir katliâmın yapıldığı Kürdistan topraklarındaki Şehr-i Nûh (Şırnak) ilinin Qîlaban (Uludere) ilçesine bağlı Robozkê (Ortasu) köyüne yaptı. 

     Robozkê’deki şehîd ailelerini ziyaret etmek amacıyla gerçekleştirilen bu geziyi Yakup Aslan, Adem Özcaner, Sabiha Ünlü, Cesim İlhan ve Muhammed Aslan’dan oluşan beş kişilik bir ekip düzenledi.

     Heyet, katliâmda yakınlarını kaybeden şehîd ailelerine başsağlığı dilemek, destek olmak, katliâma karşı duyarlılıklarını dile getirmek ve katliâm mahallini yerinde görmek amacıyla gerçekleştirdiği bu ziyaretle, Kürtler’e karşı gerçekleştirilen katliâmlara ve zulümlere sessiz ve tepkisiz kalmayacağını da göstermiş oldu.

     Ziyaret esnasında heyet adına kısa bir konuşma yapan yönetim kurulu üyesi Adem Özcaner, şehîdlerin yakınlarına başsağlığı diledikten sonra katliâmla ilgili inisiyatif adına görüş ve düşüncelerini dile getirdi. Özcaner, “Robozkê katliâmı bizim için Kürdistan’da gerçekleştirilen Halepçe, Enfal, Dersim, Zîlan, 33 kurşun katliâmları niteliğindedir. Bu katliâmlar arasında hiçbir fark yok. Hepsi de Kürdistan’da ve Kürtler’e karşı yapılmıştır. Acınız bizim acımızdır. Robozkê’de gerçekleşen katliâm devlet eliyle işlenmiş bir katliâmdır! Ne Hükûmet’in sessizliği ne de Genelkurmay’ın yapay açıklaması bu gerçeği gizleyemez. Hükümet derhal katliâma sebep olan failleri bulmalı ve devlet adına Kürt milletinden özür dilemeli” dedi.

     AZADÎ İnisiyatifi heyeti, şehîdlerin mezarlarını ziyaret ederek, rûhlarına dûâlar okuduktan sonra olayın gerçekleştiği yere en yakın olan noktaya giderek incelemelerde bulundu.

 

     AZADÎ’NİN İLK ETKİNLİĞİ

     Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi (AZADÎ), ilk etkinliğini ise kuruluşundan onsekiz gün sonra, 28 Haziran 2012’de, bundan seksekyedi yıl önce, 28 Haziran 1925’te Diyarbakır İstiklâl Mahkemeleri tarafından 46 dâvâ arkadaşıyla birlikte darağacına asılarak idâm edilen büyük İslam âlimi ve Müslüman Kürdistan halkının efsanevî rehberi Şehîd Şeyh Said (rh. a.)’i şehâdet yıldönümünde anarak gerçekleştirdi.

     Şehâdetlerinin 87. yıldönümünde Şeyh Said (rh. a.) ve 46 dâvâ arkadaşı, Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda yapılan Kürtçe ve Türkçe basın açıklamasıyla AZADÎ İnisiyatifi tarafından yeniden yâd edildi.

     İslam ve Kürdistan tarihinin ölümsüz ismi Şeyh Said (rh. a.) için hazırlanan basın bildirisi, İnisiyatif’in üç resmî dili olan Kurmanc Kürtçesi, Zaza Kürtçesi ve Türkçe olarak okundu. Kurmanc Kürtçesi’yle kaleme alınan metni Adem Özcaner, Zaza Kürtçesi’yle kaleme alınan metni Sıdkı Zilan, Türkçe kaleme alınan metni de Adnan Fırat okudu.

     Okunan basın açıklamasından sonra Molla Ensarî tarafından Kürtçe dûâ edildi ve Kürdistan İslam şehîdlerinin rûhları için Fatiha okundu. Dûâların okunmasından sonra da Şeyh Said (rh.a.) ailesinden Abdulillah Fırat bir konuşma yaptı. Fırat konuşmasında şunları vurguladı: “Şehâdet Allâh’ın huzurunda mübarek bir makamdır. Şeyh Said ve arkadaşları da bu makama ulaştı. Bugün bizim için matem değil, sevinç günüdür. Çünkü Şeyh Said kaybetmedi. O şehâdetiyle bu dâvâyı ölümsüzleştirdi. Genelkurmay’ın resmî arşiv belgelerine göre savaşta 260.000 insan katledilmiş. Hani onların torunları nerede? Buradan ilan ediyoruz ki, Şeyh Said’in dâvâsı kapanmadı.”

     Basın mensuplarının yönelttiği soruların cevaplandırılmasından sonra program sona erdi. Etkinlikte okunan basın açıklaması ise şu şekildeydi:

     “Basına ve Kamuoyuna

     Bugün; hak, adalet ve hürriyet için 1925 yılında Kürdistan topraklarındaki tahmilî savaşa karşı kıyâm eden Şeyh Said ve dâvâ arkadaşlarının şehâdetlerinin 87. yıldönümüdür.

     Siyasal egemenliği Türklük şemsiyesinin tekeline koyarak birlikte bir sözleşme yapmanın tüm imkânlarını devlet gücüyle ortadan kaldıran yeni Türkiye’nin kurucu iradesi, Kürdistan’ı hem millî hem de dînî değerleriyle yok etmeye çalışırken, Şeyh Said ve dâvâ arkadaşları buna rıza göstermediler.

     1925 yılından sonraki Zilan, Dersim ve Robozkê gibi onlarca katliâm Kürdistan halkının özgürlük ve adalet talebine, inkârcı ve zalim rejimce verilen cevaplardır.

     Kürdistan’ın İslamî ve millî değerlerine pervasızca saldıran ve birlikte yaşamanın tüm imkânlarını ortadan kaldıran Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürdistan’daki askerî, siyasî ve diğer tüm varlığı, Kürdistan halkının rızası hilafına tesis edilmiştir.

     Kürdistanlılar hiçbir zaman bu köleliği ve işgal anlayışını kabul etmemiştir.

     Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürdistanlılar’ın iradesini yok sayan Kürdistan’daki varlığı, uluslararası hukuka ve İslamî ilkelere göre ğayr-i meşrûdur.

     Kürtler’in iradesini dikkate alan yeni bir toplumsal sözleşmenin kaçınılmaz olduğu anlaşılmalıdır. Öncesinde de kapsamlı bir ateşkes yapılmalı, savaş sona erdirilmeli ve tüm siyasî tutuklular serbest bırakılmalıdır.

     Yeni bir toplumsal sözleşmeyle hak, adalet ve hürriyetler ışığında kurulacak yeni bir yönetim anlayışı, hem Kürdistanlılar’ın hem de tüm Türkiye’nin hayrına olacaktır. Yeni anayasada; Kürdistan halkının kendini idare etmesi ve egemenliğin paylaşılması, Kürtçe’nin resmî dil olması, anadilde eğitim mutlaka kabul edilmelidir.

     Bu vesile ile tarih boyunca hak, adalet ve özgürlük için canlarını fedâ eden herkesi saygıyla anıyor ve özellikle 1925 Kürdistan şehîdlerini, Şeyh Said ve dâvâ arkadaşlarını rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz.

     Saygılarımızla…

     AZADÎ İNİSİYATİFİ”

 

     AZADÎ’NİN YAKIN PROGRAMINDAKİ HEDEFLER

     AZADÎ İnisiyatifi’nin önümüzdek süreçte gerçekleştirmeyi hedeflediği programları şunlardır:

     İnisiyatif’in genel merkezi için Diyarbakır’da bir büro kiralanması, bunun için bir bütçe belirlenmesi ve www.inisiyatifazadi.com web sitesinin yayına hazırlanması,

     ► Günlük veya haftalık gazete ve televizyon / radyo yayını yapmak için gerekli imkân ve altyapının oluşturulması,

     ► Suriye Kürtleri ile Dayanışma Komitesi’ne üyelik,

     ► Güney Kürdistan (Irak Kürdistan Federe Devleti) ile yakın ilişki ve dayanışmanın oluşturulması için gerekli gezi ve ziyaretlerin yapılması,

     ► İnisiyatif’in ilçe, il, bölge ve ülke temsilciliklerinin oluşturulup teşkilâtlanma aşamasının tamamlanması.

     AZADÎ İNİSİYATİFİ’NİN ÖZELLİKLERİ

     Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi (AZADÎ), şu özelliklere sahip bir oluşumdur.

     ► AZADÎ İnisiyatifi, İslamî bir inisiyatiftir: İnisiyatif, Müslüman kimlikli bireylerin kurduğu bir inisiyatif olup, Qûr’ânî ilkelere ve İslamî değerlere bağlı bir inisiyatiftir. İnisiyatifi kuran ve vücûda getiren tüm isimler, toplumda İslamî şahsiyetleriyle tanınan ve bilinen isimlerdir. İnisiyatif, İslam’a aykırı ve yüce dînimizin haram kıldığı hiçbir fiil ve davranışın içinde bulunmaz.

     ► AZADÎ İnisiyatifi, millî bir inisiyatiftir: İnisiyatif, Kürt kimlikli bireylerin kurduğu bir inisiyatif olup, Kürdistanî değerlere bağlı bir inisiyatiftir. İnisiyatifi kuran ve vücûda getiren tüm isimler, ülkeleri beş parçaya bölünmüş ve her parçasında farklı sorunlar yaşanan Kürt milletinin karşı karşıya kaldığı sıkıntılara karşı duyarlıdır. İnisiyatif, Kürt halkının ve Kürdistan’ın zararına olacak hiçbir fiil ve davranışın içinde bulunmaz.

     ► AZADÎ İnisiyatifi, sivil bir inisiyatiftir: İnisiyatif, hayatları boyunca şiddet,terör, zor ve zorbalık gibi yollara başvurmamış, tek silâhları kalem olan bireylerin kurduğu bir inisiyatif olup, mücadelesini sivil ve demokratik bir yöntemle sürdürür. Bunun için meşrû gördüğü her türlü vasıtâya başvurmaktan kaçınmaz.

     ► AZADÎ İnisiyatifi, entellektüel bir inisiyatiftir: İnisiyatif, entellektüel ve revşen bir inisiyatif olup, inisiyatifi kuran ve vücûda getiren isimlerin tamamı, âlim, şeyh, akademisyen, gazeteci, yazar, doktor, avukat ve sivil toplum temsilcileri gibi Müslüman Kürdistan toplumunun elit tabakasındandılar

     ► AZADÎ İnisiyatifi, çevreci bir inisiyatiftir: İnisiyatif, çevre bilinci gelişkin ve ekolojik duyarlılığı yüksek bir inisiyatif olup, çevre temizliğine, doğal kaynakların ve bitki örtüsünün korunmasına hayatî derecede önem atfeden bir inisiyatiftir. Bitkilerin ve hayvanların da tıpkı insanlar gibi canlı olduklarına, canlı olan herşeyin de özgürce yaşama hakkının olduğuna inanır. Doğa ile barışık yaşamayı bilmeyen insanların topluma karşı da barışık yaşaması beklenemez. Ormanlara, bitki örtüsüne, akarsulara, çiçeklere, evcil ve yabanî hayvanlara karşı merhamet duygusunu yitiren devletlerin / yönetim anlayışının, insanlara ve insanlığa ait anadiller, inanç, yaşam, kültür ve medeniyete karşı da zorba, faşist ve asimilasyoncu bir tutum içine girdiği, defaatle ispatlanmış tarihsel bir gerçektir. İnisiyatif, çevre ve ekolojiye zarar verecek hiçbir fiil ve davranışın içinde bulunmaz. İnisiyatif, başta Hasankeyf olmak üzere Kürdistan topraklarında nehirlerin doğal akışına tecavüz eden bir tane bile baraj inşâsına rıza göstermeyecek, baraj yapımlarını engellemek için elinden gelen mücadeleyi ortaya koyacaktır.

     ► AZADÎ İnisiyatifi, yıkıcı değil yapıcı bir inisiyatiftir: İnisiyatif, kavga değil barış kültürü üzerine inşâ olunmuş bir inisiyatiftir. Hiçbir hareketin, örgütün, cemaatin, siyasî parti veya grubun karşıtı ya da tarafı değildir. Adalet ve dayanışma prensiplerine bağlı olarak işbirliği ve ittifakları savunur. İnisiyatif, herkesin birarada “eşit haklara sahip olarak” barış içinde ve kardeşçe yaşamasını savunur.

     İnisiyatif, barış ve kardeşliğin gerçekleşmesi için üç şartın yerine getirilmiş olması gerektiğine inanır ve bunları da bizzat isminde belirtmiştir:

 “Hak, Adalet ve Hürriyet.”

 İbrahim Sediyani / Ufkumuz

Diğer Haberler