Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürdçe, Aidiyet ve Kürdler: Yabancılaşma

Kürdçe, Aidiyet ve Kürdler: Yabancılaşma

19 Mart 2012 Pazartesi 09:03
Kürdlerin kendilerine yabancılaşmasıyla yetinilmemiş, kendi kimliklerine ve kültürlerine düşman edilmek istenmişlerdir.

Kürdler, Aidiyet ve Dil

Üniversite yıllarında, aslen Ağrılı ve de Başbakan Erdoğan’ın vurgusuyla “Kürd Kökenli” lise öğrencisi birkaç gençle sohbet ederken; “Hocam, geçen sene bir yarışmadan kazandığımız altınları atayurdumuza gönderdik” sözleri üzerine şaşırmış ve atayurtlarının Orta Asya olmadığını dile getirince, hayret ettiklerine tanıklık etmiştik.

Bu gençler, “infak ve Allah yolunda tasadduk” düşüncesiyle Orta Asya’ya yardım ettiklerini dile getirmiş olsalardı, öncelikle yakınlardan başlanması gerektiği hususu dile getirilebilir; ancak yine de takdir edilirlerdi.

Lakin gelin görün ki acı bir dönüştürülme tablosuyla karşı karşıyaydık. Maalesef o muhitte, Kürd olduğu halde “Ben Kürdler’den nefret ediyorum” diyenleri de bulmak zor değildi.

Bu tablo bize ince bir ders vermekteydi: “Dönüştürülmenin beraberinde getirdiği kişiliksizlik…”

Genelde birkaç yüzyıldır, özellikle de son yüzyılda acımasız bir şekilde Kürdler’in dönüştürülmeye çalışıldığı bilinmektedir.

Ancak bu dönüştürülme, iletişimin had safhaya ulaştığı son 20 yılda daha da ileriye taşınmıştır. Kürdler’in kendilerine yabancılaşmasıyla yetinilmemiş, kendi kimliklerine ve kültürlerine düşman edilmek istenmişlerdir.

Asimilasyon ve yozlaşma insana değer olarak bahşedilen hiçbir hususta tasvip edilebilecek bir durum değildir. Bu yüzden Kürd çocuklarına milli aidiyetleri ve dillerinin hatırlatılması ve onore edilmesi gerekmektedir. Tıpkı renklerinden dolayı aşağılanan zencilere şefkat edilmesi, eşit olduklarının hatırlatılması ve onore edilmeleri gerektiği gibi.

Zencilerin renkleri nedeniyle yaşadıklarını Kürdler dilleri dolayısıyla yaşamışlardır. Dilleri yasaklanmış, aşağılanmış, 2010’lu yıllarda bile “Türk Milleti Adına Karar Veren” mahkemelerce “Bilinmeyen Dil” olarak nitelenmiştir.

İnsanlıkdışı travmalara maruz bırakılan Kürdler’in kendilerine gelmesi, yaşadıkları savrulmaların sonlandırılması ve yeni nesillerde aidiyet, kimlik ve dil hususunda kişiliksizleştirilerek yeni savrulmalara mahal verilmemesi için dile öncelik verilerek gereken adımlar atılmalıdır.

Zira dil, bir milleti oluşturan mümeyyiz vasıfların başında gelir. Tarih ve gelenekler bunu takip eder. Bu yüzden “Bir ulusun dili onun ruhudur; ruhu da dilidir.” (W. Von Humbolt) denilmiştir.

Diğer taraftan dil insanın mensubu olduğu, içselleştirdiği kültürün de aynasıdır. Anadilinin dışında bir dili hayatının merkezine koyan ve kendi diline yabancılaşan kimsenin zamanla kendi kültürüne yabancılaşması, hatta düşman olması kuvvetle muhtemeldir.

Dilin gücü konusunda anlatılagelen şu kıssa ibretliktir: “Bir gün Konfüçyüs’e sorarlar, ‘Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?’ Konfüçyüs soruyu söyle yanıtlar, “Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle ise başlardım.” Konfüçyüs kendini dinleyenlerin şaşkın bakışları arasında söyle devam eder. “Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmasa yapılması gereken seyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamasa idare ve kültür bozulur. İdare ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki, hiçbir sey dilden daha önemli değildir.”

Maalesef bir asırdır Kürdler dilleri konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıyadırlar. Kimlikleri, kültürleri ve dilleri aşağılanmış, bunun neticesinde Kürdler kendi zenginlikleriyle toplum karşısına çıkabilme imkânı bulamamıştır. Yapılan araştırmalar bu tür bir çatışma ortamında ikinci plana itilmekten ve aşağılanmaktan korkan bireylerin kendi dillerinden tamamen uzaklasıp egemen toplumun dilini öğrenmeye çalıştığı, kendi diline ve kültürüne karşı büyük tepki duyduğu görülmüştür.

Yine yapılan araştırmalara göre; İki dilli bir ortamda yetişen çocuklarda ana babalarının kendileri ile anadillerini konuş(a)mamaları durumunda, aslında sevdikleri bu dili sevmedikleri yönde bir saplantı gelişir ve kendi dillerine karşı bir antipati duymaya başlarlar. İsveç’teki Finli çocuklar üzerinde yapılan bir arastırma sonucuna göre, egemen kültür tarafından sürekli olarak ikinci plana itilip, aşağılandıkları için, çocukların pasif konumda kalmaya, kendi dil ve kültürel kişiliğine küçültücü tavırlar almaya yöneldiği görülmüştür.”

Bu hususta şu veri de dikkate değerdir: “1956’da Macaristan’da meydana gelen ihtilali bastırmak isteyen Sovyetler Birliğinin Macaristan’ı işgal etmesi üzerine, yüz binlerce Macar batıya göç etmek zorunda kaldı. İsveç’e sığınan Macar aileler kısa sürede ülkelerine dönmenin mümkün olmadığını düsünerek çocuklarını İsveçlilestirmeye, geçmişlerini unutturmaya çalıştılar. Gerçektende o dönem hiçbir Macar çocuğu Macarca öğrenememişti. Fakat bu çocuklar gençlik dönemlerinden itibaren köklerini araştırmaya ihtiyaç duyunca, geç kalındığını acı bir sekilde öğrendiler. Geçmişi olmamak Macar gençlerini intihara sürüklemeye başladı. O dönemler İsveç’te yoğun yasanan intihar olaylarında, grup sayısına göre en fazla intihar edenler, geçmisinden koparılan bu Macar gençleriydi. Yapılan bu araştırma şunu göstermektedir; bir birey kendi kültürünü yaşayıp kişiliğini gerçekleştiremediğinde, ne bir başka kültüre uyum sağlayabilir, ne de kendisine, ailesine ve topluma yararlı bir birey olabilir. Aksine bu bireylerin her biri toplumsal düzen için potansiyel birer tehlikedir.

Yine “Hiçbir insan yabancı dili anadili gibi konuşamaz. Yabancı dille eğitim yaptığınız zaman, dünyanızı sınırlıyorsunuz demektir” denilmiştir.

Yanısıra “Anadil öğretimi ikili bir rol oynar; hem kişiliği geliştirir, hem de anlatım olanağını arttırır.” denilmiştir.

Kürd çocuklarının anadillerini sosyal hayatta konuşamamaları neticesinde kişiliklerini geliştirme ve anlatım olanaklarını arttırma konusunda sorunlar yaşadıkları bilinmektedir.

Bununla beraber kendi dillerinden tamamen uzaklaşıp, egemen dili öğrenme ve bunun bir neticesi olarak kendi diline ve kültürüne düşmanlık hastalığı da maalesef gözlenen bir durumdur.

Bir yerde hastalık, ya da hastalıklara sebebiyet veren bir ortam varsa bunun izalesi gerekir. Aksi taktirde insan hayatı sözkonusu olacaktır. Ve eğer bu insan hayatı, “ebedi hayat” ise sorumluluk sahipleri olarak titrememiz, sarsılmamız kaçınılmazdır…

Bizim derdimiz budur. Yazıktır… Sadece 3-5 günlük dünya hayatı olsaydı önemsemez, geçip gidebilirdik. Ancak bir toplumun ve çocuklarının “ebedi hayatıdır” sözkonusu olan… Ebedi hayat…

Necat Özdemir / bangaheq.net

Diğer Haberler