Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kısmi Özgürlük Çözümsüzlüktür

Kısmi Özgürlük Çözümsüzlüktür

01 Haziran 2012 Cuma 13:22
Merve Kavakçı İslam, Başörtüsü yasağı konusunda kısmi özgürlükler verilmesinin yasağı daha da kökleştireceğini ifade etti.

28 Şubat Post modern darbe mağdurlarının sembol isimlerinden biri de Merve Kavakçı İslam. Türkiye’nin ilk başörtülü milletvekili. Başörtüsü mücadelesinin en çetin yıllarında mücadeleye dâhil oldu ve Fazilet Partisinden milletvekili olarak meclise girdi.

 
Başörtüsü ismine dahi tahammül edemeyen Kemalist zihniyet meclis Kürsüsünde başörtülü bir vekil görünce tüm nefretini kustu ve Merve Kavakçı’yı salondan dışarı çıkardı.
 
Ardından başlayan 28 Şubat süreci, mahkemeler, yargılamalar ve sonunda vatandaşlıktan çıkarılma kararı… Amerika’ya yerleşti ancak mücadelesinden vazgeçmedi. Türkiye’de başörtüsü yasağı ile ilgili yazılar yazdı, başörtüsü mağdurlarına destek oldu.

Bu haftaki sayımızda başörtüsü mücadelesinin sembol isimlerinden biri olan Merve Kavakçı İslam ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Dünden bugüne başörtüsü mücadelesi, başörtüsü sorununun çözülememesinin arkasındaki sebepler ve Türkiye’nin özellikle başörtüsü konusundaki rol modelliği ile ilgili sorularımızı yanıtlayan Kavakçı, başörtüsü direnişinin son halkası olan Güllü Çevik’e verilen hapis cezası ile ilgili, “Verilen karar bir hukuk cinayetidir. Bu umut kırıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor” dedi.

Gündemdeki 28 Şubat soruşturması ile başlamak istiyorum. Siz de o süreçte büyük mağduriyetler yaşadınız. Şimdi ise 28 Şubat’ın askeri ayağına yönelik soruşturma başlatıldı. Sizce soruşturma bu şekliyle ne ifade ediyor?
Adaletin tesis edilmesi, barış içinde yaşayan bir toplumun oluşturulması, sorunların temeline inmek, ileriye yönelik daha sağlıklı bir şekilde ilerleme imkânı verecektir. Bu sebeple bu adımın atılmış olmasını önemli bir aşama olarak addediyorum.
 
Ancak bunun sadece askeri cenahla sınırlandırılması adaletin topal kalması anlamına gelecektir. Ben soruşturmanın sadece askeri cenahla sınırlı kalacağını da düşünmüyorum.
 
Bu, sivil, sivil olmayan, genç, yaşlı her kim 28 Şubat, 12 Eylül gibi darbelere destek verdiyse faaliyetleri ölçüsünde adalet önüne çıkarılmalıdır.
 
Bu konu ile ilgili de intikam yaftasını şiddetle kınıyorum. Adalet ayrı bir şeydir intikam ayrı bir şeydir. Kaldı ki insanların intikam almayı arzu etme hürriyetleri de olabilir.
 
Ama buradaki tartışmada söz konusu olan intikam değil adaletin tesisidir. Suçluların yargı önüne çıkarılması ve dünyevi anlamda bir hesaba çekilmesi gerekir.

Ak Parti, siyasi arenaya adım attığı dönemlerde başörtüsü sorununu çözeceği mesajları verdi. Halk bu konuda ciddi beklentiler içerisine girdi. Ancak aradan geçen on yıla rağmen bu konuda ciddi manada somut adım atılmadı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ak Parti, rahmetli Erbakan’ın ev hapsine alınması, 28 Şubat’ın yaşanması, Sayın Başbakan’ın hapse atılması, başörtülü bir milletvekilinin meclisten çıkartılması gibi mağduriyetlerin sonucunda doğan ve bir anda iktidara oturan bir hareket.
 
Bu siyasi hareket içerisinde de her ne kadar başörtüsü sorunu Ak Parti cenahının içinde bire bir yaşansa da onlar açısından başörtüsü kimsenin elini sürmek istemediği bir ateş topu haline geldi.
 
Onun için de Ak Parti ilk iktidara geldiğinde “bizim için öncelik ekonomik refahın sağlanmasıdır” dedi. “Başörtüsü gibi bir sorunumuz yoktur” söylemini bile kullandılar. Başörtülü kadınlar hep ötelendi, ertelendi. Çünkü Ak Parti hükümeti de ondan önceki dönemlerde İslami hassasiyeti olan toplum kesiminin yaptığından farklı bir şey yapmadı. Bu işi sürekli öteledi, erteledi.
 
Tabi kafasında da erteledi. Müslüman toplum olarak, İslami hassasiyeti olanlar olarak unutmak istedik ve erteledik. Bundan dolayı Ak Partinin başörtüsü konusundaki son on yıllık tavrına çok da şaşırmıyorum. Başörtüsü sorunu dindar, dindar olmayan, kendini Müslüman olarak addeden veya başka şekillerde tanımlayan bu ülkenin bayrağı altında yaşayan herkesin günahıdır.
 
Bunu söylemek zorundayım. Üniversitelerin bir kısmında da devam ediyor. Maalesef bizim dindar kesimimiz de yasak kalktı gibi bir hayali, pembe tablo çizmeyi belki de sorumluluktan kaçmak anlamında kolay buluyor. Oysa haklar ve özgürlükler ya tamamıyla verilir ya da verilmez. Kısmi özgürlükler sağlarsanız ayakta duramazsınız.

MÜSLÜMANLAR HASSASİYETLERİNİ KAYBETTİ
2000 öncesi başörtüsü mücadelesi çok belirgindi ve başörtüsü özgürlüğü her platformda dillendiriliyordu. Ancak son dönemlerde İslami camiaların başörtüsü talepleri artık yok gibi. Acaba bu duruma alıştılar mı yoksa bu konuda bir beklenti mi kalmadı?
Birçok şey oluyor. Bir defa hassasiyetimizi kaybettik. Genel manada İslam’ın sadece başörtüyle ilgili değil diğer İslami emirler konusunda da hassasiyetimizi kaybettik.
 
Başörtüsü zaten öncelik sırasında listemizin başında değildi. 28 Şubat’ın yaşanması ve insanlara çeşitli bedellerin ödetilmesiyle korkular daha çok içe sindi.
 
Diğer taraftan paralel olarak “Yasak çözülüyor, artık yasak yok ki” gibi bir söylemin oluşmasıyla sorumluluktan kaçma duygusu da beraberinde geldi. Ama bunların hepsini belki kapsayan ana sebep olarak Müslümanlar dünyevileşti.
 
Tüketim toplumuna eklemlendi. Bir yerde de üzücü bir şekilde 28 Şubat’ı yapanlar açısından başarı sağlanmış oldu ve hassasiyetler kayboldu. İslami hassasiyetleri olan insanlar için başörtüsü konusu bir ölçü ve diğer alanlardaki tutumlarını da ölçmek lazım. Bence başörtüye olan duyarsızlıkla doğru orantılı olarak birçok duyarsızlıklar da gelişti.

Başta Azerbaycan olmak üzere birçok ülke özellikle başörtüsü konusunda Türkiye’yi model alarak yasakları çok daha sert bir şekilde uyguluyorlar. Türkiye’nin bölgedeki rol modelliği ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
Türkiye’nin komşu veya Türki Cumhuriyetlere olan rol modelliği aslında Batı tarafından giydirilen bir elbise. 11 Eylül sonrası Amerikan hükümeti, yazar, çizer ve aydınları Türkiye’yi referans olarak kullandılar. “Evet, Müslümansınız” dediler. Ama Müslüman kimlik Batı açısından tahammül edilmesi gereken bir şey.
 
Bu sebeple “Laik de olunuz” dediler. Batının Türkiye için görmek istediği kimlik; Türk-İslam sentezinin bir sonucu olarak, kültürel anlamda bir Müslüman ama asıl laik kimlikle birleştirici bir kimliktir. Bu kimlik, bizi yöneten Kemalist rejim tarafından da içselleştirildi. Ve hak talebinde bulunan kesimlere bir sopa olarak gösterildi.
 
Vatandaşlarını, devletin müsaade ettiği kadar Müslüman ve de laik olma mecburiyeti altında bıraktı. Tabi Ak Partinin iktidar olup, bölgesel anlamda bir güç haline gelmesiyle daha farklı bir rol modellik oluştu.
 
O da İslam dünyasını düştüğü yerden kalkacağı düşüncesiyle yeni Osmanlılar denen grubun tekrar şahlanması anlamına da gelen ve birçok İslam ülkesi tarafından Tayyip Erdoğan’ın bir star gibi karşılanması, İslam dünyasındaki liderlerin ötesinde bir karizma ile adeta bir halife gibi görülmesi de bu rol modelliğin bir sonucu. Yani iki tezat rol modellik var. Biri Batı tarafından giydirilen rol modelliği, diğeri de İslam dünyasındaki halk tarafından görülen bir rol modellik.
 
Tabi Azerbaycan gibi Türk memleketlerinde soğuk savaşın külleri arasından kalkmış, Komünizmin postalları altından çıkmış, İslami kimliğinden tamamen bihaber şekilde oluşmuş yeni ulus devletler de Batının giydirdiği rol modelliği üzerinden bir okuma yapılıyor.
 
Onun için Azerbaycan, Kazakistan, Tacikistan’da yaşananlar çok acıdır. Türkiye ile bir gönül bağı, bir tarihi bağ kurmak aynı zamanda da Türkiye’de nüfusun çoğunluğunun mustarip olduğu başörtüsü yasağı gibi bir illeti oralara ihraç etmek anlamına geliyor.
 
Sadece kendi bayrağı altında yaşayan insanların bu konudaki ıstıraplarını dindirmesi değil, bu yasağın başka yerlerde yayılmasına engel olması, yayılan yerlerde yasağın kökleşmeden çıkarılmasında büyük rol üstlenmesi gerektiğine inanıyorum. Ama endişe ile de seyrediyorum.

Bu yönde bir umut veya beklentiniz var mı?
Bir defa Sayın Başbakanın karizmasından istifade edilebilir. Oralarda da lider görünen bir insan sadece bu sorunu gündemine almalıdır ve ikili ülke ilişkilerinde dile getirmelidir. Bunun acilen yapılması gerektiğine inanıyorum.

Türkiye başörtüsü konusundaki tam bir özgürlüğe hazır mı?
Türkiye hazır tabi. Hazır olmayanlar ise hiçbir zaman hazırlanamayacaklardır zaten. Onların keyfi de beklenmemelidir. Anayasal değişiklikler gündeme geliyor. “Demokratik olmak” denen söylem, bir rüzgâr gibi her tarafı kaplamış durumda.
 
Başörtüye İslami bir sembol olarak karşı durmak moda değil artık. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Doğru anda, doğru zamanda doğru fırsatları kaçırmadan yakalamak gerekir ki bu çok geç kalınmış bir konu.

BAŞÖRTÜSÜ HER ALANDA SERBEST OLMALI
Başörtüsünden dolayı ilköğretimlerde de sorunlar yaşanıyor. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması yeni mağdurlar da doğuracak. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?
Başörtüsü her alanda serbest olmalı. Benim kızlarım ilkokul beşinci sınıfta başlarını örttüler. Amerika’da 3 bin kişilik bir okulda, Müslümanın, başını örten hiç kimsenin olmadığı bir okula da kızım Fatıma, arkasından da Meryem okudu.
 
Basketbol takımında yıllarca basketbol oynadılar. Fatıma, takım kaptanlığı yaptı. Hocaları onların iftar vakitlerini gözetti, onlara yardımcı oldu. Yine yeğenim Cenne New York’ta bir üniversitenin açtığı ilkokulda henüz 8 yaşındayken başını örttü.
 
Başörtüsü bir hak, Allah’ın bir emri. İslam’da da bütün laik kesimlerde de çocuk, akıl baliğ olana kadar ailenin sorumluluğu altındadır.
 
Aile ne isterse onu yaptırabilir. Laik bir anne baba, ne derse çocuk onu yapıyorsa, dindar bir anne baba da ne diyorsa çocuk da onu yapar. Bu anne babanın çocuk üzerindeki hakkıdır. Bu dini anlamda hak olmanın ötesinde dine inanmayan sistem ve insanlar için en temel hukuki haklar ilişkisidir. Bazen, “İlkokulda örtmesinler, ona gerek yok” şeklinde söylemler olabiliyor. Hayır, ne münasebet, bunu kabul etmiyorum. Ailenin kararı burada önemlidir.

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah gülün eşi “Hayrunnisa Gül” ilköğretimde okuyan öğrencilerin aileleri ile ilgili “bunlar cahildirler” ifadelerini, ardından da bazı Ak Partili milletvekillerinin bu ailelere yönelik “aptal” hakareti ve bu çocukların yetiştirme yurtlarına verilmesi gerektiği yönündeki açıklamaları olmuştu. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Ümit ediyorum böyle söylenmemiştir. Ancak yanılıyorsam o zaman Ak parti cenahından bu konuda yapılan bu tür açıklamalara mesafeli duruyor ve kınıyorum. Bir anne babanın çocuğu üzerinde onu doğru yönde yetiştirme yönünde hakları daha da önemlisi sorumlulukları vardır.
 
O sebeple de çocukların hem kendi diledikleri yaşın ötesinde akıl baliğ olmadan da başlarını örtme hakları olduğuna inanıyorum.
 
Bu tür açıklamaları, on yıllardır rejimin baskıları altında içimize sinsice yerleştirilmiş ve Müslümanların içinde maalesef yer etmiş aşağılık kompleksinden kaynaklandığına inanıyorum. Biraz da siyasi anlamda “karşı tarafı” ürkütmeme babında verilmiş cevaplar diye düşünüyorum.

Ak Parti Kadın Kolları başörtüsünün kapsamı ile ilgili hazırladığı bir rapor ile kendilerince başörtüsünün yasak olması gereken alanları belirlemişler? Bu konu ile ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Evet başörtüsü yasağı kalksın. Ama başörtülü kadınlar hâkim, öğretmen, polis olmasın” anlamına gelen ifadelerin kabul edilebilir hiçbir tarafı yok. Böyle bir girişim Müslüman eliyle, dini hassasiyeti olan insanların eliyle Müslüman kadının ikinci sınıflaştırılmasıdır. Bu vebalin ve bu günahın altından da kimse kalkamaz. Bu çok tehlikeli bir girişim olur.

BU BİR CİNAYETTİR
Gaziantep’te Güllü Çevik isimli anne, kızının başörtülü okuma taleplerine destek çıktığı için 2 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sizce verilen bu ceza ne anlama geliyor?
Verilen bu karar hukukun hala siyasetin gölgesinden çıkamadığı anlamına geliyor. Bu da Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığını gösteriyor. Bu rejim tarafından İslam ve İslam’ın dışa vuran en önemli sembollerinden biri olan başörtüsünün hala tehdit olarak görüldüğü anlamına geliyor. Verilen karar bir hukuk cinayetidir. Bu umut kırıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Gerek siyasi oluşumların gerekse medyanın bu karara karşı sessiz kalmaları ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
Siyasilerin veya İslami camiaların bu karar karşısındaki sessizlikleri de ürkütücü bir durum. Bir yerde belki başörtüsü konusunun bir pazarlık anlamında kullanıldığını da gösterebilir ki bu çok tehlikeli bir durum.
 
Yani “Yasak bir miktar kalktı. Artık bunun fazla lafını etmeyin, bu tip olaylar da gündemden düşürülürse biz yolumuza devam edebiliriz” deniyorsa bu da olumsuz olur.

Dünden bugüne Türkiye toplumunda kadının yeri ve konumu ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
Türkiye kadın konusunda bir tezatlar ülkesi. Okullarda gözümüzü Türkiye’nin kadın hakları konusunda dünya sıralamasında önemli bir yere sahip olduğu ifadeleriyle açtık. “Kadın erkek eşitliği” denildi, “tevhidi tedrisat” denildi, “gericilik bırakıldı, kadınlara özgürlükler verildi” denildi.
 
Ancak Türkiye Cumhuriyetinin tarihine baktığımızda bu ifadelerle tam tezat uygulamaları görüyoruz. Mesela kadın hareketine ilk başta Mustafa Kemal tarafından yasak konuldu. Kadınlar partisi kapatıldı. Kadınlar serbest fırkaya yöneldi o da kapatıldı.
 
Bunun doğruluğu ve yanlışlığı farklı bir konu ama 2010’da yayınlanan dünya cinsiyet raporunda Türkiye 134 ülke arasında 126’ıncı sırada yer aldı. Yani Cumhuriyet tarihi, kadınların istekleri doğrultusunda bir eşitlik verilmediğini gösteriyor. Ama şu çok iyi yapıldı ki; kendi için başarı sembolü olarak seçtiği bir kadın tipolojisi oluşturdu.
 
Başı açık, laik, biraz da İslami hassasiyetleri olan, ama bu hassasiyetleri ön plana çıkarmadan kültürel anlamda örf ve adetlere riayet edecek bir eş, bir anne ve onunla birlikte varsa bir mesleği olan kadın tipolojisi. Ama muhakkak laik olacak.
 
Rejim bunu pompalıyor. Ancak özellikle şehir merkezlerinde başını örtmek isteyen kadın daha belirginleşmeye başladığı zaman rahatsızlık duydu.
 
Çünkü bu kadın o tipolojiye uymuyor. Nüfusunun yarısını kadınların teşkil ettiği ve o kadınların da yaklaşık yüzde 70’i başını örttüğü bir ülkede bu kadınlar ötelenme, marjinalize edilme yoluna gidiliyor.

HANGİ KADIN
Her fırsatta kadına yönelik pozitif ayrımcılıktan söz ediliyor ancak Hangi kadın, sorusunun cevabı hep boş kalıyor. Müslüman kadının bu derece dışlandığı bir toplumda hangi kadın, diye soracak olursak, cevabınız ne olur?
Bu çok önemli bir konu. Türkiye’de “Kadın erkek ayrımcılığı konusunda iyileştirmeye gidelim” derken aslında meselenin özünde gizli olan kadınlar arası ayrımcılığı gidermiyoruz. Yine yarım yamalak bir iş yapmaya çalışıyoruz maalesef. Kadınları ve erkekleri birbirine eşit yapalım derken aslında en temelde kadınlar arası eşitsizliği destekliyoruz.
 
Körüklüyor kemikleştiriyoruz. Hatta “başörtülü kadınlar savcı, hâkim, polis, öğretmen, olmasın” dersek o eşitsizliği bir de dindarların eliyle daha da körüklemiş oluruz. Başörtüsü yasağının olduğu bir ülkede “Haydi kızlar okula” demenin teşvik edici bir çağrı, bir hakaret gibi algılanması da mümkün.
 
İnsanlar ‘Bizimle alay mı ediyorsunuz, başörtüsü yasağından dolayı kızlarımızı okutamadığımızı bilmiyor musunuz’ demezler mi? Güneydoğuda yapılan araştırmalar, kızların okula gönderilmeme oranıyla yasağın birebir ilerlediğini gösteriyor. Yoksa insanlar eğitime karşı değil. Ama ne yapıyorlar.
 
Eğitim gibi devletin vatandaşa vermesi gereken en temel insani hakkı devlet şarta bağladı. “Evet, eğitim alabilirsiniz! Ama laikseniz”, “Çalışabilirsiniz ama başınız açıksa” diyor devlet. Bir yerde sistem elinizi ayağınızı bağlıyor ve hadi koş diyor.

BEN BAŞI ÖRTÜLÜLERİN VEKİLİYİM
Peki, Türkiye siyaseti başörtülü bir milletvekiline ne kadar açık?
Türkiye toplumu da siyaseti de başörtülü bir vekile hazır. Ben milletvekili olduğumda da hazırdı. Ama Kemalistler ve Müslümanlar hazır değildi. Anayasa o zaman da hazırdı bugün de hazır. İç tüzük yine o zaman da hazırdı, bu zaman da hazır. Yeter ki samimi olalım.

Siz bundan sonraki aşamada siyasi bir oluşum içerisinde milletvekili olarak bulunmayı düşünüyor musunuz?
Ben zaten siyasetin içindeyim. Tabiri caizse köşesinden, bucağından siyasete bulaşan biri siyasetin içinde ömür boyu kalıyor. Benim vazifem; O dönemde İstanbul halkını temsil etmekti.
 
Fakat başörtümün ötesine geçip beni değerlendiremeyen “dışarı, dışarı” diye tempo tutan kesim için ben başörtülü bir kadındım. O günden itibaren de madem öyle “Ben o zaman başörtülü kadınların vekili olarak onların sesi olmalıyım” dedim ve devam ediyorum.
Bu zulüm bitene kadar da susmayacağım.
Hakkın yanında olmaya da devam edeceğim.
 
Neriman Tel / doğruhaber

Diğer Haberler