Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Irak’ta Kerkük, Suriye’de Serêkaniyê

Irak'ta Kerkük, Suriye'de Serêkaniyê

27 Kasım 2012 Salı 18:33
Ortadoğu kaosu Irak ve Suriye’de derinleşiyor. İsrail ile Filistin arasında gerçekleşen ateşkes, bu kaosu bir nebze hafifletmiş gibi görünse de bölgenin çehresini değiştirmeye yetmiyor.

Dört dil, dört kimlik

Suriye’yi saran savaş sarmalı Şam, Humus ve Halep’ten sonra, şimdi de Kürt bölgesine kaymış durumda. Günlerdir Serêkaniyê ve çevresinden çatışma haberleri geliyor. Resmiyette Haseke’ye bağlı olan ve 50 bin nüfusa sahip Serêkaniyê ilçesinde halk, ağırlıkta tarımla uğraşmaktadır. Kürt nüfusunun yoğun olduğu ilçede Asuri, Ermeni ve Araplar yaşamaktadır. Suriye’nin doğusuna düşen ilçenin bir diğer özelliği ise Arap Kemerinin geçtiği alanlardan birisi olmasıdır. Bilindiği üzere 1980 yılında Kürt bölgesinin genelinde hayata geçirilen bu proje ile Kürtlerin bölünmesi, izole edilmesi ve dolayısıyla Araplaştırılması hedeflenmişti. Bugün de aynı hattın kullanılıyor olması oldukça manidardır.

Provokasyonun merkezi Türkiye’dir

Kendilerine El-Şam ismini veren grubun Serêkaniyê’ye gelerek, kendilerini uyaran halka saldırması ve orada Halk Konseyi Başkanı Abid Xelil’i canice katletmeleri ardından başlayan olaylar, beli aralıklarla günlerce devam etti. YPG birliklerinin alana kaydırılmasıyla hız kazanan çatışmalarda, söz konusu bu grupların ağır kayıplar verdiği öğrenildi. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adına açıklama yapan Riyaz el-Esed, “El-Şam, Özgür Suriye Ordusunu temsil etmiyor” demişti. Bu açıklamanın inandırıcılığı ayrı bir tartışma konusu olurken; gerek geri çekilme güzergâhlarına ve gerek konumlandıkları alanlara bakıldığında, cephe gerisi olarak kullandıkları alanın Türkiye tarafı olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Nitekim KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, geçtiğimiz hafta ANF’ye verdiği mülakatta, Türkiye’nin Serêkaniyê hamlesi için söz konusu bu gruplara 2 milyon dolar para verdiğini belirtmişti. El-Kaide çizgisinde olan bu grupların Afrin, Kobani ve Azaz bölgelerinde de benzer provokatif girişimlerde bulundukları biliniyor.

Hedef, ÖSO ile PYD’nin çatıştırılması

Her ne kadar ÖSO, tüm bileşenleriyle tam bir birlik içerisinde değilse de, Kürtler söz konusu olduğunda, beli bir diyalog ve eşgüdüm dâhilinde hareket ettikleri bir gerçektir. Çünkü yönetme ve yönlendirme merkezleri aynıdır. Burada esas komuta rolünü üslenen ise AKP hükümeti ve dolayısıyla Türkiye’dir. AKP hükümeti ve özellikle de Erdoğan, başından beri ÖSO ile PYD arasında çatışma çıkarmadan yanadır. Suriye siyasetleri bunun üzerine kurulmuştur. Türkiye, bu yolla Kürtlerin kazanımlarını tasfiye etmeyi hedeflemektedir.

Suriye rejimi siyaset üretemiyor

Öte yandan iç destek kadar, Rusya, Çin ve İran desteğiyle ayakta duran Suriye rejimi, direnme siyasetini aşmış değil. Bu siyasette yapıcılık söz konusu olmadığı gibi gün geçtikçe yıkımı derinleştirmektedir. Rejim güçleri, bunun yerine, Suriye toplumunu oluşturan tüm kimlik ve kültürleri esas alan bir anlayışla çözüm yaklaşımını sergilerse durum değişir. Böyle bir durumda ne bu tür silahlı çeteler türer ne de dış güçler bu kadar iç karışıklık için arayışa girebilir. Dolayısıyla mevcut pozisyonuyla Suriye rejimi siyaset yapamıyor, sadece herkese siyaset zeminini sunuyor. Yani bir bakıma süregelen kaosa davetiye çıkarıyor.

Dicle Operasyon Gücü

Suriye’nin komşusu olan Irak’ta da sular dinmiyor. Başbakan Nuri El Maliki, anayasanın kendisine tanımış olduğu yetkiye dayanarak “Dicle Operasyon Gücü”nü kurmasıyla tırmanan çelişki, gün geçtikçe büyümektedir. Irak anayasasına göre ordu, sivil otoriteye bağlıdır. Ancak aynı anayasanın 61. maddesinde, “olağanüstü hal 30 gün süreyle ilan edilir. Bu süre her defasında Meclis tarafından onaylanarak uzatılabilir” bendi de geçmektedir. Dolayısıyla Maliki, böyle bir orduyu yasal olarak oluşturabilir ancak bir yerde konuşlandırmak için meclisin onayına başvurmak zorundadır. Kaldı ki, üç tugaydan oluşan bu güç, anlaşmazlığıyla tanınan Kerkük, Diyala ve Selahaddin’de konuşlandırılıyor. Oradaki yerel inisiyatifi alaşağı ettiği gibi, doğal olarak olağanüstü hal durumuna da geçilmiş oluyor.

140. madde hep ertelendi

Aslında bu sorun yeni değildir. 2005 yılında yürürlüğe giren Irak anayasasının 140. maddesine göre aidiyet açısından tartışma götüren bölgelerde (Kerkük, Diyala ve Selahaddin) referanduma gitme kararı vardı. İki yıl içerisinde bu maddenin uygulanması öngörülüyordu. Ancak her defasında ertelendi. 2008’e gelindiğinde bir sözleşmeyle adı geçen tartışmalı bölgelerde ABD öncülüğünde ortak bir güç konumlandırıldı. ABD, ülkeden ve özellikle de buralardan çekilince hem bu ortak güç hem de sözleşme bir daha yenilenmedi. Böylece askeri ve siyasi kontrol doğal olarak Kürtlere geçmiş oldu. İşte Maliki’nin hazmedemediği asıl nokta da bu oluyor.

Halk ortak güç diyor

Irak’ın birliği ve istikrarı bu soruna endekslenmiş durumdadır. Geçtiğimiz hafta toplanan Kerkük Halk Meclisi, “Dicle Operasyon Gücü” yerine Kürt, Arap, Türkmen ve Asurilerden oluşan ortak bir güç oluşturma talebinde bulundu. Buna benzer diğer şehirlerde de toplantılar gerçekleştirildi. Hepsinde de aynı görüş hâkimdi. Doğrusu makul olan da budur. Öbür türlü bir oluşum, geçmişteki operasyonel güçleri çağrıştırıyor ki, bunu hiç kimse kabul edemez.

Kürt birliği pekişti

Konuyu özetlersek, Serêkaniyê olayı nasıl ki, Batı Kürdistan halkını ve oradaki tüm Kürt siyasi örgütlerinin birlik olunmasını şart koşturmuşsa; Dicle Operasyon Gücü de Güney Kürdistan’daki Kürt birliğine hizmet etmiştir. Öyle ki, düne kadar çelişen ve çatışan çevreler de bugün aynı tavır ve tutumda birleşmişlerdir. Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Bağdat’ı terk ederek Kürdistan’a gelişi, yerel hükümet yetkilileri başta olmak üzere diğer parti ve grupların ortak toplantılar yapması, bu gündemin bir sonucudur. Her iki gündemle birlikte ise tüm Kürtlerin ulusal ve demokratik birliği açısından oldukça öğretici olmuştur.

Sonuç itibarıyla her iki ülkenin sorunları da çözümleri de kendi içindedir. Irak’ın birliği için Kerkük ne ise Suriye’nin birliği için de Serêkaniyê odur. Her iki yerde de demokrasinin temel kuralı olan eşitlik ve hoşgörü geçerlidir. Dolayısıyla herkesin hak ve özgürlüklerini esas alan iradi bir birliktelik çözümün kendisidir. Bunun dışında hiçbir dayatma, egemenlik ve hükümranlık asla kabul görülemez. Bu coğrafyanın tabiatı artık bu tür uygulamaları kaldıramıyor.

Ne kadar özgürlük ve demokrasi, o kadar toplumsal barış ve birlik demek olduğunu artık bilmek ve ona göre bir dil geliştirmek bu coğrafyanın da büyük bir özlemidir.

Xalid Abdullah - ANF

Diğer Haberler