Barzanî dema referandûmê destnîşan kir
Serokwezîrê Herêma Kurdistanê Nêçîrvan Barzanî ragihand, ku dê di nav sala 2017ê de referandûma ji bo serxwebûna Başûrê Kurdistanê bê encamdan.
Hûmara 97. ya Newepelî Vejîya
Nuştoxanê na hûmare ra Keyaksar Ateş, Abdurehman Önen û Hebûn Stembar reya verên a ke kirdkî nusenê û Newepel de dest pêkenê.
Şîretê Bedîuzzeman Mela Seîdê Kurdî
Ey Milletê Kurd! Îttîfaq di qewet, îttîhad di heyat, birayey di se’adet, hukûmat di selamet est o.
İş-Kur’dan Muhbirlik Kursu

İş-Kur’dan Muhbirlik Kursu

22 Ağustos 2010 Pazar 22:51
Yer Şanlıurfa... Temmuz ayının son günleri... Sabahın erken saatlerinde kapıya dayanan Emniyet’in terörle mücadele biriminden bir ekip, ev sahibi İ.H.ǒye “müjdeli” haberi getirmenin telaşını yaşıyor!
Yer Şanlıurfa... Temmuz ayının son günleri... Sabahın erken saatlerinde kapıya dayanan Emniyet'in terörle mücadele biriminden bir ekip, ev sahibi İ.H.Ç'ye “müjdeli” haberi getirmenin telaşını yaşıyor!

Önce içeri alınırlar. Ne amaçla geldikleri sorulunca polisler, ev sahibine, İş-Kur'un dikiş nakış kurslarına başladığını, eşinin de kursa katılması halinde ayda 400 TL maaş, SSK ve öğle yemeği imkânı tanınacağını, ayrıca Ramazanda dağıtacakları gıda paketlerinden de faydalandıracaklarını belirtiyorlar.

Öyle ya! Hükümet, işsizlik oranını makul seviyeye çekemeyince bir ara çözüm olarak işsizlere meslek edindirme kursları açıp aynı zamanda kurs süresi boyunca da belli bir ücret ödemesi yapmak suretiyle geçici bir çözüm yöntemini İş-Kur bünyesinde yürütüyordu. Böylece işsiz ve fakir kesime beleşten bir tas çorba kadar katkı sağlanmış olunuyordu.

Bu teklifi duyan ev sahibi İ.H.Ç şaşkınlığını gizleyemeyerek bir Ramazan paketine muhtaç olacak kadar fakir olduklarını hangi ölçüye göre belirlediklerini sormaktan kendini alamıyor. Anti-terör timi ise belli bir süre cezaevinde yattığını gerekçe gösterirken aslında geliş amaçlarını ve bizce malum niyetlerini de ortaya koymuş oluyorlardı.

Evet, İ.H.Ç bir süre cezaevi yatmıştı, üstelik gazetemizin de abonesiydi. Ama fakirlik edebiyatı yapmakla kocaman terörle mücadele timi ilk baltayı taşa indirmişti. Çünkü İ.H.Ç, maddi durumu yerinde, arabası, hatta sigortalı işçi çalıştıracak düzeyde işyeri bile vardı. Fakirlik kriterlerini sorar polislere. Ama aldığı, daha doğrusu alamadığı cevap, karanlığın polis kılığına bürünmüş ayak seslerinden başka bir şey olmadığıydı. Fakir ve işsizin feryadına çare olsun diye gelen ödenekler, belliydi ki devletin istihbarat zafiyetini gidermede kullanılma eğilimi göstermişti, emniyetin “iyi çocuk”larında. Yine İş-Kur Urfa yetkilisinin polisle ortak çalışma yürüttüklerini doğrulaması, devletin “şefkat kollarının” karşılıksız olmadığının teyidi gibiydi.

Meğer o gün 400 TL maaş+SSK+Yemek parası karşılığında benzer teklifler alan sadece H.Ç değilmiş. Düzinelerce kişi, bir sabah operasyonu ile terörle mücadelenin tekliflerinin hedefi olmuştu. Kimin cevabı hangi tonda olduğu bilinmez ama anti-terör timinin baskınına maruz kalanların tümünün gazetemiz abonesi olması, hepsinin ortak yanı idi.

PKK'nin son dalga saldırıları karşısında çil yavrularına dönen kocaman terörle mücadele birimlerinin trajikomik halini düşünürken hep gıdıklama etkisi oluşturan “istihbarat zafiyeti” teranelerini hatırlıyorum. Bunun için muhbir sayısında artışa gidilmesi kararını, istihbaratın kelli fellilerinin bölge ziyaretlerini düşünüyorum. İş-Kur kurslarıyla evine harçlık götürmeyi hayal eden biçare insanlar dururken bu ödeneğin de muhbir alımına ayırtılmış olması… Keşke Tel Aviv'de yaşasaydık da… dedirtecek cinsten bir durum yani.

Böyle bir skandal, Erzincan'da ya da başka bir yerde Ergenekon sanıklarının dava dosyalarında yer almış olsaydı… Kudsiyette Ramazan'ı sollamış görünen şu “mübarek” referandum ayının hürmetine malum medya kim bilir kaç manşet ayırırdı böyle bir skandala.

Yazıyı kaleme almadan birkaç saat önce Ak Parti İstanbul İl Başkanlığı'nın referandumda “EVET” gerekçesini konu alan kitapçığı, kıstırıldığım dar bir alanda elime tutuşturulmuştu. Merakla inceledim. Broşürün altıncı sayfası, “Devlet Şeffaf Olacak, Vatandaşın Kişisel Mahremiyeti Korunacak” başlığını taşıyordu. Belliydi ki askeri vesayetin hukuk dışı uygulamalarına atıfta bulunuluyordu. Aynı sayfanın devamında “20. maddede yapılan değişikliklerle … Vatandaşın kişisel mahremiyeti korunacak” deniliyor ve devamı şöyle getiriliyordu: “Oysa mevcut durumda hem devlet örtüler arkasında, hem de vatandaş korumasız ve güvencesiz” denilerek en altta şu sloganik cümle yer alıyordu: “Kişisel mahremiyetlerin korunduğu, daha şeffaf bir devlet için EVET!”

Hükümet bir yandan askeri vesayetten uzak, şeffaf bir devlet için EVET'e asılmışken bellidir ki hükümetin denetimindeki Emniyet teşkilatı da referandum kampanyasını bir başka mecradan sürdürmenin telaşını yaşıyor. Askeri vesayetten kurtulma umudu belirmişken polis vesayetinin en ahlaksız nüvelerinin sergilenmesi karşısında acaba hükümet hangi noktada duruyor?

Kaldı ki Adana polisinin belli derneklere yönelik hukuksuz tavırları henüz hafızalarda iken, Antep'in kimi ilçelerinde polisinin gazetemizi gördüğü yerde yırtma eylemlerinin üzerinden fazla vakit geçmemiş iken, bu aralar D.Bakır'da yine belli derneklerin kuytu köşelerine pineklemiş ortam dinleme araçları polis vesayetinin ayak sesleri değilse nedir?

Evet, hükümet “Daha şeffaf bir ülke” için Evet'e odaklanmışken hükümetin kontrolündeki Emniyet birimlerinin de aynı kampanyanın bir başka versiyonunun savaşımını tüm hızıyla sürdürdüğü görülüyor.

Şeffaf devlet anlayışı bu şekilde yerleşecekse, o halde;

Merhaba yeni şeffaf Türkiye! Merhaba Referandum kampanyası!

Güle güle askeri vesayet! Hoş geldin polis vesayeti!

İkbal Atak/Doğruhaber Gazetesi

Diğer Haberler

Diğer Haber Başlıkları