Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürde Her Katliam Devleti Hatırlatıyor: Güçlükonak

Kürde Her Katliam Devleti Hatırlatıyor: Güçlükonak

16 Ocak 2013 Çarşamba 08:16
Bundan 17 yıl önceydi. Tıpkı 2 yıl önce Roboski’de olduğu gibi; aynı sınıf ve ulusu temsil edenlere dönük katliamın vaktiydi. Türk devleti Kürt köylüleri, bu kez Güçlükonak’ta öldürüyordu. Tarih 15 Ocak 1996’ydı.

Bundan 17 yıl önceydi. Tıpkı 2 yıl önce Roboski’de olduğu gibi; aynı sınıf ve ulusu temsil edenlere dönük katliamın vaktiydi. Türk devleti Kürt köylüleri, bu kez Güçlükonak’ta öldürüyordu. Tarih 15 Ocak 1996’ydı.

Kürt halkının toplumsal uyanış ve devrimci direnişini boşa çıkarmak için fiziki soykırımı yöntemlerinde takaddüm edinen Türk devleti, yalnızca eylem alanlarında değil; Kürdü “en sivil hali”nde de hedeflemekten kaçınmıyordu.

Şırnak’ın Güçlükonak İlçesi’nde, tarih 15 Ocak 1996 iken, içerisinde köylülerin bulunduğu bir minibüs, durdurularak kurşunlandı. Kurşunlar, 11 Kürdün yaşamını yitirmesine yol açtı. Ne var ki, hıncını alamayan katiller, minibüsü ateşe vererek 11 Kürdün bedenini yaktılar.

Katliamın ardından Kürtler için tek fail vardı. Bu, daha önceleri gözlerinin önünde evlatlarını öldüren, babalarının gururunu inciten, annelerine tecavüz edenden başkası olamazdı. Kürtler katili tanıyordu. Devletti.

DEVLETİ, ASKERLERDEN ÇIKAN KİMLİKLER ELE VERDİ!

Türk Genelkurmay Başkanlığı ise katliam henüz meydana gelmişken, suçlu olarak PKK’yi işaret ediyordu. Oysa PKK, ‘95’in sonunda tek taraflı ateşkes ilan etmiş ve buna uyum sağlıyordu. Ancak tek taraflı bu ateşkese rağmen devlet güçleri savaşta ısrarcıydı. Öldürülen 11 kişiden bir bölümünün üç gün önce gözaltına alınmaları ve katliam gününe kadar askeri taburda tutulmaları, olayı çözmede ipucu niteliğindeydi.

12 Ocak 1996’da, yani katliamdan üç gün önce de Güçlükonak’a bağlı Gêrê ve Yatağan köylerine baskın yapan Türk askerleri, eski korucu olan Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına almışlardı. Katliam günü ise Koçyurdu köyünün korucularından Hamit Yılmaz, Abdulhalim Yılmaz, Lokman Özdemir ve Mehmet Öner askeri yetkililerce “göreve” çağrılmıştı. Türk askerlerine ait Taşkonak Taburu’nda, hem “görev” için çağrılan korucular, hem de gözaltına alınan köylüler minibüse bindirildi. Hareket ettikten bir süre sonra silahlı grup tarafından durdurulan minibüs, içerisindeki 11 köylüyle birlikte silahlarla tarandı. Ve yakıldılar...

Ağır silahlarla taranan köylülerin bulunduğu minibüs yakılmıştı. Haliyle vücutları, elbiseleri, üzerlerinde bulunan bütün malzemeler de küle dönüşmüştü. Fakat olaydan sonra dikkat çeken bir detay vardı ve bu, katili tanımada daha önemli ipucuydu. Her şeyin küle dönüşmesine rağmen yaşamını yitiren köylülerin kimlikleri sapasağlam ve askerlerin elindeydi!

BASIN GÜÇLÜKONAK’A GÖTÜRÜLDÜ; HALKLA GÖRÜŞMESİ YASAKLANDI

PKK katliamla bir ilgisinin bulunmadığını açıkladı. Devletse, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ateşkesi bozduğuna inandırmak istiyordu. Katliamın ertesi gününde Türk Genelkurmay Başkanlığı, Türk ve Avrupalı gazeteciler için özel uçak takdim etti. Güçlükonak’a götürülen basın mensuplarına katliamın PKK tarafından gerçekleştirildiği ve böylece ateşkesi bozduğu anlatıldı.Gazeteciler olay bölgesindeki halkla da iletişime geçmek istediklerinde, askerlerce engellendiler. Zira, öldürülen köylülerin yakınları için de katil kendileriydi.

BÜTÜN SUÇLARIN ORTAĞI: MEDYA

Ana akım medya şaşırtmamış; kısa vadede devletin emrine riayet etmişti. Gazetelerin 16 ve 17 ocaktaki nüshalarındaki konuyla ilgili haberler, aşina olunan haliyle; özel savaş kalemşorluğunu aksettiriyordu. Haberin temel koşulları dahi gözetilmemişti. Ölenlerin aileleri ve köylülerin sözleri haberin konusu olmamış; devletin resmi açıklaması gerçeğin kendisi olarak yansıtılıyordu. Milliyet Gazetesi’nin 17 ocaktaki haber spotu, “PKK'li teröristler uzun namlulu silahlar ve roketle minibüse saldırdı” şeklindeydi. Diğer gazeteler de devletin tek taraflı ateşkesi boşa çıkarma gayretinin payandası oluyor ve katliamı şöyle duyuruyorlardı: “Ankara'ya her gün barış çağrısı yapıyorum' diyen, sonra da MED TV'de ‘ateşkes süreci için yeni hükümeti bekliyoruz' diye konuşan Apo'nun bu açıklamalarının hemen ardından katliam oldu. Öcalan'ın seçimlerden önce tek taraflı olarak ilan ettiği 'sözde ateşkes' yine 'fos' çıktı.”

AYDIN VE SANATÇILAR: PKK DEĞİL, DEVLET KATLETTİ

PKK’nin açıklaması, devlete olan kronik güvensizlik ve köylülerin anlatımları sivil toplumu da harekete geçirdi. Aydın ve sanatçılar, İHD’nin de desteğiyle Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu adıyla toplandı ve bir ay sonra Güçlükonak’a gitti. Bu ziyaret, soru işaretlerini gidermelerini sağladı. Heyet, tespitleri neticesinde devlet güçlerine dikkati çekti ve Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu. Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir ise hakikati arayanları sindirmekte kararlıydı: Orduya hakaret edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu; İHD İstanbul Şubesi Eski Başkanı Ercan Kanar, Petrol-İş Sendikası Eski Genel Başkanı Minür Ceylan ile sanatçı ve insan hakları aktivisti Şanar Yurdatapan, “ordunun manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif” suçlamasıyla yargılanarak, 10'ar ay hapis cezasına mahkûm edildiler.

Bu arada katliam bölgesini ziyaret eden sivil heyetlere gerçeği anlatan köylüler ise heyetin bölgeyi terk etmesinden sonra gözaltına alınmıştı. İki köylü, gözaltındayken işkenceye uğradı.

AİHM, TÜRK DEVLETİNİ MAHKUM ETTİ

Türk devletinin bizzat suçlu olduğunun anlaşılmasıyla birlikte iç hukuk yolları da beyhude kalıyordu. Katliamda yakınlarını kaybedenler, 12 Temmuz 1996’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Dava, uluslararası alana taşınmış ve bu kez sonuç alınacaktı: Türkiye, AİHM tarafından, yakınlardan 10 kişiye 15’er bin avro manevi tazminat; İbrahim Kaya’ya 5 bin 160 avro maddi tazminat; sekiz kişiye de 3’er bin avro ödemeye mahkum edildi.

DÖNEMİN DEVLET BAKANINDAN 13 YIL SONRA İTİRAF

Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen 13 yıl sonra Güçlükonak’ta yaşananları itiraf etti: “...Olayın geliştiği yer, güvenlik güçlerinin tamamen hâkim olduğu, kontrolü altında bulundurduğu bir alandı, PKK'nın orada eylem gerçekleştirmesi mümkün değildi.”

Ekmen, itiraf etmesini “vicdanım rahat değil” diyerek açıklıyordu. Ekmen, olaydan sonra Güçlükonak’ta güvendiğini söylediği bir korucubaşını telefonla aradığını, kendisinden ‘devletin açıklaması doğru değil ama gerçekleri açıklarsak kendimizi koruyamayız’ sözlerini duyduktan sonra Güçlükonak’a gitmekten vazgeçtiğini de açıkladı.

Ekmen, itiraflarının ardından, mensubu olduğu CHP'nin o dönemki genel başkanı Deniz Baykal'la diyalogunu da anlattı: “...Duyumlarımı kamuoyu ile paylaşmak istediğimi söyledim. Suçun neden PKK'nin üzerine yıkılmaya çalışıldığını sordu. Şimdi tam olarak anımsamıyorum; ama Avrupa'da Kürtlerle ilgili önemli bir oylama yapılacaktı. Bu olayın PKK'ye mal edilerek oylamayı gerçekleştirecek kuruma mesaj verilmek istenmiş olabileceğini söyledim. Böyle bir mesaj vermek için neden bu korucuların seçildiğini sordu. ‘Emin değilim, ama kendi duyumlarıma göre olayda ölen korucularla PKK'liler birbirlerine saldırmamak konusunda uzlaşmıştı. Güvenlik güçleri bunu duydu ve bunları cezalandırdı’ dedim. Deniz Bey beni engellemeye kalkışmadı, ‘eğer bu iddialarını kanıtlayabiliyorsan, kendini zor durumda bırakmayacaksan, çık bildiklerini kamuoyuyla paylaş, aksi halde hiç girme’ dedi. Bunun üzerine bildiklerimi gidip Başbakan Tansu Çiller'e anlatmayı teklif ettim; ‘sen bilirsin, ama başbakanın bu ara derdi başından aşkın" deyince vazgeçtim. Gerçeği bildiğim halde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım.”

GÜÇLÜKONAK’TAN ROBOSKİ’YE: ÇİLLER’DEN ERDOĞAN’A

Roboski’nin Güçlükonak’ta yaşananlardan bir ayırt ediciliği varsa, o da, devletin artık başka güçlere yıkılmaya elverişli katliamlar yerine; bizzat faili olduğu anlaşılır vahşetlerde rol alması olabilir; savaş uçaklarını halka yöneltmesi bunun tezahürüydü.

Ali Barış KURT - ANF

Diğer Haberler