Nuştox û şaîr J. Îhsan Espar
Îhsan Espar, 1956 de Pîran de maya xo ra bîyo. Ey 1979 de, Dîyarbekir de Enstîtuyê Perwerdeyî qedênayo.
Kanada piştevaniya Kurdistanê dike
Kanada piştevaniya biryara gelê Kurdistanê ya derbarê serxwebûnê dike.
Kürdlerin Kudüs’ü Kerkük
Kürdistan, bayrağı, milleti ve toprağı ile birdir.
Kürt Devleti - İrfan Burulday

Kürt Devleti - İrfan Burulday

30 Temmuz 2012 Pazartesi 05:55
Kürdistan’da başta güvenlik olmak üzere Kürtlerin ulusal haklarını, millet iradesinin yansıtıldığı meşru temsiliyet gücünü elinde tutacak ve siyasi, politik, askeri, ekonomik haklarını güvence altına alacak bir Kürt devletine ihtiyaç duyulmaktadır.

Kürdistan’da başta güvenlik olmak üzere Kürtlerin ulusal haklarını, millet iradesinin yansıtıldığı meşru temsiliyet gücünü elinde tutacak ve siyasi, politik, askeri, ekonomik haklarını güvence altına alacak bir Kürt devletine ihtiyaç duyulmaktadır. Nitekim Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler gözönüne alındığında bu ihtiyacın ne denli açığa çıktığı anlaşılırdır.

Bu durumda gerek Kürdistan’ın Kuzeyinde örgütlü ulusal-siyasal hareketler gerekse Kürdistan’ın batısında KUK çatısı altında ulusal bir oluşum gerçekleştiren siyasi hareketler ve gerekse de Kürdistan’ın güneyinde siyasal, politik ve kısmen ekonomik özgürlüğünü kazanabilmiş Federe Kürdistan Devleti’nde aktör siyasal iradeye büyük sorumluluklar düşmektedir. Yani sorumluluğun ağır yükü uluslararası alanda temsiliyet ya da meşruiyet sorunu yaşamayan Federe Kürt Devleti’ne aittir.

Diğer bir deyişle Federe Kürt Devleti,  diğer ulusal hareketlere rağmen, siyasal ve politik zeminde daha bir toparlayıcı ve de belirleyici rolü haizdir; öyleyse bu durum, tartışmasız birinci derecede Güney’in öncülüğünü zorunlu kılmakta ve onu daha da belirgin hale getirmektedir. Zira bu durum Kuzey, Batı ve Doğu Kürdistan’da ulusal mücadeleye odaklı ulusal hareketlerin, uluslararası alanda herhangi bir siyasal, politik meşruiyet kazanamamış olmalarından kaynaklıdır.

O halde Güney, söz konusu ulusal hareketleri Kürdistan siyasal yapısına özgü ve kollektif aklı esas alan bir havzada bütünleştirme girişimine ağırlık vererek söz konusu bu farklılığını ya da ayırıcı vasfını göstermek zorundadır.  Nitekim Kürdistan’ın tüm parçalarında verilen mücadelenin ortak özelliği; Kürdistan’a siyasal bir statü (ki bana göre bu siyasal statü talebi devlet formunda belirginleşir) arayışı çerçevesinde konumlanmalarıdır. Bu arayışın diğer bir ortak özelliği ise farklı kavramlarla ifade ediliyor olsa da realpolitik ve konjonktürel gelişmeler düşünüldüğünde sosyo-ekonomik ve sosyo-politik bileşkede ulus-ülke gerçekliğini hedef alan birleşik bir Kürdistan düşüncesine yönelmesidir.

Bir başka açıdan Hewler görüşmesi ve ardından varılan ortaklık tüm Kürdistan’da sözkonusu tarihsel eksikliği gidermekle kalmadı aynı zamanda işgalci egemen güçlere karşı ısrarla beklenen bir Kürt ittifakı yaratmıştır. Zira bu konsensüs konjonktürel düzeyde de olsa PKK gibi Kürt silahlı direniş hareketine uluslararası bir meşruiyet düşüncesi kazandırmıştır. Dolayısıyla Kürtlerin niteliği henüz tam olarak kestirilmese de siyasal statü konusunda hemfikir olmaları tarihsel yılgınlık yaratan, yoksullaştıran pesimist kaderciliği ve egemen siyasal sistemlere eklemlenme hastalığını da  pasifize etme durumu yaratmıştır.

Ayrıca Güney’in Batı Kürdistan’daki gelişmelerde öncülüğünü (kollektifliğini) gerektiren diğer önemli bir durum da Kürdistan bölgesine yönelik herhangi bir müdahalenin önünü kesmektir. Çünkü kabul etmesek de PKK, uluslararası kamuoyunda bir “terör” hareketi ve “Türk devletinin anayasal düzenini bozmaya” yönelik bir iç isyan hareketi olarak kabul edilmektedir. Diğer ayırıcı bir faktör de PKK’nin kapitalist sistemin pek de hoşlanmadığı “radikal sol” ideolojiden beslenmesi ve Türkiye’de bazı PKK üst düzey yöneticilerinin söylemiyle güya anti-emperyalist, anti-kapitalist ama özünde Türkiyelileşmeyi ölçüt alan sosyalist bir devrimi hedeflemesidir. Öte taraftan Kürdistan meselesinin Türkiye’nin bir iç meselesi olarak görülmesi ve uluslararası güçleri dışlayıcı bir tavrın takınılması ve ne arabulucu ne de gelişmelere müdahale edilmemesi gerektiği yönündeki açıklamalar da bu olumsuzluğun bir parçası sayılır.  

Strateji, konjonktür, açılım her ne derseniz deyintüm bu etkenler, Kürtler adına en azından Batı Kürdistan açısından bir olumsuzluk olup, uluslararası güçlere karşı negatif bir durumdur. İster kabul edilsin ister edilmesin hiçbir uluslararası güç siyasal, ekonomik ilişkilerinde sorun yaşama ihtimali taşıyan yönetimlerden, iktidarlardan hoşnut olmaz. Nitekim Ortadoğu ve Afrika’da yaşanan bunca gelişmenin en temel aktörleri küresel güçlerdir. Bu nedenle güneydeki federal hükümet, diğer Kürt siyasi, sivil yapılanmalara nazaran daha açık bir uluslararası desteğe sahip olma şansına sahiptir, dolayısıyla Kürdistan’da yaşanan süreci “doğal haklar” (bireysel sorumluluk ve ödevler) ve “modern haklar” (idari ve siyasi) gibi gerçekliğe taalluk eden konuları uluslararası düzeyde müzakere alanına taşıma hakkını gerçekleştirebilir. Bu noktada ulusal hareketlerin yapmaları gereken acil durum, Federe Kürdistan’ı karşılıklı siyasal temsiliyet düzeyinde öne çıkarmaları ve diplomatik manevra alanını açmalarıdır.   

****

Gelişen olaylar gözönüne alındığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Uluslararası gücün desteğini arkasına alabilen ve ortak bir strateji çerçevesinde örgütlenmiş siyasi kurum/kurumlar geleceklerini şekillendirici bağımsız bir devlet fikrini savunabilir, hatta fiilen bunu gerçekleştirmenin hukuki altyapısını oluşturabilirler. Dolayısıyla Kürdistan’daki gelişmelerin özellikle Batı Kürdistan’da gelinen sürecin uluslararası güçlerden müstağni kılınmaya çalışılması ve görmemezlikten gelinmesi doğru ve mantıklı bir tutum olamaz. 

Kürtlerin düzenli ve söz hakkına sahip bir güce dönüşmesi kendi topraklarında daha çok örgütlü bir topluma ulaşmalarıyla mümkündür. O halde başta Federe Kürdistan Devleti olmak üzere ve henüz hiçbir statü elde edememiş diğer ulusal aktörlerin yanıtlamaları gereken önemli bir soruyla karşı karşıyayız: Kürtlerin gerek statü öncesi gerekse de statü sonrası, mevcut egemen sistemlerle kurdukları/kuracakları idari yapılanmaların/yapılanmanın ilişki biçimidir. Örneğin bu siyasal, idari yapılar doğrudan ademi merkeziyetçi mi yoksa  Osmanlı’da olduğu gibi merkezi hükümete her türlü bağımlılığın gerektiğini savunan merkeziyetçi bir yapı mı? Hiç kuşkusuz Kürt ulusal hareketleri bu konuda net bir tavır belirleyememiş ve güncel gelişmeler ışığında bazı beyanatlarda bulunmaktadırlar. Yani Kürtler egemen üniter devletlerin toprak bütünlüğüne bağımlı kalarak elde edecekleri çözüme odaklı bir siyaset gütmeyi hedeflemiş gibiler. Mesela, zaman zaman Güney’in federal yapısını koruyarak Osmanlı’da olduğu gibi merkezi Türk hükümetine bağlanmasını isteyen açıklamalar duymaktayız, bu da bizi iki ana eksen üzerinden iki farklı idari yapıya yönlendirir. Birincisi Egemen devletlerin toprak, sınır bütünlüğünü muhafaza ederek, federal-konfederal idari yapılar şeklinde, diğeri ise bu idari yapılanmaların konumlanış biçimleri bağımsızlık düşüncesine yönelik bir geçiş süreci niyetine dönük olmasıdır.   Demokratik özerklik, bahsettiğimiz idari yapılar dikkate alındığında güdük ve basit kalır dolayısıyla bu “siyasal sistem” hakkında olumlu şeyler söyleyemeyiz.

Bağımsızlık ya da bağımsızlığa yol açan bir yöntem üzerinde ısrarcı olunmalı. Zira gerek merkeziyetçilik, gerekse de ademi merkeziyetçilik salt konjonktörel ve stratejik bir söylemle ifade edilemez kadar mühimdir. Çünkü karşımıza Kürt siyasiler tarafından sıkça gündemde tutulan sosyal, kültürel Türkiyelileşme ile siyasal, idari bir Osmanlılaşma paradoksuyla karşı karşıyayız. Siyasal statü konusunda sürdürülen belirsizlik bu alan üzerinden sürdürülmemelidir. Bu konuda Federe Kürt Devleti’nin tutumu diğer parçalardaki Kürt hareketlerini de etkilemektedir. Dolayısıyla Kürt siyasal aklı, idari, yönetimsel oluşumun niteliği konusunda yaşanan çelişkilerden kurtulmalı ve Kürdistan devleti gerçekliğine bir an önce bir açıklık getirmelidir.  

İrfan Burulday / Ufkumuz

Diğer Haberler