Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürdistan İslam Partisi Neyin Habercisi?

Kürdistan İslam Partisi Neyin Habercisi?

10 Mayıs 2012 Perşembe 19:53
Oluşumun isminin bile PKK-devlet arasına sıkışmışlığın boyutlarını yırtmayı, aşmayı amaçladığı söylenebilir.

Kürdistan İslam Partisi, Bölünme Fetvası Neyin Habercisi?*

Son günlerde Kürd sorununda yaşanan çok önemli gelişmeler var. Özellikle Uludere-Roboski'de 34 sivilin bombalama sonucu ölmesi karşısında ve sonrasındaki süreçte, tüm sivil tepkilere rağmen, klasik devlet aklını aşamayan hükümetin söylemi ve duruşu yeni bir olumsuz kırılma noktasını tarihe not düşerken, açılım politikalarının mimarı AK Parti hükümetini de Roboski'nin suç ortağı olarak toplum havsalasına kaydetti. Yani AK Parti'nin politik duruşu ilk kez Roboski ile sistem/statükoyla aynı paydada buluştu. Bu yönüyle Roboski, AK Parti'nin Kürd sorunu bağlamında yeni bir kırılma noktasını oluşturdu denilebilir.

Başbakan'ın cesaretli(!) söylemleri ile şekillenen yeni dönem Kürd politikasının başlangıç noktasının 12 Haziran 2011 seçimleri sonrası olduğu söylenebilir. Özellikle 14 Temmuz Silvan olayı sonrasında deklare edilen yeni dönem Kürd politikasının merkezinde "PKK'yi bitirme veya silahsızlandırma" var. O zamandan beridir devam eden askeri operasyonların temel amacı PKK'yi bitirmek veya en azından pes ettirmek. Kürd sorununu PKK'yi bitirmeye indirgemek ise geçmişin tarihi hatalarını tekrarlamaktan öte bir anlamı taşımaz.

Temelde AK Partideki bu startejik değişiklik, bu yeni yaklaşım, PKK içindeki militarist kanadın istediği bir ortamı beraberinde getirdi. Ve sonuçta sürecin merkezine yine silahlı çatışmalar ve onun şekillendirdiği söylemler oturdu. Sivil siyaset üzerinden çözüm sürecini geliştirmesi/beslemesi beklenen aktörler, karşılıklı tehditler, meydan okumalar cenderesine söylemlerini kilitlediler. Son olarak BDP'li vekillerin canlı kalkan olma teşebbüsleri sivil siyasetin, militarist iklime mahkûm olmaktan kendini kurtaramadığını gösteren acı bir pratik olmuştur.

Diğer taraftan, basında psikolojik savaş ajanlığı yapmaktan öte işlevi bulunmayan kimi kallavi kalemler ise yangına benzin döken ajitasyonlar yapan, yorum ve analizlerde bulunuyorlar. Reel gerçeklikten uzak, derinliği bulunmayan, çözümden yana bir açılım içermeyen, "Türklerin neyi varsa, Kürdlerin de olmalıdır" gibi slogandan öte bir anlamı olmayan beylik cümleler kuruyorlar. Ülke gündemine sözüm ona damgasını vuran bu psikolojik savaş ajanlarının ne adına Müslüman Kürd Halkının sözcülüğüne soyundukları, kimden ve nasıl bir akreditasyon ile bu yetkiyi aldıkları ise ayrıca sorgulanmalıdır.

Çok daha acı olan ise İslami çevrelerin içinde bulundukları duygusal ve zihinsel iklim. Son olarak toplum nezdinde büyük saygınlığı olan Hayrettin Karaman Hoca'nın "bölünmeye giden yol kapatılmalıdır" odaklı fetvası, bu zihinsel iklimin önemli kırılma noktalarından birini oluşturmuştur. Bu fetvaya karşı hiçbir itirazın gelmemesi, temelde Kürd sorunu bağlamında İslami sorumluluk ve duruş sahibi tüm kesimlerin içinde bulundukları patolojik durumu deşifre etmektedir.

Hayrettin Hoca'nın temel kaygısı sanırım, son dönemde Irak'ta yaşanan gelişmelerdir. Bu fetvayla, bir yandan Kürdistan'ın bağımsız bir devlet olma sürecini bloke etmeye ve mevcut iktidarı bu bağlmada bir politik duruşa zorlamayı hedeflerken, öte yandan, İslami kesimleri bu yönde bir duruş almaya, tercihte bulunmaya zorlamaktır.

Bu yönüyle bakıldığında Hayrettin Hoca'nın verdiği fetva, İslami çevreleri bir tercihe ve duruşa zorlaması bağlamında, Kürd sorununa bakış açılarının netleşmesi bakımından olumlu olmuştur. Yani süreç artık bundan sonra flu duruşları ortadan kaldıracak ve herkes eteklerindeki taşları dökmek zorunda kalacaktır. Dolayısıyla bir kırılma noktası oluşturan bu fetvanın bundan sonraki sürecin tüm kesimler açısından netleşmesini kaçınılmaz kılacağı düşünüldüğünde, sürecin gelişmesi ve derinleşmesi bağlamında olumlu olduğu bile söylenebilir.

Bu bağlamda verilen fetva, tüm İslami kesimlerdeki ironik, paradoksal duruşu görünür kılacaktır. Zihinlerde oluşan misak-ı millinin kutsallığını tartışmaya açacaktır. Kardeşlik, adalet, hak ve özgürlükler, ümmet birliği gibi politik söylemin sığ sularında iyice yıpratılmış, manipulatif, kamuflatif angajmanlara tabi tutulmuş kavramları belki, vahyin ikliminde yeniden daha gerçekçi ve vicdani zeminlerde konuşmanın, düşünmenin önünü açacaktır.

AK Partinin, sivil karakterli ve çözüm odaklı açılım politikalarını terk ederek, PKK'yi bitirmeye veya silahlı etkisini minimize ederek, yönetilebilir bir seviyede tutmaya dönük yeni dönem stratejisi, genel olarak iktidar partisi olmaktan kaynaklanan seçim kazanmaya, bir dönem daha iktidarını sürdürmeye dönük pragmatist bir tercihtir. Ama bu durum, AK Partinin kuruluş değerlerinden; hak, adalet, özgürlükler ve insan merkezli değişim misyonundan uzaklaştığını ve iktidar olmanın çözücü etkisinden kendini kurtaramadığını da gösterir.

Benzer şekilde, PKK'nin de kendi iktidarını sürdürme kaygısının Kürt sorununun çözümünün önünde her geçen gün biraz daha aşılamayan bir engele dönüştüğünü belirtelim. Bu kaygı, PKK'yi, sorunun çözümünden öte, kendi varlığını ve iktidarını muhkemleştirme öncellikli hesaplara, politik pazarlıklara itmektedir.

Yaşanan bu süreçte, PKK ve devlet arasına sıkışmış , iktidarın hesaplarının kirli ikliminde, Müslüman Kürd Halkının talepleri, beklentileri ve bu sıkışmışlık içinde yaşadıkları acıları, çığlıkları duyulmaz hale gelmiştir. Bu urum hayati bir temsiliyet sorununu her geçen gün daha bir elzem kılmakta ve oluşan siyasi boşluk kendini daha etkili hissettirmektedir.

Bir süredir Kürdistan coğrafyasında, çok çeşitli çevrelerde konuşulan ve tartışılan bu temsiliyet krizi ve bunun doğurduğu siyasi boşluk, sonunda kendini "Kürdistan İslam Partisi" tanımlamasıyla ve de sürecin önemli tanıklarından ve yıllardır www.haberdiyarbakir.com sitesi üzerinden Kürd sorununa kafa yoran, fikir üreten ve değerlendirmeler yapan, Avukat Sıdkı Zilan ismi üzerinden kendini ilan etti. Oluşumun isminin bile PKK-devlet arasına sıkışmışlığın boyutlarını yırtmayı, aşmayı amaçladığı söylenebilir. "Kürd" kelimesi üzerinden PKK'den beklediği, "İslam" kelimesi üzerinden AK partiden beklediği ama bulamadığı, hatta her bir aktörün kendi iktidarlarını sürdürmek için bu iki boyutu ayrı ayrı artık sömürmeye, kullanmaya başladığının tepkisini kendi isminden başlayarak gündeme getirdiğini söyleyebiliriz.

Bu oluşum ne kadar bu boşluğu doldurabilecek? Ak Parti gibi güçlü siyasi bir aktör ve PKK gibi acımasız bir güç karşısında ne kadar yaşama şansı bulacak? Bütün bunları yeni oluşumun donanımı, samimiyeti ile beraber ortaya koyacağı siyasi duruş ve söylemi belirleyecek. Kurtlar sofrasında bir kuzunun ben de varım, ben de buradayım demesi gibi koşullar çok zor ve sıkıntılı olmaz umarım!

*Hasan Postacı / Islah Haber 

Diğer Haberler