Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Hükümetin Başörtüsü Meselesi Yoktur

Hükümetin Başörtüsü Meselesi Yoktur

12 Aralık 2012 Çarşamba 04:22
Aydınımız cahildir. Önyargılıdır. Okumaz. Batıya körü körüne hayran olur. Doğuyu geri bilir, düşman beller. Din bilgisi yoktur.

Yazılarında Kürt meselesini  sık sık diye getirdiği için Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile karşı karşıya gelen Gazeteci Cüneyt Özdemir önemli açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de ifade özgürlüğünün varlığından bahsedilemez diyen Cüneyt Özdemir, Hükümet'in Başörtüsü diye bir meselesinin olmadığını ve Başörtüsü konusu seküler hükümetler döneminde bir oy avcılığı için iyi bir alan olduğunu söyledi. Türkiye halkının Suriye ile savaşmak istemediğini de söyleyen Özdemir, Türkiye kendi iç meselelerini çözmeden, Suriye’nin iç meselelerine karışmasını kafa karışıklığı olarak yorumladı.

İşte Gazeteci Cesim İlhan'ın Radikal Gazetesi Yazarı Gazeteci Cüneyt Özdemir ile yaptığı röportaj:

S-Mültecilerin Türkiye'ye getirilmesi, Türk uçağının düşürülmesi, Akçakale’ye topun atılması, tezkerenin çıkarılması ve Suriye uçağının indirilmesi gibi olaylar Türkiye’ye ne kazandırdı ve ne kaybettirdi?

Türkiye'de halk Suriye ile savaşmak istemiyor

C-Türkiye'nin Suriye ile böylesine çetrefilli bir ortama sürüklenmiş olmasını anlamak mümkün değil. Sonuçta Suriye Ortadoğu’da onlarca benzeri bulunan kendi içinde karışıklıklar yaşayan ülkelerden bir tanesi. Nedense Bahreyn veya Suudi Arabistan'daki insan hakları meselelerine kafa yormayan ama Suriye'ye nerede ise Başbakan atamak isteyen bir hükümet ve dışişleri bakanımız var. Şu soruda saydıklarınız iki ülkeyi nerede ise bir savaşın kıyısına getirdi.  Oysa bakıyorsunuz yapılan araştırmalarda Türkiye'de halk Suriye ile savaşmak istemiyor. Ticaret deseniz şu anda zarar nerede ise 1 milyar doları bulmak üzere. Güneyde ticaret tamamen durdu. Sınır kapıları kapandı. Belki bütün bu yaşananlarda Suriye'nin kaybedeceği pek bir şey yok ama Türkiye açısından bakıldığınızda kazancımız sıfır. Kaybettiklerimizi ise saymakla bitiremeyiz.

S-Ortadoğu’yu kim yönetiyor ve Türkiye ile İran’ın Ortadoğu’daki rolleri nelerdir?

İran ve Türkiye birbirinden korkmamalı…

C-Asıl soru kim yönetiyor değil Ortadoğu’yu kim yönetecek olmalı. Şu anda Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki pek çok krizin arkasında İran ile Türkiye arasındaki bu gizli ajanda yarışı var. Peki ama neden? Diyebilirsiniz ki iki ayrı mezhep var. Bir yanda Şii bir yanda İslam cumhuriyeti diğer yanda ise bölgedeki Sünni liderliğe göz dikmiş seküler bir cumhuriyetin başındaki bir Ak Parti hükümeti. Ben de size şunu demek isterim. Yahu! özünde aynı tanrıya aynı dine inanmıyor muyuz? Öyleyse bu iki ülkenin dost olmaması için neden nedir? Paylaşılamayan nedir? Düne kadar Türkiye'nin bir numaralı umacısı İran gibi bir İslami cumhuriyet olmaktı. Seküler kesim bunu yıllarca Türkiye'yi yönetmek için bir umacı ya da bir koz olarak kullandı. Şimdi görüyoruz ki İran olmadık ama yakında Rusya gibi bir demokrasiye sahip olacağız. İran ve Türkiye'nin birbirinden korkmasına gerek yok. Bence iki ülkenin tarihinden gelen birliktelik önümüzdeki yüzyıla müthiş bir Ortadoğu gücü olarak yansıyabilir. Yansımalı.. Peki bunu düşünen var mı? Yok ne yazık ki!

S-Türkiye, Suriye meselesinde neden bu kadar ön plana çıktı? Ve Türkiye’nin İran ile Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ahmet Davutoğlu Suriye meselesinde hayal peşindedir

C-Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun sıfır komşu politikasının sonucunda elimizde bugün sıfır komşu kaldı. İran dahil aramızda problem olmayan komşumuz yok. Tamamen yanlış yürütülen bir dışişleri politikasının esiri olduk. Ak Parti Türkiye'ye çok şey kazandırdı ancak ne zaman ki Ahmet Davutoğlu ve post Osmanlı hayalleri dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu bu başarı yurtdışına taşınamadı. AK parti bir prensipler partisi atadığı bürokratların, bakanların aldığı kararları sonuna kadar ilke olarak savunuyor. Bu dış politikanın AK Parti içinde de çok kabul gördüğünü söylemek zor. Gelin görün ki geri de dönemiyorlar… Ahmet Davutoğlu ise bir hayalperest. Gerçekler ile kafasındaki hayaller arasında büyük fark var. Davutoğlu’nun aylar önce verdiği demece göre Esad'ın iktidarda sayılı günleri vardı. Haftalar, aylar geçti Davutoğlu'nun dediği sayılı günler bir türlü bitmedi!

İran ise ilkesel olarak ilk günden beri Suriye'nin yanında ve aynı mesafede duruyor. Eğer eleştireceksek İran neden orada duruyordan çok Türkiye neden dün kardeş dediği Suriye'ye bugün aniden düşman belledi buna bakmalıyız.

S-Esad rejimine karşı çıkan mühaliflere destek verip kahraman ilan eden Türkiye, kendisine karşı savaşan PKK’yı terörist ilan etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Suriye’yi bırakıp kendi meselelerini çözsün

C-Özgür Suriye Ordusu dediğimiz şeyin ne olduğunu Türkiye daha yeni yeni anlıyor. Dünyanın farklı yerlerine dağılmış cihat peşinde maceradan maceraya koşan insanların Suriye'de cirit attığını görüyorsunuz. Üstelik bu  insanlar hiç de İstanbul ya da Paris'in 5 yıldızlı otellerinde gördüğümüz yakışıklı ve Paris'de yaşayan Suriye ordusundan firar etmiş modern komutanlara benzemiyorlar. İstanbul'da Hatay'da üstlenmiş aralarında kör cahillerin sayısının bir hayli fazla olduğu bu insanlara karşı Türk kamuoyunda tepki her geçen gün büyüyor. Gelelim PKK meselesine. Biz kendi içimizdeki Kürt meselesini çözemeden Suriye'nin Kürt azınlığına destek oluyoruz. Muazzam bir kafa karışıklığı!!!

S-Suriye konusunda Türkiye İslamcı bilinen bir kısım insanlar neden bu kadar savaş taraftarı oldular? Suriye’deki diktatörlüğü ağızlarından düşürmezken Suudi, Katar ve Azerbaycan diktatörlükleri için hiçbir şey demiyorlar. Suudi, Katar ve Azerbaycan da diktatör değil mi? Orada demokrasi mi var sanki?

Suriye ile savaşmak istemiyoruz

C-Bu tamamen hükümet politikasının sonucu. Elbette sorduğunuzda hiç kimse Suriye ile savaşı istemiyor ama adım adım dış politikadaki kritik kararlar nedeni ile savaşa sürüklendiğimiz de aşikar,

S-Siz Türk medyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?  Neden Türkiye’de bu kadar çok medya var? Dünyanın birçok yerinde bu kadar medya sektörü yokken Türkiye’de var. Bu kadar çok olması acaba Türkiye’de insanların rahat olması ve fikir özgürlüğünün var olması anlamına mı geliyor sizce?

Türkiye’de ifade özgürlüğünün varlığından bahsedilemez

C-Önemli olan sayı olarak medyanın  çokluğu değil medyanın ifade özgürlüğünün çok olması. Bu var mı? Bunu söylemek çok zor. Farklı nedenlerden 60 gazeteci cezaevinde. Öyle bir atmosfer var ki pek çok kişi otosüansür uyguluyor. Size şöyle bir örnek vereyim. Geçtiğimiz gün 13 yaşında 24 kişi tarafından tecavüz edilen bir kızın hakkını koruyup yargının kararını eleştirdiğim için mahkeme karşısına çıktım. 3 aydan 2 yıla hapsim isteniyordu. İnanın bunu mesele yapmaya utandım. Gazeteciler ömür boyu hapis istemi ile yargılanırken benim için istenen ceza sözü edilmeyecek kadar az geldi. Hangi özgür basından bahsediyorsunuz.

S-Türkiye’de bir kutuplaşmadan bahsediliyor. Yani Türkiye’de İslamcı, laikçi, Kemalist, sağcı, solcu, Türkçü, Kürtçü diye bir kamplaşmadan bahsediliyor? Bu kamplaşma sistemin vermiş olduğu bir sorun mu yoksa insanlardan kaynaklı bir mesele mi?

Türkiye’de insanlar son zamanlarla hükümet yanlısı ve hükümet düşmanı olarak ayrılıyor artık

C-Bu sorunuza katılmıyorum. Ben kutuplaşmanın azaldığını düşünüyorum. Gerçi son yıllarda herkes hükümet düşmanı ya da hükümet yandaşı olarak ayrılıyor olabilir ama AK Parti'nin Türkiye'de askerlerin arkasında durduğu laik ve sekülerliği yıktığını düşünüyorum. Bu çok önemli bir eşikti. Zira bundan önce kamusal alandaki yaşam standartlarımız küçük bir azınlığın dogmatik önyargıları üzerine kuruluydu. Arkasında asker durduğu için hiç kimse de bir şey söyleyemiyordu. Şimdi Askeri vesayet bitti. Gelin görün ki sivil vesayet yerini aldı. Argümanlar değişse de siyasetin buyurgan dili değişmedi. 

S-Sizce Türkiye’de bir aydın savrulması var mı, varsa eğer bu aydın savrulmasının sebebi nedir?

Aydınlarımız cahil ve batı hayranıdır

C-Genelleme yapmak gerekirse aralarındaki sayılı bir kaç kişiyi ayrı tutarsak rahatça şunları söyleyebiliriz. Aydınımız cahildir. Önyargılıdır. Okumaz. Batıya körü körüne hayran olur. Doğuyu geri bilir, düşman beller. Din bilgisi yoktur. Olmadığı için inançlı insanlardan korkar. Korktuğu için içine kapanır. Kendi küçük cemaati için fikir üretir. Hatta fikir bile üretmez üretilen fikirleri bir sakız gibi çiğner durur… Bir aydın savrulması varsa bu çok önce başlayan Cumhuriyet projesinin tek sesli aydın yetiştirme politikasının sonucudur.

S-Hükümetin iktidarda kalmak için başörtüsü meselesini bir oy aracı olarak kullandığını düşünüyor musunuz? Çünkü bu konuda herhangi bir yasal yaptırım uygulanmadı.

Hükümet başörtüyü oy avcılığı için kullanıyor

C-Öyle bir meselemiz mi vardı? Elbette var ama en azından hükümet için böyle bir mesele artık yok. Başörtüsü konusu seküler hükümetler döneminde bir tabuydu ve belki de oy avcılığı için iyi bir alandı. Ama artık emin olun İslami kesim içinde de böylesine bir talep olduğunu düşünmüyorum. 

S-Mevcut hükümetin kendi iç meselelerinden özgürlükler sorunu (Kürt sorunu, Aleviler meselesi, azınlıklar sorunu, türban meselesi vs) gibi meseleleri siz bunları bilen biri olarak hükümetin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ak parti kendi içindeki meselelerini çözmek için bir girişimde bulunmuyor

C-Şu anda hükümetin bu konuda nerede ise hiçbir yaklaşımı yok. Varsa yoksa önümüzdeki yıllarda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi ve bu seçimi Tayyip Erdoğan'ın nasıl kazanacağı önemli. Bu yüzden Anayasa çalışmaları tam olarak yapılamıyor. Bu tür haklar verebilecek Anayasa değişiklikleri kerhen yapılıyor da diyebiliriz. ama yerel seçimler Ak Parti'nin hiçbir döneminde olmadığı gibi geri çekiliyor. Partiye yeni transferler yapılıyor ve her şey post Tayyip Erdoğan dönemi için uygun hale getirilmeye çalışılıyor. 

S-Türkiye’deki İslamcılığın Perspektifinde Kürt sorunu ve başörtüsü meselesini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de İslami referanslar ile Kürt sorununu çözmek sadece bir rüyadır

C-Türkiye'de hem hükümet hem de hükümetin bir anlamda koalisyon ortağı sayabileceğimiz Gülen cemaati ve buna son sıralarda partileşme çabalarında olan bir zamanların terör örgütü olarak yargılanıp mahkum olan Türk Hizbullah'ını da dahil edersek bu grupların Kürt meselesini çözüm için dini bir yöntem olarak gördüklerini söyleyebiliriz. Ancak bu yöntemin işe yaradığını söylemek çok zor. Türkiye'de yaşanan Kürt sorununun referanslarını yeniden tanımlamamız gerekiyor. Şu anda Marksist bir örgüt olan PKK etnik bir savaşın içinde. Ne istediğini kendilerinin bile bilmediği bir savaş bu. Daha çok Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü ve aslına bakarsanız Anayasa'da yapılabilecek bir kaç değişiklikle noktalanabilecek bir savaş. Türkiye'de üniter yapıyı savunan bir Öcalan'dan bahsediyoruz. Şu anda Mesut Barzani bile daha ayrılıkçı gözüküyor düşünün! Böyle bir ortamda İslami referanslar ile Kürt sorunun çözmek sadece bir rüya olabilir./ RÖPORTAJ: FHA/CESİM İLHAN

 

 

Diğer Haberler