Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürdistan meselesi, kendi kaderini tayin sorunudur

Kürdistan meselesi, kendi kaderini tayin sorunudur

11 Eylül 2012 Salı 12:04
Medeniyetlerin ve semavi dinlerin beşiği olan Ortadoğu'dayız ve Ortadoğu özelinde Kürdistan'dayız. Yüz senedir büyük devletler tarafından paylaşılmış topraklarımızda bugün elhamdülillah büyük bir diriliş emaresi görüyoruz.

'I. Kürdistan İslam Konferansı'na tebliğ*

Saygıdeğer büyüklerim,

Bugün burada Kürtçe bir konuşma yapamadığım için özür diliyorum. Eğer bunu söylemeden söze başlasaydım içimdeki Kürdistani duyguları yeterince yansıtamamış olabilirdim.

Tıpkı bizlere yollanan çağrı metninde de değinildiği gibi medeniyetlerin ve semavi dinlerin beşiği olan Ortadoğu'dayız ve Ortadoğu özelinde Kürdistan'dayız. Yüz senedir büyük devletler tarafından paylaşılmış topraklarımızda bugün elhamdülillah büyük bir diriliş emaresi görüyoruz.

Yaprakları yolunmaya çalışılan dört yapraklı yonca gibi olan ülkemiz Kürdistan'ı Arap, Fars ve Türk devletleri sömürüyordu. Hatta saygıdeğer İsmail Beşikçi'nin doğru tespitiyle Kürdistan sömürge statüsünde bile değildi. İran, Irak, Suriye ve nihayet Türkiye tarafından yeraltı ve yerüstü kaynakları, özellikle de insan gücü sömürülen bir ülkeydi Kürdistan.

Dünya siyaseti değişti ve Kürtler bugün dünya ölçeğinde siyaset geliştirerek, değişimleri doğru okuyarak Arap sömürgeciliğinden kendilerini kurtardılar. Doğru politikalar geliştirir, Kürtlerin her kesimi arasındaki dayanışmayı mutlak surette arttırsak, ülkemizin diğer parçalarını da bu esaretten kurtarabiliriz.

Şurası bir gerçek ki bugün Kürdistan, sömürge devletlerin dindarlarınca da sömürülüyor. Ülkemizi sömüren emperyalist Ortadoğu devletleri, aziz İslam dinini ve bilimi kendi inkarcı ve imhacı politikaları doğrultusunda eğip büküyorlar. Kendi devletleri ve kendi hükümetleri doğrultusunda bir İslam algısına sahip olan Türk İslamcıları, İslam ümmeti arasında fark yok diyorlar. İnananlar kardeştir diyorlar.

Biz de diyoruz ki evet, inananlar elbette kardeştir. Ama görüyoruz ki devleti olanlar daha fazla kardeştirler.

Bugün ümmetçilik düşüncesinde herkes sadece kendine müslüman. Kürtler başka bütün müslüman halkların sorunlarıyla ilgilenirken, Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenenler yok. Artık biz Kürtler, tıpkı halkımızın bir atasözünde "ji xelkê re pispor e, jixwe re kor e." dendiği gibi başka halkların sorunlarını kendimizinkinden önemli tutmayacak, tıpkı komşu halklar gibi "önce can, sonra canan" diyeceğiz. "Yaşasın Kürtlerin birliği" demeden, asla ve hiçbir zaman "yaşasın halkların kardeşliği" demeyeceğiz.

Üstelik ümmeti parçalayanlar Kürtler değil, onlara türlü zulümleri reva gören rejimlerdi. Dolayısıyla ümmetin parçalanmasından Kürtler değil, Müslümanlar tarihinde gelmiş geçmiş tüm devletler sorumludur…

Kürdistan’ın varolmasından dini bir rahatsızlık duyan milletler ve devletler, kendi meşruiyetlerini neye dayandırıyorlar?

Bu coğrafyayı kutsal kılan nedir? Ümmet bütünlüğü için parçalanmaması neye dayandırılıyor? Bu kutsiyeti misak-ı milli sınırlarına hapsetmenin mantığı nedir?

Bu bölümdeki başlığımız Kürt sorununa İslami çözüm olarak belirlenmiş… Ancak ben bu ifadenin isabetli bir ifadelendirme olmadığını düşünüyorum. Çünkü İslam’ın değil, takipçileri olan Müslümanların çözümü olur ve bu çözüm İslam’a uygun olmak zorundadır. Yani Müslümanlar çözüm önerilerinde Kur'an’ı ve Rasul’ün sünnetini esas alıp çözüm geliştirebilirler. Ama Müslümanlar çözüm önerilerinde İslam’ı referans aldıklarını iddia etseler de, çözüm önerilerinin makuliyeti ve sıhhati de kendileriyle ilgili bir durumdur.

Bu coğrafyada yaşayan İslami kesimin ümmet tanımı ve ümmet algısı, genel olarak coğrafik ve bölgecidir. Bu algıya sahip İslami kesim, ümmeti ve dini inancı bir bölgeye hasrederek değerlendirirler. Değer yargıları ve siyasi çizgileri bu doğrultuda şekillenir. Ama yine de tenakuz ve çelişkiden kurtulamazlar. (Ümmetçi paradigmaya sahip olan siyasal İslamcı oluşumların ümmet kurgusunda, Kürtler bir millet ve ülkelerinde egemen bir unsur olarak değil, sadece folklorik bir kültür öğesi olarak yer alırlar.)

Ayrıca Ümmet konseptini bir sorunun adresi olarak göstermek, o sorun çözülmesin demenin başka bir biçimidir. Ümmet denklemini bir inanç meselesi olarak empoze etmeye çalışmak ise, İslam’ı romantize etme çabasıdır. Ortadoğu’da oluşan yeni dengeler ve yaşanan gelişmeler ise romantizme kurban edilemeyecek kadar büyük ve ciddi boyutta. Bu karmaşıklığın ve keşmekeşliğin merkezinde ise Kürdistan coğrafyası ve Kürdistan meselesi var.

Bizim Kürtler olarak, ayakları yere basan bir düşünceye ve aklıselim bir siyasete ihtiyacımız var. Müslümanlar olarak da, İslam’ı Türk, Arap ve Fars İslamcıların tekelinden kurtarma gibi bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğumuz sadece siyasal İslami oluşumların değil, dinle veya dindarlarla bir şekilde ilişkisi olan bütün Kürtlerin İslam’la kurdukları ilişkilerin normalleşmesini ve sağlıklı bir temele oturmasını sağlayacaktır. Bu aynı zamanda Kürdistan’ın kuzeyinde sosyalist ile İslamcı süreçlerin çatışmalarından kaynaklanan hasmane tutumu da yumuşatacak ve diyalog yollarının önündeki engelleri kaldıracaktır.

Nitekim şimdiye kadar Kürtler arasında süregelen çatışmalara da bir son verme vaktidir. Hem Solcu-Kürt fraksiyonlar arasındaki çatışmalar, hem İslamcı-Kürt cemaatler arasındaki çatışmalar hem de solcu ve İslamcı-Kürtler arasındaki çatışmalar ortadan kaldırılmalıdır. Kendi millet bütünlüğümüz etrafında bir arada olmanın gerekliliğine vurgu yapılmalıdır.

Şunu vurgulamak isterim ki, İslam ve İman Kürtler için kültürel ve folklorik bir öğe değildir, bir mezhep mesabesinde hiç değildir. İslam’ın keyfiyeti ve kemmiyeti Kürtler için varlık ve yokluk meselesidir. Bunun kabul görülmesi ve kabul edilmesi ise bir lütuf değildir. Sadece geç fark edilmiş bir gerçekliktir. Buna uygun atılacak adımlar ve izlenecek yöntemler de, sadece bir zorunluluğun ifası olarak görülecektir.

Kürdistan meselesini demokrasi, kültürel haklar ve insan hakları konsepti ile dile getirmek, sorunu yanlış okumak ve adını da hatalı koymaktır. Çünkü sorun hâkimiyet, hükümranlık ve kendi kaderini tayin sorunudur. Bu tam da, insanların kendi iradeleriyle karar almaları ve egemenlik haklarını kullanmaları demektir. Bu yüzden, sorun millî bir sorundur. Sorun Kürdistan sorunudur.

Dolayısıyla, din-millet ikileminden Kürt milletinin kurtulması ya da kurtarılması lazım. Bu inisiyatif; bir parti, dernek, vakıf veya cemaatin değil, bütün Kürt siyasal oluşumların sorumluluğundadır.

* Beroj Yayın Kurulu üyesi Esra Aydın'ın Diyarbakır'da gerçekleştirilen 'I. Kürdistan İslam Konferansı' tebliğ metnidir...

Diğer Haberler