Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Halklar ve İnançlar Konferansı başladı

Halklar ve İnançlar Konferansı başladı

03 Kasım 2012 Cumartesi 14:27
Halkların Demokratik Kongresi'nin düzenlediği "Halklar ve İnançlar Konferansı" başladı.

HDK tarafından düzenlenen "Halklar ve İnançlar Konferansı"nda konuşan BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, açlık grevlerini selamlayarak, "Türkiye'nin özgürleşmesi gerekir. Herkes empati yapsın kendisi için ne istiyorsa başkaları için de onu istesin" dedi.

Halkların Demokratik Kongresi'nin düzenlediği "Halklar ve İnançlar Konferansı" başladı.

Petrol-İş Sendikası Genel Merkezi'nde düzenlenen konferansa Afro-Türkler, Alevi, Anti-Kapitalist Müslümanlar, Arap, Boşnak, Çeçen, Adige, Oset, Çingene, Ermeni, Ezidi, Gürcü, Hemşin, Kürt, Laz, Pomak, Rum ve Süryani halk ve inançlardan çok sayıda kişi katıldı. Ayrıca BDP Milletvekili Erol Dora, BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve İstanbul Bağımsız Milletvekili A. Levent Tüzel de katılımcılar arasında yer aldı.

Konferans, "Göçler, acılar ve dirençler" sinevizyonunun gösterimi ile başladı.

'İMRALI İLE GÖRÜŞÜLSÜN SORUN ÇÖZÜLSÜN'

Açılık konuşmasını BDP Mardin Milletvekili Erol Dora yaptı. Dora, cezaevlerindeki açlık grevine dikkat çekerek, taleplerin karşılanması gereken haklar olduğunu söyledi. "Çünkü bunlar doğuştan var olan haklardır. Hala anadilde eğitimi yasaklayan bir anayasamız vardır. Aynı zamanda Türkiye'nin en büyük sorunu güncel anlamda Kürt sorunudur ve 30 yıldır sonuç sağlanmış değildir. Bu arkadaşlar, kendi iradeleri ile Kürt sorununun çözülmesi ve bu savaşın bitmesi için son seçenek olarak yaşamlarını ortaya koymuşlardır. Buradan hem kendilerini hem taleplerini selamlıyoruz" dedi. Diyalog sağlanarak taleplerin karşılanmasını dilediklerini belirten Dora, Başbakan'ın açlık grevlerini "şantaj" olarak değerlendirmesine ise, "Bunu şantaj olarak değerlendirmek doğru değildir. Çünkü bu taleplerin karşılanmadan Kürt sorununun çözülmesi mümkün değildir" diye cevap verdi. Soruna halkların kardeşliği ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yaklaşılması gerektiğini vurgulayan Dora, "Bir an önce İmralı ile görüşmelere başlanarak bu sorunun çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda inanıyorum ki HDK de çok duyarlıdır. Kürt sorunu yıllardır denenmiş olduğu gibi güvenlik ve asayiş yöntemleri ile çözülecek bir sorun değildir. Biz iktidara ve hükümete bu güvenlikçi politikalardan vazgeçmesini temenni ediyoruz" diye konuştu. "Çünkü bunlar doğuştan var olan haklardır. Kendi iradeleri ile Kürt sorunun çözülmesi ve bu savaşın bitmesi için son seçenek olarak yaşamlarını ortaya koymuşlardır. Buradan hem kendilerini hem taleplerini buradan selamlıyoruz. Bütün dileğimiz diyalog sağlanarak taleplerin karşılanmasıdır" dedi.

Devlet yetkililerinin "halklar kardeştir" derken gayri-müslimleri saymadığına dikkat çeken Dora, herkesin "benim anayasam" diyebileceği sivil bir anayasa talep etti ve zorunlu din derslerinin anayasadan çıkarılmasını istedi. Dora konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: "Bunları kabul edenler empati yapsınlar. Başkaları çocuklarına zorla başka bir din öğretmeye çalışsa ne hissederler? Türkiye'nin özgürleşmesi gerekir. Herkes empati yapsın kendisi için ne istiyorsa başkaları için de onu istesin” şeklinde konuştu.

HALKLAR VE İNANÇLAR ADINA TEMSİLCİLER KONUŞTU

Doranın konuşmasının ardından halklar ve inançlar adına katılan temsilciler konuşma yaptı.

Kafkasya halklarından Osetler, Adigeler ve Çeçenler adına konuşma yapan temsilciler, kendi dillerinde konukları selamladı.

Osetler adına konuşan Leyla Kılıç: "Çerkez üst kimliğini kullandık. Ama tüm yaşamımızda Osetce konuştuk. İlkokula başladıktan sonra dilimizi kullanmamız yasaklandı. Türkçe bilen arkadaşlarımız dışarıda Osetce konuşanları öğretmene ihbar etmeye zorlanıyordu. Ama buna rağmen dilimizi kullanıyorduk. Dilimizin her zaman yaşayacağını düşünüyorduk ama öyle olmadı. UNESCO’nun kaybolan diller arasına aldığı dil olunca nasıl yaşatırız kaygısına girdik.

Biz Anadolu kültürünü bir parçasıyız. Sadece beden olarak değil kültürümüzle de yaşamak istiyoruz. Tanınmak, sayılmak istiyoruz. Ama böyle olmadığını gördük. Bundan dolayı kendi kimliğimize daha çok sahip çıkmaya başladık.

Oset kültürü ile ilgili güzel şeyler anlatmak isterdim ama insanlar bu uğurda bedenlerini ölüme yatırmışken bunları konuşmaktan çok rahatsız oluyorum. En değerli varlığımız bedenimizi neden ölüme yatırmayı göze aldığımız üzerine düşünülmeli.

Adigeler adına konuşan Curmit Sebahattin: Çerkez üst kimliğini taşıyoruz. Bu isim bize dışarıdan Fransızlardan Almanlardan tarafından verildi. Topraklarımızdan sürüldük, Osmanlı döneminde buraya getirildik. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda köylerimizin girişlerini "Vatandaş Türkçe konuş" diye yazıldı. Kültürümüzü yaşatmamız kısıtlandı. Acılarımızı yüreğimiz gömdük, düğünlerimizde gizli oynadık.

Türkiye'de ortak yaşamak olarak üst kimlik alt kimlik olarak uygulanıyor. Sistemin dayattığı kimlikle var olmaya zorlanıyor halklar. Bunun bir yana bıraktığımızda eşitliği sağlayacağız. Bu sistem sorunu ama Türkiye aydını da bunu yapmadı. Sinemada, kitaplarda bunlar yazılmadı. Şimdi yavaş yavaş bu hayata geçiyor. Yanımızdaki halkın acılarını anladığımızda biz geleceği yaşanır kılarız.

Çerkesler genelde devletin yanında olarak bilinir ama böyle değil. Biz tersine halk olarak haklarını aramamasıyla eleştiririz. Bu kıramadığımız kabuktur. Şimdi kendi kültürümüzü dilimizi yaşatmak için 1 Mayıslarda, eylemlerde sokaklara çıkıyoruz. Bunu da, bu konuda deneyimli olan halklardan öğreniyoruz.

Arap Alevileri adına Ehlibeyt Kültür Dayanışma Derneği Başkanı Ali Yaman: Türkiye farklı dilleri, kültürleri, renkleri içerisinde barındıran bir coğrafya. Ama kime dokunsanız ah işitiyorsunuz. 21 yüzyılda AB'ye girmeye çalışırken, bu baskıları görmek bizi rahatsız ediyor.

Çoğunluk olarak Akdeniz-Hatay çevresinde yaşıyoruz. Arap olduğumuz için baskı gördük. Ayrıca sınıra yakın yaşadığımız için bize yıllarca potansiyel suçlu ve vatan haini olarak bakıldı. Şuan öyle bir durumda yaşıyoruz ki, dede ile nene ayrı bir dil, torunlar ayrı bir dil konuşuyor. Çünkü Arapça konuşanlar aşağılanıyor. Anne ve babalar geleceğini etkiler endişesini taşıyor. Hiç kimse dininden olmak zorundan değil, ırkından olmak zorunda değil. Sen benim dinimden, ırkımda hayat felsefemden, olmazsan ben seni bir insan olarak bağrıma basıyorum. Bizim Hz. Ali'den öğrendiğimiz budur.

Suriye'deki olaylardan dolayı siyasi ve medya dili mezheplerden konuşmaya başladı. Bu yanlış bir şey. Suriye'de demokrasi sorunları var ama Türkiye'de de bu sorunlar var.

Aleviler adına Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Mehmet Turhal: Alevilik, akıl ile inancı bir arada götüren bir inanç olarak tanımlanır.

Osmanlı döneminde ve Türkiye döneminde kendi özgürce ifade edilemedi. Dergahlar’da öğretildi, 1925 te tekke ve zaviyelerin kaldırılmasıyla Alevi dergahlarının başına Nakşibendi şeyhleri getirildi ve Alevilik gerilemeye başladı. Bundan dolayı Aleviliğin gelişmesi konusunda sorun yaşandı. Bugün kendini ifade edecek noktada değil.

Devlet kendi kafasında tasarladığı bir inancı bize dayatıyor bunu da laiklik adıyla yapıyor. Gerçek bir demokrasi ve laiklik, eşit yurttaşlık için hiç kimseye tek din dil ırk inanç dayatılamaz. Devlet kim kendini nasıl hissediyorsa öyle kabul etmelidir. Diyanet işleri başkanlığı kaldırılmalı. Yeniden yapılandırılacaksa bile Ermeni ve Rum halklarına yapıldığı gibi Alevilerin kapatılan dergahlarında ve vakıflarında el konulan mallarının hepsi iade edilmeli. Temsiliyet eşit olmalı.

Zorunlu din dersleri kaldırılmalı. İnsanların inanma hak ve özgürlüğü olduğu gibi inanmama hakkı da vardır. Eğitim kurumları konusunda ciddi bir sıkıntısı varı.

"Tanrıya giden yollar inananların sayısı kadardır" der Fransız bilim insanı. Herkes inancını yaşatabilir. Yeterki diğer inançlara da saygı gösterelim.

Batman'dan gelen Ezidi toplumun temsilcisi Nedim Erkiş, Kürtçe konuşarak, açlık grevindekileri selamladı: "Ezidiliğin tarihi çok bilinmiyor. Çünkü 73 katliamdan geçirildi. Dünyanın 6 büyük parçasına dağılmış durumda. 1 milyonu aşkın kişi var. Türkiye'de özellikle devlet tarafından tanınmıyoruz. Kimliğimiz tanınmıyoruz. Ezediler her din bin gerçekliğe sahiptir, diye inanır. Kendi dinine sahip çıkmayan insanların başka dine sahip çıkmayacağını düşünüyor. Devlet Ezidileri iyi tanımalı."   ANF

Diğer Haberler