Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Hasan Güzel yazdı: Ümmetten Ulusa Doğru (!)

Hasan Güzel yazdı: Ümmetten Ulusa Doğru (!)

16 Ocak 2013 Çarşamba 00:57
Arap Baharı, Türk İslamcıları'nın ümmetçilik maskesine perde düşürdü.

Arap Baharı ümmetçilerin maskesini düşürdü. Ulustan Ümmete adlı TV programı ile 'ümmet coğrafyası'ndaki ulusal dönüşmeyi gözardı eden Türk İslamcılara en iyi cevabı yine bu dönüşümün öncüleri verdi. En-Nahda Partisi Örgütlenme Başkanı Amir El Üreyit'in “Ulustan Ümmete” ile yaptığı görüşmeleri değerlendiren Beroj Sitesi yazarı Hasan Güzel, Türk İslamcılarının çelişkilerini gözler önüne serdi.

İşte Hasan Güzel’in Beroj’daki yazısı

                                    Ümmetten Ulusa doğru (!)

Osmanlı Bakiyesi olarak kabul edilen bu topraklarda, İslami düşünce adına bir bereketin hasıl olduğuna şahit olunmamıştır. Çorak ve bereketsiz olan bu coğrafyada, zalime itaat kültürü ve zulmü meşrulaştırma gayretleri her zaman İslam fıkhının bir parçası kılınmaya çalışılmıştır. Yöneticinin fasık ve zalim olması durumunda bile itaat edilmesini şart koşan fıkıh usulu, devletin varlığını ve bekasını  da imanın bir şartı olarak zihinlere zerk eder.

Emeviler döneminde İslamileştirilen saltanatı, kardeş katli vs. gibi nice iğrençliklerle daha da ileri taşıyan bir geleneğin ahfadından sudur edecek olan şeyin de yine İslam adına iğrençlikler olacağını bilmek ve görmek keramet değildir.

“Kendisi için istediğini kardeşi için de istemeyen bizden değildir” diyen bir Resulün ümmeti olarak, kendileri için meşru ve ilahi bir hak olarak gördükleri durumları, bin yıldır birlikte yaşadıkları kardeşlerine haram ilan eden ve Allah’a karşı işlenmiş bir suç gibi değerlendiren bir İslami algıyla karşı karşıyayız.

Ümmet mefhumu, İslam tarihinin hiçbir devrinde, bu kadar anlamından uzaklaştırılmamış ve hakikatinden saptırılmamıştır. Irkçılık ve asabiyye denilen şey de hiçbir alim ve islam düşünürü tarafından Türk İslamcılarının  yorumladığı gibi yanlış yorumlanmamış ve hak mücadelesi verenler, Allah düşmanları olarak ilan edilmemişlerdir.

İslam tarihi, hep bir iktidar ve saltanat mücadelesine şahit olmuştur. Baştaki sultana veya idareciye itaat ettiğiniz sürece, ırksal, ulusal ve mezhepsel varlığınızı korumanız o kadar da güç değildi. Ancak Kur’an Neslini İnşa projesinin mimarları, bu durumun İslam Ümmetini parçaladığını ve cahiliye adetlerinin bir devamı olduğunu iddia ediyor. Bununla kalsalar belki Kürtler kendi özgünlükleriyle yaşadıkları durumun yanlışlığını anlayacak ve kendi şartlarına uygun bir fıkıh geliştirecekler. Ancak Türk İslamcıları durumun vahametini çok iyi fark ettiğinden, çok yoğun bir propaganda yürüterek Kürtlerin düşünmesine ve içinde yaşadıkları toplumun nasıl bir durumda olduğunu görmesine fırsat tanımıyor.

Kitle iletişim araçlarının ve devlet denen aygıtın bütün nimetlerinden yararlanarak/yararlandırarak, Kürt Müslümanlarını, Kürdistan gerçekliğine ve Kürtlerin Ulusal Mücadelesine bigane kalmalarının İslami bir gereklilik olduğuna ikna ediyorlar.

Resul-i Ekrem ırkçılığı veya asabiyyeyi tarif ederken, otoriteyi yani egemenliği de onunla şart koşuyordu. Onun yolunu takip eden İslam alimleri de ırkçılığı bu çerçevede değerlendirmişlerdir. Ancak birlikte yaşadığımız Türk İslamcıları tarafından yükarıdaki kavramlar gibi bir çok İslami kavram  tersyüz edilmiş ve bu kavramların ırzına geçilmiştir. Hakikat çıkarlara feda edilmiş, adalet zulümle açıklanır bir hale gelmiştir.

Çiftestandartçılığın ve ikiyüzlülüğün bini beş para. Bir coğrafya için haram ilan edilen haklar, başka bir coğrafyanın olmazsa olmazı ve Müslümanların kurtuluş yolu olarak kabul ediliyor. Bir yerde lanetlenen ve şeytanın pisliği gibi görülen ulus gerçeği, başka bir yerin hakikati ve mecburi istikameti olabiliyor. Bunlara şahit olanlar ise, üç maymunu oynamaya ve pişkinliğin en çirkin tavrını sergilemeye devam ediyor.

Hilal TV’de yayına başlayan “Ulustan Ümmete” adlı programı izlediniz mi?

İslamcılar tam da ümmetten ulusa dönüşürken, tam tersi bir anlamı içeren “Ulustan Ümmete” şiarıyla yola koyulup ümmeti yeniden diriltmenin ve sahih İslami düşünceye kavuşturmanın mücadelesini yürütenler, kalabalık bir ekiple, Arap Baharı’nın fitilini ateşleyen Tunus’a bir ziyaret gerçekleştirmişler. Ziyaretlerinde Tunuslu İslami partilerlerle görüşerek tecrübelerinden istifade etmek istemişler. En-Nahda ve Hizbuttahrir ziyaret edilen partiler arasında. Tunus’un İHH’sı  Emel Cemiyeti de ihmal edilmemiş.

Bu görüşmelerde yapılan konuşmalar ve sohbetler bir hayli ilginç ve üzerinde durulmaya değer. Biz de bu yüzden gündemimize alıyor ve yazı konusu yapıyoruz.

En-Nahda Partisi Örgütlenme Başkanı Amir El Üreyit ile yapılan görüşme o kadar dikkat çekicidir ki, Ulustan Ümmete grubunun bu adama nasıl itiraz etmediğine ve ümmetin ne olduğuyla ilgili İslam dersi vermediğine şaşıp kalıyor insan. Çünkü adam resmen ulusçuluk (!) yapıyor ve ümmet (!) karşıtı şeyler söylüyor…    

“Ulustan Ümmete” heyeti el-Ureyit’e şöyle bir soru yöneltiyor:

“Ulusal sistemlerde reel politik ile vahiy temelli değerler çatıştığında ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

Bu soruya karşılık, el-Ureyit’in ulusal sistemleri reddettiklerini ve Müslümanların tek bir yapı altında toplanmaları için mücadele edeceklerini, en kısa zamanda ise Tunus adında bir devletin olmayacağını söylemesi gerekirdi. Çünkü heyetin kafasındaki Kurani ümmet algısı bu yönde. Bunun dışında yapılacak bir değerlendirme ve yoruma ise, şiddetle tepki vermeleri ve el-Ureyit’i bu konuda ikaz etmeleri gerekirdi. Ancak onlar Ureyit’in soruya karşılık verdiği şu açıklamalarına hiçbir şey diyemiyor:

“Ulusal devlet ile İslam devleti arasındaki fark belirgin bir farktır. Maalesef şu an bütün devletler ulus devlettir. Birleşik bir İslam devleti gibi bir durum olamayacaktır ancak Avrupa Birliği gibi İslam devletlerinin bir araya gelmesiyle bir birlik oluşturulabilir.”

Bundan sonraki söylediği ise çok daha ilginç. El-Ureyit İslam şeriatının Tunus’ta uygulanıp uygulanamayacağına dair şöyle bir açıklama yapıyor:

“Mesela bazı gençler İslam şeriatının uygulanması ve anayasanın kaynağı olmasını istediler. Biz de bu mümkün değil, dedik. Şeriat herkesin üzerinde ittifak ettiği bir konu değildir.”

Şu ana kadar hiçbir Kürt hareketi veya örgütü böyle bir açıklama yapmadı, ulusalcılık ve şeriat ile ilgili duruşunu ise bu açıklıkta dile getirmedi. Ancak yine de ırkçılık ve İslam düşmanlığı yaftasını yemekten kurtulamadılar.

Oysa Allah’ın dini tek bir dindi ve hepimiz Adem’in çocuklarıydık.

Şimdi şu sorular hemen zihinde beliriyor: Tunus’ta çok tabii ve doğal karşılanan ulus devlet, Kürdistan için söz konusu olunca neden problem oluyor?

Tunus’ta ümmeti bölmeyen devlet, Kürdistan’da olunca neden bölüyor?

Tunus’ta seddü'z-zerai vs. hükümler geçerli olmuyorken, Kürdistan için neden İslam’ın bir emri haline geliyor?

İşte bu durumlar, sömürge bir millet olmanızın getirmiş olduğu bir sonuçtur ve bu soruların cevabı da istiklalinizi elde etmeden verilemeyecek cevaplardır. Çünkü siz müstakil olmadığınız sürece, bu tür sorulara her zaman muhatab olacak ve hiçbir zaman bir cevabınız olmayacaktır. Ancak istiklalinizi elde ettiğinizde, ne böyle sorularla karşılaşacaksınız ne de bir cevap vermek durumunda kalacaksınız.

Çünkü devletiniz ve statünüz meşruiyetinizin dayanağıdır. Cevabınız ise istiklalinize bağlıdır.

Şimdi anlıyor musunuz Kürdistan’ın neden o kadar aziz ve biz Kürtler için Allah’ın bir emri olduğunu?

hasanguzel@beroj.com

Diğer Haberler